Etiket arşivi: SORUMLULUK

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İŞVERENİN VERDİĞİ MALİ SORUMLULUK DİSİPLİN CEZASINA İTİRAZ

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/19399
KARAR: 2014/1630

Davacı, mali sorumluluk cezalarının usul ve kanuna aykırı olduğunun tespiti ve iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı işçi, davalı kurumun tesis ettiği 19.01.2012 tarih ve 5 sayılı disiplin kurulu kararının ve bu karar ile tesis edilen unvan indirimi ve mali sorumluluk cezalarının usul ve kanuna aykırı olduğunun tesbiti ile iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, disiplin cezalarının toplu iş sözleşmesinde düzenlenmesi hali dışında, işverence verilen disiplin cezası kararlarına karşı yürürlükteki mevzuata göre iş mahkemelerinde dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı davacı temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Uyuşmazlık, iptali istenilen disiplin cezasının 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

4857 sayılı Kanun’un 2. maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez. Aynı kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözlemesinin belirleyici öğeleridir.

Ayrıca, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi "İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi"dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.

Somut olayda, taraflar arasında iş sözleşmesi bulunmaktadır.

Davacı hakkında disiplin cezası uygulaması yapıldığı anlaşılmakta olup, yukarıda anıldığı üzere 5521 sayılı Kanun’un düzenlemesi karşısında disiplin cezası uygulamasına dair işlem iş sözleşmesinden kaynaklanmakta ve çıkacak uyuşmazlığın çözümü iş mahkemesinin görevinde kalmaktadır. Öte yandan, hakimin önüne gelen uyuşmazlığı çözme ödevi bulunmaktadır. Mahkeme gerekçesinin bir an için doğru olduğunun varsayılması halinde, işverence keyfi olarak verilebilecek bir disiplin cezasının denetimi mümkün olmayacak ve işçinin hak kaybına uğraması söz konusu olacaktır. Bu nedenle, mahkemece işin esasına girilerek yapılacak inceleme sonucu karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.

Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 24 Ara 2014, 11:52


YARGITAY 13.H.D. 2013/14803E. 2013/32553K. *Avukatlık Ücreti Alacağı *Tarafların Sulh Olması * Müteselsil Sorumluluk

T.C.

YARGITAY

Onüçüncü Hukuk Dairesi

 

E: 2013/14803

K. 2013/32553

T.24.12.2013

 

(1136 s. Av. K. m. 164/4, 165)

 

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

 

Davacılar, davalılardan Gözde ve Hande'nin vekili olarak diğer davalı aleyhine Adana 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/224 esas sayılı dosyası üzerinden tapu iptal ve tescil davası açıp takip ettiklerini, ne var ki davalıların ilk duruşma tarihinden önce aralarındaki uyuşmazlığı 27.04.2011 tarihli protokolle sona erdirdiklerini, vekalet ücretinin ise ödenmediğini, Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince bu durumda gerek akdi gerekse yasal vekalet ücretinden her iki davalının da müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 50.000,00 TL vekalet ücretinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişler, 28.01.2013 tarihli ıslah dilekçeleriyle de taleplerini 292.371,80 TL'ye çıkarmışlardır.

 

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

 

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, tapu iptal tescil davasına konu olan taşınmazların toplam değeri olan 2.017.628,00 TL'nin %10'u miktarındaki 201.762,80 TL ücret ile karşı taraf vekalet ücreti olan 67.609,42 TL'nin topla­mından, gerek AAÜT'nin 7. maddesi, gerekse hakkaniyet gereğince 1/2 oranın­da indirim yapılmak suretiyle tespit edilen 134.686,11 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak dava­cıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

 

1-            Dava, vekâlet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup davacı avu­katların, davalılardan Hande ve Gözde'nin vekilleri olarak diğer davalıya karşı açmış oldukları tapu iptal tescil davasının, tarafların sulh olmaları ile sona erdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacılara ödenmesi gereken vekalet ücretinden Avukatlık Kanununun 165. maddesi gereğince davalıların müteselsilen sorumlu oldukları kuşkusuzdur.

 

Mahkemece davacı avukatlara ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin, bu konuda yazılı bir sözleşmenin bulunmaması nedeniyle Avukatlık Kanununun 164/4. maddesi gereğince dava değerinin takdiren %10'u üzerinden belirlen­mesi gerektiği kabul edilerek, yapılan keşif sonucunda taşınmazların toplam değeri olarak tespit edilen 2.017.628,00 TL/nin %10'u miktarındaki 201.762,80 TL üzerinden 1/2 oranında indirim yapılmak suretiyle hüküm kurulmuştur.

 

Oysa ki davacıların vekalet ücreti talep etmiş oldukları söz konusu tapu iptal tescil davasında harca esas dava değeri 100.000,00 TL olarak gösterilmiş olup, 1/2 miktarındaki peşin harç da bu miktar üzerinden yatırılmıştır. Bu durum­da vekalet ücretinin, harcın yatırıldığı dava değeri üzerinden tespit ve tahsiline karar verilmesi gerekirken, mahkemece açıklanan husus göz ardı edilerek, iş bu davada mahallinde yapılan keşifte bilirkişi tarafından müddeabihin değeri olarak belirtilen 2.017.628,00 TL'nin vekalet ücreti hesabında esas alınmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

 

2-            Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

 

Sonuç: 

 1. Bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün (BO­ZULMASINA), 

 

2. bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelen­mesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 24.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

iPhone'umdan gönderildi

Yargıtay 13.Hukuk Dairesi Esas No: 2005/15654 Karar No: 2006/4848• Alışveriş Sırasında İşyerinden Çalınan Çantadan Sorumluluk

 

Yargıtay 13.Hukuk Dairesi

Esas No: 2005/15654 

Karar No: 2006/4848 

Tarihi: 31.03.2006

 

 

 

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de miktar itibariyle reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacılar, 19.6.2004 günü elbise almak için A… iş merkezinde bulunan B. Club'e gittiklerini, davacılardan A.'nın elbise denemeleri sırasında cüzdanını annesi olan diğer davacıya verdiğini, A.'nında oğlunun denediği elbiseyi görmek için cüzdanı içine koyduğu çantayı yanında bulunan tezgahın üzerine koyduğunu, bir iki dakika denenen elbiseye bakıldığı sırada çantanın çalındığının fark edildiğini, çantada kredi kartları bulunması nedeniyle ilgili bankalara hemen telefon açılmış ise de bu arada kartlardan 2.600.000.000 lira çekildiğini, işyeri otoparkında bulunan otoya ait anahtarın da çantada olduğu için güvenlik görevlisinden yardım istendiğini, onun da saat 20.00'den sonra sorumluluklarının bulunmadığını bildirdiğini, hemen en yakın karakola müracaat edilerek çalınan eşyaların beyan edildiğini, olayın meydana geldiği mağazada güvenlik kamerasının bulunmadığı gibi, iş merkezinin güvenlik kameralarının da fiziki engel nedeniyle mağaza çıkışını görüntüleyemediğini, çalınan çantada nakit olarak 350.000.000 lira, döviz olarak 300 ABD doları ve 400 EURO ve ayrıca tamir için taşınan pırlanta bilezik olduğunu, davalılar BBA Mağazacılık Tekstil Sanayi Ticaret A.Ş. ile K. Giyim San. ve Tic. Ltd. Şti. B. Club'un sahibi ve işletmecisi olarak diğer davalı ile birlikte sorumlu olduklarını, ayrıca olay nedeniyle manevi üzüntü duyulduğunu ileri sürerek, A. için 5.950.000.000 lira A.Y. için 1.180.800.000 lira maddi ve her bir davacı için 2.500.000.000 YTL. manevi tazminatın olay tarihinden yürütülecek kanuni faizi ile tahsilini istemiştir.
 

Davalı, S. İnşaat ve İşletme A.Ş. cevabında, A… İş Merkezinin 35 kişiye ait olup, bağımsız bölümlerin kiraya verildiğini, mağazadaki fiili hakimiyetin kiracıya ait olduğunu, bu nedenle tasarruf hakkı bulunmayan kiralayanın bu tür olaylarda sorumlu tutulamayacağını, kusurun davacılarda olduğunu, zararın da ayrıca kanıtlanması gerektiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Davalı, BBA B. Boğaziçi Al… mağazacılık Tekstil San. ve Tic. A.Ş. cevabında, iddia edilen olayın geçtiği mağazanın firmasının ürünlerini sattığını, fiili idaresinin diğer davalı K. firması tarafından yapıldığını, olayda kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, zararı da kabul etmediklerini savunarak davanın reddini dilemiştir.
 

Diğer davalı K. Giy. San. Ltd. Şti. de cevabında, hırsızlık veya yankesicilik olayına mağaza çalışanlarının karıştığı yolunda bir iddia bulunmadığını, olayda kusur ve ihmalin davacılarda olduğunu, iddia edilen zarar kalemlerini de kabul etmediklerini belirterek davanın reddini dilemiştir.
 

Mahkemece, davanın ayıplı hizmet nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, tüketici yararına göre imal eden ve satanın tüketiciye karşı sorumlu olduğu, bu itibarla hırsızlık olayının olduğu mağazanın B. Ürünü sattığı ve bu unvan ile iş yaptığından husumet itirazının yersiz olduğu, keza, davalı S. İnş. İşletme A.Ş.'nin A… İş Merkezini kiraya veren ve güvenlik şirketiyle sözleşme yapan durumunda yani istihdam eden olduğu, böyle bir işyerine gelen müşterinin yapılan reklamlara ve verilen hizmete güvenerek geldiği, işyerindeki müşterinin davalıların hakimiyet alanında olup, mağaza içinde tüketiciyi her türlü kötülükten korumak zorunda oldukları, davacıların para ve eşyasının çalınmasında yeterli önlemlerin alınmadığı için davalıların kusurlu ve sorumlu olduğu, çalındığı iddia olunan para ve eşyanın davacıların yanında olması mümkün olan miktar ve nitelikte olup, maddi zarardan davalıların sorumlu olduğu, manevi tazminat, koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar taraflarca temyiz edilmiştir.
 

1- Anne oğul olan davacıların olay günü alışveriş için davalılardan K. Giyim San. Tic. A.Ş.'nin (bundan sonra kısaca K. olarak anılacaktır) işleteni olduğu işyerinde gittikleri, A.Y.'nin elbise denemeleri sırasında cüzdanını annesi olan diğer davacıya emanet ettiği A.'nın da A.'ya ait cüzdanı kendi çantasına koyduktan sonra çantasını yandaki tezgahın üstüne koyarak oğlunun giydiği kıyafet ile ilgilenirken çantanın çalındığı, kısa sayılabilecek sürede çantada bulunan kredi kartları ile nakit para çekimi yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Böyle bir olayda öncelikle, işyerinde B. markalı ürünlerin satılması nedeniyle bu markalı ürünleri bayilik sözleşmesi uyarınca bu işyerine veren BBA Mağ. Tek. San. Tic. A.Ş. (bundan sonra B. olarak anılacaktır) ile K. ile kira sözleşmesi imzalayan ve işyerinin bulunduğu alışveriş Merkezini genel olarak işleten diğer davalı S. İnş. İşl. Tic. A.Ş.'nin (bundan sonra kısaca Armada olarak anılacaktır) kusur ve sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durulması gerekir.
 

Hemen belirtmek gerekir ki, tüm davalılara yüklenmek istenen kusur ve sorumluluk, Culpa'ın Contrahiende, sözleşme görüşmeleri sırasında işlenen kusura dayanmaktadır. Burada henüz sözleşme kurulmadığı için dar anlamda bir haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilir. (Hüseyin Hatemi Sözleşme Dış sorumluluk C.II İst.1993 sh. 4.b). İhlal edildiği ileri sürülen yükümlülük asli borç ilişkisi ile ilgisiz olup, sadece işyeri sahibinin müşterinin zarara uğramaması için özen yükümüne uymamasından doğan bir borç ilişkisi doğmaktadır. Buradaki sorumluluğunun temelini MK'nın 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kurallarının oluşturduğu söylenebilir. (Dr. Mustafa Kılıçoğlu sorumluluk Hukuku C. 1 sh. 3) Böyle olunca, doğan zararın, üçüncü kişilerin omuzlarına yıkılarak denkleştirilmesi yoluna gidilirken dikkatli olunmalıdır. Roma hukuku ile müşterek hukukun esaslarını benimseyen Borçlar Kanunumuz kusur prensibine (culpa prensibine) dayanmakta olup, buna göre zararın başkasına yükletilmesinin koşulu kusurdur. Hukukta gerçekleşen zararla sorumluluğun bağlandığı olay veya davranış arasındaki sebep-sonuç ilişkisine genel anlamda illiyet bağı denilir. Davacıların doğan zararı ile davalıların eylemleri arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı takdirde sorumlu tutulmaları mümkün değildir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönecek olursak, davalı K.'nın davalı B. Club tarafından üretilen giyim ürünlerini sattığı tartışmasızdır. Bu haliyle B.'nin 4077 sayılı tüketicinin Korunması Hakkındaki yasanın 3. maddesinde belirtilen "imalatçı-üretici" tanımına uyduğu ve anılan yasanın 3.3 maddesi hükmü uyarınca da satılan malların ayıplarından sorumlu olduğu açıktır. Ne var ki B. ile K. arasındaki ilişki acente veya şube ilişkisi olmayıp, bayilik ilişkisi içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. O halde B.'yi 4077 sayılı yasa hükümleri gereğince de sorumlu tutmak mümkün değildir. İstihdam eden durumda da olmayan K'nın sözleşme sorumluluk hukuki ilkeleriyle bağdaşmaz. Dolayısıyla zarar ile B.'nin davranışı arasında uygun illiyet bağı olmadığından husumet yöneltilmesi mümkün değildir.
 

A…(iş merkezi) yönünden bakıldığında ise, A…'nın K.'ya taşınmazı kiralayan olduğu, A… isimli iş merkezinin ortak alanlar ile ilgili güvenlik dahil hizmet verdiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, işyeri kiraya verilmekle o bağımsız bölüme ait işletme hakkı kiracı durumunda olan K.'ya geçmiştir. A…'nın artık bağımsız bölümlere müdahale etme gibi bir hakkı ve yetkisinin bulunmadığı gibi, olay genel alanlarda vuku bulmadığına, olayda sorumluluğunu gerektirir başkaca kişisel kusuru iddia ve ispat edilemediğine göre bu davalının da kusur ve sorumluluğundan söz edilemez. Olayın öğrenilmesi üzerine çok sayıda kişinin içeride bulunduğu iş merkezinin tüm kapılarının kapatılarak herkesin şüpheli durumuna getirilmesi ve daha ötesi hürriyetlerinin sınırlandırılması da mümkün değildir. Öyle olunca, bu davalının da kusur ve sorumluluğu bulunmamaktadır.
 

Açıklanan bu nedenlerle davalı B. Club ve A…(iş merkezi) hakkındaki davanın reddi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
 

2- Diğer davalı K.'nın temyiz itirazlarına gelince; dosya kapsamına, takdir edilen delillere ve özellikle sıradan bir mağaza olmayan K.'nın alışveriş için işyerine gelen müşterinin mal güvenliğini, özellikle kendi muhafazasına terkedilmiş bir eşyasını asgari özen yükümlülüğünde korumak ve kollamak zorunda bulunmasına göre, bu davalının diğer temyiz itirazları yerinde değil ise de, bir kişinin zarara kendisinin kusuru ile sebebiyet vermesi halinde zarara o kişinin kendisinin katlanması gerektiği genel hukuk ilkelerindendir. Kaldı ki, hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz. Ne var ki zarar görenin ağır kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta değil ise, hemen illiyet bağının kesileceği sonucuna varılamayacağı doktrinde (Dr. Mustafa Kılıçoğlu-Sorumluluk Hukuk C. 1 sh 326) kabul edilmekte ve bu durumda tazminattan indirim yapılması gerektiği benimsenmektedir. Davacı A.Y.'nin saklaması amacıyla kendisine teslim ettiği cüzdanı ve kendi çantasını yandaki tezgaha kontrolsüz bırakan ve cüzdanda bulundurulan kredi kartlarının da şifresini kolayca elde etmesine imkan veren davacıların, olayda ağır kusurlu olduğunun kabulü zorunludur.

 

Böyle olunca mahkemece, davacıların ağır kusurlu olduğu gözetilerek hükmedilen tazminattan indirim yapılması gerekirken bu hususu gözardı ederek yazılı şekilde hüküm tesisi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
 

3- Davacıların temyiz itirazlarının incelenmesinde; davacılar zararlarını kanuni faizi ile talep ettikleri halde mahkemece faiz isteği hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi de isabetsiz olup, bozma nedenidir.
 

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı BBA Mağazacılık Tekstil San. Tic. A.Ş. ve S. İnşaat ve İşletme A.Ş. yararına, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı K. Giy. San. ve Tic. Ltd. Şti. yararına, 3. nolu bentte yazılı nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 31.3.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ZARARDAN SORUMLULUK / KREDİ KARTI / GÖREVLİ MAHKEME

T.C.

YARGITAY
Yirminci Hukuk Dairesi
E:2006/3248
K:2006/4462
T:03.04.2006
ZARARDAN SORUMLULUK
KREDİ KARTI
GÖREVLİ MAHKEME
ÖZET:Yasal olmayan yollarla kartın 3. kişi tarafından kullanılması durumunda, üye işyerlerinin de kart kullanımı sırasında oluşan riski paylaşması gerektiğine, gerekli dik­kat ve özeni göstermediğinin iddia edilmesine göre, 5464 sayılı Yasa hükümleri de gözetildiğinde uyuşmazlığın tüke­tici mahkemesinde çözülmesi gerekir.
5464 s. BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU [Madde 17]
5464 s. BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU [Madde 2]
Taraflar arasındaki alacak hukukuna ilişkin davada (İstanbul İkinci Tü­ketici ile Üçüncü Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik ka­rarı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belli edilmesi için gönderilen dosya için­deki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
Dava, çalınan kredi kartı nedeniyle yapılan alış verişten kaynaklanan ala­cağa ilişkindir.
Dosya kapsamından davanın, davacı kişiye ait kredi kartının çalınması sonucu üçüncü kişiler tarafından kullanılması nedeniyle doğan zararın dava­lı üye işyerlerinden ödetilmesi isteğiyle açıldığına, kredi kartının ilgilisine tes­liminden sonra özen ile saklanması ve kullanılması kart sahibine ait ise de, yasal olmayan yollarla (somut olayda olduğu gibi çalınması) kartın 3. kişi ta­rafından kullanılması durumunda, üye işyerlerinin de kart kullanımı sırasında oluşan riski paylaşması gerektiğine, davada davalı işyerlerinin gerekli dikkat ve özeni göstermediğinin iddia edildiğine, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kre­di Kartları Yasası’nın 2. maddesinde; kartlı sistem kuran, kart çıkaran, üye işyeri anlaşması yapan kuruluş ile üye işyerleri ve kart hamillerinin bu yasa hükümlerine tabi olduğuna, yine aynı yasanın 17. maddesinde; mal ve hiz­met karşılığının kredi kartı ile ödenmek istenmesi halinde, üye işyerinin görev ve sorumlulukları düzenlendiğine ve görülmekte olan davada, ödemeyi kredi kartı ile kabul eden davalı işyerlerinin sorumluluğuna dayanıldığına gö­re, uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp çözümlenmesi gerekir.
O halde; davaya bakmakla görevli mahkeme İstanbul İkinci Tüketici Mahkemesidir.
Sonuç: Yukarıda belirtilen nedenlerle; HYUY.nın 25. ve 26. maddeleri gereğince İstanbul İkinci Tüketici Mahkemesinin (YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE), 03.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi

MADDİ HATA / SORUMLULUK ALANI / BİRDEN FAZLA İŞVEREN

T.C.
YARGITAY
Dokuzuncu Hukuk Dairesi
E. 2006/10065
K. 2006/15375
T. 25.5.2006
MADDİ HATA
SORUMLULUK ALANI
BİRDEN FAZLA İŞVEREN
4857 s. İŞ KANUNU [Madde 6]
1086 s. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU [Madde 459]
1475 s. İŞ KANUNU (1) (MÜLGA) [Madde 14]
Davacı vekili Dairemizin 10.3.2005 tarihli Bozma kararında davalılardan A.Ltd.Şti.’nin 2002 yılında kurulduğu kabul edilerek bozma yapıldığını, adı geçen şirketin 3.1.1992 yılında kurulduğunu, şirket kuruluş tarihinin yanlış belirlenmesi sebebiyle bozma kararının maddi hataya dayalı olarak yanlış kurulduğunu iddia ederek bozma kararında maddi hata sebebiyle düzeltilmesini talep etmiştir.
Dosya içerisinde Ticaret Sicilinden şirketlerin kuruluşlarıyla ilgili kayıtların celbedilmediği, tarafların birinin sunduğu bilgisayar çıktılarına göre sonuca varıldığı anlaşılmaktadır. Bu kayıtlarda A.Ltd. Şti’nin 3.1.1992 olduğu yazılıdır. Açıklanan nedenlerle, bozma kararında A.Ltd. Şti’nin tescil tarihinin maddi hata sonucu yanlış belirlendiği, bu nedenle de bozma kararının gerekçesinin hatalı olduğu saptandığından 10.3.2005 Tarihli Bozma Kararının ortadan kaldırılmasına karar verildi. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Mahkemece dava konusu alacaklardan her iki davalı şirketin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu sonucuna varılmış ise de davalı şirketlerin kuruluş tarihleri Ticaret Sicil Kayıtlarından sorularak tespit edilmediği gibi, şirketler arasında ne gibi bir ilişki bulunduğu da saptanmamıştır. Öncelikle davacının hangi tarihlerde hangi davalıya ait işyerinde çalıştığı, şirketlerin unvan değiştirip değiştirmediği, davacının çalıştığı işyerinin davalılar arasında devredilip devredilmediği, hizmet akdi devrinin mevcut olup olmadığı etraflıca tespit edilerek davalıların dava konusu alacaklardan sorumlulukları saptanmalı ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Yetersiz, çelişkili tanık beyanları ve kayıtlarla yetinilerek sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek ilgiliye iadesine 25.5.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.