AİDİYETİN TESPİTİ TALEBİ / TESPİT DAVASI / HUKUKİ YARAR

T.C.
YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E: 2006/615
K: 2006/836
T: 24.3.2006
AİDİYETİN TESPİTİ TALEBİ
TESPİT DAVASI
HUKUKİ YARAR
1086 s. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU [Madde 237]
Taraflar arasında aidiyetin tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı Haluk tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
İddia ve savunmaya mahkemece toplanıp değerlendirilen deliller ile duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava niteliği ve içeriği itibariyle 487 ada 24 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 34/1450 arsa paylı dairede ( 27 nolu bağımsız bölümde ) sonradan yapılan imalatların değerlerinin tespiti ile bu imalatların aidiyetine karar verilmesi istemine yöneliktir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Saptanan dava niteliği ve dosya içeriğine göre davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı belirlenmiştir. Kural olarak tesbit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır. Gerçekten sözü edilen ve aşağıda açıklanan koşulların öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında “TESBİT DAVASININ KENDİNE ÖZGÜ KOŞULLARI OLARAK NİTELENDİRİLMEKTEDİR”
Sözü edilen özel koşullara gelince;
1-Özel koşulların İlki, tesbit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişkinin oluşturabileceği tartışmasızdır. Gerçekten, tesbit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup, olmadığını tesbit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu, yalnızca maddi vakıa yada vakıalar olan tesbit davaların dinlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kural olarak maddi vakıa ya da vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tesbit davasına konu olabilirler.
2-Davacının sözünü ettiği açık bir anlatımla öne sürdüğü hukuki ilişkinin, mevcut olup olmadığının, hemen tesbitinde, hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tesbit davasını hükme bağlayan tüm yasalarda öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır.
Öte yandan, bir hukuki ilişkinin, hemen tesbitinde, hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için, üç koşulun birlikte olması zorunludur. Sözü edilen üç koşulu hemen açıklamak gerekirse;
A )Davacının bir hakkı veya hukuki durumunun halihazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen TEHLİKENİN YAKIN VE TEHDİDİN CİDDİ OLMASI GEREKİR.
B )Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt yada belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde, bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır.
C )Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan TESBİT HÜKMÜNÜN BU TEHLİKEYİ ORTADAN KALDIRACAK NİTELİKTE OLMASI ZORUNLU OLDUĞU GİBİ, DAVACININ, HUKUKEN KORUNMA İHTİYACIDA HALİHAZIRDA BULUNMALIDIR. ÖZELLİKLE HUKUKİ YARAR KOŞULU TESBİT DAVASININ AÇILDIĞI GÜNDE MEVCUT OLMALI VE HÜKÜM VERİLENEDEĞİN VARLIĞINI’DA SÜRDÜRMESİ ZORUNLUDUR.Açıklanan nedenle davacının, hukuki korunma ( himaye ) ihtiyacını, başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin, mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin mücerret tesbitinde, hukuki yararının bulunmadığı bu nedenle tesbit davası açamayacağı kuşkusuzdur.
Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında “EDA DAVASI” açılmasının mümkün olduğu hallerde tesbit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Her ne kadar 487 ada 24 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların aidiyetinin tespiti için dava açılmış ve aidiyetinin tespiti istenen kat kaloriferi, pimapen pencere, mutfak dolapları ve banyodaki imalatların yenilemelerin iyileştirme giderleri niteliğinde olduğu muhtesat niteliğinde olmadığı, ilgilinin koşullarının vardığı halinde görevli ve yetkili mahkemede Borçlar Kanunun 61. ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre eda davası açabileceği iş bu davanın açıldığı günde 487 ada 27 parsel sayılı taşınmaz hakkında görülmekte olan derdest ortaklığın giderilmesi davası varsa da bu dava hükme bağlanmadan önce ortaklığın giderilmesi davasının sonuçlanıp hükmün kesinleştiği ve taşınmazın satışa konu olduğu dikkate alındığında davacı tarafın dava açmakta hukuksal yararının bulunmadığı kuşkusuzdur.
Sözü edilen kuralın ayrık hali olarak “eda davası” ile elde edilecek tesbit hükmünün kapsamı, tesbit davası ile elde edilecek tesbit hükmünün kapsamından daha dar ise, “eda davası” açılması mümkün olmasına rağmen, eda davasından, bağımsız olarak ayrı bir tesbit davası açılabileceği’de öğretide ve uygulamada kararlılık kazanmıştır.
Az yukarıda genel dava şartlarından ayrık olmak üzere tesbit davasına özgü koşulların mahkemece resen gözetilmesi zorunludur. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse HUKUKİ YARAR, DAVA KOŞULUDUR.
SONUÇ : Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz davalı tarafın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 24.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir