BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI / KAMU YARARI / MANEVİ TAZMİNAT

T.C.

YARGITAY
Dördüncü Hukuk Dairesi
E: 2005/4857
K: 2006/3445
T: 29.03.2006
BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI
KAMU YARARI
MANEVİ TAZMİNAT
2709 s. TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (1) [Madde 28]
Davacı H. C. Z. vekili Avukat AC. tarafından, davalı U. Basın Gaz. Mat, ve Yay. San. AŞ. ve S. A aleyhine 23.7.2003 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan doğan 5 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın 1.500.000.000 lira üzerinden kısmen kabulüne dair verilen 8.12.2004 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı. S. Gazetesinin 26.6.2003 tarihli nüshasında yer alan “C. A. Faturası” başlıklı haberde “Fındığa C. Z. faturası bindiriliyor. Fiskobirlik, maliyetinin altında fındık satacak. Farkı Hazine ödeyecek. Fiyat düşecek, üretici mağdur, Z. gibi ihracatçılar mutlu olacak…”, şimdi de fındık kazığına hazırlanıyor. …’li C. Z. Türkiye’nin en büyük fındık ihracatçılarından biri. Aynı zamanda da danışmanı.”, ”Fındık ihracatçısı olduğu için fındık fiyatlarının artmasını istemiyor. Böylece üreticiden daha ucuza fındık alıp yurtdışına daha yüksek karla fındık satabilecek. Bu durum bu gibi ihracatçılar için çok önemli.”, “”Zararını Hazine’nin üstleneceği bu ihaleyle, başta o olmak üzere fındık ihracatçılarına da kıyak geçilmiş olacak. Operasyondan hem üretici hem de Hazine zarar görürken, bu paralar ihracatçının cebine gidecek.” şeklindeki yazıyla gerçek dışı, davacıyı kamuoyunda yanlış tanıtmaya yönelik, ağır suçlama ve hakaret teşkil edecek şekildeki ifadelerle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalılar ise, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, yazıda davacıya bir takım ithamlarda bulunulduğu, eleştiri sınırının aşıldığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar yanlar tarafından temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının ı, ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme. öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur.
Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda: Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken. özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında Fiskobirlik tarafından yapılacak fındık satışlarında, fındığın maliyetinin altında düşük fiyatla satılması halinde üreticinin zarar edeceği, aradaki zararı Hazine’nin üstleneceği, fiyatın düşmesinin ihracatçıların lehine olacağı, bu durumun Başbakan R T.E.’ın danışmanı olan ve fındık ihracatı ile uğraşan davacının yararına olduğu belirtilerek, konumu itibari ile eleştirilmiştir. Davacının fındık ihracatı yapması ve Başbakan danışmanı olması nedeniyle fındık taban fiyatını belirlemesi konusunda etkili olma olasılığı düşünüldüğünden basının bu yönde yorumu ve eleştiri hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. Bunun dışında, davacı için açık bir suçlama ve hakaret bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan ilkeler de gözetildiğinde eleştiri sının aşılmadığı gibi, davacının kişilik haklarına saldırı da bulunmamaktadır. Mahkemece davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmiş olması, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davalılar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 29.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir