DAVA KONUSUNUN DEVREDİLMESİ / İMARA AYKIRILIK / KOMŞULUK HUKUKU

T.C.

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E: 2006/1-145
K:2006/217
T: 19.4.2006
DAVA KONUSUNUN DEVREDİLMESİ
İMARA AYKIRILIK
KOMŞULUK HUKUKU
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 683]
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 737]
Taraflar arasındaki “Komşuluk Hukukundan Kaynaklanan Pencerenin Kapatılması”davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın Kabulüne dair verilen 18.11.2003 gün ve 2002/662 – 2003/761 sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27.12.2004 gün ve 2004/12807-14504 sayılı ilamı ile,
( …Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, komşuluk hukukuna aykırılık teşkil ettiği ileri sürülen pencerelerin kapatılmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden davacının kat maliki olduğu 5 parsel sayılı taşınmaza komşu davalının kat maliki bulunduğu 6 parseldeki 7 nolu bağımsız bölüme imara aykırı olarak pencere açtığı sabittir.
İmara aykırılığın komşu taşınmaza bir zarar vermediği sürece idari yaptırımı ve idari yargıyı ilgilendireceği tartışmasızdır. Davacı, davalının yapısında açtığı pencereler yoluyla kendisine zarar verdiğini iddia etmiştir. Ne var ki, mahkemece bu konu üzerinde yeterince durulmamıştır.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarruf ta bulunma yetkisine sahiptir.”hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan, aynı Kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler gözetilmek suretiyle davalı tarafından taşınmazına açılan pencerenin, davacıya ne gibi zarar verdiğinin konunun uzmanı olan bilirkişi aracılığı ile saptanması, zararın varlığı belirlendiği taktirde bilirkişiden bunun giderim tarzının sorulması ve buna hükmedilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir… )
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan pencerenin kapatılması istemine ilişkindir.
Davacı, davalıların imara aykırı olarak bitişik parseldeki taşınmazlarına pencere açtıklarını, bundan zarar gördüğünü iddia ederek, pencerelerin kapatılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davayı takip eden davacı Ö.S.M. bakımından davanın kabulü yönünde kurulan hüküm, Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle araştırmaya yönelik olarak bozulmuş, mahkemece ilk hükümde direnilmiştir.
Direnme hükmünü temyiz eden davalı N.A. vekilinin temyiz dilekçesinde davacının dava konusu taşınmazdaki sahip olduğu tüm bağımsız bölümleri satarak taşınmazla irtibatım kestiğinden, aktif dava ehliyetinin sona erdiğini ileri sürmesi üzerine; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca davacının hukuki durumunun saptanması için dosya mahalline geri çevrilerek taşınmazın tapu kaydı getirtilmiştir. Bu tapu kaydına göre davayı takip eden davacı ÖSM’ nin yargılama devam ederken, 30.7.2004 tarihinde sahip olduğu bağımsız bölümü BO adlı kişiye satarak devrettiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi, tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın doğal bir sonucudur. Usul hukukumuzda da ayrık durumlar dışında da dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiştir. ( HUMK m.186 )
Somut olayda, davacı ÖSM taşınmazdaki bağımsız bölümünü satarak dava dışı üçüncü kişiye devretmesi nedeniyle davayı takipte bir hukuki yaran kalmamıştır.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre; davanın devamı sırasında davacının dava konusu mal yada hakkı devretmesi durumunda yeni malikin davalının izin yada muvafakatına ihtiyaç kalmaksızın, önceki malikin yerine geçip, davayı kaldığı yerden sürdürebileceği, onun hak ve yetkilerini kullanabileceği kabul edilmektedir ( YHGK’ nun 19.10.1983 gün ve 1980/1-2348 E, 1983/973 K. sayılı İlamı; YHGK’ nun 25.4.1984 gün ve 1982/1267 E, 1984/474 K. sayılı İlamı, YHGK’ nun 1.6.1984 gün ve 1982/1-189 Eı1984/645 K. sayılı İlamı ).
Bununla birlikte somut olayda taşınmazı devralan kişi davaya devam yönünde bir irade bildiriminde bulunmamıştır. Hal böyle olunca davacı ÖSM ‘nin taşınmazdaki mülkiyet hakkım devretmesi nedeniyle aktif husumet ehliyeti ( Davacılık Sıfatı ) sona erdiğinden davanın reddine karar verilmelidir.
SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK’ un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın iadesine 19.4.2006 günü oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir