MER’A / MUHDESAT

T.C

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

E: 2006/5-227

K: 2006/265

T: 03.05.2006

MER’A
MUHDESAT
ÖZET: 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen muhtesata ait hükümler, mer’alarda uygulanamaz. Bu nedenle, mer’a, özel mülkiye­te konu olamayacağından, mer’a üzerinde oluşturulan muhtesatın ve muhtesatı meydana getiren kimsenin, mer’a tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmesi olanaklı de­ğildir.

Kamu malı olan mer’anın; 2942 sayılı Kamulaş­tırma Kanununun 19. maddesine 5177 sayılı Kanun ile ek­lenen Ek fıkrada açıkça ayrık tutulduğu, anılan hükümde sayılan ve farklı bir hukuki statüsü bulunan “sahipsiz yer” kavramı mer’ayı kapsamaz;dolayısıyla mer’a üzerinde, Kanunun tarif ettiği biçimde muhtesat oluşturulması ve be­delinin ödenmesi olanağı yoktur.

2942 s. KAMULAŞTIRMA KANUNU [Madde 11]
2942 s. KAMULAŞTIRMA KANUNU [Madde 19]
2942 s. KAMULAŞTIRMA KANUNU [Madde 35]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 16]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 18]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 19]

Taraflar arasındaki “kamulaştırmasız el atılan kavak ağaçlarının bedelinin tahsili”davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Dicle Asliye Hukuk Mahkemesi)’nce davanın reddine dair verilen 21.12.2004 gün ve 2004/183-208 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesi’nin 27.10.2005 gün ve 11491-11653 sayılı ilamıyla; (… Dava;kamulaştırmasız el atılan kavak ağaçlarının bedelinin tah­sili istemine ilişkin olup, mahkemece merada yetiştirilen mütemmim cüzlerin bedeline hükmedilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm Dairemizce Onanmış, bu Onama kararına karşı davacı vekilince de karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

Dosyada yapılan incelemede;

Dava konusu taşınmazda davacı tarafından yetiştirilen kavak ağaçlarının 1997 tarihinde davalı idarece kamulaştırıldığı, kıymet takdir komisyonunca belirlenen kamulaştırma bedelinin bloke edildiği, ancak taşınmaz davalı ol­duğundan tebliğe çıkarılmadığı, taşınmaza 08.02.1998 günü el atıldığı anla­şılmıştır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değişik 19. maddesi uyarınca, ka­vak ağaçlarının el atma tarihindeki özelliklerine göre dava tarihindeki değeri belirlenip, bedelinin zilyedine ödenmesine karar verilmesi gerekirken, dava­nın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Hükmün bu nedenle Bozulması gerekirken onandığı bu defa yapılan in­celemede anlaşıldığından, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü­ne, Dairemizin 19.07.2005 gün ve 2005/6586 Esas, 2005/8901 Karar sayılı Onama ilamının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bo­zulmasına …) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden : Davacı vekili

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görü­şüldü :

Dava; kamulaştırmasız el atma nedeniyle, merada yetiştirilen ağaç bedel­lerinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili; kadastro tespiti sırasında mer’a niteliği ile sınırlandırılan 104 ada 93 parsel sayılı taşınmazın müvekkili tarafından kapama kavak bah­çesi olarak tasarruf edildiğini, taşınmazın baraj suları altında kalması nede­niyle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nce müvekkiline ait kavak ağaçlarının bedelinin tespit edilmesine rağmen, ağaç bedellerinin müvekkiline ödenme­diğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklan saklı kalmak kaydıyla, zemin bedeli indirildikten sonra 10.000.000.000 TL kapama kavak bedelinin faizi ile birlik­te davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü vekili; mer’a niteliğiyle sınırlandı­rılan taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın devlete ait olduğunu ve tescil harici bırakılan taşınmazda davacı tarafından muhtesat oluşturulmasının hu­kuken himaye edilemeyeceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesi­ni cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin “devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olan mera­ların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu itibarla merada yetiştirilen ağaç bedellerinin davacıya ödenmesi olanağının bulunmadığı” gerekçesiyle “da­vanın reddine” dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bo­zulmuş; Yerel Mahkemece “mera niteliği ile sınırlandırılan taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesi kapsamında kamu mallarından olup, Mera Kanununun 4. maddesi uyarınca özel mülkiyete geçirilemeyece­ği gibi, amacı dışında da kullanılamayacağı, diğer taraftan meradan özel ta­sarrufta bulunmanın suç teşkil ettiği” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Dava konusu ağaçların üzerinde bulunduğu 104 ada 93 parsel sayılı ta­şınmazın kadastro tespiti sırasında “mer’a” vasfı ile sınırlandırıldığı; davacı­nın itirazı üzerine Kadastro Mahkemesince, 3402 sayılı Kadastro Kanunu­nun, 16. maddesi uyarınca mera olarak sınırlandırılmasına karar verildiği; ba­raj gölü suları altında kalan taşınmaz üzerinde bulunan ağaçlar için davalı idarece bedel takdir ettirilmesine karşın, kamulaştırma işleminin tamamlan­madığı, davacıya tebligat ve ödeme yapılmaması nedeniyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariy­le uyuşmazlık, mer’a üzerinde meydana getirilen muhtesat bedelinin, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine 5177 sayılı Kanunla eklenen Ek Fıkra uyarınca, davacıya ödenip ödenemeyeceği noktasında toplanmak­tadır.

Bilindiği üzere, 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu­nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların idare adına tescili ve zilyedin haklarına” ilişkin hükümler içeren 19. maddesi, 24.04.2001 gün ve 4650 sa­yılı Kanunun 11. maddesi ile değiştirilmiş; tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların kamulaştırılmalarında, kamu malı olan ve kamulaştırma konusu ola­mayacak yerlerin kamulaştırılmasının önlenmesi amacıyla, bu tür taşınmaz malların 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde sayılan yerlerden olup olmadığının ilgili yerlerden sorularak tespit edilmesi külfeti idarelere yükletilmiş;kamu malı olmadıkları belirlendikten sonra, bedel tespiti ve tes­cil istemiyle Mahkemeye başvurulması ve taşınmaz malın idare adına tesci­line karar verilebileceği belirtilmiştir.

Anılan değişiklikle, kamu malları dışında, kamulaştırma konusu olabile­cek başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yer üzerinde bulunan muhtesat bedelinin zilyedine ödenip ödenmeyeceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiş; uygulamada ortaya çıkan sorunlar da dik­kate alınarak, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4650 sayılı Kanunla de­ğişik 19. maddesine, 26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanunun 35. maddesi ile; “Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilme­miş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11. madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir.” hükmü ek­lenmiştir.

Açıklanan yasal düzenleme karşısında, zemin malikinden başkası tarafın­dan oluşturulan muhtesatın bedelinin ödenebilmesi için, zeminin başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş bir yer ol­ması;eş söyleyişle özel kişilerin mülkiyetine konu olabilecek yerlerden bu­lunması gerektiği kuşkusuzdur.

Bu noktada sorunun çözümü, somut olaydaki gibi; “mera’nın” 2942 sa­yılı Kamulaştırma Kanununun 19. maddesinin Ek fıkrasında ayrık tutulup tutulmadığı;anılan fıkrada öngörülen “sahipsiz yer” kavramının mer’ayı kapsa­yıp kapsamadığı sorusuna doğru cevabın verilmesiyle mümkündür.

Bu sorunun cevaplanabilmesi ise, mer’ada, yasal anlamda muhtesat oluşturulup oluşturulamayacağı sorusunun cevaplanmasını gerektirir.

3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde Kamu malları; hizmet malları, orta malları, sahipsiz mallar ile genel sular ve ormanlar olmak üzere dört gruba ayrılmış; anılan maddenin B bendinde, orta mallarından olan me­raların özel mülkiyete konu teşkil etmeyecekleri belirtildikten sonra, C ben­dinde ayrıca açıklanan sahipsiz yerlere ilişkin bu şekilde bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Buna göre meralar, özel mülkiyete konu olamazken; sahipsiz yerlerin, devletin veya özel bir kişinin mülkü haline gelmesi imkan dahilindedir. Örne­ğin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi, Devletin hüküm ve tasar­rufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen arazinin imar-ihya yoluyla özel kişiler adına tesciline imkan sağlamıştır.

Diğer taraftan, Arazi Kanunu’nun 97. maddesinde, mer’aların tarla haline getirilemeyeceği, alınıp satılamayacağı, üzerine bina yapılamayacağı ve ağaç dikilemeyeceği belirtilmiş; 78. ve 102. maddelerinde de zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağına işaret edilmiştir.

Yine, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 18. maddesinde, orta mallarının, kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği öngörülmüştür.

Görüldüğü üzere, kamu malı niteliğindeki mer’alar üzerinde, özel hukuk hükümlerine göre hak iktisabına yasal olanak bulunmamaktadır.

İşte bu nedenledir ki, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen muhtesata ait hükümler, mer’alarda uygulana­maz. Bir başka ifadeyle mer’a, özel mülkiyete konu olamayacağından, mer’a üzerinde oluşturulan muhtesatın ve muhtesatı meydana getiren kimsenin, mer’a tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmesi olanaklı değildir. Mer’ayı ek fıkradaki sahipsiz yer kapsamına dahil etmek mümkün değildir.

Bundan ayrı, Türk Ceza Kanunu’nun 513. maddesinin 2. fıkrası (5237 sa­yılı Kanunun 154/2), mer’adan tasarrufta bulunmayı yasaklamış ve müeyyi­deye bağlamıştır. Böyle bir fiil sonucu ortaya çıkan muhtesat suça konu şey­lerden olup, hiç kuşkusuz suç teşkil eden fiilin hukuken himaye edilmesi dü­şünülemez.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, kamu malı olan mer’anın; 2942 sa­yılı Kamulaştırma Kanununun 19. maddesine 5177 sayılı Kanun ile eklenen Ek fıkrada açıkça ayrık tutulduğu, anılan hükümde sayılan ve farklı bir huku­ki statüsü bulunan “sahipsiz yer” kavramının mer’ayı kapsamadığı; dolayı­sıyla mer’a üzerinde, Kanunun tarif ettiği biçimde muhtesat oluşturulması ve bedelinin ödenmesi olanağının bulunmadığı, duraksamaya yer olmaksızın görülmektedir.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, mer’a vasfı ile sınırlandırılan taşın­maz üzerinde davacı tarafından yetiştirilen kavak ağaçlarının kamulaştırma-sız el koyma karşılığının talep edildiği davanın reddine dair verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur. Bu nedenle direnme kararı onanmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle (ONANMASINA), gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 03.05.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir