Kısmen kabulde temyiz sınırı sadece temyiz edilecek reddedilen miktara göre belirlenir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas: 2011/19-339 esas ve 2011/404 karar sayılı, 08.06.2011 tarihli kararı

Dava: Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 8.Sulh Hukuk Mahkemesince, davanın kabulüne dair verilen 07.12.2009 gün ve 2009/918 – 1312 E. K. sayılı kararın incelenmesi davalı E. B.San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 15.09.2010 gün ve 2010/1314-9785 E.K. sayılı ilamı ile;

Davacı vekili, müvekkili şirketin davalı şirkete fatura karşılığında mal verdiğini, ancak davalı şirketin fatura bedelinin ödemediğini, bunun üzerine başlatılan icra takibine davalı tarafça haksız olarak itiraz edildiğini belirterek itirazın iptaline,takibin devamına ve %40 dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı tarafa böyle bir borçlarının olmadığını ve davacı tarafın takibin dayanağını açıklamadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davalının davacıdan teslim almış olduğu malların bedelini ödemediği ve itirazında haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı alacaklı tarafından borçlunun temerrüde düşürülmediği ve taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olmaması nedeniyle faiz talep edilemeyeceği belirtilmiş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bu durumda itirazın iptali davasına konu olan alacak kalemlerinden faiz talebi reddedildiğine göre kendini avukat ile temsil ettiren davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:

Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında, esasa girilmeden önce, müddeabbihin miktarı itibariyle direnme kararına karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.

Bilindiği üzere, 21.7.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.7.2004 tarih ve 5219 sayılı <Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun>; yürürlük tarihinden sonra Yerel Mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL. yine yürürlük tarihinden sonra Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunca temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için 440/III-1. maddesinde aranan parasal sınırı da altı milyar TL. olarak değiştirmiştir. 5219 ve 5236 sayılı Kanunlara göre katsayı artışı uygulanarak bu sınırlar arttırılmıştır.

01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanacak temyiz (kesinlik) sınırı 1.540,00 TL olup; direnme kararının verildiği 17.01.2011 tarihinde de bu miktar geçerlidir.

16.07.1981 gün ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.

Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise, ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki teriminin, Yerel Mahkemenin, Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır.

Yeri gelmişken eldeki davada temyize konu müddeabih miktarının ne olduğunun açıklanmasında yarar vardır:

Davacı/alacaklı tarafından, faturaya dayalı 5.129.46 TL alacağın 924.83 TL işlemiş faiziyle birlikte tahsili için davalı/borçlu aleyhine icra takibi başlatılmış; davalı/borçlu, davacının cari hesap alacağı adı altında talep ettiği borcu ve istenen reeskont faizini kabul etmediğini bildirerek, takibe, borca ve işlemiş faiz miktarına ve oranına itiraz etmiştir.

Davacı/alacaklı eldeki itirazın iptali davası ile; davalıya fatura karşılığı mal verdiğini, bedelin ödenmemesi üzerine başlattığı icra takibine itiraz edildiğini ifadeyle vaki itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiş; mahkemece asıl alacağa vaki itirazın iptali ile takibin asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle devamına, icra inkar tazminatına, davacı vekili için vekalet ücreti takdirine karar verilmiştir.

Davalı/borçlu vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece sair temyiz itirazları reddedildikten sonra mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna atfen faiz alacağına ilişkin kısım reddedildiğinden kararın kısmen kabule ilişkin olduğu, bu haliyle davalı taraf lehine de vekalet ücreti takdiri gerektiğine işaretle karar bozulmuş; mahkemece davacı/alacaklının eldeki davada sadece asıl alacağa vaki itirazın iptalini istediği, faizin dava konusu edilmediği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Şu hale göre bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle asıl alacak uyuşmazlık konusu değildir.

Uyuşmazlık; 924.83 TL işlemiş faiz alacağının eldeki davaya konu edilip edilmediği ve bu miktar üzerinden davalı lehine vekalet ücreti takdirinin gerekip gerekmediği noktasında olup; temyize konu edilen de bu husustur.

Bu haliyle müddeabbih 924.83 TL den ibarettir.

Direnme kararının verildiği 17.01.2011 tarihinde, temyiz (kesinlik) sınırı 1.540,00 TL olmakla; 924.83 TL açık biçimde temyiz edilebilirlik sınırı altında olduğundan, anılan karara karşı temyiz yoluna gidilmesi, miktar itibariyle mümkün değildir.

Hal böyle olunca, davalı/borçlu vekilinin temyiz dilekçesinin reddi gerekir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle davalı/borçlu vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir