KAMU DAVASINA KATILMA / KATILMANIN HÜKÜMSÜZ KALMASI / TAKSİRLE YARALAMA

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
E: 2006/9-155
K: 2006/158
T: 13.06.2006

KAMU DAVASINA KATILMA
KATILMANIN HÜKÜMSÜZ KALMASI
TAKSİRLE YARALAMA

Taksirle yaralama suçundan sanık A…. Y…. B….hakkında açılan kamu davası sonunda Tavşanlı Asliye Ceza Mahkemesi 24.11.2005 gün ve 436-347 sayı ile; suçtan zarar gören H…. A……’nın şikayetçi olmaması karşısında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesi hükmü gözetilerek sanık hakkındaki davanın 5237 sayılı Kanunun 89/son ve 73/4. maddeleri ile CYY’nın 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine karar vermiştir. Mağdur H…. A……vekilinin süresi içerisinde verdiği temyiz dilekçesi üzerine Yerel Mahkeme 10.12.2005 gün ve 436-347 sayı ile; şikayetçinin 11.10.2003 tarihli duruşmada sanıktan şahsen şikayetçi olmadığını belirttiği, şikayetçi hakkında Tavşanlı Sulh Ceza Mahkemesince vasi tayinine yer olmadığına dair karar verildiği, hür iradesiyle şikayetçi olmaması nedeniyle de müdahilliğine karar verilmediği, bu bakımdan mağdurun temyiz hakkının bulunmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CYY’nın 296/1. maddesi uyarınca temyiz isteğinin reddine karar vermiştir. Bu karara karşı süresi içerisinde mağdur vekili tarafından başvuruda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi 04.04.2006 gün ve 968-2037 sayı ile; “Mağdur vekilinin 15.12.2003 tarihli dilekçesi ile yaptığı davaya katılma talebi konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemesi,” isabetsizliğinden sair yönlerini incelemeksizin hükmü bozmuştur. Yargıtay C.Başsavcılığı 15.05.2006 gün ve 32410 sayı ile; “Yüksek Daire ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık; dava konusu suç nedeniyle yargılanan ve yargılama devam ederken 11.12.2003 günlü oturumda sanıktan şikayetçi olmadığını bildiren ve bu beyanından dört gün sonra 15.12.2003 tarihli dilekçeyle vekili aracılığıyla davaya katılma talebinde bulunan, ancak bu talebi hakkında bir karar verilmeyen mağdurun hükmü temyiz edip edemeyeceği, bir başka deyişle şikayetinden vazgeçen mağdurun müdahale talebi hakkında bir karar verilmemesinin mağdura hükmü temyiz yetkisi kazandırıp kazandırmayacağıdır. Davaya katılma, 1412 sayılı CMUK.nun 365 ve devamı, 5271 sayılı CMUK.nun da 237 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 1412 sayılı CMUK.nun 365. maddesine göre, suçtan zarar gören şahıs, 5271 sayılı CMK.nun 237. maddesine göre de, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar davaya katılabilirler. Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların davaya katılmaları, gerek yargılamada gerçeğin ortaya çıkartılabilmesi, gerekse yargılama sonucunda verilecek kararın bu kişileri manevi olarak tatmin etmesi açısından çok önemlidir. Davaya katılabilmek için üç şartın bir arada bulunması gerekir. Bunlar; 1- Dava konusu suçtan doğrudan zarar görmek (mağdur), dolaylı olarak zarar görmek, (örneğin, suçtan doğrudan zarar gören küçük mağdurun anne ve babası) ve malen sorumlu olmak (örneğin, taksirle yaramak suçunda sanık tarafından kullanılan aracın sahibi), 2- Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar davaya katılma iradesinin açıklanması, CMK.nun 237. maddesine göre katılma hakkına sahip olanların şikayetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini sözlü veya yazılı olarak bildirimleri katılma için yeterlidir. 3- Davaya katılma hakkının kaybedilmemiş olması. CMK.nun 234. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin 2. alt bendinde, davaya katılma, 6. alt bendinde de, davaya katılmış olmak koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkına sahip olduğu, 243. maddesinde de, katılan vazgeçerse katılmanın hükümsüz kalacağı hüküm altına alınmıştır. Bu yasal düzenlemeler doğrultusunda izah etmek gerekirse; Soruşturma evresinde şikayetten vazgeçilmesi davaya katılmayı engellemez. Ancak kovuşturma evresinde şikayetinden vazgeçen davaya katılamayacağı gibi, bu şekilde bir vazgeçme daha önce verilmiş bulunan katılma kararını da hükümsüz kılar. (Osman Yaşar, Uygulamalı ve Yorumlu 5271 sayılı Yeni CMK, sayfa 1058) Ceza Genel Kurulunun 14.01.1985 tarih, 6/305-16 sayılı ve 13.04.1999 tarih ve 2/60-63 sayılı kararları ile 2. Ceza Dairesinin 09.05.1986 tarih, 4730-3837 sayılı, 6. Ceza Dairesinin 01.06.1998 tarih, 5688-5560 sayılı ve 4. Ceza Dairesinin 09.05.1980 tarih, 3420-3301 sayılı kararları şikayetten vazgeçme katılmayı hükümsüz kılacağından mağdur ve müştekinin hükmü temyiz edemeyecekleri yönündedir. Yüksek Daire ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlığın esasını da davaya katılma hakkının kaybedilmesi oluşturmaktadır. Mağdur 11.12.2003 günlü oturumda, sanıktan şikayetçi olmadığını bildirmiş, mağdur vekili, mağdurun şikayetinden vazgeçmesinden dört gün sonra 15.12.2003 tarihli dilekçesinde ve yargılama esnasındaki sözlü beyanlarında, mağdurun şikayetten vazgeçtiği sırada zihninin bulanık olduğunu şikayetten vazgeçmesinin sonuç doğurmayacağı iddia ederek davaya katılma talebinde bulunmuş ve mağdurun vesayet altına alınması talebinde bulunacaklarını ve buna ilişkin kararı mahkemeye sunacaklarını ifade etmiştir. Bilahare Sulh Hukuk Mahkemesinden getirtilen kararda, mağdur vekilinin, mağdurun Asliye Ceza Mahkemesindeki şikayetten vazgeçmeye ilişkin beyanının sağlıklı irade mahsulü olmadığı, bu nedenle oğlunun mahkemede vasi aracılığıyla temsil edilmesi için vasi tayini talebinde bulunduğu ve mahkemece Adli Tıp Kurumu’nun 27.05.2005 tarihli Sağlık Kurulu raporu esas alınarak vasi tayini talebinin reddine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin kararında da belirtildiği üzere, şikayetçi olmadığını bildirdiği sırada mağdurun akli dengesi yerinde olduğundan şikayetten vazgeçme geçerli olup davaya katılma hakkı bulunmamaktadır. CMK.nun 260/1. maddesinde kanun yoluna başvurma hakkı bulunanlar arasında “katılma isteği karara bağlanmamış bulunanlar” da sayılmıştır. Buradaki katılma isteği karara bağlanmamış bulunanı davaya katılma hakkı bulunan kişi olarak anlamak gerekir. Olayımızda da, mağdur, vekili aracılığıyla davaya katılma talebinde bulunmuş ve talebi hakkında bir karar verilmemiştir. Ancak mağdurun davaya katılma hakkı yoktur. Usul kurallarının eksiksiz yerine getirilmesi açısından, mahkemece mağdur vekilinin talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirdi. Ancak mahkemece olumlu ya da olumsuz hangi karar verilirse verilsin mağdurun temyiz hakkını elde etmesi mümkün değildir. Çünkü talebin reddi halinde mağdur katılan sıfatını alamayacak, talebin kabulü halinde ise, kovuşturma evresinde şikayetten vazgeçme nedeniyle mağdur davaya katılma hakkını kaybedeceğinden usule aykırı olarak verilen katılma kararı hukuken geçersiz olup temyiz hakkını elde edemeyecek, temyizi ise bu nedene dayalı olarak dairesince reddedilecektir. Bu açıklamaların ışığında Yüksek Dairenin kararını değerlendirmek gerekirse;mağdur vekilinin davaya katılma talebi konusunda karar verilmesi gerekçesiyle hükmün bozulması yasal olarak şu andaki durumdan farklı bir durum yaratmayacak, mahkemece mağdurun katılma talebinin reddine karar verilmesi gerekecek ve mağdur verilen karara karşı temyiz yoluna başvuramayacaktır. Yüksek 9. Ceza Dairesinin, mağdurun davaya katılıp katılamayacağı konusunda değerlendirmeyi kendisi yapması ve dava ekonomisini de nazara alarak şikayetten vazgeçme nedeniyle davaya katılma ve buna bağlı olarak hükmü temyiz hakkı bulunmayan mağdur vekilinin temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerekirdi.”görüşüyle itiraz yasayoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına Yerel Mahkemenin mağdur vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin verdiği kararın onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü. Yerel Mahkemece, taksirle yaralama suçundan sanık A…. Y…. B….hakkındaki kamu davasının şikayet yokluğu nedeniyle 5237 sayılı Kanunun 89/son ve 73/4. maddeleri ile CYY’nın 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmiştir. Mağdur H…. A……vekili temyiz isteminde bulunmuş ise de, Yerel Mahkeme 10.12.2005 gün ve 436-347 sayı ile; şikayetçinin 11.10.2003 tarihli duruşmada sanıktan şahsen şikayetçi olmadığını belirttiği, şikayetçi hakkında Tavşanlı Sulh Ceza Mahkemesince vasi tayinine yer olmadığına dair karar verildiği, hür iradesiyle şikayetçi olmaması nedeniyle de müdahilliğine karar verilmediği, bu bakımdan mağdurun temyiz hakkının bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteğinin reddine karar vermiştir. Bu karara karşı mağdur vekilinin başvuruda bulunması üzerine Özel Daire “mağdur vekilinin 15.12.2003 tarihli dilekçesi ile yaptığı davaya katılma talebi konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemesi,” isabetsizliğinden hükmü bozmuştur. Yargıtay C.Başsavcılığı ise, duruşma sırasında şikayetinden vazgeçen mağdurun davaya katılma isteminin karara bağlanmasının sonuca etkili olamayacağını, bu nedenle başvurunun reddi gerektiğini belirterek itiraz yoluna başvurmuştur. Görüleceği üzere Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, duruşma sırasında şikayeti olmadığını bildiren mağdurun vekili aracılığıyla sonradan gerçekleştirdiği katılma talebinin Yerel Mahkemece karara bağlanmamış olmasının mağdura hükmü temyiz hakkı verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır. İnceleme konusu olayda, sanığın kullandığı aracın çarpması sonucu yaralanan mağdur, bu olay nedeniyle taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasının 11.12.2003 tarihli ilk oturumuna katılıp olayla ilgili açıklamada bulunduktan sonra, “sanıktan şikayetçi değilim, istemeyerek oldu” şeklinde beyanda bulunmuş, bilahare 31.12.2003 günlü ikinci oturumda mağdur vekili Av.M…….. K…….. müdahale istemini içerir dilekçe vermiş, sanık müdafii ile C.savcısının, bir önceki oturumda mağdurun şikayetçi olmadığını belirtmesi karşısında istemin kabul edilemeyeceğini ileri sürmeleri üzerine de, bu kez mağdurun şikayetçi olmamasının sonuç doğurmadığını kanıtlayarak yeniden istemde bulunacaklarını bildirmiştir. Bu oturumdan sonra mağdurun babası İ…….. A…….. 20.01.2004 tarihli dilekçe ile Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesine başvuruda bulunarak; oğlunun geçirdiği kazada ağır biçimde yaralandığını, tedavi gördüğünü, bu olay nedeniyle açılan kamu davasının halen sürdüğünü, oğlunun bu dosyadaki beyanlarının serbest iradesinin ürünü olmadığını, ailesine ve mahkemeye başka başka beyanlarda bulunduğunu, olay hakkında bazen şikayetçi olduğunu, bazen de şikayetçi olmadığını söylediğini, mahkemenin ise ilk ifadelerini tutanağa geçirdiğini, bu nedenle ceza davasında mağdur oğlunun vasi aracılığı ile temsil edilmesini talep ve dava etmiştir. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesi yargılama sonunda, Adlî Tıp Kurumu’nun; “mağdurun iyi ile kötüyü ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebileceği, menfaatlerini müdrik ve telkinlere mukavim olabileceği, kendi hür iradesi istikametinde serbest olarak eylem ve işlemlere girişebileceği tıbbi kanaatine varıldığı, hukuki ehliyeti haiz olduğu, kendisine vasi ve müşavir tayinine gerek olmadığı” yolundaki mütalaası üzerine vasi tayinine yer olmadığına karar vermiştir. Uzun süre hukuk davasının sonuçlanmasını bekleyen Yerel Mahkeme ise, 29.09.2005 tarihli oturumda yinelenen katılma istemi konusunda olumlu olumsuz herhangi bir karar vermeden, mağdurun yargılama sırasında şikayetçi olmadığından bahisle davanın düşürülmesine karar vermiştir. Mağdurun özgür iradesine dayalı olduğu saptanan duruşmadaki sözleri, sanıktan şikayetçi olmadığı yönündedir. Gerek bu beyanın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 372. maddesi, gerekse sonradan yürürlüğe girip halen yürürlükte bulunan 5271 sayılı CYY’nın 243. maddesine göre, katılanın şikayetten vazgeçmesi davaya katılmayı hükümsüz kılmaktadır. Yerleşik yargısal kararlar da, kovuşturma aşamasında şikayetten vazgeçen kimsenin davaya katılma hakkının bulunmadığı yolundadır. Bu durumda, özgür iradesiyle sanık hakkında şikayetçi olmadığını kovuşturma aşamasında açıklayan reşit mağdur H…. A……’nın davaya katılmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Her ne kadar 5271 sayılı CYY’nın 260. maddesinde yasa yoluna başvurabilecekler arasında, davaya katılanların yanısıra katılma istemleri karara bağlanmamış olanlar da sayılmış ise de, bu kişileri, esasen davaya katılma hakkı bulunan kişiler olarak algılamak gerekir. Nitekim aynı Yasanın kamu davasına katılmayı düzenleyen 237. maddesinin 2. fıkrasında; ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, yasa yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi halinde, bu istemlerin denetim muhakemesi sırasında incelenip karara bağlanacağı yolundaki kural da, bu görüşü doğrulamaktadır. Bu durumda, salt katılma isteminin koğuşturma sırasında Yerel Mahkemece karara bağlanmamış olması keyfiyeti, esasen davaya katılma hakkı bulunmayan mağdura hükmü temyiz etme hak ve yetkisi vermez. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma ilamının kaldırılmasına, mağdur H…. A……vekilinin başvurusunun reddine, mağdur vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin Yerel Mahkeme kararının onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Kurul üyesi ise; Özel Daire kararının isabetli bulunduğunu belirterek, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddi gerektiği yolunda karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 04.04.2006 gün ve 968-2037 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Koğuşturma sırasında şikayetçi olmadığını belirtmesi nedeniyle davaya katılma hak ve yetkisi bulunmayan mağdur H…. A……vekilinin, temyiz isteminin reddine ilişkin olarak Yerel Mahkemeden verilen karara yönelik başvurusunun REDDİNE, Tavşanlı Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2005 gün ve 436-347 sayılı kararının ONANMASINA 13.06.2006 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir