TEMYİZ HAKKI / DOSYANIN BAŞSAVCILIK TARAFINDAN İADE EDİLMESİ

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
E:2006/3-176
K: 2006/172
T: 27.06.2006
TEMYİZ HAKKI
DOSYANIN BAŞSAVCILIK TARAFINDAN İADE EDİLMESİ
Özet: 5320 sayılı Yasa ‘nın 8. maddesi uyarınca Yargıtay C.Başsavcılığı tarafından iade edilen dosya ile ilgili olarak mahalli mahkemece duruşma yapılarak yeniden hüküm kurul­muştur. Kendine özgü ve geçiş dönemine ait olan bu normun, başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmesi nedeniyle mevcut yasalarla çatıştığı ve genel ilkelere aykırı olduğu ileri sürülebilirse de, açık olan bu yasal düzenleme karşısında başka bir uygulamaya yönelinmesi doğru değildir. Somut olayda, iade kararı üzerine mahkemece duruşma açılarak yeni bir hüküm kurulmuştur. Önceki hüküm sona ermiş, sanık ve katılan veki­linin yüzlerine karşı verilen hüküm yasa yollarına başvurma hakkına sahip kişilerce temyiz edilmemiş, re ‘sen de temyize tabi olmadığından dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmesi doğrudur.
5320 s. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEK… [Madde 8]
Sanığın 6831 sayılı Yasa’nın 91/2, TCY’nin 59, 647 sayılı Yasa’nın 4. maddeleri uyarınca 742.596.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 4.400.000 TL tazminatın suç tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte sanıktan tahsil edilerek katılan idareye verilmesine, 7.522.000 TL ağaçlandırma gide­rinin sanıktan alınarak katılan idareye verilmesine, 10.100.000 TL nispi harcın sanıktan tahsiline, suçta kullanılan merkebin 6831 sayılı Yasa’nın 108/son maddesi uyarınca müsaderesine, yediemindeki emvalin TCY’nin 36. maddesi uyarınca müsaderesine, 150.000 TL maktu ve tarifenin 12 ve 6. maddeleri gereğince takdiren 75.000.000 nisbi vekalet ücretinin sanıktan alınarak katılan
idareye verilmesine, 33.500.000 TL yargılama giderinin sanıktan tahsiline ilişkin (Amasya Sulh Ceza Mahkemesi)’nce verilen 24.08.2004 gün ve 385-548 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay C.Baş-savcılığınca 16.06.2005 gün ve 200189 sayı ile; 5320 sayılı Yasa’nın 8/2. maddesi uyarınca mahkemesince yeni bir değerlendirme yapılmak üzere dos­ya mahkemesine gönderilmiştir.
Yerel Mahkemece duruşma açılıp, tarafların yüzüne karşı 02.08.2005 gün ye 474-613 sayı ile; sanığın bu kez 6831 sayılı Yasa’nın 91/2., 765 sayılı TCY’nin 59. ve 647 sayılı Yasa’nın 4. maddeleri uyarınca sonuç olarak 278 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 4,40 YTL tazminatın suç tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte sanıktan alınarak katılan idareye verilmesine, 7 YTL ağaçlandırma giderinin sanıktan alınarak katılan idareye verilmesine, 11 YTL nispi harcın sanıktan tahsiline, yedieminde bulunan emval ve merkebin 6831 sayılı Yasa’nın 108/son maddesi gereğince müsaderesine, 175 YTL maktu, 87 YTL nisbi vekalet ücretinin sanıktan tahsili ile katılan idareye verilmesine, 38 YTL yargılama giderinin sanıktan tahsiline, tefhimden itibaren 7 gün içerisinde mahkemeye dilekçe verilmesi veya zabıt katibine beyanda bulunarak tutanağa geçirilmek suretiyle temyizi kabil olmak üzere karar veril­miştir.
Taraflarca temyiz edilmeyip, ilk temyize bağlı olarak gönderilen, Yar­gıtay C.Başsavcılığı’nca da, ilk temyiz dilekçesine istinaden düzenlenen tebliğname uyarınca Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesine gönderilen dosya, Özel Dairece, 03.04.2006 gün ve 11954-2691 sayı ile;
“5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kan un’un 8. maddesi uyarınca mahalli mahkemece duruşma yapılarak yeniden hüküm tesis edilmiş olduğu halde, bu hükme karşı temyiz istemi olmadığından dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na tevdiine,”
Daire Başkanı Y.K. Doğan ile Daire Üyesi Ş. Başoğlu’nun
“Sanık, mahkûmiyetini içeren mahkeme kararına karşı, adil yargıla­manın temel kurallarından olan ve kaynağını Anayasa’nın 36. ve 154. maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “bir devlet eğer kendi iç hukukunda böylesine bir
temyiz hakkı tanırsa, bu yargılamaların, 6. maddede bulunan garantilerin kapsamında olduğuna” ilişkin içtihadından alan temyiz hak ve yetkisini kullanmıştır. Bu arada, meydana gelen 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki temel değişiklikler nedeniyle, sanığın lehine ya da aleyhine uygulanacak hükmün eski ya da yeni kanundan hangisinin olacağı hususunda mahke­melerin bir karar vermesi gerekecektir. Bu durumda vaki temyiz gereği Yargıtay’ın ilgili Dairesinin bir karar vermesi ve sonucuna göre işlem yapılması gerektiği halde, 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi ile bu evrensel yetki Yargıtay’dan alınarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmış, bu mercie Ceza Dairelerinin değerlendirme yetkisi devredilmiştir. Bundan sonra Yerel Mahkemece duruşma yapılarak karar verileceği hükme bağlanmıştır. Sanık tarafından önceden yapılan temyiz inceleme isteğinin, bu kararı da kapsaması gerekecektir. Aksi durum, sanığın kendisinden kaynaklanmayan nedenlerle ve yasa koyucunun gerçekleştirdiği yasal düzenlemelerinin, başlamış olan yar­gılamanın kurallarını değiştirmesi nedeniyle temyiz hakkını fiilen ortadan kal­dıracak ya da kısıtlayacaktır.
Bu sonucun yukarıda belirtilen üst hukuk normlarına aykırılık oluş­turacağı düşüncesiyle sayın çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.” yönündeki karşı görüşüyle oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı’nca 05.06.2006 gün ve 172515 sayı ile;
“5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8/2. maddesi uyarınca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, lehe kanun hükümlerinin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiğinden bahisle mahalline iade işlemi, süresi içerisinde açılan temyiz davasını sona erdiren bir karar niteliğinde değildir, yerel mahkemece evvelki hükümde hiçbir değişiklik yapılmayıp, aynı hüküm kurulduğundan, sanığın temyiz iradesi devam etmekte ve evvelce açılan temyiz davası geçerliliğini korumaktadır.
Verilmiş bir kararın yasa gereği iadesi üzerine o hükmün yeniden kurulması, önceki (ilk) hükme yönelik temyiz iradesini ve doğmuş olan hakkı ortadan kaldırmaz” görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Dairenin mahalline iade kararının kaldırılıp, dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere Dairesine gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, Ceza Genel Kuru-lu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa’nın 8/2. maddesi hükmüne dayanılarak, lehe yasa hükümlerinin değerlendirilmesi yönünden, Yargıtay C.Başsavcılığı’nca mahkemesine iade edilip, mahkeme­since de duruşma açılarak karar verilen dosyalarda, önceki temyizin ge­çerliliğini koruyup korumadığı, başka bir anlatımla bu temyize bağlı olarak, temyiz incelemesinin yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 305. maddesi uyarınca, maddede kesin olarak belirtilen hükümler ile re’sen temyize tabi bulunan hükümlere ilişkin istisnalar hariç, olağan yasa yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 310. maddesine göre iki koşulun varlığı gerek­lidir.
Bunlardan ilki süre koşuludur. Usul Yasası 310. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süreyi hükmün tefhi­minden, tefhim edilmemişse, tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlemiştir. Temyiz süresi 1412 sayılı CMUY’nin 310. maddesinin 3. fıkra­sındaki ayrıksı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlar.
Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci koşul ise, istek koşu­ludur. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “Davasız yargılama olmaz.” ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. CMUY’nin halen yürürlükte bulunan 305. maddesinin 1. fıkrası ile bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkû­miyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden (re’sen) yapılması kabul edilmiş ise de, onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümler dışında kalan kararlarda, süre ve
istek koşullarına uygun temyiz davası açılmamışsa, hükmün Yargıtay’ca ince­lenmesi olanaksızdır.
Bu şekilde temyiz incelemesinin genel koşullarını belirledikten sonra, 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin niteliği ve sonuçlarının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kural olarak aksine bir yasal düzenleme bulunmadıkça ve verilen hüküm yasa yolu denetiminde bozulmadıkça, hükmü veren mahkemece dosyanın yeniden ele alınması, yargılama yapılması, yasal olanak olmadığı halde kendi kararını kaldırması, sonradan benzer ya da değişik bir karar vermesi Usul Yasası’na aykırı, hukuki dayanaktan yoksun ve hukuken geçersizdir.
1412 sayılı CMUY’nin 326. maddesinde, hükmü bozulan mahkemece, yeniden yapılacak yargılama ve verilecek hükümlere yer verilmiş, 5252 sayılı TCY’nin Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa’nın 9. maddesinde ise, kesinleşen hükümler hakkında lehe yasanın uygulanmasında dikkate alınacak hususlar belirtilmiş, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa’nın 8/2. maddesinde ise; “Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce ilk derece mahkemelerince karar verilmiş olup, temyiz edilmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gön­derilmiş bulunan dava dosyalarından, lehe kanun hükümlerinin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması ge­rektiği açıkça anlaşılanlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilir. Bu halde, mahke­mesince duruşma yapılarak karar verilir, “hükmüne yer verilmiştir.
Anılan hükümle, ilk derece mahkemelerince verilip temyiz edilen hü­kümlerde, lehe hükümlerin uygulanması yönünde mahkemesince değer­lendirme yapılmasının gerektiği açıkça anlaşılması halinde, dosyanın doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilme yetkisi Yargıtay C.Başsavcılığı’na tanınmış, bu hüküm uyarınca gönderilen dosyalarda, iade kararının mahkemesince benimsenmesi halinde yeniden duruşma açılarak hüküm verme ödevi doğa­caktır.
Kuşkusuz, başlamış olan temyiz sürecini bu aşamada sonlandıran ve yeni bir süreç başlatan bu işlem, Ceza Muhakemesi Yasası’ndaki sisteme aykırı ve yeni bir hüküm verilmesi zorunluluğu nedeniyle de, bozma etkisi doğurması
bakımından, Usul Yasamızdaki sistemle uyumsuz ise de, Yerel Mahkemelere önceki hükmü ıslah veya değiştirme yetkisi de veren bu istisnai düzenleme, pozitif bir hukuk normu olarak yasalardaki yerini almıştır. Kuralın yerindeliği ve sisteme uyumluluğu tartışılabilirse de, anılan norm geçerliliğini korudukça yargı mercileri ona uygun karar vermek yetki ve sorumluluğu taşımaktadır.
Yargıtay C.Başsavcılığı’nın iade kararı Yerel Mahkemece benimsenerek duruşma açılması halinde, artık önceki hüküm varlığını yitirmiş olacak ve yeniden hüküm verme zorunluluğu doğacaktır. Verilen yeni hükmün önceki ile aynı veya değişik olması da, bunun yeni hüküm olduğu gerçeğini değiş­tirmeyecektir. Zira duruşma açılmakla, mahkemece öncekinden bağımsız ve yeni bir hüküm verme olanağı doğmuş olacaktır.
Bu nitelikteki bir hükmün temyizen incelenebilmesi, CMUY’nin 305. maddesindeki re’sen temyize ilişkin koşullar saklı kalmak kaydıyla, yasa yoluna başvuru hak ve yetkisine sahip kişiler tarafından, usulüne uygun olarak temyiz edilmesine bağlıdır.
Kendine özgü ve geçiş dönemine ilişkin bir düzenleme olan bu normun, bir takım adaletsizliklere neden olacağı veya başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmesi nedeniyle mevcut yasalarla çatıştığı ve genel ilkelere aykırı olduğu ileri sürülebilirse de, açık olan bu yasal düzenleme karşısında, başka türlü bir uygulamaya yönelmek ya da anılan hükmü yok telakki ederek açılmamış bir temyiz davasını açılmış saymak olanağı bulunmamaktadır. Diğer yönden iade sonrasında kurulan hüküm, başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmekte ise de, ilgililerin yasa yoluna başvuru haklarını ortadan kaldır­mamakta, sonradan tesis olunan hüküm yönünden ilgililer bu haklara yeniden sahip olmakta ve yeni bir yasa yolu süreci başlatabilmektedirler.
İnceleme konusu somut olayda, iade kararı üzerine mahkemece duruşma açılarak yeniden hüküm kurulmuştur. Bu hükmün öncekinin varlığını sona erdirdiği ve sadece kendisiyle ilgili yasa yolu başvurusu sürecini baş­lattığı, kesinleşmesi durumunda da yetinilecek tek hüküm niteliği taşıyacağı açıktır.
Bu değerlendirmeler sonucu kabul zorunluluğu vardır ki;
Amasya Sulh Ceza Mahkemesi’nce, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın iadesi üzerine sanık ve katılan vekilinin yüzlerine karşı duruşma açılarak verilen 02.08.2005 gün ve 474-613 sayılı hüküm, yasa yollarına başvurma hak ve yetkisi bulunan kişilerce temyiz edilmediğinden ve içerdiği ceza cins ve süresi itibariyle re’sen de temyize tabi olmadığından, dosyanın Özel Dairece incelenmeksizin mahalline iade edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle, önceki hükümle ilgili temyizi sonraki hükmü incelemek için geçerli kabul etme düşüncesi serdeden Yargıtay C.Başsavcılığı’nın itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi A.Suat Ertosun; “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8/2. maddesi “Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce ilk derece mahkemelerince karar verilmiş olup, temyiz edilmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş bulunan dava dosyalarından, lehe kanun hükümlerinin uygu­lanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiği açıkça anlaşılanlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilir… “hükmünü içerdiği halde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmadan dosyanın geri gönderilmesi üzerine; yerel Mahkemece, evvelki hükümde hiçbir değişiklik yapılmadan aynı hüküm kurulmuştur. Yeni Yasanın daha az ceza gerektirmesi ve buna uygun bir karar verilmesi halinde temyiz istemi aranmalı, yeni karar eski kararın aynı ise aranmamalıdır. Burada lehe Yasanın uygulanmasını gerektiren bir durum yoktur. Mahkeme bu hususu belirlemiştir. Bu durumda, önceden temyiz is­teminde bulunan sanığın temyiz hakkını ortadan kaldıramayız. Aksine dav­ranışlar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (ÎHAS) 6. maddelerinde düzenlenen adil yargılama ilkeleri ile yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/son maddesinde ifadesini bulan “Usu­lüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne baş­vurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü karşısında, bir suçtan hüküm giyen kimsenin üst mahkemeye başvurma hakkını düzenleyen ve usulünce onaylanarak yürürlüğe konulan
İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 7 Numaralı Protokol hükümlerine aykırıdır. Dolayısıyla sanığın önceki temyiz istemi geçerli sayılmalı ve dosya incelenmelidir.”
Görüşüyle, diğer yedi Kurul Üyesi ise Yargıtay C.Başsavcılığı itiraznamesindeki gerekçelerle,
İtirazın kabulü yönünde oy kullanmışlardır. Sonuç: Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na tevdiine, ilk müzakerede yasa! çoğunluk sağlanamadığından 27.06.2006 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
İlgili yargı içtihatları :
Bu yazı Yargıtay Dosyaları kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*


Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>