KADASTRO TESPİTİNDEN DOĞAN DAVA / KADASTROSU TAMAMLANAN TAŞINMAZ

T.C.

YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E: 2006/1069
K: 2006/900
T: 28.3.2006
KADASTRO TESPİTİNDEN DOĞAN DAVA
KADASTROSU TAMAMLANAN TAŞINMAZ
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 5]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 28]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 30]
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava ve temyize konu 106 ada 1 parsel sayılı taşınmaz tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak davalılar adına tesbit edilmiştir. Davacı taraf vekili, dava ve temyize konu taşınmazın, müvekkili davacı idare tarafından “köprü yeri” olarak kullanılmak amacıyla kamulaştırıldığını öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanununun 28. maddesi hükmü uyarınca, davanın açılmamış sayılmasına, taşınmazın tesbit gibi davalı taraf adına tesciline karar verilmiş, hüküm davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Duraksamasız, hemen vurgulamak gerekirse, öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre yargılama giderinden sayılan dava harcının hiç yatırılmamış yada eksik yatırılmış olması hali davanın reddedilmesi sonucunu doğurmaz. Harcın hiç yatırılmamış yada eksik yatırılmış olması, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 28. maddesi hükmünde sözü edilen nedenlerden değildir. Kural olarak dava açan, gerçek yada tüzel kişinin, dava harcını hiç yatırmamış yada eksik yatırmış olması halinde, mahkemece izlenecek yöntem, ilgiliye gerekli harcı, mahkeme veznesine yöntemine uygun şekilde, depo etmesi için makul bir önel verilmesi, verilen makul önel içerisinde harcı yatırmadığı yada eksik harcı ikmal etmediği takdirde kendiliğinden kesin olacak şekilde ikinci kez makul bir önel daha verilmesi, kendisine verilen ikinci kendiliğinden kesin önel içerisinde harç yatırılmadığı veya eksik harç tamamlanmadığı takdirde dava açan gerçek yada tüzel kişi yönünden usuli işlemlerin durdurulmasına karar verileceği tartışmasızdır. Kaldıki, somut olayda davacı Karayolları İdaresinin 5018 sayılı yasaya ek ( 1 ) sayılı cetvel dikkate alındığında 01.01.2006 tarihinden itibaren harçtan bağışık olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca yerel mahkemenin bu gerekçesinde bir isabet bulunmadığı gibi; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30/2 maddesi hükmünün de gerekçe gösterilmesinde bir isabet bulunmamaktadır. Sözü edilen madde hükmü bir taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malikhanesinin açık bırakılarak tesbit edilmesi halinde mahkemenin gerçek hak sahibini belirlemesi için uygulaması gereken yasa hükmüdür. Somut olayda, dava ve temyize konu taşınmazın, olağan yönteme göre kadastrosunun tamamlandığı dosya içeriği ile belirlendiğine göre sözü edilen yasa hükmünün de mahkeme kararına gerekçe yapılamayacağı kuşkusuzdur. Öte yandan;
İddianın öne sürülüş biçimi, davalı tarafın savunması ve dosya içeriği dikkate alındığında davacının delillerini bildirdiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca yerel mahkemenin bu doğrultudaki gerekçesinde de bir isabet bulunmamaktadır.
O halde sağlıklı bir sonucuna varılabilmesi için dava konusu taşınmazın gerçekten, kamulaştırılıp kamulaştırılmadığının, kamulaştırılmış ise kamulaştırma ile ilgili yönetimsel işlemlerin dayanağı belgeler ve eki harita kamulaştıran idareden getirtilmeli, bundan sonra dava konusu taşınmaz ve geniş sınırları ile çevresini bir başka deyişle sınırındaki komşu taşınmazların tümünü gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden istenilmeli, öncelikle kamulaştırma evrakı incelenerek kamulaştırmaya ilişkin yönetimsel işlemlerin 2942 sayılı Yasa uyarınca yöntemine uygun şekilde tekemmül edip etmediği, ilgilisine tebliğ edilip edilmediği araştırılmalı, bundan sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi hazır olduğu halde taşınmaz başında keşif yapılmalı, geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçeği ile kadastro paftasının ölçeği eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı ve uzman bilirkişi eliyle her iki harita çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bu yolla duraksamaya meydan vermeyecek biçimde dava ve temyize konu taşınmazın gerçekten davacı idare tarafından kamulaştırılıp kamulaştırılmadığı belirlenmeli, dava ve temyize konu taşınmazın tümünün yada bir bölümünün gerçekten kamulaştırıldığının saptanması halinde kamulaştırma işleminin ikmali ile mülkiyetin kendiliğinden hükme hacet kalmaksızın kamulaştıran idareye geçeceği, tapu sicili oluşturulmasının merasimden ibaret olduğu, bu nedenle açılan davanın davalı taraf yönünden “mülkiyetin tesbiti” davası niteliğine bürüneceği düşünülmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek işin esası hakkında bir hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ : Mahkemece bu hukuksal olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı idarenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 28.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir