Etiket arşivi: TESPİTİNE

İdare ve Vergi Hukuku • Belediyenin mahalle (eski köy) idari sınır tespitine itiraz

Büyükşehir belediyesi olduktan sonra mahalle sınır tespiti ilçe belediyeleri tarafından yapıldıktan sonra büyükşehir belediyesi onaylıyormu.ilçe belediyesi mahallenin yani köyün sınırını yaptığında idari sınırlara hangi gerekçelerle itiraz edilebilir?

Bilgiler: Tarih-Gönderici: FILIZ — Pzt Mar 23, 2015 11:20 am


Bireysel Başvuru Kararları • KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ, UZUN SÜREN DAVA 23.700TL TAZMİNAT

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ

Başvuru Numarası: 2014/3876

Karar Tarihi: 17/11/2014

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, 24/4/1970 tarihinde murisi aleyhine Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan ve Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinde devam eden kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 14/3/2014 tarihinde Karadeniz Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel eksiklik bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 25/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 13/8/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun murisi ve arkadaşları aleyhine, K.Ö., A.U. ve H.Ö. tarafından 24/4/1970 tarihinde, kendi hisselerinin başvurucunun murisi ve arkadaşları adına tapuya tescil ettirildiği ileri sürülerek, Ereğli ilçesi Süleymanlar mahallesi 9 ada 11 parselde kayıtlı taşınmazın hisseleri oranında kendi adlarına tescil edilmesi istemiyle Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde (Kadastro Mahkemesi sıfatıyla) kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır. Bu dava Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1970/13 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

8. Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinin 12/12/1980 tarih ve E.1970/13,K.1980/17 sayılı kararıyla, Mahkemenin E.1969/2 sayılı dosyası ile E.1970/13 sayılı dosyasının aralarında taraf ve konu yönünden bağlantı olduğu gerekçesiyle birleştirilmesine ve yargılamaya E.1969/2 sayılı dosya üzerinden devam edilmesine karar verilmiştir.

9. Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesi, 16/10/1987 tarih ve E.1969/2, K.1987/17 sayılı kararıyla; kanun değişikliğine binaen kadastro mahkemesi sıfatıyla bakılan davaların yeni kurulan kadastro mahkemelerinde görüleceği gerekçesiyle dosyanın Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

10. Bu karar üzerine dosya, Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinin E.1987/65 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

11. Yargılama devam ederken Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesi, 9/12/1987 tarih ve E.1987/65 ve K.1987/125 sayılı kararıyla, 3402 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 22/10/1987 gün ve 969 sayılı kararı gereğince 2613 sayılı Kanun’a göre açılmış ve halen derdest olan davalara aynı mahkemelerde bakılmaya devam olunacağı gerekçesiyle dosyanın Şehir Kadastro Mahkemesi sıfatıyla Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

12. Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesi, 31/5/1988 tarih ve E.1988/16 K.1988/183 sayılı kararıyla; söz konusu gönderme kararının atıf yapılan yasal düzenlemelerin yanlış yorumlanmasına dayanılarak verildiği gerekçesiyle dosyanın tekrar Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

13. Yargılama devam ederken görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla Yargıtaya başvurulması üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 14/12/1988 tarih ve E.1989/8020 K.1989/10548 sayılı kararıyla Kadastro Mahkemesinin görevli olduğuna karar vermiştir.

14. Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesi, 22/6/2002 tarih ve E.1988/66, K.2002/90 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir.

15. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, dosyada birtakım eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle ilk olarak 8/11/2004 tarih ve E.2004/9203, K.2004/11885 sayılı ilamıyla, ikinci olarak 20/3/2006 tarih ve E.2006/195, K.2006/1859 sayılı ilamıyla dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesine karar vermiştir.

16. Eksikliklerin tamamlanmasından sonra yapılan temyiz incelemesinde Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, 31/12/2007 tarih ve E.2007/3391, K.2007/5517 sayılı ilamıyla; ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.

17. Bozma üzerine Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinin E.2008/119 sayılı dava dosyasında yargılama halen devam etmektedir.

B. İlgili Hukuk

18. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ile 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrası, 28. maddesinin birinci fıkrası, 29. maddesinin birinci, üçüncü, dördüncü fıkraları, 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 32. maddesinin birinci fıkrası ve 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 17/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/3/2014 tarih ve 2014/3876 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, 24/4/1970 tarihinde murisi aleyhine Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan ve Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinde devam eden kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

21. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

22. Başvurucu, 24/4/1970 tarihinde murisi aleyhine Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan ve Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinde devam eden kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38-39).

24. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45).

25. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda taşınmaz mülkiyeti hakkında Kadastro Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasında, 3402 ve 6100 sayılı Kanun’larda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

26. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 24/4/1970 tarihidir.

27. Başvuruya konu dava, başvurucunun miras bırakanından intikalle takip etmekte olduğu bir uyuşmazlık olup, bu yönüyle makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı, mirasçının yargılamaya katıldığı an değil, somut olayda muris açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anıdır (B. No: 2013/1115, 5/12/2013, § 51).

28. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

29. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, 24/4/1970 tarihinde Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan E.1970/13 sayılı dava dosyasının, Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinin E.1969/2 sayılı dava dosyası ile birleştirildiği ve yargılamanın bu dosya üzerinden devam ettiği, Kadastro Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesince davaların yeni kurulan kadastro mahkemelerinde görüleceği gerekçesiyle dosyanın Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesine gönderildiği, yargılama devam ederken Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesince 3402 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 22/10/1987 tarihli kararı gereğince Şehir Kadastro Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesine geri gönderildiği, Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinin de Kadastro Mahkemesinin ilgili Kanun’u yanlış yorumladığı gerekçesiyle dosyayı tekrar Kadastro Mahkemesine gönderdiği, bu görev uyuşmazlığını çözmek amacıyla dosyanın Yargıtaya gönderildiği, Yargıtayın, Kadastro Mahkemesinin görevli olduğuna karar verdiği, Kadastro Mahkemesindeki yargılama sürecinde 6/6/2002 tarihinde keşif yapılarak bilirkişi raporu tanzim ettirildiği, yargılamanın 12/6/2011 tarihli celsesinde davanın reddine dair hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesinin kararı temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 8/11/2004 ve 20/3/2006 tarihli ilâmları ile eksik olduğu belirtilen bir kısım belgelerin dosyaya eklenmesi gerektiği belirtilerek dosyanın iki kez geri gönderildiği, belirtilen hususların ikmalini müteakip yapılan temyiz incelemesi sonucu kararın bozulduğu, bozma üzerine davanın Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinin E.2008/119 sayılı dosyasına kaydedildiği belirlenmiştir. Yargılamanın halen Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinde devam ettiği anlaşılmaktadır.

30. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya konu yargılamanın kadastro mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle, 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 18).

31. Kadastro mahkemesi nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 3402 sayılı Kanun’da yer alan ve yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64; B. No: 2012/12, 17/9/2013, §§ 53-62; B. No: 2013/1115, 5/12/2013, §§ 60-67; 2012/673, 19/12/2013, §§ 37-43).

32. Başvuruya konu davanın taraf sayısı ve mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, 3402 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık kırk beş yıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

34. Başvurucu, manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

35. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

36. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık kırk beş yıldır devam eden yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 23.700,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

37. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

38. Başvuruya konu yargılamanın yaklaşık kırk beş yıldır devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 23.700,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesine gönderilmesine,

17/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 11 Oca 2015, 19:56


KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ / MERA

T.C.
YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E:2006/759
K: 2006/819
T:24.03.2006
KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
MERA
ÖZET: Dava konusu taşınmazın çevresini oluşturan kom­şu taşınmazlar, 3402 sayılı Kanun’un 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit yapılmış ve kesinleşmiştir. Her ne kadar dava konusu taşın­mazın batı sınırında yol tarif edilmiş ise de, kamu malı ni­teliğindeki meralar içinde yol, tepe, hendek, çukur gibi do­ğal sınır yerlerinin bulunması mümkündür. Bu durumda dava konusu taşınmazın sınırlarındaki komşu parsellerin, mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen ve tespitleri kesinleşen taşınmazlardan kazanıldığının kabulü gerekir.
Mahkemece dava konusu taşınmazın öncesinin ka­mu malı niteliğinde mera olduğu, yetkili merciiler tarafın­dan 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca tapu kaydı oluş­turulduğu ve bu yolla taşınmazın türü yetkili idari merciiler tarafından değiştirildiği dikkate alınarak ve hazine tapusu­na değer verilerek, katılan davacının davasının reddine, dava konusu taşınmazın tespit gibi davalı hazine adına tes­ciline karar verilmesi gerekir.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 16]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 46]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Dosyadaki bel­geler okundu. Tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 129 parsel sayılı 22200 m2 yüzölçümündeki taşınmaz 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca davalı hazine adına oluşturulan tapu kaydının kapsamında kaldığından söz edilerek hazine adına tespit edilmiştir.
İtirazları kadastro komisyonunca reddedilen davacı Emir, Muhacir, Ali ve Ensar ile Narin vergi kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır. Yargılama sırasında Halit miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davaya katılmıştır. Mahkeme­ce davacıların davasının reddine, katılanın davasının kabulüne, dava konu­su taşınmazın katılan davacı Halit adına tapuya tesciline karar verilmiş; hü­küm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre kadastro tespitine dayanak yapılan 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarın­ca davalı hazine adına oluşan tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait ol­duğu, yanlar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Esasen bu hukuksal ol­gu dosya içeriğiyle de belirlenmiştir. Yanlar arasındaki uyuşmazlık, hazine tapusunun oluştuğu dönemden önce, katılan davacı yararına 3402 sayılı Ka­dastro Kanunu’nun 46/1. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zama­naşımı zilyetliğiyle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmedi­ğinin belirlenmesinden ibarettir.
Mahkemece az yukarıda sözü edilen koşulların adına tescile karar verilen katılan davacı Halit yararına gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurul­muş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşme­mektedir. Hazine tapusunun temelini oluşturan belirtmelik tutanağında dava ve temyize konu 129 parsel sayılı taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden kanun­ları uyarınca hazineye kaldığı belirtilmiş ve belirtmelik tutanağında da ayrıca hazine adına oluşan tapu ve vergi kaydından da söz edilmiştir. Her ne kadar belirtmelik tutanağında sözü edilen tapu ve vergi kaydının uygulamasına iliş­kin yerel bilirkişi sözleri saik ve sebebi belli olmayan soyut nitelikte gerekçe­siz sözlerden ibaret bu nedenlerle de sözü edilen tapu ve vergi kaydının uy­gulaması yetersiz ise de dava ve temyize konu taşınmazın çevresini oluştu­ran komşu 110 ve 40 parsel sayılı taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanu­nu’nun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliğiyle sınırlandırılmak sure­tiyle tespit edildiği, tespitlerinin kesinleştiği, dosya içeriği ile belirlenmiştir.
Her ne kadar dava konusu taşınmazın batı sınırında yol tarif edilmiş ise de kamu malı niteliğindeki meralar içinde, yol, tepe, hendek, çukur gibi do­ğal sınır yerlerinin bulunması mümkündür. Hal böyle olunca dava konusu taşınmazın sınırlarındaki komşu 40 ve 110 parsel sayılı mera niteliğiyle sınır­landırılmak suretiyle tespit edilen ve tespitleri kesinleşen taşınmazlardan ka­zanıldığının kabulü gerekir. Kural olarak bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik, süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Mahke­mece dava konusu taşınmazın öncesinin kamu malı niteliğinde mera olduğu yetkili idari merciler tarafından 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca tapu kaydı oluşturulduğu ve bu yolla taşınmazın türü yetkili idari merciiler tarafın­dan değiştirildiği, dikkate alınarak ve hazine tapusuna değer verilerek, katı­lan davacı Halit’in davasının reddine, dava konusu taşınmazın tespit gibi da­valı hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde ya­nılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 24.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

FENNİ HATALARIN DÜZELTİLMESİ / KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ

T.C.
YARGITAY
Yirminci Hukuk Dairesi
E:2006/5308
K:2006/9349
T:26.06.2006
FENNİ HATALARIN DÜZELTİLMESİ
KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
Özet: Fenni hataları düzeltmek üzere kurulan orman ka­dastro komisyonu, yasada belirtilen sayı ve nitelikteki kişilerden kurulmadığından yaptıkları işlemlerin de hukuken değeri yoktur.
Ayrıca anılan komisyonun mülkiyet değişikliği doğuracak bi­çimde işlemler yapması da yasaya aykırıdır.
6831 s. ORMAN KANUNU (1) (2) [Madde 7]
6831 s. ORMAN KANUNU (1) (2) [Madde 9]
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Orman Bakanlığı, müdahiller ve bir kısım davacı gerçek kişiler tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı Orman Yönetimi vekili 25.11.2004 tarihli dava dilekçesi ile Çevre ve Orman Bakanlığı aleyhine açtığı davada Ç… Köyünde önceki yıllarda yapılıp kesinleşen orman kadastrosu hakkında 6831 sayılı Yasa’nın 4999 sayılı Yasa ile değişik 7. ve 9. maddelerine göre fenni hataların düzeltilmesi işlemi sırasında yasa hükümlerine uyulmadan vasıf ve mülkiyet değişikliği yapılarak orman sınırlarının değiştirildiğini, bu nedenle 38 nolu Orman Kadastro Komis­yonu tarafından yapılan sınır düzeltmesinin kaldırılmasını istemiştir. Durmuş ve arkadaşları ise dava konusu yerde zilyetliklerinde olan taşınmazlar bulun­duğunu, düzeltme işleminin yararlarına olduğunu bildirilip, davaya katılarak ve davanın reddini, davacılar Bekir ve arkadaşları düzeltme işlemi sırasında zil­yetliklerinde bulunan bir kısım taşınmazlarının orman sınırı içine alındığını, davacı Ç… Köyü Tüzelkişiliği de bu çalışmalar sonucu köye ait bir kısım taşınmazların orman sınırları içinde bırakıldığını bildirerek, işlemin iptalini aç­tıkları ayrı davalarla istemişlerdir. Mahkemece dava dosyaları birleştirildikten sonra; Orman Yönetimi’nin davasının kabulüne, davacı kişiler tarafından açılan davaların konusuz kalması nedeniyle bu davalar hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı Orman Bakanlığı, müdahiller ve bir kısım davacı gerçek kişiler tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 38 nolu Orman Kadastro Komisyonu’nun 6831 sayılı Yasa’nın 4999 sayılı Yasa ile değişik 7 ve 9. maddeleri gereğince yapıp, 28.10.2004 tarihinde ilan ettiği Ç… Köyünde önceki yıllarda yapılarak kesinleşen orman kadastro sınırlarındaki ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hataların düzeltilmesi işleminin iptaline ilişkindir.
05.11.2003 gün ve 4999 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasa’nın 7/1. maddesi ile “…kadastrosu kesinleşmiş yerlerde tespit edilen fenni hataların düzeltilmesi işleri orman kadastro komisyonları tarafından yapılacağı” hükmü getirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasında, orman kadastro komisyonlarının Bakanlıkça atanacak bir orman yüksek mühendisi veya mühendisinin baş­kanlığında, bir orman mühendisi, bir ziraat yüksek mühendisi, bir ziraat odaları temsilcisi, bir köy veya belediye temsilcisi olmak üzere bir başkan ile dört üyeden oluşturulması öngörülmüştür. Sözü edilen hükümlerden anlaşılacağı gibi, yasanın değişik 7/1. maddesi fenni hataların düzeltilmesi işlemleri orman kadastro komisyonları tarafından yapılacak; ancak, ölçü, tersimat ve standart harita yapma işlerinde harita ve kadastro mühendisleri Orman Kadastro Yönetmeliği’nin 3/son maddesi gereğince orman kadastro komisyonlarına teknik ekip olarak yardımcı olacaklardır.
Somut olayda;4999 sayılı Yasa’ya göre fenni hataları düzeltme iş­lemlerini yapmak üzere kurulan 38 nolu Orman Kadastro Komisyonu, yasada belirtilen sayı ve nitelikteki kişilerden kurulmadığından, yaptığı işlemlere değer verilemeyeceği gibi; Yasa’nın değişik 7/7. maddesinde “orman kadastrosu yapılıp ilan edilerek kesinleşmiş yerlerde, vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında aplikasyon, ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hatalar tespit edildiğinde, bu hatalar … orman kadastro komisyonları tara­fından düzeltilir.” hükümlerine de uyulmamış, bu hükmün dışına çıkılarak ke­sinleşen orman sınırlarının genişletilmesi ya da daraltılması suretiyle mülkiyet değişikliği doğuracak biçimde işlemler yapılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; yasa hükmüne uygun kurulmayan komisyonun yaptığı işlemler yok hükmünde olduğu bir yana, komisyon yasada öngörülen ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hataların düzeltilmesi işlemlerini değil, yasanın yasakladığı vasıf ve mülkiyet değişikliği yapmıştır. Her ne kadar diğer davacıların davaya konu ettikleri yerler belir­lenmemişse de yapılan işlemin niteliğine göre bu konu sonuca etkili olma­yacağından 38 nolu Komisyonun Ç… Köyünde yaptığı ve 28.10.2004 tarihinde ilana çıkardığı tüm çalışmaların iptaline karar verilmesi gerekirken, sadece Orman Yönetimi’nin dava açtığı paftalardaki çalışmalar yönünden kısmen iptale karar verilmesi doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onan­ması uygun görülmekle, 24.10.2005 günü hükmün A fıkrasının 1 ve 2 nu­maralı bentleri kaldırılarak, bunun yerine “1- Tüm davacıların davasının kabulüne, 2- Ç… Köyünde 38 nolu Orman Kadastro Komisyonu’nun 6831 sayılı Yasa’nın 4999 sayılı Yasa ile değişik 7. ve 9. maddelerine göre yaparak 28.10.2004 tarihinde ilan ettiği fenni hataların düzeltilmesi işlemlerinin tümünün iptaline” cümlelerinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün HYUY’nin 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle (ONANMASINA), kararı gerekçesine göre davacı gerçek kişilerin davası konusuz kaldığından temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek olmadığına, onama harcının temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine, Hazine’den harç alınmasına yer olmadığına, 26.06.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ / ORMAN NİTELİĞİNİN ARAŞTIRILMASI

T.C.
YARGITAY
Yirminci Hukuk Dairesi
E:2006/6156
K: 2006/8848
T: 19.06.2006
KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
ORMAN NİTELİĞİNİN ARAŞTIRILMASI
Özet: Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan ve kamu malı niteliğinde olan ormanlar, her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilmiş olsa bile, bu durum taşınmazın niteliğini değiştirmeyeceğinden tescil işlemi yok hükmündedir. Bu tür taşınmazlar hakkında iyiniyet iddiasında bulunulamayacağı gibi, Orman Yönetimi ya da Hazine tarafından açılacak iptal ve tescil davalarında 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edi­lemez.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 12]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 16]
Taraflar arasındaki meşelik vasfının orman olarak değiştirilmesi dava­sının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay’ca incelenmesi Orman Yönetimi vekilleri tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Yörede 1993 yılında yapılan kadastro sırasında, Tilkilik Köyü 371 ada 15 parsel sayılı 149.800 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, belgesizden meşelik nite­liğiyle Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı Orman Yönetimi, taşın­mazın memleket haritasında ormanlık alanda gözüktüğü nedeniyle meşelik vasfının orman olarak değiştirilmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkemece dava­nın (3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesine göre 10 yıllık) hak düşürücü süre geçmesi nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı Orman Yönetimi vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, taşınmazın meşelik vasfının orman olarak değiştirilmesi istemine ilişkindir.
Davacı Orman Yönetimi, taşınmazın resmi belgelerde orman sayılan yerlerden olduğu savı ile orman niteliği ile Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece dava, 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süre yönünden reddedilmiştir.
Ormanlar kamu malı niteliğinde devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Ormanlarda; kuru mülkiyet hakkı Hazine’ye, kullanım ve işletim hakkı ise, Orman Genel Müdürlüğü’ne aittir.
3402 sayılı Yasa’nın 16/D maddesine göre; devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu malı niteliğinde olan ormanlar, bu yasada hüküm bulunmayan hallerde özel yasalar hükümlerine tabidir. HGK’nın 24.03.1999 gün 1999/1-170-167 ve 21.02.1990 gün 1989/1-700-1990/101 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, aslında özel mülkiyete konu olmayan taşınmazlar, her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilmiş olsa bile, bu durum taşınmazın niteliğini değiştirmeyeceğinden, tescil işlemi yok hükmündedir. Bu tür taşınmazlar hakkında MY 1023 (931) maddesinde yazılı iyiniyet iddiasında bulunulmayacağı gibi, Orman Yönetimi ya da Hazine tarafından açılacak iptal ve tescil davalarında 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden de söz edilemez.
O halde;mahkemece çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116, 6831 ve 3402 sayılı Yasalara göre orman kadastrosu yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa; buna ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme askı ilan tutanakları ile tahdit haritasının orman kadastrosu, yapılmamışsa; yöreye ait en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planının orijinalinden çekilmiş renkli örneğinin ilgili yerlerden getirtilmesinden sonra; fen ve uzman orman yüksek mühendisi aracılığı ile yapılacak keşifte; kesinleşmiş tahdit haritası ve tapulama paftası ölçekleri denkleştirerek sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 4 ya da 5 orman tahdit sınır (OTS) noktasını gösterecek biçimde çekişmeli taşınmazın tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı; bilirkişilere tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmeli; şayet orman kadastrosu yapılmamışsa; eski tarihli memleket haritası, hava fo­toğrafları ve varsa amenajman planı çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar kar­şısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasa’nın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesi’nin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasa’nın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılmayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Orman Yönetimi vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 19.06.2006 günü oybirliği ile karar verildi.

KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ / ZİLYETLİKLE İKTİSAP

T.C.
YARGITAY
Onyedinci Hukuk Dairesi
E:2006/3416
K: 2006/5346
T: 12.06.2006
KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
ZİLYETLİKLE İKTİSAP
Özet: Somut olayda eylemli durumundan ve krokisinden anlaşıldığı üzere, taşınmazın güney ve batı sınırlan Hazine adına tespit edilen çalılık alanlarla, kuzeyi kısmen devlet ormanı ve yine Hazine adına tespiti yapılan parselle çevrilidir. Ancak dosya kapsamına göre, yerel bilirkişinin beyanı ve mahkemenin kabulüne katılma olanağı yoktur. Ayrıca, dosyaya ibraz olunan taşınmazın genel görünümünü ve kazı çalışmalarını gösteren fotoğraflarda da taşınmaza hâkim olan unsur taşlık ve çalılıktır.
Yine taşınmazın değişik bölümlerinin çok önceleri sabanla sürüldüğü ve ziraat edildiği ziraatçı bilirkişi raporunda belir­tilmiş ise de, daha sonra bu şekildeki zilyetliğe son verildiği ve tarımsal amaçla kullanılmadığı aynı raporda belirtilmiş ve bu yer bilirkişi ve tanık beyanları ile de doğrulanmıştır. Bu du­rumda, davacının taşınmazda ekonomik amacına uygun iktisap sağlayıcı nitelikte ve yasada öngörülen süreye ulaşan zilyet­liğinden söz etme imkânı yoktur.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 12]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 17]
Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm davalı Hazine tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı tapu kaydına ve kadastro öncesi sebebe dayanarak genel kadastro sonucu davalı Hazine adına oluşan tapu kaydının iptal ve tescili isteği ile dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulü ile dava konusu 149 ada 53 parselin davacı Mehmet adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, taşınmazın davacının dayanağını teşkil eden ve 15 nolu parsele revizyon gören 02.12.1949 tarih 19 sıra nolu tapu kaydı kapsamında kaldığı ve aynı zamanda zilyetliğinde bulunduğu gerekçesiyle yazılı olduğu üzere davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Kadastro sırasında taşınmaz İsmail’in işgalinde olmakla beraber taşlık çalılık yerlerden olduğundan söz edilerek Hazine adına tespit edilmiştir. Dava dilekçesindeki ileri sürülüşe, tespit nedenine ve savunmaya göre uyuşmazlık, taşınmazın dayanılan tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı, kalmaması halinde davacı yararına zilyetliğe dayalı taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı yönlerinde toplan­maktadır. Tapu kaydının sınırları doğusu Ali tarlası, batısı kahveci Hasan veresesi, kuzeyi ve güneyi dere okumakta olup miktarı 1 hektar yani 10 dönümdür. Orijinal paftasından çıkarılan haritasında görüldüğü üzere taşın­maza doğrudan sınır teşkil eden dere bulunmamaktadır. Dere, her yerde rastlanabilen doğal sınırlardan olması karşısında tapu kaydında yazılı olup özel isimle anılmayan dere’den bilirkişi krokisinde 15 ve 53 nolu parsellerin güneyinden ve de 30 nolu parselin içerisinden geçen derenin kastedilip kastedilmediği de anlaşılmamaktadır. Bu durumda tapu kaydının taşınmaza uygunluğunun kabulü için doğu sınırında okunan Ali ile batı sınırında okunan kahveci Hasan yerlerinin arazi üzerinde belirlenmeleri zorunludur. Eylemli durumdan ve krokisinden de görüldüğü üzere taşınmazın güney ve batı sınırları Hazine adına tespit edilen çalılık alanlarla, kuzeyi kısmen Devlet ormanı ve yine Hazine adına tespiti yapılan 30 nolu parselle çevrili bulunmaktadır. 15 nolu parselin doğusundaki 72 nolu parselin de çalılık niteliğiyle Hazine adına tespit edildiği ve ondan sonra da ormanlık alanın geldiği görülmektedir. Yerel bilirkişi Ali yerini göstermemiş ve fakat halen eşinin kullandığı bir yer olduğunu, kahveci Hasan yerinin ise Hazine adına tespit edilen 14 nolu parsel içerisinde kaldığını bildirmekle yetinmiştir. 14 ve 72 nolu parsellerin 1990 tarihinde Hazine adına yapılan tespitleri itiraza uğramaksızın kesinleşmiştir. Kahveci Hasan ve Ali’nin Hazine adına tespit edilen taşınmazlar içerisindeki yerlerini tespitin yapıldığı 1990 tarihinden bu tarafa dava etmemiş olmaları hayatın olağan akışına da uygun düşmez. Hal böyle olunca tapu kaydının taşınmaza uyduğu ya da kapsamına aldığı yönündeki yerel bilirkişi düşüncesine ve mahkemenin kabulüne katılma olanağı yoktur. Bir an için tapuya değer verilecek olsa dahi kapsamı yüzölçümüyle geçerli olup, miktarından fazlasıyla davacı adına tespiti kesinleşen 15 nolu parsele revizyon görmüştür. Bu durumda taşınmazın kayıt kapsamı dışında kalan belgesiz yerlerden olduğunun kabulü gerekir. Orman ve ziraatçı bilirkişi raporlarında taşınmazın % 35-40 gibi yüksek bir eğilime (meyile) sahip, taşlık ve çalılık alanları içerdiği, içerisinde pırnal meşesi ve menengiç ağaçları ile yabani delice ağaçlarının oluştuğuna yer verilmiştir. Ayrıca dosyaya ibraz olunan taşınmazın genel görünümünü ve de kazı çalışmalarını gösteren fotoğraflarda da taşınmazda hâkim olan unsurun taşlık ve çalılık olduğu açıkça görülmektedir. Taşınmazın değişik bölümlerinin çok önceleri sabanla sürül­düğü ve ziraat edildiği ziraatçı bilirkişi raporunda belirtilmiş ise de, daha sonra bu şekildeki zilyetliğe de son verildiği ve tarımsal amaçla kullanılmadığı yine aynı raporda belirtilmiş ve bu yer bilirkişi ve tanık sözleri ile de kısmen doğrulanmıştır. Hal böyle olunca davacının taşınmazda ekonomik amacına uygun iktisap sağlayıcı nitelikte ve de yasada öngörülen süreye ulaşan zilyetliğinden söz etme olanağı yoktur. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgular karşısında mahkemece davanın reddine karar vermek gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere kabulü yoluna gidilmiş olması doğru değildir.
Davalı Hazine’nin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açık­lanan nedenlerden ötürü (BOZULMASINA), 12.06.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ / KAYIT VE BELGELERİN KAPSAMININ BELİRLENMESİ

T.C.
YARGITAY
Onaltıncı Hukuk Dairesi
E: 2006/3365
K: 2006/4091
T: 01.06.2006
KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
KAYIT VE BELGELERİN KAPSAMININ BELİRLENMESİ
Özet:Dava konusu parsellerin dağıtım haritaları ilgili Daireden getirtildikten sonra yapılacak olan keşifte, tapu kayıtları ve ekleri yerel ve uzman bilirkişiler yardımıyla uygu­lanıp kapsamları belirlenmeli, ortak sınırın durumu, değişip değişmediği, değişmişse ne zaman ve nasıl olduğu belirlenmeli, ortak sınırın belirlenememesi durumunda tapu kayıtları ve miktarlarına göre orantılı paylaştırma yapılarak tapuların kap­samı belirlenmelidir.
2510 s. İSKAN KANUNU (1) (2) [Ek Madde 34]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 13]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde
olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 130 ada 16 ve 22 parsel sayılı 26879.64 ve 24534.27 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar tapu kaydı nedeniyle 16 nolu parsel davalı Şerafettin ve müşterekleri, 22 nolu parsel Cemil adına tespit edilmiştir. Davacı Kenan, yasal süresi içinde tapu kaydı, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak murislerine ait 130 ada 17 ve 20 nolu parsellerin yüzölçümünün eksik tespit edildiği, eksikliğin 16 ve 22 parsel içinde kaldığı iddiası ile dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine ve temyize konu 130 ada 16 ve 22 nolu parsellerin tespit gibi davalılar adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Kenan tarafından temyiz edilmiştir.
1 Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, davacıya ait 20 numaralı parselin miktarında bir eksiklik bulunmadığı ve 22 nolu parsel maliki tarafından meydana getirilmiş bir tecavüzün de olmadığı mahallinde yapılan keşif, uygulama, yerel bilirkişi tanık anlatımı ve uzman bilirkişi tarafından düzenlenen kroki ve raporla belirlendiğine göre davacının davaya konu 22 numaralı parsele ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının reddiyle hükmün 22 numaralı parsele ait bölümünün (ONANMASINA),
2 Davacının 130 ada 16 numaralı parsele ilişkin temyizine gelince; mahkemece davacıya ait 17 numaralı parseldeki 4369.45 metrekare tuta­rındaki eksikliğin 16 numaradaki parselde olmadığı, bir başka ifadeyle 16 numaralı parselin 17 numaralı parsel aleyhine genişlemediği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm için yeterli bulunmamaktadır. Davacıya ait 17 numaralı parsel ile davaya konu 16 numaralı parselin ve bu parsellerle birlikte 130 adada yer alan diğer taşınmazların iskan yoluyla dağıtıldığı celbedilen kayıtlardan anlaşıl­maktadır. 2510 sayılı Kanun’a göre dağıtım yapılmış bulunması nedeniyle bu dağıtımın haritaya bağlı olması gerekir. Mahkemece tapu kayıtlarının harita­sının getirtilip uygulamaya çalışılması ve ortak sınırın buna göre belirlenme yoluna gidilmemesi isabetsiz olduğu gibi, ortak sınırın yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına dayanılarak saptanması, bunun da mümkün olmaması halinde orantı kurulmak suretiyle davacının parselindeki noksanlığın giderilmeye çalışılmaması da isabetli değildir. Bu tür eksik ve yetersiz soruşturmaya daya­nılarak karar verilemez. Doğru sonuca varılabilmesi için öncelikle 130 adada yer alan tüm taşınmazların ve bu arada 16 ve 17 numaralı parsellerin dağıtım haritaları ilgili Daireden getirtilerek dosyasına konulup dosya keşfe hazır hale getirildikten sonra mahallinde yerel bilirkişi, taraf tanıkları ve uzman bilirkişiler huzuruyla keşif icra edilmelidir. Taşınmazın başında icra edilecek keşif sırasında dayanılan tapu kayıtları ve temin edilebildiği takdirde bu tapuların eki olan haritalar yerel bilirkişiler yardımı, uzman bilirkişi aracılığıyla uygulanıp kapsamları belirlenmeli, ortak sınırın bu şekilde belirlenmesi mümkün olmadığı takdirde dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazlar arasındaki ortak sınırın dağıtım tarihindeki konumu, dağıtımdan sonra ortak sınırda değişme olmuşsa bu değişmenin hangi tarihte ve ne şekilde olduğu hususunda bilgi alınıp ortak sınır bilirkişi ve tanık sözleriyle tespit edilmeye çalışılmalı, tarafların dayandığı tapu kayıtlarının uygulanması suretiyle veya yerel bilirkişi ve tanık ifadelerine göre ortak sınırın belirlenememesi durumunda, tapu kayıtlarının diğer sınırları da gereği gibi saptanıp bu tapulardaki miktarlar gözönünde tutulmak ve taşınmazların yüzölçümleri arasında orantı kurulmak ve taraflar arasında paylaştırma yapılmak suretiyle tapuların kapsamları ve dolayısıyla ortak sınır belirlenmelidir. Mahkemece belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmadan yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün (BOZULMASINA), 01.06.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

KADASTRO TESPİTİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL / TALEPLE BAĞLILIK

T.C.
YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E: 2006/1060
K: 2006/1694
T: 25.05.2006
KADASTRO TESPİTİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL
TALEPLE BAĞLILIK
Özet: Kesinleşen kadastroya karşı açılan davada, taraf­ların dayandığı iskan yoluyla oluşan tapu kayıtları ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile tapu sicil müdürlüklerinden, kadastro müdürlüklerinden varsa dayanağı olan haritalar ile birlikte getirtilmelidir. Ayrıca dava dışı taşınmazları ve dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kap­samlı haritalar da getirtilip, incelenmelidir.
Tarafların gösterecekleri deliller toplanmalı, yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişiler, tarafların göstereceği tanıklar ve tespit tutanağı bilirkişilerin tümü hazır olduğu halde taşınmazların başında yeniden keşif yapılmalıdır.
3402 sayılı Kadastro Kanunu ‘mm 20. maddesi uyarınca, tüm tapu kayıtları, ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtları, kök tapu kayıtları duraksamaya neden olmayacak şekilde zemine uzman bilirkişiler aracılığıyla uygulanmalıdır. Zilyetlik araştır­ması yapılmalı, zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında bilirkişi ve tanıklardan detaylı bilgi alınmalıdır.
Tespit tutanağı bilirkişiler, yerel bilirkişiler ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara ilişkin bilgi alınmalı, bunlar taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek aykırılıklar giderilmeli, bundan sonra top­lanan veya toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Ayrıca, temyize konu taşınmaza yönelen dava hakkında hüküm yerinde birbiri ile çelişen biçimde red ve kabul kararı verilmesi ve dava dışına çıkılarak usulün 74. maddesine aykırı olarak dava konusu olmayan parsel hakkında da hüküm kurul­ması doğru değildir.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 12]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 20]
1086 s. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU [Madde 74]
Kadastro tespitine dayalı olarak oluşan tapu kaydının iptali istemi ile açılan davada mahkemece verilen kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı Fatma ile davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hâki­minin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava ve temyize konu 1864, 3478, 3710, 5698, 6003, 3107, 2979, 1850 ve 5102 parsel sayılı sırasıyla 1600 m2, 14200 m2, 3000 m2, 2038 m2, 3037 m2, 26260 m2, 6400 m2 ve 1520 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar malikinin kim olduğu belirlenemediğinden söz edilerek davalı Hazine adına ayrı ayrı tespit edilmiştir. Taşınmazların tutanakları 11.05.1978 tarihinde kesinleşmiştir. Tereke temsilcisi davacı Fatma 06.07.1987 tarihinde tapu kaydına, miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak Hazine adına oluşan tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların Kamil mirasçıları adına tescili için 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 29. maddesi hükmü uyarınca dava açmıştır. Mahkemece 5698 ve 5102 parsel sayılı taşınmazlara yönelik davaların reddine, 1850, 1864, 5698, 2979, 3478, 3292, 3710 ve 6003 parsel sayılı taşınmazlara yönelen davaların kabulüne, sözü edilen taşınmazların Kamil mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Fatma ile davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava niteliği ve içeriği itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesi hükmüne dayalı kesinleşen kadastroya karşı açılan dava niteli­ğindedir.
Davacı Fatma’nın temyizi 5102 ve 5698 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili hükme, davalı Hazine’nin temyizi ise dava ve temyize konu diğer taşınmazlarla ilgili hükümlere yöneliktir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği dikkate alındığında mahkemece yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Davacı tarafın dayandığı tapu kayıtlarının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri, komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve dayanakları kayıtlarla denetlen­mediğinden genel soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi sözü edilen kayıtlar yerlerine ayrı ayrı uygulanıp kapsamları belirlenmediği gibi uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki haritada kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri yöntemine uygun biçimde gösterilmediğinden keşfi izle­meye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermeyen harita ve eki raporda yetersizdir.

O halde, saptanan dava niteliği dikkate alındığında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, öncelikle davacı tarafın tutunduğu iskan yoluyla oluşan tapu kayıtları ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğü’nden varsa haritaiarıyla ve tahsis ve temlike ilişkin kayıt ve belgelerle birlikte getirtilmeli, bundan sonra dayanılan tapu kayıtlarının dava dışı başka taşınmaz ya da taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğü’nden ayrı ayrı sorulup, saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmazlarla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğü’nden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, dayanılan tapu kayıtlarının dava dışı başka taşınmazlara revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, vurgulanan bu olgunun dava ekonomisi ve tapu kayıtlarının kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kayıtları yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle ayrı ayrı yerlerine uygulanmalı, uygulamada tapu kayıtlarının revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar özellikle gözönünde tutulmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, bu yolla dava konusu taşınmazların dayanılan tapu kayıtlarının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, dava ve temyiz konusu taşınmazların tümü ya da bir bölümü dayanılan tapu kayıtlarının kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde kayıt kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümlerinin öncelikle kaçak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca devlete bir başka deyişle Hazine’ye kalan taşınmazlardan olup olmadığı belirlenmeli, tapu kayıtlarının kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümlerinin kaçak ve yitik kişilerden kalmadığı sonucuna varıldığı takdirde bu bölümler hakkında yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, kaçak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca Hazine’ye kalan taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımayacağı özellikle dikkate alınmalı, bundan sonra tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek çelişki giderilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değer­lendirilerek sonucuna uygun karar verilmelidir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de dava ve temyize konu 5698 parsel sayılı taşınmaza yönelen dava hakkında hüküm yerinde birbiri ile çelişen biçimde RED ve KABUL kararı verilmesi davaya konu olmadığı halde bir başka deyişle dava dışı olduğu halde usulün 74, maddesi hükmüne aykırı biçimde dava dışına çıkılarak 5102 parsel sayılı taşınmaz hakkında hüküm oluşturulması dahi isabetsiz, davacı Fatma dava ve temyizine konu 5102 ve 5698 parsel sayılı taşınmazlar ile davalı Hazine’nin temyizine konu 1850, 1864, 5698, 2979, 3478, 3292, 3710 ve 6003 parsel sayılı taşınmazlara yönelik temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile sözü edilen taşınmazlarla ilgili hükümlerin (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 25.05.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.