İCRANIN İADESİ

T.C.
YARGITAY
Üçüncü Hukuk Dairesi
E: 2006/1386
K: 2006/3151
T: 28.03.2006
İCRANIN İADESİ
ÖZET: İİK.nun 4012. maddesi uyarınca, bir ilam hükmü icra edildikten sonra bozulup da aleyhine icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesinleşen hükümle sabit olursa, ayrıca bir karara gerek kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur.
İcranın iadesi yolu ile iade borçlusundan geri alınıp ala­caklıya verilecek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusuna ödemiş olduğu para­dır.
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [Madde 40]
Dava dilekçesinde ıslahla 2.467.949.027 lira faiz alacağının faiz ve mas­raflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabu­lü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bü­tün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada, taraflar arasındaki alacak davası nedeniyle bir kısım alacağa hükmedilmesi üzerine, ilamın icraya konulduğu ve cebri icra nedeniyle para­nın ödendiği, sonrasında takibe dayanak kararın temyizi üzerine Yargıtay’ca alacağa ilişkin talebin tümüyle reddi gerektiği belirtilmek suretiyle yerel mah­keme kararının bozulduğu ve mahkemesince bozmaya uyularak istemin tü­müyle reddine karar verildiği kararın kesinleşmesi üzerine, ödenen paranın faizi ile geri verilmesi (11.03.2003 tarihinde tebliğ edilen muhtıra ile) istendi­ği; buna rağmen sadece asıl alacağın (13.03.2003 tarihinde) ödendiği, faiz talebinin icra müdürlüğünce reddedildiği ileri sürülerek, söz konusu paranın 17.04.2001 (icra dairesine ödendiği) tarihten, geri ödemenin yapıldığı (13.03.2003) tarihine kadar, paranın tasarruf edilememesinden kaynaklanan zararın tazmini istenilmiş; mahkemece, asgari yasal faiz gelirine göre hesap­lama yapan bilirkişi raporu doğrultusunda istemin kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebep­lere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre da­valının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
İİK.nun 40/2. maddesi uyarınca; bir ilam hükmü icra edildikten sonra bozulupta aleyhinde icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olma­dığı kesinleşen hükümle sabit olursa ayrıca bir karara gerek kalmaksızın ic­ra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur.
İcranın iadesi yolu ile iade borçlusundan geri alınıp alacaklıya verilecek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusu­na ödemiş olduğu paradır. Bunun dışındaki paranın kullanılamamasından doğan gelir kaybı ise ancak iade borçlusunun bu durumu kesin olarak öğ­renmesinden itibaren karşılanabilir hale gelebilir. Mahkeme ilamına dayanı­larak kusursuz olarak elde edilen paranın haksız bir edinim ve kullanıma da­yanmadığı ve böylece iade borçlusunun (karar kesinleşmeden) gelir kaybın­dan sorumlu tutulamayacağı, istemin hukuki dayanaktan yoksun olduğu gö­zetilmeden istemin tümü hakkında karar verilmiş olması bozmayı gerektir­miştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şe­kilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğun­dan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.03.2006 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Çorum İkinci Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.06.2004 tarih 2004/42 esas, 2004/248 karar sayılı kararı ile davacı C.Ö.’in davalı H.S. hakkında açmış olduğu ala­cak davasının kabulüne karar verildiği kararın dairemizin 28.03.2006 tarih 2006/3151 karar sayılı kararı oyçokluğu ile bozulmasına karar verildiği, işbu karara aşağıda be­lirteceğimiz gerekçelerle muhalif kalınmak gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davada, taraflar arasındaki alacak davası nedeni ile bir kısım alacağa hükmedilmesi üzerine ilamın icraya konulduğu ve cebri icra nedeniyle paranın ödendiği, taki­be dayanak kararın temyizi üzerine Yargıtay’ca alacağa ilişkin talebin tümü ile reddi gerektiği belirtilmek suretiyle Yerel Mahkeme kararının bozulduğu ve mahkemesince bozmaya uyularak istemin tümü ile reddine karar verildiği kararın kesinleşmesi üze­rine ödenen paranın faizi ile geri verilmesinin 11.03.2003 tarihinde tebliğ edilen muh­tıra ile istendiği buna rağmen sadece asıl alacağın 13.03.2003 tarihinde ödendiği, fa­iz talebinin İcra Müdürlüğünce red edildiği, ileri sürülerek söz konusu paranın İcra Dairesine ödendiği 17.04.2001 tarihinden geri ödemenin yapıldığı 13.03.2003 tarihi­ne kadar paranın tasarruf edilememesinden kaynaklanan zararın tazmini istenilmiş, mahkemece ise asgari yasal faiz gelirine göre hesaplama yapan bilirkişi raporu doğ­rultusunda istemin kabulüne karar verilmiştir.
Çoğunluk, icranın iadesi yoluyla iade borçlusundan geri alınıp alacaklıya verile­cek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusuna ödemiş olduğu para olup bunun dışındaki paranın kullanılmamasından doğan gelir kaybının ancak iade borçlusunun bu durumu kesin olarak öğrenmesinden itibaren karşılanabilir hale gelebileceği düşüncesi ile mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir.
Davacı C.Ö.’in icra dairesine yatırdığı para 2 yıla yakın bir süre icra dairesinde kalmış, böylece davacı parayı kullanmaktan mahrum kalmıştır.
İİK.nun 40/f-ll maddesinde düzenlenen icranın iadesi prosedürü bir ilama daya­nılarak takip borçlusundan alınıp takip alacaklısına ödenen tutarın takip dayanağı ilamın bozulması ve takip konusu alacağın haksızlığının daha sonra kurulup kesinleşen bir hükümle saptanması halinde ayrıca hükme hacet kalmaksızın takip alacaklısından icra dairesi marifetiyle ve gereğinde cebri icra yoluyla geri alınıp takip borçlusuna ia­desini temine matuf bir takip hukuku yöntemidir. Bu prosedür dairesinde takip ala­caklısından geri alınabilecek meblağ evvelce kendisine icra dairesince ödenen meb­lağdan ibaret olup takip borçlusunun takip nedeniyle ödediği paradan uzun bir süre yoksun kalmasından doğan zararın da geri alınmasını icra dairesinden istemesi ve böyle bir talebin icra müdürlüğünce yerine getirilmesi mümkün değildir. Davamızda da davacı takip borçlusunun takibi nedeniyle ödediği paradan bir süre yoksun kaldı­ğı zarar için söz konusu davayı açmış bulunmaktadır. Bu durumda Mahkemece da­vacının mali ve sosyal vaziyeti değerlendirilerek mahrum kaldığı yaklaşık 2 yıl sürede elinde bulundurması halinde ne şekilde değerlendirilebileceği araştırılmak daha faz­la nemalandırma olanağının saptanamaması halinde en azından bankaya tasarruf mevduatı olarak yatıracağı benimsenerek o sürede cari mevduat faiz oranları tespit edilerek davacının zararı belirlenmek ve sonucuna göre karar vermek gerekecektir. Mahkeme de davacının faiz talebi doğrultusunda bilirkişi incelemesi de yaptırarak doğru sonuca ulaşmıştır.
Davacı takip alacaklısı olan davalıya ödediği paradan bir süre yoksun kalmasın­dan doğan zararını davalıdan isteyebililir bu zarar davacının parayı icra dairesine ya­tırdığı tarih ile davalının İcra İflas Kanununun 40/1-11 maddesi prosedürüne uygun olarak iade ettiği tarih arasında faizdir. Mahkemenin kararı usul ve yasaya uygundur. Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesinin 22.11.1990 tarih 1989/6774 esas sayılı kararı, Yargıtay Onüçüncü Hukuk Dairesinin 12.06.2003 tarih 2003/3003 esas sayılı kararı da görüşümüzü desteklemektedir.
Tüm bu nedenlerle kararın onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunlu­ğun görüşüne karşı oydayız.
Eyüp KARATAŞ Rıdvan ALTUN
Muhalif Üye Muhalif Üye

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir