ORMAN SAYILAN YERLER


T.C.

YARGITAY

Yedinci Hukuk Dairesi

E: 2006/1535

K: 2006/1543

T:15.05.2006

  • ORMAN SAYILAN YERLER

Özet: Öğreti ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre kural olarak, orman kadastrosuna bağlı tutulan bölgelerde bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı, kadastro tespit gününden önce kesinleşmiş olmak koşuluyla orman sınırlan­dırma harita ve tutanağının yerel bilirkişi aracılığıyla uzman ormancı bilirkişi eliyle yöntemine uygun biçimde yerine uygu­lanması yoluyla belli edilir. Bölgede orman sınırlandırması hiç yapılmamış ya da yapılıp kadastro tespit gününden önce ke­sinleşmemiş ise, aynı doğrultudaki araştırmanın, 6831 sayılı Kanunun 1. maddesi hükmü uyarınca yapılması gerekir.

  • 3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 12]
  • 3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 13]
  • 3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
  • 3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 20]
  • 6831 s. ORMAN KANUNU (1) (2) [Madde 2]

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü.

İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği dikkate alındığında dava ve temyize konu 111 ada 4 parsel sayılı taşınmazın batı ve doğu sınırını oluşturan eylemli biçimde komşu 2 ve 6 parsel sayılı komşu taşınmazların eylemli biçimde orman niteliğiyle tespit edildiği dikkate alındığında uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde çözüme kavuşturulabilmesi için taşınmazın öncelikle orman sayılan yerlerden olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre kural olarak orman kadastrosuna bağlı tutulan bölgelerde bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı kadastro tespit gününden önce kesinleşmiş olmak koşuluyla orman sınırlandırma harita ve tutanağının yerel bilirkişi aracılığıyla uzman ormancı bilirkişi eliyle yöntemine uygun biçimde yerine uygulanması yoluyla belli edilir. Bölgede orman sınırlandırması hiç yapılmamış ya da yapılıp kadastro tespit gününden önce kesinleşmemiş ise aynı doğrultudaki araştırmanın 6831 sayılı Yasanın 1. maddesi hükmü uyarınca yapılacağı kuşkusuzdur. Ne var ki, mahkemece bu doğrultuda herhangi bir araştırma ve soruşturma yapılmadığı gibi kadastro tespitine dayanak yapılan davacı tarafın dayandığı Mayıs 1325 tarih 14 sayılı tapu kaydının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri, komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve dayanakları kayıtlarla denetlenmediğinden soyut nitelikte gerekçesiz sözterden ibaret olduğu gibi uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki haritada tutunulan tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri yöntemine uygun biçimde gösterilmediğinden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkân vermeyen harita ve eki raporda yetersizdir. Hal böyle olunca mahkemece yapılan araştırma ve soruşturmanın yetersiz olduğu kuşkusuzdur.

O halde davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesi hükmüne dayalı kesinleşen kadastroya karşı açıldığı saptanan dava niteliği de dikkate alındığında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra tapu kaydına dayanan davacı tarafın kayıt maliki ya da malikleri ile akdî, irsî ilişkisi sorulup saptanmalı, bu nedenle kayıt maliki ya da maliklerinin tüm mirasçılarını gösterecek şekilde onaylı nüfus aile kayıt örnekleri, ilgili Nüfus Müdürlüğünden getirtilmeli, ya da bu konuda istihsal edilmiş veraset belgesi varsa ibraz ettirilmeli, bu yolla irsî ilişki sağlıklı biçimde duraksamasız belirlenmeli, akdî ilişkiye dayanıldığı takdirde ilgiliden bu konudaki delilleri sorulup saptanmalı, göstereceği deliller toplanmalı ya da bu konuya ilişkin yazılı kayıt ve belgeleri ibraz ettirilmeli, kayda dayanan tarafın tapu kayıt maliki ya da malikleri ile akdî ya da irsî ilişkisi saptandığı takdirde dayanılan tapu kaydının dava dışı 112 adet taşınmaza miktarından fazlasıyla revizyon gördüğü de gözönüne alınarak bunlar dışında başka taşınmaz ya da taşınmazlara revizyon görüp görmediği Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmazla birlikte revizyon gördüğü tüm dava dışı taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, dayanılan tapu kaydının dava dışı başka taşınmazlara miktarından fazlasıyla revizyon gördüğü ve davalı olduk.arı saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, vur­gulanan bu olgunun dava ekonomisi ve kaydın kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, ayrıca dava ve temyize konu taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idarî merciler tarafından orman sınırlandırması ve 6831 sayılı Yasanın değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca orman sınırları dışına çıkarma işlemleri yapılmış ise bununla tutanak ve eki belgeler ile dayanağı haritalar kesinleşip kesinleşmediklerini kesinleşmiş ise kesinleşme günlerini gösterecek biçimde orman idaresinden getirtilmeli, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman ormancı ve ziraatçı bilirkişi ile uzman bilirkişi tapu fen memuru tutanak bilirkişilerinden sağ olanların tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle az yukarıda açıklanan biçimde dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı yöntemine uygun biçimde belirlenmeli, bundan sonra 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20. maddesi hükmü uyarınca davacı tarafın dayandığı tespite dayanak yapılan tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada kaydın revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar özellikle gözönünde tutulmalı, dayanılan tapu kaydında tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve dayanakları kayıtlarla denetlenmen, bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, dava konusu taşınmazın tümü ya da bir bölümü dayanılan tapu kaydının kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde çekişmeli taşınmazın tespitte türünün ham toprak niteliğinde olduğunun tutanakta belirtildiği gözönüne alınarak kayıt kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümleri yönünden yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek, çelişki giderilmeli, uzman bilirkişilerden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkân verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, özellikle tespitte saptanan olgu dikkate alınarak orman sayılmayan ve tapu kaydının kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümlerinin kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı yolunda uzman ziraatçı bilirkişiden de ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek davanın dayanağını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13 ve 14. maddesi hükümleri ile sözü edilen Yasanın 45. maddesi hükmünün 1, 2 ve 3. fıkralarının Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiği de gözönünde tutularak sonucuna uygun bir karar verilmelidir.

Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı Hazine’nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 15.05.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

İlgili yargı içtihatları :
Bu yazı Yargıtay Dosyaları kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

HATA: si-captcha.php, GD resim desteğini bulamadı!

Web sunucusu sağlayıcınıza danışın ve GD resim desteğini etkinleştirin.

HATA: si-captcha.php, PHP imagepng fonksiyonunu bulamadı!

Web sunucusu sağlayıcınıza danışın ve PHP imagepng fonksiyonunu etkinleştirin.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>