Etiket arşivi: YETKİLİ

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT DAVASI, BİRDEN FAZLA YETKİLİ MAHKEME

YARGITAY 17. Hukuk Dairesi
ESAS: 2014/1172
KARAR: 2014/1719

Davacı vekili, müvekkilinin işleteni olduğu araçla davalıların işleten, sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı trafik kazasında davacının aracının hasarlandığını belirterek fazlaya dair haklarını saklı tutarak toplam 28.000,00.-TL maddi ve 2.000,00.-TL manevi tazminatın sigorta şirketinden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere olay tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle tahsilini talep etmiş talep etmiştir.

Davalı A… Ltd. Şti. ve İ…. vekili, yetkili mahkemenin davalıların yerleşim yeri olan Ç… Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı H… Sigorta A.Ş. vekili, zararın karşılandığını ve sorumluluklarının kalmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; haksız fiilin gerçekleştiği yer olan kaza yeri mahkemesinin tüm davalılar bakımından ortak yetkili yer olduğu, HMK’nin 7/I. maddesininde de ortak yetkili mahkemenin bulunması halinde davanın burada görülmesi gerektiği gerekçesi ile davanın yetkisizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

1086 sayılı HUMK’nın 9. maddesinin 2. fıkrası; "Davalı birden fazla ise, dava bunlardan birisinin ikametgahı mahkemesinde açılır. Şu kadar ki, kanunda dava sebebine göre, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme kabul edilmiş ise, davaya o mahkemede bakılır. Ancak davanın sırf davalılardan birini kendi mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı belirtiler veya başka delillerle anlaşılırsa mahkeme onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir" hükmünü içermektedir (6100 sayılı HMK m. 6, 7). Yine aynı Yasa’nın 21. maddesinde ise "Haksız bir fiilden mütevellit dava o fiilin vuku bulduğu mahal mahkemesinde ikame olunabilir" hükmü yer almaktadır (HMK m. 16). Diğer taraftan, 2918 sayılı KTK’nun "Hukuki Sorumluluk ve Sigorta" başlıklı sekizinci kısmının beşinci bölümünde "Ortak Hükümler" ana başlığı altında "Yetkili Mahkeme" alt başlıklı 110. maddesinde ise; "Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi,kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir" ifadesine yer verilmiştir.

Bilindiği gibi ilke olarak bir davada, davalı sayısı birden fazla ise, dava bunlardan birisinin ikametgahı mahkemesinde açılabileceği gibi (HMK m. 7/I; HUMK’nın m. 9/II.c.1), aynı Kanun’un 16. maddesi uyarınca haksız fiilin vuku bulduğu, zararın meydana geldiği, zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Bunların yanında ve öncelikle 2918 sayılı KTK’nın 110. maddesi uyarınca, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, ihtiyari ve zorunlu sorumluluk sigortası yapan şirketler aleyhine de işleten ve sürücü ile birlikte açılması halinde hem bu kanun hemde HUMK’nın 9. maddesi (HMK m. 6) uyarınca bu davalılardan birinin ikametgahı mahkemesinde de açılabilir. KTK’nın 110. madde son cümlesinde yer alan kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de, dava açılabileceği kuralı kesin yetki kuralı olmayıp, davacıya tanınan bir seçimlik haktır. HMK’nin haksız fiillerde yetkiyi düzenleyen 16. maddesinde de esasen HMK’nin 7/I-2. cümlesindeki düzenleme anlamında kesin yetki sözkonusu değildir. Yasa koyucunun maddenin düzenlenmesinde ortaya koyduğu gerekçeden de bu durum anlaşılmaktadır. Adalet Komisyonu Gerekçesinde de haksız fiilden doğan davalarda uygulamada ve doktrinde oluşan görüşler dikkate alınarak haksız fiilin işlendiği yer dışında zararın meydana geldiği yer, gelme ihtimalinin bulunduğu yer ve karşılaştırmalı hukuktaki örnekler de dikkate alınarak zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkili olarak kabul edilmiştir. Bu anlamda dava sebebi olan haksız fiil halinde dahi HMK’nin 16. maddesi gereğince birden fazla mahkemenin yetkili kılınarak davacıya bir seçimlik hak tanımmış olması gözönüne alındığında bu maddenin amacına aykırı bir yorumla HMK 7/I. maddesi gereğince haksız fiilin vuku bulduğu yerin tüm davalılar için kesin yetkili mahkeme olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Bu anlamda dava sebebi olan haksız fiil halinde dahi HMK’nin 16. maddesi gereğince birden fazla mahkemenin yetkili kılınarak davacıya bir seçimlik hak tanımmış olması gözönüne alındığında bu maddenin amacına aykırı bir yorumla HMK 7/I. maddesi gereğince haksız fiilin vuku bulduğu yerin tüm davalılar için kesin yetkili mahkeme olarak kabul edilmesi ve HMK’nin 6. maddesinde düzenlenen genel yetkili mahkeme yetkisinin kaldırdığı şeklindeki bir yoruma katılmak mümkün değildir.

Bir dava için birden fazla ( genel ve özel ) yetkili mahkeme varsa, davacı, bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasının bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiç birisinde açmaz ve yetkisiz bir mahkeme de açar ise, o zaman seçme hakkı davalılara geçer.

Somut olayda, işleten, sürücü ve trafik sigortacısına yöneltilen davada, dava 6100 sayılı HMK’nin 16. maddesinde belirtilen zarar gören davacı M….’ın yerleşim yerinin bağlı olduğu adli yargı yerinde açılmış olması bakımından yetki itirazının reddiyle işin esasına girilerek tarafların iddia, savunma ve delilleri toplanarak varılacak sonucu göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı M.. Ö.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 13.02.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — Prş Mar 19, 2015 4:42 pm


Mesleki Konular ve Haberler • ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER GERİ DÖNDÜ – HSYK KARARI

T.C.
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU
BİRİNCİ DAİRESİ

Ağır Ceza Mahkemelerinin Görev Alanına Giren Bir Kısım Suçlarda İhtisaslaşmaya Gidilmesine İlişkin Duyuru

02/12/2014 tarihli ve 6572 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 39 uncu maddesiyle, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 9 uncu maddesinin 5 inci fıkrasına eklenen, “Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak daireler arasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca iş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekte olan davalarda daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez.” hükmüyle, genel bir düzenleme olarak mevzuatımıza giren ceza mahkemelerinde ihtisaslaşma hususu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesince görüşülerek;

5235 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinin 5 inci fıkrasının, “İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır…” hükmüne istinaden, ceza mahkemelerinde iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde mahkemelerin birden fazla dairesinin oluşturulabildiği; bu durumda mahkemeye gelen işlerin niteliğe göre değil sayıya göre tevzi edildiği, mevcut uygulamanın bir mahkeme veya hâkimi birbirinden farklı dava konularını çözme zorunluluğunda bırakarak yargılamanın makul sürede bitmemesine ve ağır işlemesine neden olabildiği; günümüzde her alanda olduğu gibi ceza mahkemelerinde de ihtisaslaşmaya ihtiyaç olduğu, hukuk mahkemelerinde öteden beri var olan ihtisaslaşmanın özel ceza kanunlarındaki (5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 5187 sayılı Basın Kanunu gibi) düzenlemeler uyarınca ceza mahkemelerinde de uygulandığı,

Anayasamızın 37 nci maddesinde düzenlenen ve teminat altına alınan “Kanuni hâkim güvencesi” ilkesine uygun olarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen usûl ve esaslarla yargılama yapan ihtisas mahkemelerinin oluşturulduğu; bu mahkemelerin görev ve yetkilerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen kurallara tâbi olacağı, özel yetkili yeni mahkemelerin kurulmasının söz konusu olmadığı, aksine ceza mahkemelerinde ihtisaslaşmanın sağlanmasının amaçlandığı, bu bağlamda; ihtisaslaşma ile mahkemelerin kanunla belirlenmiş görevlerinin değiştirilmesi söz konusu olmadan mahkemeler arasında sadece “iş bölümü” esasının getirildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun mülga 10 uncu maddesiyle görevlendirilen, bilahare (02/07/2012 tarihli ve 6352 ile 21/02/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’larla) kaldırılan ağır ceza mahkemelerinde olduğu gibi birden fazla mahallin tek bir mahallin yargı alanına bağlanmasının söz konusu olmadığı, bir başka ifadeyle yargı çevresiyle ilgili bir değişikliğin yapılmadığı, keza usûl hükümleri bakımından da özel bir düzenlemenin getirilmediği, genel hükümlerin uygulanmasına devam edileceği,

İş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekte olan davaların mahkemelerinde herhangi bir değişikliğe gidilmediği, bu cümleden olarak mahkemelerin derdest davalarını iş bölümüne dayanarak diğer bir mahkemeye gönderemeyeceği,

Bu çerçevede, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun kapsamına giren suçlar bakımından ihtisaslaşmanın getirildiği, böylelikle anılan suçlarla mücadelede önemli bir adımın atıldığı ve hâkimlerin belli alanlarda uzmanlaşmasının sağlanarak yargılamanın daha hızlı bir biçimde bitirilmesinin söz konusu olabileceği,

5235 sayılı Kanun’un 12 nci maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren mezkûr suçlarda, her mahal bakımından belirleme yapılabilmesi için birden fazla dairesinin bulunmasının gerektiği, bu nedenle ağır ceza mahkemesinin tek dairesinin bulunduğu mahallerde ihtisaslaşmaya gidilemediği, ayrıca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 24/07/2007 tarihli ve 346 sayılı kararıyla, “5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 17 nci maddesindeki hükmü uyarınca, yargılama yapılacak yerde birden fazla asliye ceza veya ağır ceza mahkemeleri varsa, kaçakçılık suçlarına 1 numaralı asliye ceza veya ağır ceza mahkemelerinin bakmasına” karar verildiğinden, 1 numaralı ağır ceza mahkemesinden sonra gelen diğer daireler üzerinde ihtisaslaşma kararı verilmesi zorunluluğunun hâsıl olduğu,

Birden fazla dairesi bulunan mahallerden İstanbul 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 18, 19, 20 ve 21 inci Ağır Ceza Mahkemelerinin eski mahkeme oluşları, iş yoğunlukları ve bu mahkemelerde görülen davaların nitelikleri dikkate alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin 03/04/2014 tarihli ve 737 sayılı kararıyla, “Yeni kurulan İstanbul 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve 17 nci Ağır Ceza Mahkemelerinin 07/04/2014 tarihi itibarıyla faaliyete geçirilmesine, diğer Ağır Ceza Mahkemelerinin derdest dosyalarının ortalamasının 2/3’ünün komisyon başkanlığınca hesaplanması suretiyle belirlenecek dosya sayısı kadar yeni gelecek işin 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve 17 nci Ağır Ceza Mahkemelerine verilmesine (değişik işler bu sayıya dâhil değildir), bundan sonra gelen işlerin mahkeme sayısına göre eşit olarak tevziine” karar verildiğinden, eski mahkemelerin hâlen tevziye kapalı olması, öte yandan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 08/12/2005 tarihli ve 861 sayılı kararıyla, “5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 164 üncü maddesindeki hükmü uyarınca, İstanbul için; Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan davaların İstanbul 8 inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesine, mezkûr mahkemeye bankacılık suçları dışında tevziiden dosya verilmemesine…” karar verildiğinden, İstanbul 8 inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin sadece bankacılık suçlarına bakması hususları ile bu mahallin iş yükü gözönünde bulundurularak, anılan daireler dışındaki diğer daireler arasından ikişer ihtisas mahkemesi belirlenmesi gerektiği,

Diyarbakır 1, 2 ve 3 üncü Ağır Ceza Mahkemeleri bakımından da, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin 18/11/2014 tarihli ve 2598 sayılı, 30/12/2014 tarihli ve 2858-2859 sayılı kararlarıyla, “6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1 inci maddesi gereğince, 02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesine istinaden görevlerine devam eden ağır ceza mahkemeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle, bir çok kapsamlı dosyanın Diyarbakır 1, 2 ve 3 üncü Ağır Ceza Mahkemelerine intikal etmesi, ayrıca eski mahkeme oluşları, derdest ve arşiv dosyalarının çok fazla olması gibi bir çok husus birlikte dikkate alınarak, Diyarbakır 1, 2 ve 3 üncü Ağır Ceza Mahkemelerinin 31/05/2015 tarihine kadar tevziye kapatılmasına” karar verildiğinden, bu mahallin iş yükü nazara alınarak, diğer daireler arasından ihtisas mahkemesi belirlenmesi gerektiği,

Bu itibarla;

A-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılacak davalara;

a-) İki veya daha fazla ağır ceza mahkemesi olan yerlerde 2 nci ağır ceza mahkemesinin,

b-) İstanbul 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 18, 19, 20 ve 21 inci Ağır Ceza Mahkemelerinin eski mahkeme oluşları, iş yoğunlukları ve bu mahkemelerde görülen davaların nitelikleri dikkate alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin mezkûr 03/04/2014 tarihli ve 737 sayılı kararı uyarınca tevziye kapatılmalarına karar verilmesi ile İstanbul 8 inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin sadece bankacılık suçlarına bakması hususları birlikte gözönünde bulundurularak, bu mahkemelerde oluşabilecek iş yükünü engellemek için İstanbul 13 ve 14 üncü Ağır Ceza Mahkemelerinin,

c-) Diyarbakır 1, 2 ve 3 üncü Ağır Ceza Mahkemelerinin eski mahkeme oluşları, iş yoğunlukları ve bu mahkemelerde görülen davaların nitelikleri dikkate alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin mezkûr 18/11/2014 tarihli ve 2598 sayılı, 30/12/2014 tarihli ve 2858-2859 sayılı kararları uyarınca tevziye kapatılmalarına karar verildiğinden, bu mahkemelerde oluşabilecek iş yükünü engellemek için Diyarbakır 4 ve 5 inci Ağır Ceza Mahkemelerinin;

B-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu dolayısıyla açılacak davalara;

a-) İki ağır ceza mahkemesi olan yerlerde 2 nci ağır ceza mahkemesinin,

b-) Üç veya daha fazla ağır ceza mahkemesi olan yerlerde 3 üncü ağır ceza mahkemesinin,

c-) İstanbul 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 18, 19, 20 ve 21 inci Ağır Ceza Mahkemelerinin eski mahkeme oluşları, iş yoğunlukları ve bu mahkemelerde görülen davaların nitelikleri dikkate alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin mezkûr 03/04/2014 tarihli ve 737 sayılı kararı uyarınca tevziye kapatılmalarına karar verilmesi ile İstanbul 8 inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin sadece bankacılık suçlarına bakması hususları birlikte gözönünde bulundurularak, bu mahkemelerde oluşabilecek iş yükünü engellemek için İstanbul 15 ve 16 ncı Ağır Ceza Mahkemelerinin,

d-) Diyarbakır 1, 2 ve 3 üncü Ağır Ceza Mahkemelerinin eski mahkeme oluşları, iş yoğunlukları ve bu mahkemelerde görülen davaların nitelikleri dikkate alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin mezkûr 18/11/2014 tarihli ve 2598 sayılı, 30/12/2014 tarihli ve 2858-2859 sayılı kararları uyarınca tevziye kapatılmalarına karar verildiğinden, bu mahkemelerde oluşabilecek iş yükünü engellemek için Diyarbakır 6 ncı Ağır Ceza Mahkemesinin;

Bakmasına, 5235 sayılı Kanun’un 9/5 maddesinin son cümlesi uyarınca, bu kapsamda görülmekte olan davalar bakımından mahkemelerin dava dosyalarını iş bölümüne dayanarak anılan mahkemelere gönderemeyeceğine, iş bu kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren yeni açılacak davaların ise anılan mahkemelere tevzi edilmesine, ayrıca mahkeme puanına göre genel tevziden iş verilmeye devam edilmesine,

12/02/2015 tarihinde karar verilmiştir.

NOT: İş bu karar, 17/02/2015 tarihli ve 29270 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — Sal Şub 17, 2015 2:49 pm


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • MESKENİYET HACZEDİLMEZLİĞİ ŞİKAYETİ, YETKİLİ İCRA DAİRESİ…

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/11364
KARAR: 2013/20039

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından başlatılan takibe karşı borçlunun, haczedilen taşınmazın haline münasip evi olduğundan bahisle haczin kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin süresinde olmadığından reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

İİK.nun 4.maddesi gereğince takip hangi icra dairesinde başlamış ise, bu takiple ilgili itiraz ve şikayetler, takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı bulunduğu icra mahkemesinde çözümlenir. Bu husus, kamu düzenine ilişkin kesin yetki niteliğindedir. Yasal koşulların oluşması halinde İİK.nun 79 ve 360.maddeleri, bu husustaki yetki ile ilgili istisnalardır.

İİK.nun 79. maddesi gereğince haczolunacak malların başka bir yerde bulunması halinde icra dairesi, malların bulunduğu yer icra dairesine talimat yazarak haczin yapılmasını ister. Bu halde, hacizle ilgili şikayetler, kendisine talimat yazılan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Anılan husus, kesin yetki kuralı olup mahkemece re’sen uygulanmalıdır. Ancak, talimat yazısı, borçluya ait menkul ve gayrimenkul mallar ile 3. kişilerdeki hak ve alacakların haczi yönünde ve genel nitelikli olmayıp da belli bir malın haczini isteyen "nokta haczi" biçiminde yazılmış ise, bu halde anılan hacizle ilgili şikayet, talimatı yazan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesince incelenir. Bir başka deyişle böyle hallerde İİK.nun 79. maddesi hükmü uygulanamaz. Yine, haciz işlemi talimat yoluyla değil de doğrudan müzekkere yazılarak yapılmış ise, haciz işlemini yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesi şikayetleri incelemede yetkilidir.

Somut olayda; icra dosyası içerisinde bulunan tapu kaydının incelenmesinde Karacabey İcra Müdürlüğünün 2008/1199 E. sayılı dosyası ile ilgili olarak …Tapu Sicil Müdürlüğüne doğrudan haciz müzekkeresi yazıldığından yukarıda açıklanan maddeler ve kurallar gereğince anılan takip dosyası ile ilgili meskeniyet şikayetini inceleme yetkisi, haciz işlemini yapan icra dairesinin bağlı olduğu …(Bursa) İcra Mahkemesi’ne aittir. Mahkemece, …İcra Müdürlüğünün 2008/1199 E. sayılı dosyası ile ilgili meskeniyet şikayeti bakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 03 Şub 2015, 01:52


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İCRA İHALESİNİN FESHİNİ İSTEMEYE YETKİLİ OLANLAR, HUSUMET…

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/11960
KARAR: 2013/17873

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İİK’nun 134/2. maddesinde; "İhalenin feshini, Borçlar Kanunu’nun 226. maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler, yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikayet yolu ile ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde isteyebilirler" hükmüne yer verilmiştir.

Somut olayda, şikayetçinin takipte alacaklı veya borçlu sıfatını taşımadığı gibi pey sürmek sureti ile ihalelere de iştirak etmediği, dava konusu B.11 1-2-3-4 nolu bağımsız bölümler malikinin borçlu şirket ve dava dışı 3. kişi olan G… olması karşısında adı geçenin söz konusu taşımazlar yönünden İİK’nun 134/2. maddesinde belirlenen "tapudaki ilgili" sıfatının da bulunmadığı anlaşılmıştır.

O halde şikayetçinin dava konusu B.11/1-2-3-4 nolu bağımsız bölümlere ilişkin davasının aktif husumet ehliyeti bulunmadığından reddine karar verilmesi gerekirken davanın tümden kabulüne dair hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ :Davalıların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 15 Oca 2015, 11:51


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • BASIN YOLUYLA HAKARET, TAZMİNAT DAVASINDA YETKİLİ MAHKEME…


T.C
YARGITAY
4.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2014/11465
KARAR NO: 2014/13422

Davacı E… tarafından, davalılar N… vdl aleyhine 12/03/2014 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; mahkemenin yetkisizliğine dair verilen 14/04/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davalıların ikametgahı mahkemesi yetkili olduğu gerekçesi ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, 10/12/2012 tarihli …Gazetesi nüshasında ve internet gazetesindeki yazı nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Haksız eylemden doğan tazminat davalarında yetki konusu yürürlükteki 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 16. maddesinde; “Haksız bir fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Davaya konu yazıların yayınlandığı gazetenin G… İlçesinde de dağıtımı yapılmaktadır. Bu nedenle eylem burada da gerçekleşmiştir. Davacının eldeki davayı yasada belirlenen seçimlik hakkı kullanarak, gazetenin dağıtıldığı yer olan G… mahkemesinde açtığı anlaşılmaktadır. Şu halde, davanın esasına girilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde yetkisizlik kararı verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20/10/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 23 Ara 2014, 11:23


YARGITAYHukuk Genel Kurulu E:2008/4-127 K:2008/130 *KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI * MANEVİ TAZMİNAT * YETKİLİ MAHKEME

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

E: 2008/4-127

K:2008/130

T:13.02.2008  

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yar-gılama sonunda; (Ankara Asliye Dokuzuncu Hukuk Mahkemesi)'nce yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine dair verilen 22.11.2006 gün ve 20CJ6/392-450 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzejrtne, Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi'nin 29.03.2007 gün ve 2007/3113-4145 sayılı ilamı ile; (…Dava, basın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğramasından doğan manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

Davalı, süresi içinde verdiği cevap dilekçesi ile, yetki itirazında bulunmuş, mahkemece dava yetki yönünden reddedilmiştir.Dava konusu yayının yapıldığı "Ç… B… Gazetesi" B… il merkezinde yayınlanmakta olup, davalıların ikametgah adresleri de B… Hindedir. Davacı ise, Ankara ilinde ikamet etmektedir.

 

Davacı, davayı açtığı il sınırları içinde oturmaktadır. Dava konusu edilen yayının bölgesel olup Ankara iline ulaşmadığı kabul edilmiş olsa dahi, Medeni Kanun'un 3444 sayılı Yasa ile değişik 24/a-IV. (22.11.2001 tarihinde yürürlüğe güren 4721 sayılı Medeni Kanun'un 25/son) maddesinde ifade edildiği üzere, kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yerde de dava açabileceği hükme bağlanmıştır. Böylece anılan madde île HUMK'nın 9. maddesindeki genel kurala ve yine haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili bulunan aynı Yasa'nın 21. maddesine bir ayrıcalık getirilmiş bulunmaktadır.

 

Şu durumda, dava konusu olayda, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddia edildiğinden zarar gören, davayı kendisinin veya davalının oturduğu yer mahkemesinde veya haksız eylemin meydana geldiği yer mahkemesinde açabilir. Bu seçeneklerden herhangi birini kullanmak, bu tür davalarda, davacıya tanınmış bir haktır.

 

Somut olayda davacı, bu seçimlik hakkını oturduğu yer mahkemesinde kullanmıştır. Bu hakkını kullanmanın yasal dayanağı da yukarıda belirtilmiştir.

 

Bu bakımdan işin esası incelenerek karar vermek gerekirken, yasa hükümlerine aykırı olarak yetkisizlik kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Temyiz Eden: Davacı vekili

 

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

Davacı vekili, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ibraz ettiği dava dilekçesinde; davalılardan Mustafa'nın B… Ç… Gazetesi'nin 20.09.2006 tarihli nüshasında yayımlanan URTE ve Y. arasında geçen konuşma" başlıklı köşe yazısında, müvekkili ile Org. Y. arasında geçtiği iddia edilen gerçek dışı ve hayal mahsulü diyalogda Org. Y.'nin ağzından müvekkilinin kişilik haklarına tecavüz niteliğinde gerçek dışı ithamlara ve fevkalade ağır hakaretlere yer verdiğini; dava konusu yayında yer alan, Rockfeller'in başbakanı, savaş lordları'nın başbakanı, Siyonistlere güvenen korkak, yalaka ve ihanet içinde olduğu yönündeki tamamen gerçek dışı, hayal mahsulü ve hukuka aykırı isnat ve ithamlar ile müvekkilinin toplum önünde küçük düşürülmesine, kişilik haklarının ağır surette ihlal edilmesine sebebiyet verildiğini ileri sürerek, 10.000 YTL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılardan Mustafa süresinde ibraz ettiği cevap dilekçesinde; dava konusu yayının yer aldığı gazetenin B…'de yayımlanan yerel bir gazete olduğunu ve kendisinin de B… ilinde ikamet ettiğini savunarak, davanın Burdur Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde görülmesi gerektiğini cevaben bildirmiş; diğer davalı Y… Ç… Basın Medya Ajans İletişim Eğitim Dağıtım Hiz. Tic. Ltd. Şti. adına Mustafa S. ise, esasa ilişkin nedenlerle davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.Mahkemenin, "davalıların ikametgahlarının B… ilinde bulunduğu ve dava konusu yayının yapıldığı gazetenin B… il sınırları içerisinde yayımlandığı anlatıldığından, HUMK'nm 9. ve 21. maddeleri uyarınca yer yönünden Burdur Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğu" gerekçesiyle "dava dilekçesinin yetH'ı yönünden reddine" dair verdiği karar, Özel Daire'ce yukarıda yazılı nedfenle bozulmuş; yerel mahkemece "HUMK'nm 9. ve 21. maddelerindeki yetki kurallarına ayrıcalık getiren 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesinin 5. bendindeki, 'davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat talejp etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde açabileceği' hükmünün, dava tarihinden önce yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kariunu'nun 25. maddesi ile değiştirilerek kaldırıldığı, 25. maddede yer alan yerfı düzenlemeye göre, kişilik haklarının korunması dışındaki taleplerin ve bu bağlamda müstakil olarak açılan manevi tazminat davasının, davacının ikametgahı mahkemesinde açılması olanağının bulunmadığı" gereksiyle direnme kaıfarı verilmiştir.

 

Davaya konu olan eylem, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğjradığı nedenine dayanmaktadır. Yayının yapıldığı Ç… B… Gazetesi'nin B… il sıhırları içerisinde yayımlandığı, davalıların ikamet adreslerinin B… ilinde olduğu ve davacının da Ankara ilinde ikamet ettiği uyuşmazlık konusu değildir.

 

Uyuşmazlık, yer yönünden yetkiye ilişkin olup; HUMK'nm 9. maddesindeki genel yetki kuralına ve haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili bulunan aynı Kanun'un 21. maddesine ayrıcalık getiren, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesindeki kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yer mahkemesinde de manevi tazminat davası açabileceğine ilişkin düzenleme içeriğinin, dava tarihinden öbce yürürlüğe giren ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'ni yürürlükten kaldıran 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinde de korunup korunmadığı; buna bağlı olarak, görülmekte olan davanın genel yetki ve Haksız eylemden kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili özel yetki kuralları gereğince Burdur Asliye Hukuk Mahkemesi'nde mi, yoksa 4721 sayılı Türk Medeni fenunu'nun 25/son maddesi uyarınca Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nde mi görülüp sonuçlandırılması gerektiğine ilişkindir.

 

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 9/1. maddesinde açıkça ifade edildiği gibi genel yetki, davalının dava açıldığı tarihteki ikametgahına göre belirlenir. Bundan ayrı bazı davalar için davalının ikametgahı inahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır.

 

Öğretide ve uygulamada özel yetki kuralları olarak adlandırılan ve bazı dava çeşitleri için kabul edilen bu istisnai nitelikteki yetki kuralları, ilke olarak kamu düzenine ilişkin değildir.

 

Böylece, kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları, genel mahkemenin (m. 9) yetkisini kaldırmadığından, eş söyleyişle onunla birlikte uygulandığından, davacı davasını genel veya özel yetkili mahkemede açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir.

 

Bu noktada, haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili düzenlemeyi içeren ve kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralı niteliğinde bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 21. maddesinde, haksız eylemden kaynaklanan davaların haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde açılabileceği öngörülmüştür.Şu durumda, haksız fiilden zarar gören davacı, dilerse davalının ikametgahı mahkemesinde, dilerse haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde dava açabilecektir.

 

Burada önemle vurgulanmalıdır ki, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanu-nu'nda yer alan genel ve özel yetki kurallarından başka, bazı kanunlarda konuları ile ilgili dava ve işler için özel yetki hükümlerine yer verilmiş ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 24. maddesinde bu yetki hükümleri saklı tutulmuştur.

 

İşte bu noktada, uyuşmazlığın üzerinde toplandığı yön itibariyle, az yukarıda açıklanan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan genel ve özel yetki kurallarına ayrıcalık getiren, özel yetki kuralı niteliğindeki 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesindeki düzenleme ile, bu maddeyi değiştiren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesi kapsamının irdelenmesinde yarar vardır.

 

Gerek 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24/1 hükümlerine göre, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

 

Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimsenin saldırıda bulunanlara karşı korunmasını hangi yollardan isteyebileceği, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesi hükmü ile "Dava hakları" kenar başlığı altında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesi hükmü ile "Davalar" kendir başlığı altında gösterilmiştir.743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesi;

 

"Şahsiyet hakkı hukuka aykırı olarak tecavüze uğrayan veya bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunan kişi, tecavüze son verilmesini veya tecavüz tehlikesinin önlenmesini talep edebileceği gibi, sona ermesine rağmen etkisi devbm eden tecavüzün hukuka aykırılığının tespitini ve gerekiyorsa kararın yayınlanmasını ya da üçüncü kişilere bildirilmesini talep edebilir.Maddi ve manevi tazminat davaları açma hakkı ile birlikte bu tecavüzden elde edilen kazançları vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca talep etniıe hakkı saklıdır.

 

Manevi tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez, antek miras yoluyla intikal eder.

 

Davacı, şahsiyet haklarının himayesi için kendi ikametgahı veya davalının ikametgahı mahkemesinde de dava açabilir.

 

Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini bitlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de akabilir." hükmünü öngörmekte iken; 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren ve ariılan Kanunu yürürlükten kaldıran 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. miaddesinde;

 

"Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

 

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.Davacının, maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekaletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.

 

Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

 

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir." hükmüne yer verilmiş, anılan madde gerekçesinde ise "Yürürlükteki Yasa'nın 24/a maddesini karşılamaktadır" ifadeleri ile, yeni 25. maddenin eski 24/a maddesi yerine konulduğuna işaret edilmiştir.

 

Görüldüğü üzere; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesinde gösterilen, kişiliğin korunmasına ilişkin önleme, durdurma ve tespit davası ile, bu davalarla birlikte düzeltmenin ve kararın üçüncü kişilere bildirimi ve yayımlanması istekleri ve yine bu nedenle açılabilecek maddi, manevi tazminat davaları ile saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın geri verilmesi davası, anılan maddeyi karşıladığı açıkça gerekçede vurgulanan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinde aynen muhafaza edilmiş; yeni 25. maddenin son fıkrasında, eski 24/a maddesinin 4. fıkrası ile paralel bir düzenlemeye gidilerek, sayılan tüm bu dava türlerini kapsar şekilde davacının kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabileceği öngörülmüştür.

 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun genel gerekçesinde de belirtildiği gibi "kavram, deyim ve terimlerin olanak bulunduğu ölçüde arılaştırıldığı", eski Kanundan aynen aktarılan hükümlere yeni Kanunda tekrardan kaçınılarak ve sadeleştirilmiş şekliyle yer verildiği gözönüne alındığında kanun koyucunun; direnmede sözü edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesinin son bendindeki "Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de açabilir" hükmüne; kişiliğe saldırı nedeniyle tazminat davalarının da 25. maddenin son fıkrasındaki özel yetki kuralına dahil olduğu, bu itibarla tekrardan kaçınılması düşüncesiyle yer vermediği kuşkusuzdur. "Kişilik haklarının korunması" kavramının içerisinde maddi ve manevi tazminat talebinin de yer aldığı izahtan varestedir.

 

Kısaca, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesindeki kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yerde de manevi tazminat davacı açabileceğine ilişkin düzenleme içeriğinin, dava tarihinden önce yürüflüğe giren ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'ni yürürlükten kaldıran 4721( sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinde de aynen korunduğu açıktır.

 

Sonuç olarak; haksız eylem niteliğindeki kişilik haklarına saldırıdan kayhaklanan manevi tazminat davasının, genel yetkili mahkemeyi düzenleyen Hukiık Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 9/1. maddesi uyarınca davalının ikametgahı mahkemesinde açılabileceği gibi, aynı Kanun'un 21. maddesi uyahnca haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde de açılabileceği; kişilik hakkı ihlaliyle ilgili özel yetki kuralı getiren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25/^on maddesine göre davacının, kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabileceği, bu bağlamda kişilik hakları saldırıya uğrayan kimseye, yetki korjusunda geniş bir seçimlik hakkının tanındığı her türlü duraksamadan uzaktır.

 

Somut olaya gelince; kişilik haklarına saldırı iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunan davacı, dilerse davalıların ikametgahı mahkemesinde, dilerse haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde dava açabileceği gibi, 4721 sarılı Türk Medeni Kanunu'nun 25/son maddesi gereğince kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir. Haksız eylemin işlendiği ve aynı zamanda damalıların ikametgah adreslerinin bulunduğu Burdur mahkemeleri ile kendi otjjrduğu Ankara mahkemelerinden birini seçmek ve o mahkemede dava acjmak hakkını haiz olan davacı, yetki konusunda seçimlik hakkını kendi yerleşim yeri mahkemesinde kullanmıştır. Bu durumda davanın, davacının ikömetgahı mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği son yapılan düzenleme ile de hüküm altına alınmıştır.

 

Hal böyle olunca; yerel mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk öenel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararma uyularak işin edasının incelenmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle Burdur mahkemelerinin yjetkili olduğunun kabulüyle, dava dilekçesinin yetki yönünden reddine dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

S o n u ç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.02.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 

KARŞI OY

 

Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

Mahkemece davalıların ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, hüküm Yüksek Özel Daire'ce 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25/son maddesi uyarınca davacının ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.

 

Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önceki Medeni Kanun'un değişik 24/a maddesi kişilik haklarının korunması davalarında hem davacı hem davalının ikametgahı mahkemelerinin yetkili olduğu, son fıkrasında ise maddi ve manevi tazminat istemlerinin kişilik haklarının korunması davası ile birlikte açıldığında davacının ikametgahı mahkemesinde görülebileceğini öngördüğü halde, yeni Türk Medeni Kanunu'nun 25/son maddesinde sadece kişilik haklarının korunması davalarında davacının ikametgahı mahkemesinde yetkili olduğunu öngörmüştür.

 

TMK'nın 25. maddesinde kişilik haklarının korunması davaları BK'nın 49. maddesine dayanan kişilik haklarına tecavüz nedeniyle manevi tazminat davalarından ayrıca düzenlenmiş ve bu konuda sadece kişilik haklarının korunması davalarındaki yetki ile ilgili düzenleme yapılmıştır. Bu durumda, somut olayda sadece kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmiş olması karşısında, TMK'nın 25/son maddesinin bu davada uygulama yeri yoktur.

 

Bu nedenle, yerel mahkemenin sadece tazminat istemine ilişkin bu davada yetkisizlik kararı vermesinin yerinde olduğu ve direnme kararının onama görüşünde olduğumdan, Sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.

 

Ahmet Özgan Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi Üyesi

Çeke dayalı birden fazla borçlu aleyhine girişilen icra takibinde yetkili icra dairesi

çok değerli meslektaşımız Av.Mehmet Kaya’nın https://www.facebook.com/groups/avmehmetkaya/?hc_location=stream da paylaştığı Yargıtay kararını bizde daha çok kişinin faydalanması amacıyla Genç Baro okurları ile paylaşıyoruz. Av.Mehmet Kaya’ya teşekkür ederiz.

Çeke dayalı birden fazla borçlu aleyhine girişilen icra takibinde , yetkili icra dairesinin belirlenmesiyle ilgili …Faydalı olması dileklerimle… Antalya Barosundan Av.Mehmet KAYA-1264
T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2013/3693
K. 2013/12273
T. 1.4.2013
• KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS HACİZ YOLU İLE TAKİP ( Borçluya Diğer Borçlulardan Bir Gün Sonra Ödeme Emrinin Tebliğ Edildiği/Takibin Bu Borçlu Yönünden Kesinleşmediği – Çekin Keşide Yeri ve Diğer Unsurlar da Gözetildiğinde Yetkiye İtirazın Kabulü Gereği )
• ÖDEME EMRİNİN TEBLİĞ EDİLMESİ ( Çeke Dayalı Haciz Yolu İle Takip/Borçluya Diğer Borçlulardan Bir Gün Sonra Ödeme Emrinin Tebliğ Edildiği – Takibin Bu Borçlu Yönünden Kesinleşmediği/Yetki İtirazının Kabul Edileceği )
• YETKİ İTİRAZI ( Çeke Dayalı Haciz Yolu İle Takip/Borçluya Diğer Borçlulardan Bir Gün Sonra Ödeme Emrinin Tebliğ Edildiği – Takibin Bu Borçlu Yönünden Kesinleşmediği/ Çekin Keşide Yeri ve Diğer Unsurlar da Gözetildiğinde Yetkiye İtirazın Kabulüne Karar Verileceği )
• ÇEKE DAYALI HACİZ YOLU İLE TAKİP ( Borçluya Diğer Borçlulardan Bir Gün Sonra Ödeme Emrinin Tebliğ Edildiği – Takibin Bu Borçlu Yönünden Kesinleşmediği/ Çekin Keşide Yeri ve Diğer Unsurlar da Gözetildiğinde Yetkiye İtirazın Kabulüne Karar Verileceği )
2004/m.50
ÖZET : Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipta borçlulara ödeme emri tebliğ edildikten bir gün sonra, yetki itirazında bulunmayan diğer takip borçlusuna ödeme emri tebliğ edilmiş olup bu borçlu yönünden takip, henüz kesinleşmediğinden icra dairelerinin yetkisi de kesinleşmemiştir. İtiraz eden borçluların adresinin, çekin keşide yerinin ve muhatap bankanın bulunduğu yer gözetildiğinde yetkiye itirazın kabulüne karar verilmesi gerekir.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ebru Özdemir tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Alacaklı vekili tarafından borçlular hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan takipte borçlular … İnş. … Ltd. Şti ile F.Ç. yetki itirazında bulunarak, ikametgahlarının ve çekin keşide yerinin Alanya olmasından hareketle Alanya İcra Dairelerinin yetkili olduğu itirazında bulunmuş, mahkemece, diğer takip borçlusu M.K.’ün yerleşim yerinin Antalya olması sebebiyle yetki itirazının reddine karar verilmiştir.
İİK’nun 50. ve HMK.’nun 447/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’ nun 6. maddesinin 1. cümlesine göre, “Genel yetkili mahkeme, dava açıldığı tarihte davalı gerçek ve tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirlenir.” HMK’nun 7. maddesine göre; “Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.”
Anılan hükümler çerçevesinde birden fazla borçlu varsa bunlardan birinin ikametgahında takip başlatılabilir ve bu durumda diğer borçlular yetki itirazında bulunamazlar.
Ancak;
Anılan hüküm borçlulardan birinin ikametgahındaki ( onun için genel yetkili ) icra dairesinde takip yapılması hali içindir.
Somut olayda; borçlulara ödeme emri 17.10.2012 tarihinde, yetki itirazında bulunmayan diğer takip borçlusu M. K.’e ise 18.10.2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup bu borçlu yönünden takip, itiraz tarihi olan 19.10.2012 tarihi itibariyle henüz kesinleşmediğinden Antalya icra dairelerinin yetkisi de kesinleşmemiştir. İtiraz eden borçluların adresinin, çekin keşide yerinin ve muhatap bankanın bulunduğu yerin de Alanya olduğu anlaşıldığından bu durumda yetkiye itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken takipte birden fazla borçlu olup bunlardan birinin ikametgahının Antalya olduğu gerekçesiyle istemin reddi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı, İcra’da Yetkili Yer

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E. 2004/12-260 K. 2004/249  T. 5.5.2004
• YETKİLİ İCRA DAİRESİ ( İlamsız Takip/Borçlunun İkametgahının Bulunduğu Yer – Alacaklının Borçlunun İtirazına Uğrayan Fatura Kapsamındaki Alacağını ve Herhangi Bir Taahhüdün Varlığını İspatlayamaması )
• İLAMSIZ TAKİPTE YETKİ ( Alacaklının Borçlunun İtirazına Uğrayan Fatura Kapsamındaki Alacağını ve Herhangi Bir Taahhüdün Varlığını İspatlayamaması – Borçlunun İkametgahının Bulunduğu Yer )
• ALACAK VE HERHANGİ BİR TAAHHÜDÜN İSPAT EDİLEMEMESİ ( İlamsız İcra Takibi/Yetki İtirazının Kaldırılması İstemi – Borçlunun İkametgahının Bulunduğu Yer İcra Dairesinin Yetkili Olacağı )
• YETKİ İTİRAZININ KALDIRILMASI İSTEMİ ( İlamsız Takip – Alacaklının Borçlunun İtirazına Uğrayan Fatura Kapsamındaki Alacağını İspatlayamaması/Borçlunun İkametgahının Bulunduğu Yer İcra Dairesinin Yetkili Olacağı )
• FATURA KAPSAMINDAKİ ALACAĞIN İSPATLANAMAMASI ( İlamsız Takip – Borçlunun İkametgahının Bulunduğu Yer İcra Dairesinin Yetkili Olacağı/Yetki İtirazının Kaldırılması İstemi )
818/m.1
1086/m.9, 10, 12
2004/m.50, 68
ÖZET : İstek, yetki itirazının kaldırılması istemine ilişkindir. İstekli/alacaklı kendisine ait Gelibolu’da bulunan otelde davalı şirket elemanlarının konakladıklarını konaklama bedelinin bir bölümünün ödenmesine karşın büyük bir bölümünün ödenmemesi nedeniyle 10/3/2003 tarihinde faturaya bağladıkları alacağın 1.392.000.000 TL. olduğunu, faturayı borçluya posta yoluyla gönderdiklerini ancak, ödenmemesi üzerine giriştikleri icra takibine borçlunun itiraz etmesi nedeniyle, İcra Müdürlüğünce yetki itirazının kabulü ile dosyanın Ankara İcra Müdürlüğü’ne; gönderilmesine karar verildiğini, bu kararın ve borçlunun yetki itirazının kaldırılmasını istemiştir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 50. maddesi yetki ve yetkiye itirazları düzenlemekte; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağı hükmünü içermektedir. İlamsız icra takibine hangi yerdeki icra dairesi tarafından bakılacağı, diğer söylemiyle ilamsız icrada yetki, hususunda da aynı hüküm geçerlidir. Şu durumda, ilamsız icrada genel yetkili icra dairesi HUMK’nun 9. maddesi gereği borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki icra dairesidir.

Ayrıca, alacaklı tarafın, borçlunun itirazına uğrayan fatura kapsamındaki alacağa konu konaklama bedelinin davalı/borçlu gösterilen şirket işçilerine ait olduğunu gösterir bir delil bulunmadığı gibi; bir an için bu işçiler davalı/borçlu şirketin işçileri kabul edilse bile konaklama ücretinin bu şirket tarafından ödeneceği konusunda herhangi bir taahhüdün varlığı, davacı tarafından ispatlanamamıştır.

Görüldüğü üzere; borçlu şirket taraflar arasında sözleşme ilişkisi olduğunu baştan beri reddetmiş, alacaklı ise, böyle bir ilişkinin varlığını ispata yönelik bir delil de ortaya koyamamıştır. Bu bağlamda taraflar arasında konaklama hizmetinden kaynaklanan bir hukuki ilişkinin dahası sözleşmenin varlığı alacaklı tarafından ispatlanamadığından, alacağın konaklama ücretinden kaynaklandığını kabule olanak yoktur.

Bu açık durum karşısında, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 73/1 ve HMUK 10.maddesinin uygulama yeri bulunmamaktadır. Zira, davacı /alacaklı taraf alacağın konusunu teşkil eden temel hukuki ilişkiyi ispatlayamadığına göre bu hukuki ilişkinin varlığına dayanarak kendi ikametgahında icra takibi yapmasına da yasal olanak bulunmamaktadır.

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gelibolu İcra Tetkik Mercii Hakimliği’nce davanın reddine dair verilen 30.06.2003 gün ve 2003/51-98 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2003 gün ve 20312-23302 sayılı ilamı ile; ( …Takip dayanağı Gelibolu’da Dilmaç Otel’deki konaklama ücretine ilişkindir. Takip, ihtiyati hacizle başlamış ise de, daha sonra ihtiyati haciz kararı 30.6.2003 tarih 2003/131 – 300 sayılı Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla kaldırıldığından somut olayda H.U.M.K.’nun 12. maddesinin uygulama yeri yoktur. Borçlu, Gelibolu İcra Daireleri’nin yetkisine itiraz etmiş, icra müdürlüğünce takibin durdurulmasıyla yetinilmesi gerekirken, dosyanın “talep halinde yetkili Ankara İcra Dairesi’ne gönderilmesine” resen karar verilmesi İ.İ.K.’nun 68. maddesine aykırı ise de alacaklı tarafça bu husus “itirazın kaldırılması” istemi ile merciiye yapılan başvuruda şikayete konu edilmiş, anılan memur kararı Mercii denetiminden geçmiş olmakla bu husustaki eksiklik sonuca etkili görülmemiştir.

Ne varki, İ.İ.K.’nun 50.maddesi göndermesi ile somut olayda uygulanması gereken H.U.M.K.’nun 10. maddesi ve ayrıca B.K.’nun 73/1. maddesi hükmüne göre ( İ.İ.K. 50.maddesi nedeniyle alacaklı ve borçlunun orada bulunma koşulu aranmaksızın ) borç, bir miktar paradan ibaret olmakla, ödeme alacaklının mukim bulunduğu yerde yapılacağından Gelibolu İcra Daireleri yetkilidir. Merciice aksine düşüncelerle alacaklı isteminin kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : İstek, yetki itirazının kaldırılması istemine ilişkindir.

İstekli/alacaklı kendisine ait Gelibolu’da bulunan otelde davalı şirket elemanlarının konakladıklarını konaklama bedelinin bir bölümünün ödenmesine karşın büyük bir bölümünün ödenmemesi nedeniyle 10/3/2003 tarihinde faturaya bağladıkları alacağın 1.392.000.000 TL. olduğunu, faturayı borçluya posta yoluyla gönderdiklerini ancak, ödenmemesi üzerine giriştikleri icra takibine borçlunun itiraz etmesi nedeniyle, İcra Müdürlüğünce yetki itirazının kabulü ile dosyanın Ankara İcra Müdürlüğü’ne; gönderilmesine karar verildiğini, bu kararın ve borçlunun yetki itirazının kaldırılmasını istemiştir.

Karşı taraf/borçlu şirket vekili cevabında; müvekkili şirketin merkezinin Ankara olduğunu, takip talebinde de şirketin adresinin Ankara olarak gösterildiğini, icra takibinin genel kural gereğince Ankara İcra Müdürlüğünde yapılması gerektiğini, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığını, özel yetki kuralının uygulanabilmesi için sözleşme bulunması gerektiğini, davacının takibi sözleşmeden kaynaklanan para borcu için yattığından bahisle Gelibolu İcra Daireleri’nin yetkili olduğu iddiasının yerinde olmadığını, davacının Tedaş Müessese Müdürlüğü’nden aldığı derkenar yazıya dayanarak kendilerine alacak yönelttiğini, ibraz ettikleri belgeler gereği işi taşeron firma eliyle yaptırıp, Gelibolu’da işçi de bulundurmadıklarını, taşeron firma işçilerinin söz konusu otelde kaldıklarına dair de delil bulunmadığını, borç varsa da kendilerine ait olmadığını, ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

İcra tetkik Mercii Hakimliği; “Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre davalı borçlu şirketin merkezinin Ankara olduğu, icra takibinin konusunu teşkil eden ihtiyati haciz kararına karşı süresinde borçlu şirketin yetki itirazında bulunduğu, Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/131 esas, 2003/300 karar sayılı ilamı ile yetki itirazı kabul edilerek ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verildiği, bu bağlamda süresinde ihtiyati haciz kararına yetki itirazında bulunan tarafın aynı zamanda takibin yapıldığı icra müdürlüğünün yetkisine de itiraz etme hakkının bulunduğu, davalı borçlu şirketin bu hakkını kullanarak hem ihtiyati haciz kararında yetki itirazında hem de takibin yapıldığı icra müdürlüğünün yetkisine itirazda bulunmuş olması nedeniyle İcra Müdürlüğü’nün 02.04.2003 tarihli yetki itirazının kabulüne ilişkin kararının usul ve yasaya uygun olduğu,” gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Davacı/alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; “İ.İ.K.’nun 50. maddesi göndermesi ile somut olayda uygulanması gereken H.U.M.K.’nun 10. maddesi ve ayrıca B.K.’nun 73/1. maddesi hükmüne göre ( İ.İ.K. 50. maddesi nedeniyle alacaklı ve borçlunun orada bulunma koşulu aranmaksızın ) borç, bir miktar paradan ibaret olmakla, ödeme alacaklının mukim bulunduğu yerde yapılacağından Gelibolu İcra Daireleri yetkilidir. Merciice aksine düşüncelerle alacaklı isteminin kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.” Gerekçesiyle bozulmuş; merci tarafından önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davacı/alacaklı vekili temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilamsız takibe konu alacağın niteliği ve buna göre ilamsız takipte icra dairesinin yetkisi noktasındadır.

Öncelikle ifade etmekte yarar vardır ki, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 50. maddesi yetki ve yetkiye itirazları düzenlemekte; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağı hükmünü içermektedir.

İlamsız icra takibine hangi yerdeki icra dairesi tarafından bakılacağı, diğer söylemiyle ilamsız icrada yetki ,hususunda da aynı hüküm geçerlidir. Şu durumda, ilamsız icrada genel yetkili icra dairesi HUMK.’nun 9. maddesi gereği borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki icra dairesidir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 10 ila 21. maddelerindeki hallerde ise icra daireleri özel yetkili olup, sözleşmeden doğan para borçları hakkındaki yetki de bunlar arasında yer almaktadır.

Diğer taraftan, ihtiyati hacizden sonraki icra takipleri, ihtiyati haciz kararını veren mahkemenin bulunduğu yerdeki icra dairesinde de yapılabilir.

İcra dairesinin yetkisi kamu düzenine ilişkin olmayıp, alacaklının yetkisiz bir icra dairesinde takip yapması halinde, icra dairesi kendiliğinden yetkisizliğini gözetemeyeceği için borçlunun itiraz yolu ile bunu ileri sürmesi gerekir.

Böylece yetki kurallarını ana hatlarını ortaya koyduktan sonra, somut olay anılan kurallar çerçevesinde irdelenmeli, icra dairesinin yetkisinin belirlenebilmesi için öncelikle, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin var olup olmadığı, açıklığa kavuşturulmalıdır.

Somut olayda; Davacı/alacaklı Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesi’ne müracaatla borçlu anonim şirketin ödemediği konaklama bedelinin teminatı olmak üzere adı geçen şirketin Tedaş’tan olan istihkak alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını istemiş; mahkemece 14/3/2003 tarihli 2003/10-10 D. İş sayılı kararla borçlunun borca kafi miktarda menkul, gayrimenkul ve üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının ihtiyati haczine karar verilmiştir.

Davacı/alacaklı tarafından , bu ihtiyati haciz kararına, konaklama tarihleri-ödeme tarihleri başlıklı el yazılı belgeye, Dilmaç Otel tarafından 10/3/2003 tarihinde düzenlenen açık fatura kapsamına dayanılarak 17/3/2003 tarihinde borçlu aleyhine ilamsız takibe girişilmiş ve toplam 1.728.520.000 TL.’nin ( 1.642.560.000 TL. otelde konaklama ücreti + 25.760.000 TL. ihtiyati haciz mahkeme masrafı + 60.000.000 ihtiyati haciz vekalet ücreti ) takip tarihinden itibaren % 60 reeskont faizi, icra masrafları, vekalet ücreti ile birlikte tahsili istenmiştir.

Ödeme emri borçlu şirket çalışanı imzasına 24/3/2003 tarihinde tebliğ edilmiş, borçlu vekili 26/3/2003 havale tarihli dilekçesi ile borcun aslına faizine ve tüm ferilerine itiraz ettiği gibi, şirketin ikametgahının Ankara’da bulunup, yetkili icra dairesinin Ankara İcra Dairesi olduğunu, bu sebeple öncelikle yetkisizlik kararı verilmesini, ayrıca dayanak faturayı kabul etmediklerini, faturaya itiraz edildiğini bu nedenle alacaklı tarafından düzenlenmiş tek taraflı bir belge niteliğinde olduğunu ifade ile itiraz etmiştir.

Bu arada yine borçlu, alacaklının icra takibinin dayanağı olan ihtiyati haczin kaldırılması için dava açmış ve Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30/6/2003 gün ve 2003/131 Esas-2003/300 sayılı kararıyla da “ihtiyati haciz kararının 10/3/2003 tarihli faturaya dayanılarak verildiği, gerek fatura gerekse dava dilekçesinde borçlu olduğu iddia edilen şirketin adresinin Ankara olarak yazıldığı, borcun kaynağını teşkil eden konaklamaya ilişkin dosyaya her hangi bir sözleşme sunulmadığı, ihtiyati haciz kararına konu faturaya borçlu şirketin itiraz ettiği, bu bağlamda İcra İflas Kanunu’nun ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun amir hükümlerine göre ihtiyati haciz kararının genel kural çerçevesinde borçlu tarafın ikametgah mahkemesinde alınması gerektiği ve davacı borçlunun süresinde bu karara yetki yönünden itiraz etmiş olması nedeniyle ihtiyati haciz kararı veren mahkemenin yetkisiz olduğu” gerekçesiyle davacı borçlu şirketin yetki itirazının kabulüne, mahkemece verilmiş olan 14/3/2003 tarih, 2003/10-10 D. İş sayılı ihtiyati haciz kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Böylece takip dayanağı ihtiyati haciz kararı kaldırıldığından buna ilişkin yetki kuralına dayanılma olanağı kalmamıştır.

Borca dayanak alınan diğer bir belgeye fatura kapsamına gelince; İstekli/alacaklının alacağına dayanak olarak gösterdiği 10/3/2003 tarihli toplam 1.642.560.000 TL bedelli fatura davacı tarafından 10/3/2003 tarihinde posta yoluyla davalı borçluya gönderilmiş, borçlu fatura kapsamına Ankara 41.Noterliğinde düzenlenen 24/3/2003 gün, 11520 yevmiye nolu alacaklıya muhatap ihtarname ile “19/3/2003 tarihinde kendilerine tebliğ edilen söz konusu faturayı müvekkili firmanın alacaklı ile arasında herhangi bir sözleşme, yazılı teyid olmaması ve müvekkili firmada çalışan herhangi bir personelin söz konusu otelde konaklamaması sebebiyle kabul etmediklerini ve süresi içinde ihtarname ekinde faturayı iade ettiklerini, firma hakkında alınan haksız ve dayanaksız ihtiyati haciz kararı nedeniyle uğranılan tüm zararların kendilerine rücu edileceğini ve maddi, itibar kaybından doğan manevi tazminat davası açılacağını” ifadeyle itiraz ve faturayı da iade etmiştir. Anılan bu fatura kapsamı tek başına bir hukuki ilişkinin varlığını ortaya koyacak nitelikte değildir.

Ayrıca, alacaklı tarafın, borçlunun itirazına uğrayan fatura kapsamındaki alacağa konu konaklama bedelinin davalı/borçlu gösterilen şirket işçilerine ait olduğunu gösterir bir delil bulunmadığı gibi; bir an için bu işçiler davalı/borçlu şirketin işçileri kabul edilse bile konaklama ücretinin bu şirket tarafından ödeneceği konusunda herhangi bir taahhüdün varlığı, davacı tarafından ispatlanamamıştır.

Görüldüğü üzere; borçlu şirket taraflar arasında sözleşme ilişkisi olduğunu baştan beri reddetmiş, alacaklı ise, böyle bir ilişkinin varlığını ispata yönelik bir delil de ortaya koyamamıştır. Bu bağlamda taraflar arasında konaklama hizmetinden kaynaklanan bir hukuki ilişkinin dahası sözleşmenin varlığı alacaklı tarafından ispatlanamadığından, alacağın konaklama ücretinden kaynaklandığını kabule olanak yoktur.

Bu açık durum karşısında, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 73/1 ve HMUK 10.maddesinin uygulama yeri bulunmamaktadır. Zira, davacı /alacaklı taraf alacağın konusunu teşkil eden temel hukuki ilişkiyi ispatlayamadığına göre bu hukuki ilişkinin varlığına dayanarak kendi ikametgahında icra takibi yapmasına da yasal olanak bulunmamaktadır.

Sonuç olarak; yetkili icra dairesi genel kural gereği borçlu şirketin resmi ikamet adresi olan Ankara İcra Dairesi’dir. Borçlunun yetki konusundaki itirazı bu haliyle yerindedir. Merciin alacaklının talebini redde ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olup , kararın onanması gerekir.

SONUÇ : Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 5.5.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.