Etiket arşivi: 04.11.2009

YHGK 04.11.2009 E.2009/2-418 – K.2009/470


 YHGK 04.11.2009 E.2009/2 418   K.2009/470

– DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASI (Süresinden Sonra Verilen Karar Düzeltme Dilekçesinin Sonucunun Beklenilmemesi)

– SÜRESİNDEN SONRA VERİLEN KARAR DÜZELTME DİLEKÇESİNİN SONUCUNUN BEKLENİLMEMESİ (Davanın Açılmamış Sayılması) –

HUMK.409

Karar düzeltme süresi beklendikten sonra usulüne uygun tensip yapılıp duruşma günü verildiğine, karar düzeltme istemi süresinde yapılmadığından reddedildiğine ve taraflar davayı takip etmediğine göre mahkemece verilen açılmamış sayılma kararı doğrudur.

Özel Dairece bu kararın bozulmuş olması ve mahkemenin bu bozma kararına uymuş olması sonucu değiştirmez. Bu durum kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınabilir.

DAVA veKARAR:

Taraflar arasındaki “Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Gaziosmanpaşa 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 25.10.2005 gün ve 2003/1518 E. – 2005/459 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 22.01.2007 gün ve 2006/6691 E., 2007/112 K. sayılı ilamı;

(…1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı Münevver`in temyiz itirazları yersizdir.

2- Toplanan delillerden muristen kalan evin 1. katının davacı İsmail`in geliri ile yapıldığı, ticari taksi plakasının bedelinin de davacı Zeynep tarafından ödendiği anlaşılmıştır. Davacılar İsmail ve Zeynep yönünden davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.”   Gerekçesiyle 2. bentte gösterilen nedenlerle İsmail ve Zeynep yönünden bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Davacılar vekili, muristen kalan ticari taksi ve plakasının bedelinin davacı Zeynep tarafından ödendiğinin ve yine muristen kalan evin 1. katının kaba ve ince inşaatının davacılar tarafından yapıldığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkemece ” iddiaların ispatlanamadığı “gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Ne var ki yargılama sırasında, 25.10.2005 tarihinde verilen ilk karar davacılar vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından 22.01.2007 tarihinde kısmen bozulması üzerine Yargıtay ilamı mahkemece davacı vekiline 6.2.2007, davalı vekiline ise 12.2.2007 tarihinde tebliğ edilmiş, karar düzeltme süresi geçtikten sonra 28.2.2007 tarihinde tensip yapılmış ve  taraflara 2.5.2007 günü olarak belirlenen duruşma günü tebliğ edilmiştir. Ancak tensip tarihinden sonra 5.3.2007 tarihinde davalı vekili tarafından verilen karar düzeltme dilekçesi üzerine yerel mahkemece red kararı verilmiş ve bu kararın temyizi üzerine dosya Yargıtay’a gelmiştir. Bu sırada yapılan ilk duruşmaya sadece davalı vekili gelmiş ve dosyanın Yargıtay’dan dönüşünün beklenmesini talep etmiş, ikinci duruşma ise 4.7.2007 tarihinde yapılmış ve yine sadece davalı vekili gelerek davayı takip etmediğini bildirmiş, mahkemece HUMK.nun 409.maddesi gereğince dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına akabinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, davacılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece “karar düzeltme incelemesinin sonuçlanması beklenmeden yeniden duruşma açılması ve davacı vekilinin usulsüz olarak açılan duruşmaya davet edilmesi, gelmemesi üzerine dosyanın işlemden kaldırılması ve bilahare açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuş ve mahkemece bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuş ve  ilk kararda direnilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere karar düzeltme süresi beklendikten sonra usulüne uygun tensip yapılıp duruşma günü verildiğine, karar düzeltme istemi süresinde yapılmadığından reddedildiğine ve taraflar davayı takip etmediğine göre mahkemece verilen açılmamış sayılma kararı doğrudur. Özel Dairece bu kararın bozulmuş olması ve mahkemenin bu bozma kararına uymuş olması sonucu değiştirmez. Bu durum kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınabilir.

Hal böyle olunca;
HUMK.nun 409/5.maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar vermek gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.H.G.K. 04.11.2009 E.2009/2-418 – K.2009/470

PicLensButton YHGK 04.11.2009 E.2009/2 418   K.2009/470

YHGK 04.11.2009 E.2009/12-452 – K.2009/466


 YHGK 04.11.2009 E.2009/12 452 – K.2009/466

– BOZULAN KARAR İLE İLGİLİ İCRA TAKİBİNDE FAİZE İTİRAZ (Hukuki Yarar)

– İLAMLI İCRA TAKİBİNDE FAİZE İTİRAZ (Bozulan Karar)

– İLAMIN İCRA TAKİBİNDE İKEN BOZULMASI –

HUMK.443 – İİK.40 – SSK.19,92,109

1. İcra işlemleri devam ederken (ilam hükmü tamamen icra edilmeden önce) ilamın bozulması halinde, icra işlemleri olduğu yerde durur (İ.İ.K m.40/1). Bu hükme göre, ilamın bozulması ile, ilamın icrası sadece olduğu yerde durur; yoksa, ilamlı icra takibi iptal edilmez.
Hükmün kısmen bozulması ve kısmen onanması halinde, bozulan kısmı için icra işlemleri olduğu yerde durur, hükmün onanan kısmı için ise icra işlemlerine devam edilir.
Bir başka yönüyle, mahkeme bozma kararına uyarak yeni bir karar verirse, alacaklı bu yeni ilamın da kesinleşmeden icrasını isteyebilir. Alacaklı, bu yeni ilamın icrasını derdest icra takibi dosyasında isteyebileceği gibi, yeni bir ilamlı icra takibi yapmasına da engel yoktur.
2. Bozmayla ortadan kalkan ilamın icrası yönünden, davacı/borçlunun itiraz nedenlerinin incelenmesinde, bu aşamada bir hukuki yararı bulunmadığından; Mahkemece davanın reddine dair verilen kararda direnilmiş olması yukarıda açıklanan gerekçelerle sonucu itibariyle doğrudur.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “Faize İtiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Zonguldak İcra Mahkemesince davanın reddine dair verilen  16.4.2008 gün ve 2006/388-2008/182 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 6.10.2008  gün ve 13734 – 16514  sayılı ilamı;

(…İİK.’nun 40. maddesi gereğince bir ilamın Yargıtay incelenmesi sonunda bozulması icra işlemlerini olduğu yerde durdurur.

Takibin, itiraz edilmeksizin kesinleşmesi veya itiraz nedenlerinin yerinde görülerek örneğin, talep edilen faiz oranlarının yasaya uygun hale getirilmesinden sonra, yeniden bir karar verilmesi halinde, takip itiraz üzerine inceleme yapan icra mahkemesi kararında yer alan kurallara göre devam edecektir.

Somut olayda, borçlu vekili tarafından talep edilen faiz oranlarına karşı çıkıldığı görülmektedir. Bu itirazın sonuçlandırılmaması halinde faiz oranları kesinleşecek ve bozmadan sonra hükmedilecek miktara kesinleşen faiz oranlarının uygulanması gerekecektir.

O halde, takip İİK’nun 40. maddesi gereğince durmuş olsa bile,   itiraz nedenlerinin incelenmesinde borçlunun hukuki yararı vardır.

Mahkemece, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, ilamlı icra takibinde talep edilen faiz oran ve miktarına itirazdan ibarettir.

Davalı/alacaklı tarafından davacı/borçlu aleyhine Mengen Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin 13.07.2006 gün ve 2006/42 Esas 2006/64 Karar sayılı ilamına dayanılarak 08.11.2006 tarihinde ilamlı icra takibine girişilmiş; davacı/borçlu tarafından eldeki dava ile “İcra emrinde talep edilen faiz oranının ve miktarının fazla hesaplandığı” ileri sürülerek, 21.11.2006 tarihinde faize itiraz edilmiştir.

Takip dayanağı ilamın yargılama sırasında bozulması üzerine  Yerel Mahkemece, “takip dayanağı ilamın bozulmuş olması nedeniyle, İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca icra işlemlerinin olduğu yerde duracağı” gerekçesiyle “davanın reddine” dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Takibe konu olan ilam, Mengen Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nce verilmiş olan, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik derecesinin tespiti ile iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren ödenmeyen sürekli iş göremezlik gelirinin tahsiline ilişkindir. Belirtilen Mahkemenin 13.07.2006 gün ve 2006/42 Esas 2006/64 Karar sayılı ilamı ile “Davacının geçirdiği iş kazası sonucu 16.9.1996 tarihi itibariyle %32 oranında malul kaldığının tespitine; Hak kazandığı maluliyet aylıklarından 37,08 YTL sinin 21.12.1996 tarihinden, 257,28 YTL sinin 31.12.1997 tarihinden, 489,96 YTL sinin 31.12.1998 tarihinden, 998,24 YTL sinin 31.12.1999 tarihinden, 1202,70 YTL sinin 31.12.2000 tarihinden,  1.888,76 YTL sinin 31.12.2001 tarihinden, 2.739,70 YTL sinin 31.12.2002 tarihinden, 3.466,82 YTL sinin 31.12.2003 tarihinden, 4.124,76 YTL sinin 31.12.2004 tarihinden, 4.896 YTL sinin 31.12.2005 tarihinden, 864,92 YTL sinin 28.02.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya verilmesine; Toplam 317,99 YTL sosyal yardım zammının hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya verilmesine; 26.02.2006 tarihinden itibaren tespit edilen %32 maluliyet üzerinden davalı idarece genelge ve katsayı artışları nazara alınmak suretiyle daimi iş kazası maluliyet aylığı bağlanmasına” karar verilmiştir.

Anılan hükmün alacaklı tarafça takibe konulmasından sonra, borçlu tarafından eldeki dava ile faiz oran ve miktarına itiraz edilmiş; yargılama sırasında takip dayanağı ilam, 10. Hukuk Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonunda, davacının sürekli iş göremezlik gelirinin belirlenmesinde uygulanacak prosedüre ilişkin olarak 506 sayılı Yasanın 109. maddesi uyarınca inceleme yapılması ve raporlar alınması, bundan sonra 506 sayılı Yasanın 19. maddesi gözetilerek sürekli iş göremezlik gelirinin başlangıç tarihini belirlenmesi, davacıya 01.07.1999-01.06.2003 tarihleri arasındaki dönemde malullük aylığı ödendiği ve söz konusu aylıkların yapılan kontrol ve muayene sonucuna istinaden kesildiği gözetilerek sigortalıya bağlanacak sürekli iş göremezlik geliri belirlenirken de anılan dönemdeki aylık ödemeleri dikkate alınarak 506 sayılı Yasanın 92.maddesi gözetilmesi suretiyle hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle, esasa ilişkin nedenlerle ve araştırmaya dayalı olarak bozulmuştur.

Açıklanan maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle uyuşmazlık; görülmekte olan davada davacı/borçlunun itiraz nedenlerinin incelenmesinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda Mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, kural olarak; alacaklının, elindeki ilama dayanarak ilamlı icra takibi yapabilmesi için hükmün kesinleşmiş olması şart değildir. Hüküm kesinleşmeden de alacaklı ilamlı takip yoluna başvurabilir.

Yine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 443/1 maddesi gereğince kural olarak, temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz.
Bu halde, bir taraftan Yargıtay’da temyiz incelemesi yapılırken, diğer taraftan icra dairesi, ilamın icrasına devam eder. İlamın icrası devam ederken Yargıtay’ca hükmün bozulması halinde ne olacağı sorusunun cevabı ise, İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesinde düzenlenmiştir.

İcra işlemleri devam ederken (ilam hükmü tamamen icra edilmeden önce) ilamın bozulması halinde, icra işlemleri olduğu yerde durur (İ.İ.K.m.40/1). Bu hükme göre, ilamın bozulması ile, ilamın icrası sadece olduğu yerde durur; yoksa, ilamlı icra takibi iptal edilmez.

Hükmün kısmen bozulması ve kısmen onanması halinde, bozulan kısmı için icra işlemleri olduğu yerde durur, hükmün onanan kısmı için ise icra işlemlerine devam edilir.

Bir başka yönüyle, mahkeme bozma kararına uyarak yeni bir karar verirse, alacaklı bu yeni ilamın da kesinleşmeden icrasını isteyebilir. Alacaklı, bu yeni ilamın icrasını derdest icra takibi dosyasında isteyebileceği gibi, yeni bir ilamlı icra takibi yapmasına da engel yoktur.

Mahkemece bozma kararına karşı direnme kararı verilmesi halinde ise, bununla bozma kararı hükümsüz kalır ve bu nedenle bozma ile icranın durması sonucu da ortadan kalkar. Alacaklı, direnme kararına dayanarak, bozma ile durmuş bulunan ilamlı icra takibine aynı dosyada devam edilmesini isteyebilir.

Bozma kararına uyan mahkeme, nitelik ve miktar itibariyle bozulan karara uygun yeni bir karar verirse, alacaklının bu yeni ilamın icrasını derdest icra takibi dosyasında istemesi halinde, borçluya yeniden icra emri gönderilmesine gerek yoktur.

Aksi halde, bozma ilamına uyan mahkemece bozmadan sonra verilen yeni ilamda müddeabih ve eklentilerinin değiştirilmesi durumunda, derdest icra takibi dosyasında borçluya ilk icra emri kapsamı dışında yeni bir icra emri gönderilmesi zorunludur.

Bu noktada, borçluya ilk icra emri kapsamı dışında yeni bir icra emri gönderileceğinden, yeni icra emrinin tebliği üzerine borçlunun yeniden itiraz hakkı bulunduğu kuşkusuzdur. Şu halde borçlunun, icra emrinde talep edilen faiz oran ve miktarına yeni icra emrinin tebliği üzerine itiraz edebileceği de her türlü duraksamadan uzaktır.

Somut olayda; takibe dayanak ilamın icrası devam ederken hüküm esasa ilişkin nedenlerle araştırmaya yönelik olarak bozulmuş olup, İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesinin 1. fıkrası uyarınca takip kendiliğinden durmuştur. İlk hükmün bozulmuş olması nedeniyle ortada tespit edilmiş bir alacak ve faiz başlangıç tarihinin bulunmadığı belirgindir.

Yukarıda açıklanan bozma ilamının kapsamına göre, bozmadan sonra yapılacak yargılama sonucunda verilecek olan hükümde alacaklının iş göremezlik derecesi, iş göremezlik gelirinin başlangıcı ile faiz başlangıç tarihleri değişeceğinden, alacaklı derdest icra takibi dosyasında bu yeni ilamın icrasını isteyebilecektir. Borçlunun, yeni icra emrinin tebliği üzerine faiz oran ve miktarına yeniden itiraz hakkı bulunmakla, faize ilişkin itirazının o aşamada çözümlenebileceği açıktır.

Hal böyle olunca; bozmayla ortadan kalkan ilamın icrası yönünden davacı/borçlunun itiraz nedenlerinin incelenmesinde, bu aşamada bir hukuki yararı bulunmadığından; Mahkemece davanın reddine dair verilen kararda direnilmiş olması yukarıda açıklanan gerekçelerle sonucu itibariyle doğrudur.

O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ: Davacı/borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.H.G.K. 04.11.2009 E.2009/12-452 – K.2009/466

PicLensButton YHGK 04.11.2009 E.2009/12 452 – K.2009/466