Etiket arşivi: İTİRAZ

Faturaya süresinde itiraz edilmemesi ile ilgili Yargıtay Kararları

Bir sözleşmeye dayanmayan faturanın soyut olarak muhatabına gönderilmesi ve muhatabın faturaya itiraz etmemiş olması onun kesinleştiği sonucunu doğurmaz. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi T. 27.6.2002 E. 2002/1631 K. 2002/3536 )
– – · – –
Davalıya gönderilen ve itiraza uğramayan faturaların alacak bölümünde vade farkı olarak bir miktar gösterilmemiş olup faturanın altına 8 günü geçen ödemeler için vade farkı uygulanacağına dair ibareye yer verilmiştir. Bu şekilde düzenlenen ve ticari defterine işlenen faturalara itiraz edilmemiş olması vade farkı isteminin kesinleştiği sonucunu doğurmaz. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi T. 25.9.2003 E. 2002/1784 K. 2003/4315 )
– – · – –
TTK’nın 23/2 maddesi uyarınca keşide edilen faturaya itiraz edilmemiş olması halinde fatura münderecatının kabul edilmiş sayılacağı hükmü ancak taraflar arasında faturanın keşide edilmesine neden olan akdi ilişkinin ispat edilmesi durumunda geçerlidir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi T. 8.6.1988 E. 1988/60 K. 1988/3809)
– – · – –
Faturaların alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi için muhataba tebliğinden itibaren sekiz gün içerisinde itiraza uğramamış olması gerekir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi T. 29.5.2000 E. 2000/4885 K. 2000/5011)
– – · – –
Sözleşme dışı işin yapılarak, teslim edildiği itirazsız kabul olunduğu, çekişmesiz ise, bu işlerin bedelini içerir faturaların karşı tarafa yani işi yaptırana tebliğ edilmiş olmasına karşın Türk Ticaret Kanunu’nun 23/2. madde hükmünde öngörülen ( 8 ) günlük süresi içinde itiraz olunmaması durumunda, sözleşme dışı işlerin bedelinin doğruluğuna yönelik olarak, tarafların iradeleri birleşmiş olacağından, kesinleşen fatura kapsamındaki iş bedeli tarafları bağlayıcı olur. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 09.06.2008 E. 2007/3090 K. 2008/3800)
– – · – –
Davaya dayanak alınan faturanın Türk Ticaret Kanunu’nun 23. maddesi gereğince kesinleşmiş ve tarafları bağlayıcı olduğunun kabul edilebilmesi için, fatura konusu işle ilgili yanlar arasında sözleşme yapıldığının yasal delillerle kanıtlanması ve bedeli uyuşmazlık konusu işin de kabul edilebilir yeterlikte iş sahibine teslim edildiğinin yüklenici tarafından kanıtlanmış olması zorunludur. Mahkemenin kabulünde ve somut olayda olduğu gibi, açıklanan koşullar gerçekleşmeden sadece faturanın karşı tarafa tebliğ edilmiş ve itiraz edilmemiş olması yanlar arasında akdi ilişkinin kurulmuş olduğunu, iş bedelinin istenebilir olduğunu kanıtlamaz. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 07.03.2008 E. 2007/2029 K. 2008/1483)
– – · – –
Türk Ticaret Kanunu’nun 23/2. maddesi gereğince; faturayı alan kimsenin, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde kapsamı hakkında itirazda bulunmaması sonucu fatura kapsamını kabul etmiş sayılabilmesi için faturanın, yanlar arasındaki yazılı sözleşme şartını değiştirecek içerikli olmaması gerekir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 14.02.2007 E. 2006/7750 K. 2007/882)
– – · – –
Faturanın içeriğine 8 gün içerisinde itirazda bulunulmadığı taktirde sadece faturada belirtilen verilerin doğru olduğu karinesi doğar. Bu durumdan, faturanın verilmesine neden olan iş veya hizmetin de yapılmış olduğunun kabul edildiği anlaşılmaz. Uyuşmazlık halinde, işin yapılmış olduğunun kanıtlanması gerekir. Ayrıca, davalıya tebliğ edilmiş olan fatura içeriğinin kesinleşmesi söz konusu olamaz. Faturanın deftere kaydı taşımanın gerçekleştiğine yalnızca karine teşkil eder. Bu karinenin aksinin ispatı her zaman olanaklıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 05.05.2005 E. 2004/7832 K. 2005/4738 )
– – · – –
Davalı alım satım ilişkisini kabul etmemektedir. Bu nedenle davacının fatura deliline dayanabilmesi için, faturada yazılı malı davalıya teslim ettiğini, bu teslimin borç doğurucu sözleşmesel hukuki bir ilişki sonucu olduğunu, faturanın da bu ilişki sonucu düzenlenmiş olduğunu genel ispat kurallarına göre ( yemin teklifi dahil ) kanıtlaması gerekir. Çünkü tebliğ edilen faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olması hali, faturada yazılı malın alıcıya teslim edildiğini göstermez, bu sadece malın fiyat ve adedi yönünden içeriğini kabul anlamına gelir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 06.10.2005 E. 2005/8385 K. 2005/9627)

İdare ve Vergi Hukuku • Belediyenin mahalle (eski köy) idari sınır tespitine itiraz

Büyükşehir belediyesi olduktan sonra mahalle sınır tespiti ilçe belediyeleri tarafından yapıldıktan sonra büyükşehir belediyesi onaylıyormu.ilçe belediyesi mahallenin yani köyün sınırını yaptığında idari sınırlara hangi gerekçelerle itiraz edilebilir?

Bilgiler: Tarih-Gönderici: FILIZ — Pzt Mar 23, 2015 11:20 am


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları • TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT TALEBİ, İCRAYA İTİRAZ, İCRA İNKAR TAZMİNATI

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS: 2013/488
KARAR: 2014/48

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; … 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce dava konusuz kaldığından hüküm kurulmasına yer olmadığına, şartları oluşmadığından her iki tarafın da icra inkâr tazminatı taleplerinin reddine, dair verilen 08.12.2010 gün ve 2010/240 E., 2010/433 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 25.06.2012 gün ve 2011/4096 E., 2012/7990 K. sayılı ilamı ile;

(…Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin 09.03.2006 tarihinde gerçekleşen kazada ölmesi üzerine davalı şirkete tazminat ödemesi hususunda başvurduklarını ancak hazırlanan aktüer raporu doğrultusunda paranın müvekkillerine ödenmediğini, bunun üzerine … 15. İcra Müdürlüğü’nün 2010/6533 Esas sayılı takip dosyasıyla davalı aleyhine 05.05.2010 tarihinde 15.000 TL asıl alacak üzerinden ilamsız takip başlattıklarını, bu takibe davalı şirketçe haksız olarak itiraz edildiğini, takibin durduğunu belirterek davalının itirazının iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacıların 04.05.2010 tarihinde müvekkili şirketi ibra ettiğini ve aynı gün paranın havuz hesabına havale edildiğini, davalının kötü niyetli olarak dava açtığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; dava konusuz kaldığından hüküm kurulmasına yer olmadığına, şartları oluşmadığından her iki tarafın da icra inkâr tazminatı taleplerinin reddine, davalı tarafça davanın açılmasına sebep olunduğundan, yargılama giderlerinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava trafik kazasından kaynaklanan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece, alacağın likit olmadığı gerekçesiyle davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Davacılar, destekten yoksun kalma tazminatı talebiyle davalı sigorta şirketine başvuruda bulunmuşlar, taraflar akrüerya uzmanından alınan raporda belirlenen 16.131 TL’nin davacılara ödenmesi hususunda anlaşmışlar ve 04.05.2010 tarihli ibraname ve mutabakatnameyi tanzim etmişlerdir. Bu belgeyle aynı gün ödeme tarihi olarak da belirlenmiştir. İşbu dava ise 25.05.2010 tarihinde ikame edilmiştir. Davalı tarafça ibranamede belirlenen miktar olan 16.131 TL, 16.06.2010 tarihinde davacılara ödenmiştir. Davalı taraf hiçbir aşamada, davacı yanca talep edilen alacağın belirli olmadığı iddiasında bulunmamış, tüm aşamalarda paranın havuz hesabında bulunması dolayısıyla davacı tarafa ödemenin yapılamadığı iddiasında bulunmuştur. Buna göre, davalı tarafça davadan sonra ödenen alacağın, taraflar arasında ibranamenin imzalandığı 04.05.2010 tarihinde likit hale geldiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca, mahkemece likit olan alacağın %40’ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hatalı gerekçeyle davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş olması isabetli değildir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; ölümlü trafik kazası sonucu ödenmeyen destek tazminatının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacılar vekili, müvekkillerinin oğlunun 09.03.2006 tarihinde gerçekleşen kazada ölmesi üzerine davalı şirkete tazminat ödemesi hususunda başvurduklarını, ancak hazırlanan aktüer raporunda belirtilen paranın müvekkillerine ödenmediğini, bunun üzerine Ankara 15. İcra Müdürlüğü’nün 2010/6533 esas sayılı takip dosyasıyla davalı aleyhine 05.05.2010 tarihinde 15.000 TL asıl alacak üzerinden ilamsız takip başlattıklarını, bu takibe davalı şirketçe haksız olarak itiraz edildiğini, takibin durduğunu belirterek davalının itirazının iptali ile icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacıların 04.05.2010 tarihinde müvekkili şirketi ibra ettiğini ve aynı gün paranın havuz hesabına havale edildiğini, davalının kötü niyetli olarak dava açtığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, dava konusuz kaldığından hüküm kurulmasına yer olmadığına, şartları oluşmadığından her iki tarafın da icra inkâr tazminatı taleplerinin reddine, davalı tarafça davanın açılmasına sebep olunduğundan, yargılama giderlerinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Özel Daire’ce yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuş, Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; haksız fiilden kaynaklanıp takip konusu yapılan ve borçlunun itiraz ettiği alacağın, taraflar arasında imzalanan ibraname tarihinde likit hale gelip gelmediği, buradan varılacak sonuca göre de, alacağın %40’ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere, özellikle davalı tarafça davadan sonra ödenen alacağın miktarının, taraflar arasında 04.05.2010 tarihinde düzenlenen mutabakatnamede alacağın belirlendiği ve bu belgenin imzalandığı tarih itibariyle, alacağın likit hale geldiği anlaşıldığına göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı kanunun 440/1.maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.01.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — Çrş Şub 25, 2015 10:36 pm


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İMZAYA İTİRAZ, YETKİ İTİRAZI, DELİL AVANSININ YATIRILMAMASI

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/11817
KARAR: 2013/21012

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu, aleyhinde başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibinde, yetkisizlik kararı verilmesine rağmen süresinde yetkili icra mahkemesine başvurulmadığı yönünde şikayeti ile birlikte zamanaşmı itirazı ve imzaya itirazda bulunmuştur.

İmza itirazında, imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti, takibe başlayarak imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir (HGK’nun 26.04.2006 tarih ve 2006/12-259 Esas, 2006/231 Karar sayılı kararı).

Dava 10.06.2010 tarihinde, 6100 Sayılı HMK henüz yürürlüğe girmeden önce açılmıştır. Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK’da) gider avansı alınmasına yönelik bir düzenleme mevcut değildir. Öte yandan, 6100 Sayılı HMK’nun 448.maddesinde; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır” düzenlemesi yer almakta olup, anılan düzenlemeye göre; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal yürürlüğe girecektir.

Somut olayda, davacı vekilinin de hazır bulunduğu 13.12.2012 tarihli celsede verilen ara kararla 150,00TL bilirkişi gider avansının 2 haftalık sürede yatırılmasına karar verildiği, ancak 2 haftalık sürede gider avansı yatırılmadığı gerekçesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden itirazın reddine karar verildiği görülmektedir.

13.12.2012 tarihli duruşma tutanağında karar altına alınan ve borçludan 2 haftalık sürede yatırması istenilen 150,00 TL avans, gider avansı olmayıp delil avansı niteliğindedir. Delil avansı HMK’nun 324. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci bendine göre taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. İkinci bentte ise taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır hükmünü düzenlemiştir.

Ayrıca, mülga 1086 Sayılı HUMK’nun 163. maddesi ile 6100 Sayılı HMK’nun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Somut olayda, delil avansının yatırılması için verilen sürenin kesin olduğunun belirtilmediği gibi, yerine getirilmediği takdirde oluşacak sonuçları hakkında da ihtar yapılmadığı görülmektedir.

O halde, mahkemece ispat yükünün alacaklıda olduğu göz önünde bulundurularak HMK.nun 324. maddesi kapsamında delil avansının yatırılması için işlem yapılması, sonucuna göre imza itirazı hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile işin esasına girilmeden davanın usulden reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Öte yandan, borçlunun dava dilekçesinde, imzaya itirazından önce, takip dosyasının süresinde yetkili icra müdürlüğüne gönderilmediğine dair şikayette ve zamanaşımına ilişkin itirazda bulunduğu görülmektedir. İleri sürülen bu hususlar imzaya itirazdan öncelikli olarak incelenebilecek ve karara bağlanabilecek hususlar olup, mahkemece 21.06.2011 tarihli celseden itibaren dosyanın zamanaşımı yönünden incelemeye alınmasına rağmen bu hususlar hakkında inceleme yapılmaksızın imzaya itirazın esası hakkında incelemeye geçilmesi de isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 12 Şub 2015, 01:19


İcra ve İflas Hukuku • Yetkisiz yerde icra takibinde sadece borca itiraz edilmesi

merhabalar,
alacağımız için yetkisiz bir icra dairesinde icra takibi başlattık.borçlu yetkiye itiraz etmeyip sadece borca itiraz etti.yetkiye itiraz edilmediği için aynı yer mahkemesinde itirazın iptali davası açtık. mahkeme yetkisizlik kararıyla reddetti davamızı.şimdi icra takibi yetki açısında o yer dairesinde kabul edilmiş olup; yetkili mahkeme de itirazı iptali davası açarsam mahkeme kendi yetki alanında olmayan bir takip hakkında nasıl karar verecek ve bunun için takibi de mi yetkili dairede tekrar başlatmalıyım? bu halde ilk takip için yapılan masraflar ne olacak.EMSAL KARAR var mıdır?
şimdiden teşekkürler..

Bilgiler: Tarih-Gönderici: evgeny — 09 Şub 2015, 16:37


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İCRA TAKİBİNE POSTAYLA GÖNDERİLEN İTİRAZ DİLEKÇESİNİN KABULÜ

T.C
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:1989/8135
KARAR NO:1990/1049
KARAR TARİHİ:12.02.1990

sayılı kararında “Borçlu tarafından doğrudan posta ile yapılan göndermelerde esas alınacak tarih gönderme tarihi değil, takibin icra dairesine ulaşma tarihidir”

T.C.
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2005/12499
KARAR NO : 2005/16234
KARAR TARİHİ: 21.07.2005

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı E. U. vekili tarafından borçlu hakkında genel haciz yolu ile icra takibine geçilmiş ve adı geçene örnek 49 numaralı ödeme emri tebliğ edilmiştir. Seçilen bu takip şeklinde borca itirazı düzenleyen İİK.nun 62. maddesinde (itiraz etmek isteyen borçlu itirazını, ödeme. emrinin tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak İcra Dairesine bildirmeye mecburdur.) hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddede dilekçenin itiraz eden borçlu tarafından bizzat İcra Dairesine getirilip tesliminin zorunlu olduğu yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Önemli olan borçlunun dilekçe altında kendisine atfen atılan imzaya karşı çıkmamasıdır.

Somut olayda, yukarıda açıklanan kural yanında ayrıca, hasta olan borçlunun arabada beklediğinin de dilekçeye şerh verildiği görülmektedir. Gerek bu olgu, gerekse itiraz dilekçesindeki imzaya karşı çıkılmaması nedenleriyle itirazın geçerli olduğu sonucuna varılmalıdır. Aksi halin kabulü hak kaybına neden olur. O halde, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 21.07.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 06 Şub 2015, 21:50


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • ÖDEME EMRİNİN USULSÜZ TEBLİĞİ, GECİKMİŞ İTİRAZ, MAZERET…

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/13457
KARAR: 2013/20043

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

1-) Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Alacaklının katılma yolu ile yapmış olduğu temyize ilişkin dilekçesinin kaydının olmadığı gibi harcının da yatırılmadığı anlaşıldığından temyiz dilekçesinin REDDİNE,

2-) Borçlunun temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Alacaklı tarafından başlatılan iki adet bonoya dayalı kambiyo takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurarak ödeme emrine ilişkin usulsüz tebligat şikayetinde bulunduğu, borçlunun aynı zamanda ayrı bir itiraz dosyası ile söz konusu takipte yetkiye itirazlarını bildirdiği, mahkemece borçlunun usulsüz tebligat şikayetinin kabul edilerek tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak düzeltildiği görülmüştür.

Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan HUMK’un 45. maddesinde, (HMK 166) aynı mahkemede görülmekte olan davaların, aralarında bağlantı bulunması halinde, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden mahkemece birleştirilebileceği düzenlenmiştir. Yine kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan HMK’nın 297. maddesi 2. fıkrasında ise hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği hususu düzenlenmiştir.

Somut olayda her ne kadar borçlu vekilince …İcra Hukuk Mahkemesi’nin incelemeye konu şikayet dosyası ile birlikte ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğu ve takibi öğrenme tarihinin 15.04.2011 olduğu ileri sürülmüş ise de; yine aynı vekil tarafından Çeşme İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2011/45 esas sayılı itiraz dosyasında 19.04.2011 tarihinde yetki itirazında bulunulduğu, mahkemenin 26.04.2011 tarihli tensip kararı ile birlikte aynı borçlu tarafından usulsüz tebligat şikayetinde bulunulduğundan bahisle dosyaların birleştirilmesine ve şikayet dosyası üzerinde yürütülmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, birleştirme işleminin devamında sadece şikayete ilişkin karar verilmiş olup, borçlunun usulsüz tebligat şikayeti kabul edildiği halde birleşen yetki itirazı dosyası hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmemiştir.

O halde, mahkemece 26.04.2011 tarihli 2011/45 esas- 2011/49 karar sayılı birleştirme kararına rağmen incelemeye konu aynı mahkemenin 2012/88 E.-90 K sayılı kararında borçlunun usulsüz tebligat şikayeti kabul edildiği halde yetki itirazı hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmemesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

Öte yandan, İİK’nun 65.maddesine dayanan gecikmiş itirazda, tebligatın usulüne uygun olarak yapılmış olması, ancak, muhatabın bir engel nedeniyle süresinde itiraz edememiş olması halinde gecikmiş itirazda bulunacak kişinin mazeretini gösterir delillerle birlikte, esasla ilgili itirazlarını ve dayanaklarını, engelin kalktığı günden itibaren üç gün içinde icra mahkemesine bildirmesi gerekir. Açıklanan yasa hükmünden de anlaşılacağı üzere gecikmiş itirazın ön koşulu, usulüne uygun bir tebligatın yapılmış olmasıdır. Usulüne uygun tebligat bulunmaması halinde HMK’nun 33. maddesi gereği, hukuki tavsif hakime ait olacağından borçlunun dilekçesinde gecikmiş itiraz isteminde bulunması ile bağlı kalınmaksızın tebligatın usulsüzlüğü ve Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi gereği, tebliğ tarihinin belirlenmesi yoluna gidilmelidir (HGK 5.6.1991 tarih ve 1991/12-258E.-1991/344 K). Mahkemece, borçluya gönderilen ödeme emrinin usulsüz olduğu tespit edildiği halde, borçlunun takibin kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip olması sebebi ile mahkemeye yapmış olduğu ve birleştirilen itirazı ile ilgili hüküm kurmak yerine gecikmiş itiraz ile ilgili yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Mahkemece yapılacak iş, itirazın, tespit edilen öğrenme tarihine göre süresinde olup olmadığını denetledikten sonra işin esasını incelemek ve oluşacak sonuca göre birleşen dava hakkında karar vermektir.

Ayrıca, HMK’nun 297. maddesinin (1). fıkrası gereği hükümde "gerekçeli kararın yazıldığı tarihin" yer alması zorunlu olup, kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 03 Şub 2015, 01:53


Banka ve Tüketici Hukuku • BANKA TÜKETİCİ MAHKEMESİNE İTİRAZ ETTİ,ŞİMDİ NE YAPMAM GEREK

Teşekkür ederim. Hakim icranın durdurulması talebini reddetmiş. Hakem heyeti faiz ile alakalı hiç birşey belirtmemiş. Benim başvurumda matbu formdu zaten avans faizi ile birlikte geri ödenmesini talep ediyorum yazıyordu hakem heyetine. İpotek ve ekspertiz ücretine oradaki memurlar engel olmuştu başvurmamı. Ozaman savunma dilekçesindeki ipotek ve ekspertiz ücretimin de iadesini talep ediyorum kısmını çıkarayım ve onun için hakem heyetine tekrar başvuruda bulunayım.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: oğuzhan06 — 21 Oca 2015, 09:47