AVUKATIN ÜCRET SÖZLEŞMESİ / ALACAK DAVASI

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E: 2006/13-245
K: 2006/236
T: 26.4.2006
AVUKATIN ÜCRET SÖZLEŞMESİ
ALACAK DAVASI
1136 s. AVUKATLIK KANUNU [Madde 163]
1136 s. AVUKATLIK KANUNU [Madde 164]
818 s. BORÇLAR KANUNU [Madde 101]
Avukat ile müvekkili arasında düzenlenen ücret sözleşmesi başanya göre ücret ödenmesini öngören bir sözleşme olmayıp, sözleşme metninde belli bir koşulun oluşması halinde avukata belirli bir ücretin ödeneceği öngörülmüştür. Bu nedenle söz konusu şartın gerçekleşmesi halinde avukatın ücrete hak kazanacağı sonucuna varılmalıdır.
Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur.
Taraflar arasındaki “Menfi Tespit, İstirdat ve Alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 21. Hukuk Mahkemesince, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 2.11.2004 gün ve 2004/422-477 sayılı kararın incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 18.7.2005 gün ve 2005/9612-12391 sayılı ilamı ile,
( …1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirip sebeplere göre dava-karşı davalının tüm, davalı-karşı davacının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan karar düzeltme istemlerinin reddi gerekir.
2-Davacı-karşı davalı aleyhine Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 2000/841 esas sayılı şufa davasını davacı-karşı davalının vekili olarak davalı-karşı davacı avukat üstlendiği, şufa davasının kooperatif aleyhine sonuçlanıp, şufa bedelinin faiziyle kooperatife iade edildiği anlaşıldığı gibi, bu konular taraflar arasında da çekişmesizdir.
Taraflar arasında yapılan ücret sözleşmesi tarihsiz ise de, içeriğinden sözleşmenin 12.7.2001 tarihinden sonra yapıldığı hiçbir şüphe ve tereddüde yer vermeyecek şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle sözleşmenin değerlendirilmesi 4667 sayılı yasa ile değişik Avukatlık Kanununun 163. ve 164. maddelerine göre yapılmıştır. Tarihsiz avukatlık sözleşmesinde taraflar, avukatlık ücretini 30.000.000.000 lira olarak kararlaştırmışlar, peşin ödenen 6.000.000.000 liranın dışında kalan 24.000.000.000 liranın ödenmesini de 12.7.2001 tarihli celsede verilen ara kararı gereği, şufa davasının davacısı tarafından şufa bedelinin yatırılmaması sonucu verilecek mahkeme kararının Yargıtay’ca onanarak kesinleşmesi halinde veya ara kararı gereği yatan şufa bedelinin davanın sonuçlandığı tarihe kadar üst düzeyde gelir elde edecek şekilde değerlendirilmesinin sağlanması, yani her iki halde de davanın sonuçlanması şartına bağlanmıştır. Sözleşmede, her iki şartın da gerçekleşmemesi halinde kalan 24.000.000.000 liranın ödenmeyeceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Öyle olunca bu iki şartta, ücretten kalan miktarın ne zaman ödeneceğine dair belirlemeye yöneliktir.
Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, yapılan ücret sözleşmesi geçerlidir. Başarıya göre ücret ödenmesini öngören bir sözleşme de değildir. Mahkeme sözleşmeyi değerlendirmede bu yönde yanılmıştır. Kaldı ki, davalı karşı davacı avukatın vekil olarak takip ettiği şufa davasında şufa bedeli 512.520.000.000 liranın kooperatif adına bir ay vadeli hesaba yatırılıp değerlendirilerek davacıya 616.555.841.4 70 lira olarak ödendiği, dolayısı ile sözleşmede kararlaştırılan ikinci şartın da gerçekleştiği, şufa bedelinin ne kadar süreli ve vadeli olarak bankaya yatırılmasının avukat olan davalının değil, yargılamayı yapan mahkeme hakiminin takdirinde olduğu da bir gerçektir. Bu konuda davalının avukat olarak yapması gerekip de yapmadığı bir şey de yoktur. Taraflar arasında geçerli olan sözleşmeye göre, davalı-karşı davacı avukat bakiye kalan ücrete hak kazanmıştır. Mahkemece 24.000.000.000 lira ile ilgili davanın reddine karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Davacı- karşı davalı, aleyhinde karşı tarafça yapılan icra takibinde takip tarihinden öncesi için de birikmiş faiz istendiğini, kendisinin usulüne uygun temerrüde düşürülmediğinden, icra takibinden öncesi için faiz istenemeyeceğini, faiz oranının da yüksek olduğunu iddia etmiştir. BK. 101/1 maddesi hükmüne göre, muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Davalı-karşı davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 6.6.2002 tarihli ihtarnamede tebliğ şerhi bulunmamakta, davacı-karşı davalının icra takibinden önce temerrüdünün gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılamamaktadır. Bu nedenle mahkemece ihtarnamenin tebliğ şerhi, borçlu kooperatifin temerrüdünün gerçekleşip gerçekleşmediği, talep edilen faiz oranı ile istenen işlemiş faiz miktarı araştırılarak değerlendirilip, sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Mahkeme kararının, yukarıda 2. ve 3. bentlerde açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken, zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davalı-karşı davacının karar düzeltme istemi kabul edilmeli, onama kararı kaldırılarak hükmün bozulmasına karar verilmelidir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri verilmekte, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davalı karşı davacı Seçmen Memişoğlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 26.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir