Etiket arşivi: Ücretinin

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İLAM BORÇLUSUNUN BİRDEN FAZLA OLMASI, VEKİL ÜCRETİNİN TAKSİMİ

T.C
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2013/10119
KARAR NO:2013/16458
KARAR TARİHİ:13.11.2013

>BİRDEN FAZLA İLAM BORÇLUSU—BORÇ SORUMLULUĞU KAPSAMI

ÖZET: İlamda iki davalı olup, bu durumda takibi yapan alacaklının ilam vekalet ücretinin yarısını davalıdan isteyebileceği kabul edilmelidir.

İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi’nin 24.04.2012 tarih ve 2007/833 Esas-2012/363 Karar sayılı ilamına dayalı olarak ilamlı takip yapılmış ve borçlu vekili takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, takibin iptaline karar verilmesi üzerine; hüküm, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İcra takibine dayanak ilamda 13.450.00 TL vekalet ücretinin “davacıdan alınarak davalılara verilmesine” karar verilmiştir. Takip alacaklısı D. İnş. San. ve Ticaret A.Ş. icra takibinde hüküm altına alınan 13.450.00 TL vekalet ücretinin tamamını istemiştir. İlamda ise iki davalı olup takibi yapan D. İnş. San. ve Ticaret A.Ş.’nin hükmedilen vekalet ücretinin yarısını isteye bileceğinin kabulü gerekir. Açıklanan bu gerekçelerle icra emrinin düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, takibin tümden iptali doğru değildir.

SONUÇ
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle, İİK’nin 366 ve HUMK’unun 428.maddeleri gereğince BOZULMASINA,taraflarca HUMK’un 388/4. (HMK m.297/ç)ve İİK’nin 366/3.maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 13.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — Pzt Mar 23, 2015 8:57 pm


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE TAPU İPTALİ DAVASI, AVUKATLIK ÜCRETİNİN HESAPLANMASI

YARGITAY 1. Hukuk Dairesi
ESAS: 2014/15507
KARAR: 2014/19371

Taraflar arasında görülen tapu iptal, tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.11.2013 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların davalıya temlikinin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; tarafların mirasbırakanları babaları M…’in 13.02.2007 tarihinde öldüğü, mirasbırakanın maliki olduğu 7 ve 9 parsel sayılı taşınmazları 21.08.2002 tarihli resmi akit ile oğlu olan davalı A…’ya satış suretiyle temlik ettiği, davacının dava dilekçesinde; 9 parsel sayılı taşınmazın temlikinin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiası ile eldeki davayı açtığı, 11.02.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile 7 parsel sayılı taşınmaz yönünden aynı iddiayı ileri sürerek, miras payı oranında iptal ve tescile, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, 9 parsel sayılı taşınmaz yönünden, mirasbırakan tarafından davalıya satış suretiyle yapılan temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu saptanmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazı yerinde değildir. Reddine.

Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince, dava dilekçesinde yer almayan 7 parsel sayılı taşınmaz yönünden 11.02.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile talepte bulunulmuş ise de, değer gösterilmeksizin düzenlenen ıslah dilekçesi ile talepte bulunulmuş olduğu, bu haliyle usulüne uygun bir ıslah bulunmadığı ve ayrı bir dava ile talepte bulunulması gerektiği, göz ardı edilerek 7 parsel sayılı taşınmazın kabul kapsamına alınmış olması doğru değildir.

Kabule göre de, davada miras payı üzerinden kabul kararı verildiğine göre, bu paya karşılık gelen değerin vekâlet ücretinin tayininde nazara alınması gerektiği ve yargılama sırasında keşfen belirlenen değer üzerinden harç ikmal edilmemiş olduğu gözetilmeden yazılı şekilde vekalet ücretine hükmedilmiş olması da isabetsizdir.

Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilenz nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.12.2012 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 990.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, 11.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — Cmt Mar 07, 2015 11:35 pm


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları • HUKUKİ YARAR YOKLUĞUNDAN DAVANIN REDDİ HALİNDE VEKALET ÜCRETİNİN DURUMU

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS: 2013/385
KARAR: 2014/100

Taraflar arasındaki “tapu iptali tescil ve gecikme cezası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; …7.Tüketici Mahkemesi’nce davalı T.. K.. yönünden husumet nedeniyle reddine, diğer davalı O…Müh. Turizm Tic. A.Ş. yönünden ise kısmen kabulüne dair verilen 14.06.2011 gün ve 2011/115 E–2011/740 K. sayılı kararın incelenmesi davalı kooperatif vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14.Hukuk Dairesi’nin 12.03.2012 gün ve 2012/2822 E-2012/3648 K.sayılı ilamı ile;

(…Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek bağımsız bölümün rayiç değerinin tahsili, ıslah yolu ile öne sürülen talep ise sözleşmede öngörülen gecikme tazminatı tutarı 36.520 Amerikan Dolarının tahsiline ilişkindir.

Davalı yüklenici iddianın yerinde olduğunu belirtmiş, diğer davalı kooperatif ise sözleşmedeki edimlerinin yerine getirilmediğini, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davacının tapu iptali ve tescil istemi yasal koşulları bulunmadığından reddedilmiş, gecikme tazminatı talebi ise hüküm altına alınmıştır.

Hükmü davalılardan kooperatifin avukatlık ücreti takdir edilmemesi sebebiyle temyizi üzerine dairemizce vekille temsil olunan davalı kooperatif yararına avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken bu yönün gözden kaçırılması nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda Tasfiye halinde S.S. T…. Arsa Tahsis Konut Yapı Kooperatifine yönelik dava husumet nedeniyle reddedilmiş, davalı O…. Müteahhitlik Müh.Turizm Tic. A.Ş’ye yönelik tapu iptali ve tescil istemi yasal koşulları bulunmadığından reddedilmiş, gecikme tazminatı talebi ise hüküm altına alınmıştır.

Hükmü davalılardan kooperatif lehine nispi avukatlık ücreti takdir edilmemesi sebebiyle temyiz etmiştir.

Dairemizin 24.10.2010 tarihli bozma ilamına uyulmuş, ilk kararda davanın yasal koşulları bulunmadığından reddine karar verilemesine rağmen, ikinci kararda temyiz eden arsa sahibi kooperatif aleyhine açılan dava husumet nedeniyle reddedilerek maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.

Mahkemece, davanın bozma ilamı öncesindeki karar gibi davalı kooperatif yönünden yasal koşulları bulunmadığından reddi ile taşınmazın dava tarihindeki değeri tespit edilerek kendisini vekille temsil ettiren davalı kooperatif lehine nispi vekalet ücretinin takdir ve tayini gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek bağımsız bölümün rayiç değerinin tahsili, ıslah yolu ile öne sürülen talep ise sözleşmede öngörülen gecikme tazminatı tutarı 36.520 USD’nin tahsiline ilişkindir.

Davacı vekili, davalılardan müteahhit olan O… Müteahhitlik Mühendislik Tur. Tic. A.Ş. ve diğer davalı arsa sahibi kooperatif arasında Ankara 3. Noterliğinin 03.06.1998 tarih ve 013809 yevmiye numaralı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşme ile müteahhidin Çankaya, Y… Mah., 7… ada 13 parselde kat karşılığı inşaat yapmayı taahhüt ettiğini, müvekkilinin 27.03.2002 tarihi sözleşme ile davalı müteahhit firmadan B Blok, … kat, … nolu daireyi satın aldığını, müvekkilinin sözleşme gereği üstlenmiş olduğu edimlerini eksiksiz olarak yerine getirmiş olmasına rağmen, davalı müteahhit firma tarafından dairenin teslim edilmediğini belirterek, dava konusu 42 nolu dairenin davalı kooperatif adına olan tapu kaydının terkin edilerek, müvekkil adına tapuda tesciline; tapuya tescil talebinin herhangi bir nedenle kabul edilmemesi halinde, rayiç değeri olan 550.000.YTL ile sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarar ile cezai şartın faizi ile birlikte davalı müteahhit firmadan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, 29.03.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile, mahkemece tapu iptal ve tescil talebinin kabul edilmemesi halinde, taraflar arasında akdedilmiş sözleşme ayakta olduğundan, davalı taraf aleyhine 36.520. USD cezai şartın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı yüklenici, iddianın yerinde olduğunu belirtmiş, diğer davalı kooperatif ise kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, davalı müteahhidin sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediğini, halen kendisine de borcu bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacı tarafın öncelikle tapu iptali tescil olmadığı taktirde kira tazminatı talepli terditli dava açtığı, dava konusu 42 nolu bağımsız bölümün yükleniciye özgülendiği, satış protokolü ile bu yerin davacıya satıldığı, bedelin ödendiği, dava tarihi itibariyle binada iskan bulunmadığı, eksik ayıplı işlerin tamamlanmadığı, tapu iptal tescil koşullarının oluşmadığı, davacının ek 2 protokol hükmü uyarınca 36.520 USD tazminat talep etmekte haklı olduğu gerekçeleri ile, davacı tarafın tapu iptali ve tescil isteminin yasal koşulları bulunmadığından reddine, davacı tarafın cezai şarta ilişkin tazminat talebinin kabulüne, 36.520 USD’nin davalı O… Müteahhit. Taah. Tic. AŞ.’den tahsili ile davacı tarafa ödenmesine karar verilmiş, davalı kooperatif vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Daire’ce davalı kooperatif hakkındaki dava reddedildiğine göre kooperatif yararına vekalet ücreti taktir edilmesi gerektiğine işaretle bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, “…tapu iptal tescil koşulları oluşmadığından yasal hasım olan davalı kooperatif yönünden açılan davanın reddine, diğer davalı O…. yönünden açılan davanın kısmen kabulüne, bilirkişi tarafından hesaplanan aylık 600 USD hesabı ile 5 yıl 26 günlük süre için 36.520 USD tazminat talep etmekte haklı olduğu anlaşıldığından davacı tarafın yasal koşulları oluşmayan tescil talebinin reddine, terditli dava ve ıslah dilekçe kapsamına göre hesaplanan tazminatın davalı yükleniciden tahsiline karar vermek gerekmiştir. Davalı arsa sahibi kooperatif bu davada yasal hasım olup, tescil koşullarının bu aşamada gerçekleşmediği anlaşıldığından, vekalet ücretinin maktu olarak tayin edilmesi usul, yasa ve hakkaniyete uygun görülmüştür…” gerekçeleri ile davalı kooperatif hakkında davanın husumet nedeniyle reddine ve davalı kooperatif yararına A.A.Ü.T.nin 3 ve 12. maddeleri uyarınca hesaplanan 550,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile, davalıya ödenmesine dair verilen karar, davalı kooperatif vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Özel Dairece, metni aynen yukarıda başlık bölümünde yazılan nedenlerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece; önceki karardaki gerekçelere ilave olarak, “Yükleniciden alacağın temliki hükümlerine göre bağımsız bölümü devralan davacının arsa sahibi ile doğrudan herhangi bir hukuki ilişkisi veya sözleşme ilişkisi yoktur. Yükleniciden bu şekilde bağımsız bölüm satın alan 3.kişi alacağın temliki hükümlerine göre yüklenicinin halefi olarak arsa sahibi adına kayıtlı bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile kendi adına tescilini isteyebilir. Normal şartlarda davacı ile arsa sahibi arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi bulunmamasına rağmen tapu kaydının arsa sahibi üzerinde bulunması nedeniyle açılacak davada davalı arsa sahibi zorunlu hasım olarak gösterilir. Bir an için davanın açıldığı tarihte tescil koşullarının oluştuğu veya dava devam ederken eksiklikler tamamlanıp tescil koşullarının oluştuğu kabul edilecek olursa bu halde arsa sahibi üzerinde bulunan tapu kaydının iptali nedeniyle karar verilmesi durumunda yerleşik Yargıtay uygulaması uyarınca arsa sahibi aleyhine vekalet ücreti hükmedilemez. Aynı şekilde açılan davada henüz tescil koşullarının oluşmadığının anlaşılması durumunda da açılan dava bir nevi husumet yönüyle reddedilmiş olacağından arsa sahibi kendisini vekil marifetiyle temsil ettirmiş olsa bile bu halde ancak maktu ücreti vekalet takdir edilmesi gerekir. Yüksek Yargıtay 14.Hukuk Dairesi uygulamalarının aksi yöndedir. Ancak mahkememizde oluşan vicdani kanaat açılan davanın niteliği ve aynı davanın daha sonra davacı tarafından koşullar oluştuğunda tekrar açılabilme imkanı nazara alındığında tapu iptal tescil koşullarının oluşmaması durumunda arsa sahibi lehine nispi vekalet ücreti tayin edilmesi hakkaniyet ve adalete uygun olmaz…” denilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davalı kooperatif vekili temyize getirmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı kooperatif lehine maktu vekalet ücretine mi, yoksa nispi vekalet ücretine mi hükmedileceği noktasında toplanmaktadır.

Davanın erken açılması, dava şartlarından olan “hukuki yarar” kapsamı içerisinde değerlendirilmelidir.

Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 25.05.2011 gün ve 2011/11-186-352 E., K. sayılı ilamında da aynı ilke benimsenmiştir.
Hemen burada, “hukuki yarar” ve “dava şartları” üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.

Dava şartları, HUMK’n da açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak, ilk itirazlar bölümünde, “hakimin re’sen nazarı dikkate alması kanunen iktiza eden hususlar” saklı tutulmuştur (m.188 c.2).

6100 sayılı HMK.nun 114.maddesinde ise dava şartları açıkça sayılmış ve anılan maddenin h bendinde ise davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması gerektiği belirtilmiştir.

Bir hususun dava şartı olup olmadığı onun niteliğinden anlaşılır. Bir hususun varlığı veya yokluğu, mahkemenin davayı esastan inceleyip karara bağlamasına engel oluyor ve hakim o hususu kendiliğinden gözetmekle yükümlü ise, o husus bir dava şartıdır.
Dava şartları, medeni usul hukukuna ait bir kurumdur.

Bunun amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır.

Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartla’dır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi).
Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir.

Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür.

Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.
Dava şartları mahkemeye, taraflara ve dava konusuna (müddeabihe) ilişkin olmak üzere, üçe ayrılarak incelenebilir. Buna göre;
Mahkemeye ilişkin dava şartları: “yargı hakkı, yargı yolu, görev, kamu düzenine ilişkin yetki halleri”;

Taraflara ilişkin dava şartları: “davada iki tarafın bulunması, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davaya vekalet ehliyeti ve geçerli vekaletname, davayı takip yetkisi”;

Dava konusuna ilişkin dava şartları ise: “kesin hüküm bulunmaması ve hukuki yarar (menfaat) bulunması”

olarak sıralanmaktadır.

Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukuki bir yararının bulunması gerekir; yani, dava hakkı, hukuki yarar ile sınırlıdır. Dava açmakta hukuki yararı olmayan kişi, Devletin mahkemelerini gereksiz yere uğraştıramaz. Bu, hukuki korunma (himaye) ihtiyacı olarak da adlandırılmaktadır. Yani, davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde, korumaya değer bir yararı olmalıdır.

Bilindiği ve 07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da belirtildiği üzere; dava, mahkemeden verilecek bir hükümle, bir iddia üzerinde hukuki korunmanın sağlanması dileğidir.

Eski kanunda açıkça yazılı olmayan, hukuki yararın dava şartı olduğu, Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul edilmişti. Bu şart, "dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri" olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan "olumlu dava şartları" arasında sayılmaktadır. Bu nedenle, hukuki yarara (menfaate), "davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı" da denilmektedir (Hanağası, Emel, Davada Menfaat, s.19, 20,21, dipnot 73, 85, 86 ve 87’de belirtilen yazarlar).

Nitekim, aynı görüş, Hukuk Genel Kurulu’nun 24.11.1982 gün ve 1982/7-1874 E.-914 K.; 5.6.1996 gün ve 1996/18-337 E.-542 K.; 5.2.1997 gün ve 1997/18-797 E.-53 K.; 11.03.1998 gün ve 1998/8-176 E.-217 K.; 20.10.1999 gün ve 1999/14-840 E.-859 K.; 10.11.1999 gün ve 1999/1-937 E.-946 K.; 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E.-458 K.; 29.05.2002 gün ve 2002/2-401 E.-451 K.;17.03.2010 gün ve 2010/3-119 E.- 159 K. sayılı kararlarında da, benimsenmiştir.

Davacının dava açmaktaki yararı, hukuki olmalıdır; ideal veya ekonomik yarar yalnız başına yeterli değildir. Davacı, hakkına kavuşmak için mahkemenin kararına muhtaç bulunmalıdır.

Davacının dava açmaktaki hukuki yararının, korunmaya değer bir yarar olması gerekir. Dava edilen alacak miktarının çok az olması halinde de, davacının dava açmakta korunmaya değer bir hukuki yararı vardır.

Hukuki yarar dava açıldığı anda var olmalıdır; ilerideki bir yarar yeterli değildir. Bu nedenle, muaccel olmayan alacak için dava açılamaz; açılırsa, dava hukuki yarar yokluğundan (usulden) reddedilir. Fakat bu durum, alacağın muaccel hale gelmesinden sonra yeniden dava edilmesine engel değildir.

Dava ile erişilmek istenen amaç, aynı güvenle ve fakat daha basit bir yol ile gerçekleşebilecekse, o konuda dava açılmasında hukuki yarar yoktur.

Dava açılmasında olduğu gibi, mahkemeye yapılan her talep için, talepte bulunanın hukuki yararının varlığı şarttır. Aksi halde mahkeme, böyle bir talebi inceleyip yerine getiremez.

Dava şartları, dava açılmasından hükmün verilmesine kadar var olmalıdır. Davanın açıldığı anda var olan bir dava şartı (mesela hukuki yarar) sonradan ortadan kalkarsa, o zaman dava esastan değil, dava şartı yokluğundan (usulden) reddedilecektir.

Dava şartı yokluğundan dolayı davanın (usulden) reddi kararı, nihai karar olması nedeniyle temyiz edilebilir (m 427). Böyle bir karar, ancak ilişkin olduğu dava şartının yokluğu hakkında kesin hüküm teşkil eder (m. 237, I).

Bu nedenle, dava şartı yokluğundan reddedilen dava, noksan dava şartı tamamlandıktan sonra yeniden açılabilir ve davalı bu yeni davaya karşı kesin hüküm (m. 427) itirazında bulunamaz. Çünkü ilk karar, davanın esası hakkında verilmiş olmayıp, yalnız belli bir dava şartının yokluğuna ilişkindir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Eldeki davada davacı, davalı müteahhit ile yaptığı 27.03.2002 tarihli satış sözleşmesine dayanarak, davalı müteahhidin halefi sıfatı ile hem davalı müteahhide hem de davalı arsa sahibine karşı dava açmıştır. Ancak mahkemece, davalı müteahhit henüz daha davalı arsa sahibine karşı yükümlülüklerini yerine getirmediği ve inşaatı gerekli seviyeye getirmediği için tapu iptali ve tescil isteminin bu aşamada kabul edilemeyeceği gerekçesi ile davalı arsa sahibi kooperatif hakkında açılan tapu iptali ve tescil isteminin husumet nedeniyle reddine ve davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, davacı tarafından, davalı kooperatife husumet yöneltilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Mahkemenin davalı kooperatif hakkındaki davayı husumet nedeniyle reddetmesi yerinde değildir. Ne var ki, eldeki dava henüz şartları oluşmadan yani istenebilir olmadan erken açılmış bir dava olduğu da her türlü duraksamadan uzaktır.

Bu nedenle mahkemece, davanın erken açılmış olması nedeniyle davanın reddine yani hukuki nitelikçe davacının dava tarihi itibari ile görülmekte olan davayı açmasında hukuki yararı bulunmadığından, dava şartlarındaki eksiklik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi; dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine ilişkin bu karar nedeniyle hükmedilecek vekalet ücretinin tayininin de bu özelliğe uygun olması gerekir.

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7.maddesi “Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret” başlığını taşımakta; maddenin 2.fıkrasında ise “davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur” düzenlemesi bulunmaktadır.

Şu hale göre tarifenin açıklanan 7/2.maddesi hükmü gereğince; konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bulunan bir şey olan davanın dava şartlarından birinin bulunmaması (noksan olması) nedeniyle usulden reddine ilişkin kararda, vekalet ücreti nispi tarifeye göre takdir edilir; ancak, bu nispi vekalet ücretinin miktarı, maktu vekalet ücretini geçemez.

Mahkemece, maktu vekalet ücretine hükmetmiş olması usul ve yasaya uygundur.

Açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekir.

S O N U Ç : Açıklanan bu değişik gerekçeyle; davalı kooperatif vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan direnme kararının ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (148,80 TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “ Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440.maddesi uyarınca 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.02.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — Pzr Mar 01, 2015 10:57 pm


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İŞÇİNİN FAZLA MESAİ / YILLIK İZİN ÜCRETİNİN HESAPLANMA USULÜ

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/3375
KARAR: 2014/2203

Davacı, kıdem tazminatı, izin ücreti, fazla çalışma ücreti ile ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 01.09.2003-23.11.2009 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığını, ekonomik nedenlerle iş sözleşmesinin feshedildiği ileri sürerek ödenmediğini belirttiği bir kısım alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının 01.10.2003-28.11.2009 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını, davalının ekonomik krizden etkilenmesi nedeniyle iş sözleşmelerinin bildirim sürelerine uyularak feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Taraflar arasında uyuşmazlık, işçinin kullandırılmayan izin süresinin hesabı noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 53. maddesinde, işyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süreside içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verileceği hükme bağlanmıştır.

Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının hak ettiği toplam izin süresinden 2008 ve 2009 yıllarında kullanılan izin süreleri mahsup edilerek hesaplama yapılmıştır. Ancak davalı tarafın kök bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin ekinde 2005 ve 2006 yıllarında kullandırıldığı iddia edilen izin sürelerini gösteren ve davacınında imzasını taşıyan izin formları ibraz edildiği halde mahkemece alınan ek raporda bu husus değerlendirilmediği gibi, dava dilekçesindeki son çalıştığı yılın iznini kullanmadığına ilişkin beyanda nazara alınmayarak hatalı hesaplama yapılmıştır. Mahkemece, davacının imzasını taşıyan tüm izin formları ve taleple bağlılık ilkesi nazara alınarak yapılacak hesaplamaya göre talep hususunda bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.

3-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, fazla mesai ücretinin hesabı noktasında toplanmaktadır.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda her ne kadar işçinin yıllık izinde olduğu süreler hesaplamaya dahil edilmediği belirtilmiş ise de fazla mesai hesap tablosu incelendiğinde anılan sürelerin dışlanmadığı ve hesaplamaya hatalı olarak dahil edildiği görülmektedir. Fazla mesai hesabında işçinin yıllık izinde olduğu sürelerin dışlanması gerekir.

4- Taraflar arasında uyuşmazlık, dava konusu işçilik alacakları hakkında hükmün brüt üzerinden mi yoksa net üzerinden mi kurulması hususunda toplanmaktadır.
İşçilik alacaklarına ilişkin hükmün brüt üzerinden kurulması gerekir. Bunun temel mantığı devletin vergi ve prim alacaklarının ortada kalmamasıdır. Mahkemece açıkça netten talep edilmediği müddetçe hesaplamanın brüt üzerinden yapılması ve hükmün brüt üzerinden kurulması gerekir. Brütten hüküm kurulduğunda bunun kanuni kesintileri infaz sırasında yapılacak ve ilgili mercilere yatırılarak infaz sağlanacaktır.

Somut olayda, davacı dava konusu alacaklarını açıkça netten talep etmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise dava konusu alacaklar brüt olarak hesaplanmış, devamında netleştirme yapılmıştır. Ancak fazla mesai ve yıllık izin ücretinin netleştirilmesinde 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca %1 işsizlik sigortası, %14 de sosyal güvenlik primi olmak üzere toplam %15 oranındaki primin düşülmesi gereğinin dikkate alınmaması yerinde olmamıştır. Ayrıca mahkemece bilirkişi raporunda net olarak belirtilen miktarlar üzerinden talepler değerlendirilerek karar verilmiş ancak hükmedilen tüm alacakların net mi brüt mü olduğunun hüküm fıkrasında belirtilmemesi infazda tereddüt oluşturacağından hatalı olmuştur.

Mahkemece yapılması gereken şey, yukarıda belirtilen noktalar dikkate alınarak yeniden uzman bir bilirkişiden rapor alınmalı ve hâsıl olacak neticeye göre karar verilmelidir. Yazılı şekilde hatalı bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 13.02.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 26 Ara 2014, 11:25


CMK’dan atanan Avukatın ücretinin, yoksul sanığa yükletilmesi kararı, AİHS’e aykırıdır

Yargıtay 6.Ceza Dairesi, 2012 / 5492 esas ve 2014 / 10948 karar sayılı 02.06.2014 tarihli kararı

Savunmana ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden mali geliri bulunmadığı anlaşılan sanığa, yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğundan bozmayı gerektirmiştir.

ÖZET: Sanığın savunmasını yapmak üzere zorunlu savunmanın görevlendirilmesi nedeniyle, savunmana ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden mali geliri bulunmadığı anlaşılan sanığa, yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğundan bozmayı gerektirmiştir.

 YARGITAY 6.Ceza Dairesi Esas: 2012 / 5492 Karar: 2014 / 10948 Karar Tarihi: 02.06.2014

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Yakınan tüm aşamalarda değişmeyen beyanında, köyde terk edilmiş durumdaki aracı jandarmaya bildirmesinden sonra durumu öğrenen sanığın işyerine gelip tehdit ettikten birkaç gün sonra konuşmak için kendi köyüne çağırdığını, yanında arkadaşı olan tanık C. ve sanığın yeğeni olan diğer sanık M. ile birlikte gittiğini, sanığın, polis tarafından ihbar sonrasında, bağlanan aracı için senet imzalamasını istediğini, ölümle tehdit etmesinden dolayı 4500 TL’lik senedi imzaladığını, bu duruma o anda yanlarında bulunan tanık C. ve sanık M.’in şahit olduğunu, tanık C. tüm aşamalarda, sanık M. de kollukta; sanığın, yakınana aracı jandarmaya ihbar ettiğini kabul etmemesi üzerine, birkaç kez tokat attığını, masraf karşılığında diğer sanık M.’in kırtasiyeden aldığı bir adet senedi yakınanın 4500 TL olarak sanığın yönlendirmesiyle doldurduğunu beyan etmeleri karşısında; söz konusu senedin ele geçmediği gerekçesiyle yağma suçunun unsurlarının oluşmadığı belirtilip delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek sanık hakkında yağma suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Mahkemece 5271 sayılı Yasa’nın 150/3. maddesi uyarınca, sanığın savunmasını yapmak üzere zorunlu savunmanın görevlendirilmesi nedeniyle, savunmana ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden mali geliri bulunmadığı anlaşılan sanığa, yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğundan,

Bozmayı gerektirmiş, sanık C. Ö… savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının korunmasına, 02.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: ankahukuk.com

YARGITAY HGK 2010/13-571E.2010/550K. VEKALET ÜCRET SÖZLEŞMESİ BULUNMAMASI -AVUKATLIK ÜCRETİNİN NİSPİ OLARAK BELİRLENMESİ GEREĞİ

YARGITAY HGK 2010/13-571E.2010/550K. 

 

Esas No:2010/13-571  Karar No:2010/550 

 

 

 

 

 

Dava: Taraflar arasındaki alacak ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

 

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.10.2008 gün ve 2007/452 E., 2008/321 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı asil ve davalı vekili istenilmesi üzerine,

 

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 17.06.2009 gün ve 2009/1541 E., 2009/8334 K. sayılı ilamı ile,

 

(Davacı, davalı tarafından Ankara 38. Noterliğinin 05/01/2007 tarih ve 245 yevmiye sayılı vekaletname ile Ankara 6.İcra Müdürlüğünün 2006/14184 Esas sayılı dosya alacağından dolayı üzerine haciz konulan Ankara-Çankaya 4. Bölge-Büyükesat imarın 2895 ada ve 11 parselde kayıtlı olan taşınmazın Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğündeki satış işlemlerini yapmak üzere görevlendirildiğini, bir vekil olarak görevini büyük bir titizlikle yaptığını, ancak davalının satış işlemleri bittikten sonra hiçbir haklı sebep yokken sırf vekalet ücretini ödememek için kendisini azlettiğini ve vekalet ücretini de ödemediğini belirterek, haksız azil nedeniyle 5.000 YTL. manevi tazminat ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 29.082 YTL. vekalet ücretinin tahsiline, 22/10/2008 havale tarihli ıslah dilekçesi azil tarihi olan 07/09/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı, davacının görevini iddia ettiği gibi titizlikle yapmadığını, kısa sürede işlemi tamamlayacağını belirttiği halde işi sürüncemede bırakarak satış işlemlerini uzattığını, satış ile ilgili işlemleri yaptığını, ilk satış gününü bildirdiğini, ancak satış yerinde davacının bulunmadığını, ihalenin satış ilanında ada parsel numarasını yanlış yazılması sonucu iptal edildiğini, davacının bu durumu takip etmediğini, ihalenin uzamasına neden olduğunu, ihale işlemlerinin yeniden yapıldığını, zararına neden olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

 

Mahkemece, manevi tazminat isteminin reddine, alacak talebi ile ilgili davanın kısmen kabulüne karar verilmiş;

 

hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

 

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 

2- Davacı, 6. İcra Müdürlüğünün 2006/14184 Esas sayılı dosya alacağından dolayı üzerine haciz konulan Ankara-Çankaya 4. Bölge – Büyükesat imarın 2895 ada ve 11 parselde kayıtlı olan taşınmazın Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğündeki satış işlemlerini yapmak üzere davalıyı vekili olarak temsil etmiş, 4.9.2007 tarihinde de satışın yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece karara esas bilirkişi raporunda, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin üçüncü kısmına göre toplam 24.047,72 YTL ücreti vekalet hesaplanmıştır.

 

Taraflar arasında ücreti vekalet sözleşmesi bulunmadığından ve davacı avukatın yaptığı işin niteliği gereği AAÜTnin ikinci kısım birinci bölüm gereğince vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir)

 

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

Karar: Dava, avukatın müvekkil tarafından vekaletten haksız olarak azli nedenine dayalı alacak ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

Davacı avukat, davalı tarafından 05.01.2007 tarihli vekaletname ile Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2006/14184 Esas sayılı dosya alacağının takibi ile görevlendirildiğini, anılan takip dosyası nedeniyle üzerine haciz konulan taşınmazın Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğündeki satış işlemleri sonunda davalı müvekkile, alacağına mahsuben teminatsız ihale edilmesi ve davalı tarafından satın alınması ile takibin sona erdiğini, bir vekil olarak verilen vekalet görevini büyük bir titizlikle yaptığını, ancak davalının satış işlemleri bittikten sonra hiçbir haklı sebep yokken kendisini azlettiği ve vekalet ücretini ödemediğini belirterek, haksız azil nedeniyle manevi tazminat ile vekalet ücretinin tahsilini istemiştir.

 

Davalı, davacı avukatın üzerine haciz konulan taşınmazın satış işlemlerini sürüncemede bırakarak işi uzattığını, ilk ihalenin satış ilanında ada parsel numarasının yanlış yazılması sonucu iptal edildiğini, davacının bu durumu takip etmediği için ihalenin uzamasına neden olduğunu, ihale işlemlerinin yeniden yapıldığını, ilk ihale için gerekmemesine rağmen davacı avukatın kendisini bu konuda bilgilendirmemesi nedeniyle teminatı karşılayabilmek amacıyla borç aldığı için zararı olduğunu, kendisine bildirilmesine rağmen her iki ihale gününde de satış yerinde bulunmadığından davacıdan satış sırasında hukuki yardım alamadığını, davacı avukatın görevini iddia ettiği gibi titizlikle yapmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

 

Yerel mahkemece davacı avukatın manevi tazminat talebinin reddine, alacak talebinin ise bilirkişi raporu uyarınca kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 

Özel Dairenin yukarıda yazılı bozma kararı üzerine; mahkemece, davacı avukata verilen vekaletnamenin genel vekaletname olduğu, gayrimenkul satışına ilişkin olarak verilmediği, senet alacağından kaynaklanan takip dosyasını yürüttüğü ve işlemlerin ortaklığın giderilmesi talebi ile ilgisi olmadığı belirtilerek direnme kararı verilmiştir. Hükmü temyize her iki taraf da getirmektedir.

 

Bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamlarına göre Özel Daire ile yerel mahkeme arasında davacının azlinin haksız olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

 

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının haksız azil nedeniyle hak ettiği ücretin vekaletnamenin ve yapılan işin kapsamına göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hangi kısmına göre hesaplanacağı, noktasında toplanmaktadır.

 

Öncelikle belirtilmelidir ki, vekalet sözleşmesi karşılıklı güvene dayalıdır.

 

818 sayılı Borçlar Kanununun 396/1. maddesine göre, müvekkilin vekilini azletmesi veya vekilin vekillikten istifa etmesi her zaman caizdir.

 

Bu hükme göre; vekalet sözleşmesi, her iki tarafça da, belirli bir neden gösterilmesine gerek olmaksızın, tek taraflı bir irade beyanıyla her zaman ortadan kaldırılabilir. Söz konusu irade beyanı, karşı tarafa ulaşmakla, geleceğe yönelik olarak hükümlerini hemen doğurur.

 

Hizmet sözleşmesinden farklı olarak, vekalet sözleşmesinde bu hakkın kullanılması, haklı bir nedene dayanmak zorunda olmadığı gibi bir süreyle sınırlı da değildir.

 

Borçlar Kanununun azil veya istifa konusundaki bir irade bildirimine bağladığı tek sonuç, azil veya istifanın münasip olmayan bir zamanda gerçekleşmiş olması halinde, diğer tarafın bundan dolayı uğradığı zararı tazmin yükümlülüğüdür.

 

Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 174. maddesi, davaya vekalette azil veya istifaya, bunların haklı nedenlere dayalı olup olmamasına göre değişen, farklı sonuçlar bağlamaktadır. Anılan madde uyarınca üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.

 

1136 Sayılı Kanunun 174. maddesine göre avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz ise de haksız azil halinde; anılan madde uyarınca avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Haksız azledilen vekilin avukatlık ücreti, ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin tamamıdır.

 

Ücret sözleşmesi yapılmamış veya yapılmış olmasına rağmen sözleşme veya ücrete ilişkin hükmü hukuken geçersiz ise Avukatlık yasasının 163/son maddesi hükmünce Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanacak ücretin ödenmesi gerekir.

 

Yeri gelmişken Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerine göre vekalet ücretinin ne şekilde belirlendiği hususunun da açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

 

Yargılama gideri olan vekalet ücreti HUMKnun 423. ve Avukatlık Kanununun 169. maddelerine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerine göre hesaplanır. Bu ücretin belirlenmesinde avukatın emeği, çabası, işin önemi ve niteliği göz önünde tutulur.

 

Bilindiği üzere dava ve icra takibini hangi aşamada olursa olsun kabul eden avukat vekalet ücretinin tamamına hak kazanır.

 

Avukatlık yasasının 163/son maddesi delaletiyle tarife hükümleri gereğince hesaplanacak ücret, avukat ile takip edilen dava ve icra taleplerinde, avukatın bu dava ile takiplere hangi tarihte katıldığına bakılmaksızın dava ve takip tarihlerinde yürürlükte olan tarifeye göre dava ve takibin konusu esas alınarak ayrı ayrı hesaplanır.

 

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12. maddesine göre hukuki yardımların konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hallerde avukatlık ücreti, tarifenin üçüncü kısmına göre, diğer bir ifade ile hukuki yardımın para ile değerlendirilebilen konusuna göre nispi olarak belirlenir.

 

Öte yandan, hukuki yardımın konusu para ile değerlendirilemiyorsa avukatlık ücreti tarifenin ikinci kısım ikinci bölümüne göre, diğer bir ifade ile maktu olarak belirlenir. Kaldı ki, yargı yerlerinde, icra ve iflas dairelerinde yapılan ve konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse bile maktu ücrete bağlı işler tarifenin ikinci kısım birinci bölümünde ayrıca belirtilmiştir. Bunlar, görülmekte olan bir dava içinde olmamak koşuluyla ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, delillerin tespiti, icranın geri bırakılması, ödeme ve tevdi yeri belirlenmesi işleri; ortaklığın giderilmesi için satış memurluğunda yapılacak işler ile ortaklığın giderilmesi ve taksim davalarıdır. Sayılan bu hallerde avukatlık ücreti yine maktu olarak belirlenecektir.

 

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

 

Davacı avukatın davalı tarafından haksız olarak azledildiği konusunda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmadığından, taraflar arasında vekalet ücretine dair bir sözleşme bulunmadığı hususu da gözetilerek davacı avukatın 1136 Sayılı Kanunun 174. maddesi uyarınca vekalet ücretinin tamamına hak kazandığı açıktır.

 

Öte yandan davalı tarafından davacı avukata verilen vekaletname genel vekaletname olup; icra takip dosyasındaki işlemleri yürütmek üzere görevlendirilmiş, bu amaçla takip konusu senet alacağı nedeniyle üzerine haciz konulan taşınmazın yine davalıya satışı sağlanmış, diğer bir ifade ile davacı avukat icra dairesindeki hukuki yardım görevini yerine getirmiştir.

 

Davalı tarafından verilen vekalet ve görevlendirmenin kapsamı, maktu vekalet ücretini gerektiren ve tarifede açıkça sayılmış olan ihtiyati haciz; ihtiyati tedbir; delillerin tespiti; icranın geri bırakılması; ödeme ve tevdi yeri belirlenmesi, ortaklığın giderilmesi için satış memurluğunda yapılacak işler veya ortaklığın giderilmesi ve taksim davasına ilişkin de değildir.

 

Belirtilen nedenlerle icra dairesinde yapılan takip konusunun para ile değerlendirilmesi karşısında davacı avukatın haksız azil nedeniyle hak ettiği avukatlık ücretinin tarifenin üçüncü kısmı dikkate alınarak; daha açık ifade ile nispi olarak belirlenmesi gerekmektedir.

 

Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında yerel mahkemenin avukatlık ücretinin nispi olarak belirlenmesi yönündeki direnme kararı isabetli bulunmaktadır.

 

Ne var ki, Özel Dairece takdir edilen vekalet ücreti miktarına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiş olup, bu inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.

 

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan takdir edilen vekalet ücretinin miktarına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay;CMK’da Zorunlu Müdafi Ücretinin Sanığa Yükletilmesi,Yoksul Sanıklara Uygulanamaz

yargıtayYARGITAY – 2. Ceza Dairesi 2009/48524 E.N , 2011/13291 K.N.

İlgili Kavramlar

AVUKATLIK ÜCRETİ ZORUNLU MÜDAFİ Özet

CEZA YARGILAMA YASASI’MN 150/3. MADDESİ UYARINCA, MAHKEMESİNCE BARO’YA YAZI YAZILARAK SANIĞI SAVUNMAK ÜZERE BİR AVUKATIN GÖREVLENDİRİLMESİ NEDENİYLE, ZORUNLU MÜDAFİ İÇİN ÖDENEN AVUKATLIK ÜCRETİNİN, DOSYADAKİ BİLGİLERDEN MALİ OLANAKLARDAN YOKSUN OLDUĞU ANLAŞILAN SANIĞA, YARGILAMA GİDERİ OLARAK YÜKLETİLMESİNE KARAR VERİLEMEYECEĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

İlk derece mahkemesince verilen hüküm sanık savunmanınca temyiz edildiğinden; istemin niteliğine, ceza türüne, süresine ve suç tarihine göre dosya görüşüldü. Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından İşin esasına geçildi.

Yargılama sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre; Cumhuriyet Savcısının önceki duruşmada sunduğu esas hakkındaki görüşünün değişip değişmediği hususu son duruşmada sorulmamış ise de; hükümden sonra yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 3. maddesinde “01.01.2014 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet Savcısı bulunmayacağı” yönündeki düzenleme karşısında, bu aykırılık sonuca etkili görülmediğinden tebliğnamedeki (1) no.lu bozma düşüncesine, Cumhuriyet Savcısının görüşünden sonra hazır bulunan sanık savunmanına (müdafiine) esas hakkındaki savunması ve mütalaaya karşı diyecekleri sorulmak suretiyle son söz hakkı verilerek yargılamanın bitirildiğinin anlaşılması karşısında tebliğ-namedeki (2) no.lu bozma düşüncesine katılınmamış, yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; savunma hakkı, 1982 Anayasası’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü (hürriyeti) başlığı altında temel bir hak olarak düzenlemiştir. Bu hükme göre, “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yar-gılanma hakkına sahiptir.”

Bir hakkın, temel hak olarak Anayasa’da yer almış olması, o hakkın değerini ve önemini vurgulayan bir düzenlemedir. Ayrıca bir hakkın temel hak sayılması, o hakkın saygınlığını ve güvencesini artırmaktadır. Anayasamızın 12/1. maddesine göre; temel haklara dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkıdır ve yargılamanın her aşamasında söz konusudur. Uluslararası belgelerden, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde (m. 121/1), Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Andlaşma’da (m. 14/3-b) ve Avrupa İnsan Haklan SÖzleşme-si’nde (m. 6/3-b) savunma hakkına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Savunma hakkı, birçok hakkı içerir. Bunlar arasında; savunmandan (müdafiden) yararlanma, susma, soru sorma, tercüman yardımından yararlanma, kanıtların (delillerin) toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma ve diğerleri sayılabilir. Şüpheli ya da sanığın savunmandan (müdafiden) yararlanma hakkı; yargılamanın her aşamasında, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, hatta infaz sırasında ya da yargılamanın iadesi söz konusu olduğunda kendi seçtiği ya da zorunlu olarak Baro tarafından görevlendirilmiş (atanmış) savunmanın (müdafiin) yardımından yararlanmadır (AİHS m. 6/3-a; CYY m. 147/1-c, 149, 150).

Yasa koyucu, belli durumlarda savunman (müdafi) zorunluluğu öngörmüştür. Bu hallerde savunmanın (müdafii) işlemlerde hazır bulunması, adil yargılanma hakkı gereğidir.

Ceza Yargılama Yasası’nda, zorunlu olarak savunmanın bulunması gerektiği durumlar açıkça belirtilmiştir. Bu durumlar; sanığın/şüphelinin onsekiz yaşını doldurmamış olması, sanığın/şüphelinin sağır ve dilsiz olması, sanığın/şüphelinin kendisini savunamayacak derecede malul olması, soruşturma ve kovuşturma yapılan suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (CYY m. 150), sanığın/şüphelinin tutuklama istemiyle sorguya sevk edilmesi (CYY m. 101/3), kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (CYY m. 247/3), sanığın/şüphelinin resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırrlması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (CYY m. 74/2), sanığın duruşmanın düzenini bozduğu için oturumlara yokluğunda devam edilmesi (CYY m. 204). Bu hallerde, şüphelinin ya da sanığın savunmanı (müdafii) yoksa, İstemi aranmaksızın, Baro’dan savunman (müdafi) görevlendirilmesi istenir. Şüpheli ya da sanığın savunman (müdafi) İle savunulmayı isteyip istememesi önem taşımaz.

Ceza Yargılama Yasası’nın 324. maddesinde yargılama giderlerinin neleri kapsayacağı, kimin tarafından belirleneceği, kime ve nasıl yükletileceği hususları düzenlenmiştir.

Buna göre; soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, kamu davasının gerektirdiği yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesi ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderlerini oluşturur. Avukatlara, bilirkişi ve tanıklara verilen gündelik, yolluk ve ücretlerle keşif, muayene, tahlil ve posta giderleri yanında harçlar, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre taraflara ödenmesi gereken avukatlık ücretleri de yargılama giderlerine dahildir.

Yargılama giderlerinin ve taraflardan birinin diğerine ödemesi gereken paranın miktarını yargıç ya da mahkeme başkanı belirler. Bunların hüküm ve kararda ayrıntıları ve dayanakları ile gösterilmesi, kimlere yükietildiğinin de belirtilmesi gereklidir.

Ceza Yargılama Yasası’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa’nın 13. maddesine göre ise; “Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine Baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliği’nin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır.

Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Türkiye Barolar Birliği’nin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”

Ceza Yargılama Yasası Gereğince Savunman (müdafi) ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesinde de ödeme usul ve esasları belirlenmiştir.

Buna göre; “Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince Baro tarafından görevlendirilen müdafii veya vekile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinden ayrık olarak hazırlanacak ‘Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafii ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin Tarife’ gereğince ödenecek meblağ Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanır.

Müdafii veya vekilin görevi gereği yaptığı zorunlu yol giderleri ayrıca ödenir.

Müdafii veya vekile Tarife gereğince Ödenen meblağ ile zorunlu yol giderleri yargılama giderlerinden sayılır.”

Ceza Yargılama Yasası’nın 325. maddesi uyarınca, cezaya ya da güvenlik önlemine (tedbirine) mahkum edilmesi halinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.

Öte yandan; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesinde, her sanığın kendi kendini savunmaktan başka, kendisinin seçeceği ya da mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanma hakkına da sahip olduğu belirtilmektedir.

Uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yeri ve değeri konusunda Anayasa (m. 90/son) iki temel kural koymuştur. Bu kurallardan biri, “Uluslararası anlaşmalar yasa gücündedir”, diğeri ise “Uluslararası anlaşmaların Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülememesi,

Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına, 07.05.2004 tarihli ve 5170 sayılı Yasa ile şu cümle eklenmiştir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeni ile çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.”

Uluslararası sözleşmeler/anlaşmalar, daha ileri kurallar içerdiği sürece, taraflarca ileri sürülmemiş olsa dahi, yargıçlar uyuşmazlıkları, ulusal yasalara göre değil, kendiliğinden uluslararası sözleşmeleri gözeterek çözmelidir. Bu anayasal bir yükümlülüktür.

Anılan düzenlemeler ve açıklamalara göre; sanığa Ceza Yargılama Yasası’nın 150/3. maddesi uyarınca, mahkemesince Baro’ya yazı yazılarak sanığı savunmak üzere bir avukatın görevlendirilmesi nedeniyle, zorunlu savunman için ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden mali olanaklardan yoksun olduğu anlaşılan sanığa, yargılama gideri olarak yük-letilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğundan, bu aykırılık nedeniyle, sanık savunmanının temyiz istemi yerinde görüldüğünden, İsteme uygun olarak hükmün (BOZULMASINA),

Bozma nedeni, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Yargılama Yasası’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, zorunlu savunman (müdafii) için ödenen 220 lira avukatlık ücretinin, yargılama gideri olarak sanığa yükletil meşine ilişkin bölümün hüküm fıkrasından çıkartılmasına, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 16.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY

6. Ceza Dairesi 2008/6180 E.N , 2011/2358 K.N.

İlgili Kavramlar

HÜKMÜN AÇIKLANMASI

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

Özet

SANIK HAKKINDA HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA KARAR VERİLDİKTEN SONRA SANIĞIN HAPİS CEZASINI GEREKTİREN KASITLI BİR SUÇ NEDENİYLE MAHKUM OLMASI YA DA YÜKÜMLÜLÜKLERİNE AYKIRI DAVRANMASI HALİNDE MAHKEMECE YENİDEN DURUŞMA AÇILIP TARAFLAR USULÜNCE DURUŞMAYA DAVET EDİLDİKTEN SONRA KARAR VERİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra sanığın hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç nedeniyle mahkum olması ya da yükümlülüklerine aykırı davranması halinde mahkemenin yeniden duruşma açarak tarafları usulünce duruşmaya davet ettikten sonra hükmü açıklaması gerektiği düşünülmeksizin yazılı şekilde dosya üzerinden hükmün açıklanmasına karar verilerek 5271 sayılı CMK’nın 33 ve 223. maddelerine aykırı davranılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Yaprak savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle isteme uygun olarak (BOZULMASINA), 10.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.