GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
E: 2006/4.MD-121
K: 2006/156
T:06.06.2006

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA

Görevi kötüye kullanma suçundan sanık A.. C…..’ın yargılaması sonunda; 1- CYUY hükümlerine aykırı olarak zabıt katibi görevlendirip duruşma icra etmek suretiyle görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan TCY’nın 240/2, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4. ve TCY’nın 72. maddeleri uyarınca 830.387.000 lira ağır para cezası ve 2 ay 15 gün süreyle memurluktan yoksun kılınma cezalarıyla cezalandırılmasına, 2- 15.03.2002 tarihinde icra edilen keşif işlemlerinde yetkisini kötüye kullanma suçundan TCY’nın 240/2, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4 ve TCY’nın 72. maddeleri uyarınca 1.272.102.000 lira ağır para cezası ve 2 ay 15 gün süreyle memurluktan yoksun kılınma cezalarıyla cezalandırılmasına, Sanığa iki ayrı suç nedeniyle verilen cezaların toplanarak sanığın sonuçta 2.102.489.000 lira ağır para cezası ve 5 ay memurluktan yoksun kılınma cezalarıyla cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 5 ve 6. maddeleri uyarınca para cezasının taksitlendirilmesine, cezalarının ertelenmesine ilişkin olarak Yargıtay 4. Ceza Dairesinden verilen 17.06.2004 gün ve 13-12 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu 14.06.2005 gün ve 28-66 sayı ile; “……..Sanığa yüklenen görevi kötüye kullanma suçu, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCY’nin 240. maddesinde tanımlanarak yaptırım altına alınmış, ancak bu suç türü hükümden sonra 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 257. maddesinde, öncekinden farklı olarak “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma ya da kişilere haksız bir kazanç sağlama” unsurları da eklenmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir. Önceki yasal düzenlemede bulunmayan bu kavramların tartışılarak tanımlanması ve “mağduriyet, kamu zararı veya haksız kazanç sağlama” fikirlerinin nitelik nicelik ve boyutlarının ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesinin gerekli olduğu gibi, somut olayda bu unsurların gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması da zorunluluk arzetmektedir. Bu hususların ise öncelikle, olay yargılaması yaparak hükmü veren Yargıtay 4. Ceza Dairesince ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, sanığın temyiz itirazının kabulü ile, sair yönleri incelenmeyen mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.”gerekçesiyle sair yönleri incelenmeksizin hükmü bozmuştur. Bozmaya uyan Yargıtay 4. Ceza Dairesi yargılama sonunda 02.02.2006 gün ve 34-6 sayı ile; sanığın iki ayrı görevi kötüye kullanma suçlarından beraatine karar vermiştir. Bu hükmün de Yargıtay C.savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “hükümlerin bozulması” görüşünü içeren 04.04.2006 günlü tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan sanığın; 1) Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/266 Esas sayılı davasının 07.11.2001 günlü ilk oturumunda, tutanak katibinin duruşmada rahatsızlanması üzerine oturumu izleyen stajyer avukatı ve tanık olarak dinlenen bir kişiyi tutanak katibi olarak görevlendirip duruşmayı sürdürdüğü, tutanağı da oturumun devamına katılmayan zabıt katibine imzalattığı, 2) Yargılaması aynı Mahkemede sürdürülen 2001/224 Esas sayılı davanın 15.03.2002 tarihinde yapılan keşfine üye hakim Mehmet Ünal ile C.savcısı Mehmet Duman katılmadıkları halde, katılmışlar gibi göstererek keşif tutanağı düzenlettiği ve ilgili hakim ile C.savcısına imzalamaları hususunda baskı yaptığı iddia edilerek, eylemleri nedeniyle iki ayrı görevi kötüye kullanma suçundan dolayı cezalandırılması istenmiştir. Sanığın yargılamaya konu eylemleri ayrı ayrı değerlendirildiğinde; 1) Gökçeada’da görevli iki hakimin çeşitli suçlardan dolayı Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/266 Esas sayılı dosyasında yargılandıkları, düzenlenen tensiple davanın ilk oturumunun 07.11.2001 günü yapılmasının kararlaştırılıp sanıklar ile çok sayıda tanığın duruşmaya davet edildikleri, yine Çanakkale Adlî Yargı Adalet Komisyonunun 05.11.2001 günlü yazısı ile mahkemedeki katip yetersizliği nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesi zabıt katibesi Z….. Y…..’ın ilk oturumun yapılacağı gün için Ağır Ceza Mahkemesi’nde görevlendirildiği, gerçekleştirilen ilk oturumda sanıkların sorguya çekildiği, ayrıca çağrılan tanıklardan 31’inin dinlendiği, oturumun tutanak katipliğini de Z….. Y…..’ın üstlendiği, ancak sanıkların sorgularının uzaması ve çok sayıda tanık dinlenmesi nedeniyle bir süre sonra katibe Z….. Y…..’ın rahatsızlandığı, onun yerine diğer katip S……..’ın zabıt katipliğini sürdürdüğü, ancak Mahkeme Başkanı olan sanığın süratli yazamadığı için kısa süre sonra onu da gönderip o tarihte aynı mahkemede stajını yapması nedeniyle duruşma salonunda bulunan ve önceden adliyede bir süre zabıt katibi olarak çalıştığından dolayı deneyim sahibi olan stajyer avukat C……… M…….’yu zabıt katibi olarak görevlendirerek duruşmayı sürdürdüğü, duruşmaların uzaması ve Gökçeada’ya gidecek feribotun kalkış saatinin yaklaşması nedeniyle tanıkların feribota yetişmesi için duruşmaya ara verilmeden yargılamanın sürdürüldüğü, bir kısım tanıkların dinlenmesinden sonra C……… M…….’nun da yorulması nedeniyle, Gökçeada Adliyesinde zabıt katibi olup aynı oturumda 14. sırada dinlenilen tanık N……… Y…….’u katip olarak görevlendirerek duruşmayı sürdürüp oturumu sonuçlandırdığı, oturum süresince farklı kişiler görevlendirilmesine karşın duruşma tutanaklarının tüm sayfalarının katibe Z….. Y….. tarafından imzalandığı, bilahare ikinci oturumda dilekçe veren Mahkeme Başkanı sanık A.. C…..’ın davadan çekildiği, yargılama sonunda kurulan hükmün ise Yargıtay’ca onanarak kesinleştiği, dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır. Duruşmada tutanak katibi bulundurulması yasal bir zorunluluktur. İşlemin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 161/1. maddesinin kıyasen uygulanması suretiyle, acele hallerde, yemin verilmesi ve gerektirici nedenlerin tutanağa geçirilmesi şartıyla bir başka kimseye tutanak katipliği görevinin yaptırılması mümkün ise de, somut olayda tutanak katibi olarak görevlendirilen iki kişiye yemin verilmediği gibi, esasen bunlardan N……… Y…….’un aynı davada tanıklığına başvurulmuş olması nedeniyle CYUY’nın 30/1 ve 21/5. maddeleri uyarınca katiplik yapması da olanaksızdır. Bu bakımdan, görevlendirme işlemi Ceza Yargılamaları Usulü Yasasına aykırı biçimde gerçekleştirilmiştir. Ancak, yeterli sayı ve nitelikte tutanak katibi bulunmaması, geçici olarak görevlendirilen katibin de duruşmada rahatsızlanması üzerine, Mahkeme Başkanı sanığın bir ada’dan tanıklık yapmak üzere gelen kişilerin son feribota yetişip ada’ya dönmelerini sağlamak ve tekrar tekrar duruşmaya gelmelerini engellemek bakımından, yargılama sırasında doğan zorunlulukların da etkisiyle katip görevlendirip tüm tanıkları dinlediği dikkate alındığında, bu eylemde suç kastıyla hareket etmediği kabul edilmelidir. 2) Öte yandan, sit alanına izinsiz inşai müdahale suçundan dolayı Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan 2001/224 Esas sayılı davada olay yerinde 15.03.2002 tarihinde keşif yapılmasına karar verildiği, aynı gün diğer bazı davaların duruşmalarının yapılarak bitirilmesinden sonra mahkeme heyeti ile C.savcısının salondan ayrılmaları sırasında Mahkeme Başkanı sanığın, heyeti ve C.savcısını 15 dakika sonra keşfe gidilmek üzere aşağıda kapıda buluşmaları için uyardığı, belirlenen zamanda ağır ceza mahkemesinin diğer üyesi, sanık ve müdafiileri, katılan vekili, görevlendirilen bilirkişiler ile zabıt katibi ve mübaşir gibi mahkeme görevlilerinin de kalabalık bir grup olarak saptanan yerde toplanmaları ve Mahkeme Başkanı olan sanığın “herkes hazır mı”şeklindeki sorusunun mahkeme görevlilerince olumlu yanıtlanması üzerine hep birlikte yürüyerek o tarihte kafeterya olarak çalıştırılan ve adliyenin 30 metre kadar ilerisinde bulunan keşif yerine gittikleri, bu sırada odalarında oturmakta olan ve kendilerine yeniden haber verileceğini sanan üye hakim Mehmet Ünal ile C.savcısı Mehmet Duman’ın keşfe gitmedikleri, keşif tutanağının başlık kısmının zabıt katibi tarafından hazırlandığı ve biraz önce duruşmaya katılmış bulunan hakimler ile C.savcısının isimlerinin de keşfe katılanlar arasında gösterildiği, kalabalık bir ortamda gerçekleştirilen keşif işlemi sonrasında açılan bölümler imzalanırken ağır ceza mahkemesinin bir üyesi ile C.savcısının keşif yerinde olmadıklarının anlaşıldığı, keşfe katılmayan hakim Mehmet Ünal’ın doğal olarak keşif tutanağını imzalamadığı, takip eden oturumda verilen ara kararı uyarınca mahallinde yeniden keşif icra edilerek bilirkişilerden rapor alınması sonrasında davanın sanığının beraatine karar verildiği, hükmün Yargıtay’ca onanarak kesinleştiği, iki kez keşif icra edilmiş olmasına karşın, yollukların bir kez tahakkuk ettirildiği, dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır. C.savcısının keşfe katılması zorunlu değildir. Keşfin ağır ceza heyeti yerine naip hakime yaptırılması da mümkündür. Ancak, heyetçe icra edilmesi gerektiği ara kararı ile saptanan bir keşfin, bu karar geri alınmadıkça heyet tarafından yapılması gerekir. Somut olayın gerçekleşme biçimi dikkate alınacak olursa, Mahkeme Başkanı sanığın ağır ceza mahkemesi üyeleri ile C.savcısını, keşfe gidileceğini söyleyip buluşma zamanı ve yerini bildirmek suretiyle uyardığı, nitekim bir üyenin bu uyarıya icabetle adliye kapısına indiği ve keşfe katıldığı anlaşılmaktadır. Kalabalık bir grupla birlikte keşif yerine hareket etmeden önce mübaşirin herkesin tamam olduğunu söylemiş bulunması, ayrıca keşfin ticari bir müessese olan kafeteryada, kalabalık bir ortamda gerçekleştirilmiş olması karşısında, mahkeme heyetine dahil bir hakimin ve C.savcısının eksikliklerinin fark edilememiş olması da olağan sayılmalıdır. Adı geçenlerin keşfe katılmamalarında Mahkeme Başkanı sanığın bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Sonradan keşfin yenilenmiş olması dikkate alınacak olursa, keşfin eksik katılımla gerçekleştirildiğinin anlaşılmasından sonraki süreçte de cezai sorumluluğunu gerektiren bir eylemi bulunmamaktadır. Bu itibarla, maddi ve manevi unsurları oluşmayan her iki suçtan da sanığın beraatine karar verilmesi isabetli olup, C.savcısının temyiz itirazının reddine, Yargıtay 4. Ceza Dairesi hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay C.savcısının temyiz itirazının REDDİNE, 2- Yargıtay 4.Ceza Dairesinin 02.02.2006 gün ve 34-6 sayılı kararının ONANMASINA, 06.06.2006 günü tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir