GÖREVDE KEYFİ DAVRANMAK SUÇU

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2006/4-116

K. 2006/138

T. 9.5.2006

GÖREVDE KEYFİ DAVRANMAK SUÇU

5237 s. TÜRK CEZA KANUNU (1) [Madde 7]
5252 s. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HA… [Madde 9]

Sanığın görevde keyfi davranmak suçundan 765 sayılı TCY’nın 228/1, 35 ve 59. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 5 ay süre ile kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, 647 sayılı Yasanın 4, 5 ve 6. maddeleri uyarınca, hürriyeti bağlayıcı cezanın günlüğü 14 YTL’den paraya çevrilmek suretiyle, 2100 YTL. adli para cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının 1’er ay ara ile 5 eşit taksitte tahsiline ve ertelenmesine, katılanın kişisel haklarının saklı tutulmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen 19.01.2006 gün ve 47/4 sayılı hüküm, sanık müdafiinin temyizi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının “onama” istekli 27.03.2006 günlü tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, 27.02.2006 tarihli ihtiyari temyiz layihasında duruşmalı inceleme istenilmiş ise de, 20.01.2006 tarihli süre tutum dilekçesinde temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına ilişkin herhangi bir istemin yer almaması, duruşmalı inceleme koşullarının gerçekleşmemesi, esasen Ceza Genel Kurulunca incelemenin duruşmalı yapılacağına ilişkin herhangi bir usul hükmünün de bulunmaması nedeniyle, duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda, gereği konuşulup düşünüldü:

Katılan Şinasi Okur’un Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yapmakta iken 20.12.2002 gün ve 124154 sayılı işlemle Ankara İli Milli Eğitim Müdürlüğü emrine öğretmen olarak atandığı, katılanın bu işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali için Ankara 2.İdare Mahkemesine yaptığı başvurunun lehe sonuçlanarak, 2.İdare Mahkemesince 28.02.2003 gün ve 2003/7 sayı ile yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, yürütmeyi durdurma kararı üzerine Milli Eğitim Bakanlığınca katılanın, 17.4.2003 tarihinde eski görevi olan Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğüne iade edildiği, Ankara 2.İdare Mahkemesince 12.06.2003 gün ve 7-959 sayılı karar ile de atama işleminin iptal edildiği,

Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce katılanın, Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü emrine öğretmen olarak atanmasına ilişkin işlemin iptalinden 2 ay 13 gün sonra, 657 sayılı Yasanın 74 ve 2451 sayılı Yasanın 2. maddelerine dayanılarak, sanık müsteşarın uygun görüşü ve imzası ile Milli Eğitim Bakanının onayına sunulan, 25.8.2003 gün ve 73876 sayılı işlemle bu kez, Diyarbakır İli Lice İlçesi Milli Eğitim Müdürlüğü görevine atandığı ve 22.09.2003 tarihinde buradaki görevine başlayarak 15.12.2003 tarihine kadar görev yaptığı,

Katılanın Lice Milli Eğitim Müdürlüğüne atanmasına ilişkin 25.08.2003 gün ve 73876 sayılı işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali için Ankara 1.İdare Mahkemesine açtığı davada, mahkemece 13.10.2003 gün ve 2003/1316 sayı ile yürütmenin durdurulmasına, 26.02.2004 gün ve 1316-139 sayı ile de işlemin iptaline karar verildiği, bu karar üzerine katılanın eski görevi yerine, idari yargı kararını uygulama adına eşdeğer görev olarak bildirilen Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığında Şube Müdürlüğüne atandığı ve bu göreve 09.01.2004 tarihinde başladığı,

Katılanın Lice Milli Eğitim Müdürlüğü görevine atanması işleminin iptaline ilişkin, Ankara 1.İdare Mahkemesinin 26.02.2004 gün ve 1316-139 sayılı kararının, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Danıştay 2.Dairesince 02.03.2005 gün ve 6671-823 sayı ile idare lehine bozulduğu, yine aynı şekilde, Ankara 2. İdare Mahkemesinin 12.06.2003 gün ve 7-959 sayılı kararının da, Danıştay 2. Dairesinin 02.03.2005 gün ve 2438-819 sayılı kararı ile bozulduğu anlaşılmaktadır.

Sanık savunmalarında, katılanın ilk ataması ile ilgili idare mahkemesi kararından haberdar olmadığını ve daha sonra kendisinin de imzası bulunan Lice Milli Eğitim Müdürlüğüne atanma kararnamesini günde yüzlerce evrak imzalaması nedeniyle neden atandığını bilmeden imzaladığını,

Katılanın Lice ilçesine atanmasına ilişkin kararın, yürütmenin durdurulması ve iptaline dair Ankara 1.İdare Mahkemesince verilen kararın Danıştay 2.Dairesi tarafından idare lehine bozulduğu, yapılan işlemin yasal olduğunun bozma kararı ile de doğrulandığını,

Katılanı mağdur etmediklerini, 657 sayılı Yasanın 76. maddesi uyarınca eşdeğer bir kadroya atanmasına ilişkin işlemin yasal olduğunu ve suç işleme kastının bulunmadığını,

Beyan etmiştir.

Katılanın Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü emrine öğretmen olarak atanmasına ilişkin işlem Ankara 2.İdare Mahkemesince 12.06.2003 tarihinde iptal edilerek Milli Eğitim Bakanlığına tebliğ edilmesi, katılanın Lice Milli Eğitim Müdürlüğüne atanmadan önce hazırlanan kararname taslağının Bakana gösterilerek onayı alındıktan sonra kararnamenin hazırlandığı ve sanığın uygun görüşü alınarak Bakanın onayına sunulduğuna ilişkin tanık beyanı, ayrıca sanığın da, Diyarbakır iline bölge itibariyle atanmaların seçilerek yapıldığını bildirmesi karşısında, bilmeden imzalamış olabileceği yolundaki savunmalarına katılınmamış, atanma kararnamesini bilerek imzaladığı sonucuna ulaşılmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yaparken, Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü emrine sınıf öğretmeni atanan katılanın, bu kararla ilgili olarak, Ankara 2.İdare Mahkemesince 28.02.2003 tarihinde yürütmenin durdurulması, 12.06.2003 gün ve 7-959 sayı ile de iptal kararı verilmiş olmasına karşın, yürütmenin durdurulması kararından sonra 17.04.2003 tarihinde eski görevine iade edilip, koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına karşın iptal kararından 2 ay 13 gün sonra 25.08.2003 tarihinde Lice Milli Eğitim Müdürlüğüne atanması, yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarına aykırıdır. Ceza Yasası uygulamasında memur sayılan sanık, eski görevine iade edilen katılanı, Anayasanın 138/son ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Yasasının 28/1. maddelerinin buyurucu hükümlerine aykırı olarak, yargı kararını şeklen uygular görünüp, kararın hukuki sonuçlarını etkisiz kılmak amacıyla isteği dışında Lice ilçesine atamasını yaparak maddi ve manevi olarak zarara uğratmak suretiyle keyfi muamelede bulunmuştur.

İdare mahkemesince verilen kararların, Danıştay’ca idare lehine bozulduğu, dolayısıyla yapılan işlemlerin yasal olduğuna ilişkin savunmaya gelince; Uygulayıcılar, yargı kararlarını hiçbir gerekçe ile uygulamaktan kaçınamazlar, yargı kararları da eleştirilebilir ise de, bunları uygulamak durumunda bulunanlar, kişisel yorum ve gerekçelerle uygulamamazlık yapamazlar, yargı kararları, haklı veya doğru görüldükleri için değil, yargı kararları oldukları için uygulanmak zorundadır. Bunun dışındaki tutum ve davranışlar, Anayasa’nın 138/son maddesinde belirtilen “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”, 2577 sayılı Yasanın 28/1. maddesinde yer alan; “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir.” hükümlerine aykırılık ve keyfilik oluşturacak, sonradan verilen bu kararların yasayolu denetiminde bozulmasına karar verilmesi de, yasaya aykırı işlemleri geçerli ve hukuka uygun hale getirmeyecek, bu kararlarda imzaları bulunan diğer bir kısım görevliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olması da sanığın hukuki durumunu etkilemeyecektir.

Bu hükümler, hukuk devleti olmanın bir gereği olarak, yargı kararlarının etkinlik ve bağlayıcılığını sağlamayı, keyfiliği önlemeyi; hukukun üstünlüğü kavramının kurumsal alandan yaşamsal alana geçirilmesini ve devletin temeli olan adaletin sağlanmasını amaçlayan düzenlemelerdir.

Katılanın, atama işlemleri ile ilgili olarak Ankara 2.İdare Mahkemesince verilen 28.2.2003 tarihli yürütmenin durdurulması ve 12.6.2003 tarihli iptal kararlarının uygulanarak, göreve başlatılma tarihinden 4 ay 8 gün, iptal kararından ise 2 ay 13 gün sonra koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına karşın, Lice ilçesi Milli Eğitim Müdürlüğüne atanmasında, yargı kararlarının şeklen uygulanarak, sonuçlarının etkisiz hale getirilmesinin amaçlandığı ve bu işlemle katılanın maddi ve manevi bakımdan zarara uğratıldığı saptandığından, 765 sayılı TCY’nın 228/1. maddesinde düzenlenen, görevde yetkiyi kötüye kullanarak keyfi işlemde bulunmak suçu oluşmuştur, olayda kişilerin mağduriyetine neden olma ögesi gerçekleşmiş bulunduğundan eylem, 5237 sayılı Yasanın 257/1. maddesi kapsamında da suç oluşturmaktadır.

5237 sayılı TCY’nın 7/2. maddesi ile 5252 sayılı TCY’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 9/3. maddesindeki ilkeler nazara alındığında, önceki ve sonraki yasaların bütünüyle olaya uygulanması suretiyle belirlediği sonuç cezaları karşılaştırmak suretiyle 765 sayılı Yasanın lehe olduğunu saptayıp uygulayan Yargıtay 4.Ceza Dairesinin kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle Özel Daire kararının onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul üyesi A. İlhan;

“Katılan Şinasi Okur hakkında Artvin C.Başsavcılığınca 06.01.1987 gün ve 1987/13 sayılı iddianameyle 765 sayılı TCK.nun 141/1-2, 142/1, 495/1, 525, 522 ve 40. maddeleri gereğince cezalandırılmak üzere Artvin Ağır Ceza Mahkemesine açılan davanın yargılaması aşamasında; TCK.nun 141/1-5, 142/1. maddelerinin suç olmaktan çıkarıldığı gerekçesiyle beraatine, TCK.nun 495/1. maddesindeyse zamanaşımı dolduğundan bahisle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verildiği dosya içeriğinden saptanmıştır.

Adı geçenin MEB.lığı Personel Genel Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yaptığı sırada; “Güneş Eğitilebilir Çocuklar Özel Eğitim Kursu ile ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesinde fiili olarak çalışarak ticari kazanç sağladığı, ” “Ankara Akyurt’ta kırtasiye dükkanını vekil olarak çalıştırmak suretiyle ticaret yaptığı, ” “Ankara Akyurt Büğdüz Eğitim Uyulama İş ve Eğitim Okulu Lo£manlarında oturduğu süre içinde, yakıt parasının bir kısmını ödemediği, ” “Büğdüz İlköğretim Okulu Müdürüne hakaret edip, taş attığı, ” “aynı okula bilgisayar gönderilmemesi için aleyhte tavır sergilediğinden” bahisle hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonunda “Bir yıl kademe ilerlemesinin durdurulması” cezasına çarptırıldığı ve yargı münderecatından geçen bu kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yapan katılanın mesleki geçmişi gözönünde tutularak, mevcut görevinden 20.12.2002 gün ve 124154 sayılı tasarrufla alınıp Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü emrine tenzili rütbeyle öğretmen olarak atandığı, ilgilinin Ankara 2. İdare Mahkemesince başvurması sonucu; bir alt göreve atanması önce yürütmenin durdurulmasını, müteakibin’de, idarenin tayin tasarrufunun iptali cihetine gidilmesini kaçınılmaz kılmış, mahkemenin 28.02.2003 günlü “yürütmenin durdurulması” kararıyla katılanın eski görevine döndüğü anlaşılmıştır.

Tayini mahkeme kararıyla iptal edilen şikayetçi Şinasi Okur’un MEB.lığı Personel Genel Müdürlüğünce 25.08.2003 tarihinde hazırlanan tayin kararnamesinde, bu defa kazanılmış özlük hakları gözetilerek mevcut görevine eş düzeyde bulunan Diyarbakır İli Lice İlçesi Milli Eğitim Müdürü olarak 21.05.2003 tarihinde Müsteşarlık görevine başlayan sanığın uygun görüşü ile Bakan onayı alınarak tayin edildiği,

Katılan bu tayin tasarrufuna da karşı çıkarak başvurduğu Ankara 1. İdare Mahkemesinden aldığı “yürütmenin durdurulması” kararıyla Milli Eğitim Bakanlığında tekrar işe başladığı, akabinde Lice’ye tayini aynı mahkemenin 26.02.2004 tarih ve 2004/139 sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de; idarenin temyizi sonunda, Danıştay 2. Dairesinin 02.03.2005 tarih ve 2005/823 sayılı ilamıyla, adı geçenin tayininde mevzuata aykırı bir cihet bulunmadığından Ankara 1. İdare Mahkemesinin kararının İdare lehine bozulduğu, dosya içeriğinden anlaşılmıştır.

Diğer taraftan;

Sanık olarak yargılanan MEB.lığı müsteşarı Necat Birinci, savunmalarının her aşamasında; MEB.lığı bünyesinde her gün yüzlerce personelin tayinine imza attığını, bu göreve yeni başladığı tarihlerde Milli Eğitim Müdürü olarak Lice İlçesine atanan şikayetçiyi hiç tanımadığını, daha önceden hakkında verilen mahkeme kararlarını bilmediğini, tayininde aleyhinde bir düşünce taşımadığını, kaldı ki tayinin de Kanun ve Tüzüğe uygun olduğunun, nitekim bu tasarrufun Danıştayca’da uygun görülerek onandığını ileri sürmüştür.

Bu açıklamalar ışığı altında;

1- Katılan Şinasi Okur’un, Diyarbakır İli Lice İlçesine Milli Eğitim Müdürü olarak atanmasının, önceki, hak yitimi içerikli tayinle bir ilgisinin bulunmadığı, ondan tamamen ayrı bir atama tasarrufu olduğu ve mevzuata da uygun bulunduğunun Danıştay 2. Dairesince verilen hükümle tescil edildiği, ayrıca İdare Mahkemelerince katılanla ilgili verilen tüm kararların zaman kaybettirilmeden MEB.da işe başlatılarak uygulandığı, dolayısıyla sanık müsteşarın mahkeme kararlarını uygulamama gibi bir zaafiyete düşmediği, atılı suçun “yasal unsurları” oluşmadığından,

2- Sanık Necat Birinci’nin görevine yeni başlaması, Milli Eğitim Bakanlığındaki personel sayısı, sanığın tüm aşamalardaki istikrarlı savunmasından, müşteki aleyhinde kasti bir tutum sergilediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşmadığından, Ceza Hukukunun temel ilkesi olan, “şüphe sanık lehine uygulanacağı” düşüncesi ile sanığın atılı suçu işleme “kastını taşımadığı, “

Görüşüyle, Özel Daire kararının bozulması yönünde oy kullanmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Sanık müdafiinin temyiz itirazlarının REDDİNE,

2- Yargıtay 4.Ceza Dairesinin 19.01.2006 gün ve 47-4 sayılı hükmünün ONANMASINA,

3- 09.05.2006 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir