Etiket arşivi: 1.7.2009

YHGK 1.7.2009 E.2009/7-261 – K.2009/301


 YHGK 1.7.2009 E.2009/7 261 – K.2009/301

– GÖREV (Muhtesatın İnşa Tarihinin Tesbiti – Yıkım Kararına Karşı Tesbit Davası)

– MUHTESATIN İNŞA TARİHİNİN TESBİTİ (Hukuki Yarar)

– İMAR KANUNUNDAN ÖNCE YAPILAN BİNALAR

– MUARAZANIN ÖNLENMESİ (İmara Aykırı Binanın Yıkılması) –

2577 Sa.Ka.2 – 3194 Sa.Ka.42

1. Dava niteliği ve içeriği itibariyle taşınmaz üzerinde bulunan muhtesat nitelikli binanın 1950 yılından önce yapılmış olduğunun tespiti ile sataşmanın önlenmesi (muarazanın giderilmesi) istemine ilişkindir.
İmar Kanununun 42. maddesi hükmüne göre idari para cezası tahakkuk ettirilerek binanın yıktırılmasına karar verildiği, davacıların bunun üzerine binanın 1950 yılından önce yapılmış olması nedeniyle yasa gereğince ruhsatlı olduğunu öne sürerek Kocaeli İdare Mahkemesinde encümen kararının iptali için dava açtıkları, ayrıca binanın yapım yılının tespiti ve sataşmanın giderilmesi istemiyle de görülen davayı açtıkları anlaşılmaktadır.

2. Görülen davaya konu edilen tespit ve sataşmanın önlenmesine ilişkin isteklerin idari yargı yerinde davaya konu edilmesi ve görülüp sonuçlandırılması mümkün değildir. Hal böyle olunca davanın hukuki yarar bulunup bulunmadığı da öncelikle incelenerek genel görevli olan adli yargı yerinde görülüp sonuçlandırılması gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “Çekişmenin Giderilmesi ve Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesince yargı yolu bakımından görevsizliğe dair verilen 28.12.2007 gün ve 2007/571 E. – 677 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 19.9.2008 gün ve 2008/3052-3543 sayılı ilamı;
(…Dava niteliği ve içeriği itibariyle taşınmaz üzerinde bulunan muhtesat nitelikli binanın 1950 yılından önce yapılmış olduğunun tespiti ile sataşmanın önlenmesi (muarazanın giderilmesi) istemine ilişkindir.

Dosya içeriğinden davacı şirkete ait 776 ada 11 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve daha önce İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı verilen binada davacının ruhsatsız olarak dış cephe ve güçlendirme çalışmaları yaptığı, binanın imar planında yolda kalması nedeniyle ruhsatlandırılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 22.10.2007 tarihinde tutanak düzenlenerek binanın mühürlendiği ve 8.11.2007 günlü encümen kararı ile şirket müdürü davacı Hamdi Alaeddin Eyüboğlu’na İmar Kanununun 42. maddesi hükmüne göre idari para cezası tahakkuk ettirilerek binanın yıktırılmasına karar verildiği, davacıların bunun üzerine binanın 1950 yılından önce yapılmış olması nedeniyle yasa gereğince ruhsatlı olduğunu öne sürerek Kocaeli İdare Mahkemesinde encümen kararının iptali için dava açtıkları ayrıca binanın yapım yılının tespiti ve sataşmanın giderilmesi istemiyle da görülen davayı açtıkları anlaşılmaktadır.

İdari yargıda açılabilecek dava türleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunun 2. maddesi hükmünde açıklanmış olup idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardır. Görülen davaya konu edilen tespit ve sataşmanın önlenmesine ilişkin isteklerin idari yargı yerinde davaya konu edilmesi ve görülüp sonuçlandırılması mümkün değildir. Hal böyle olunca davanın hukuki yarar bulunup bulunmadığı da öncelikle incelenerek genel görevli olan adli yargı yerinde görülüp sonuçlandırılması gerekir.

Hal böyle olunca, mahkemece açıklanan bu hukuksal olgu dikkate alınarak davaya bakmanın adli yargının görevine girdiği kabul edilerek görülüp sonuçlandırılması gerekirken yersiz gerekçelerle yargı yolu itibarıyla görevsizlik kararı verilmesi isabetsizdir…”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.H.G.K. 1.7.2009 E.2009/7-261 – K.2009/301

PicLensButton YHGK 1.7.2009 E.2009/7 261 – K.2009/301

YHGK 1.7.2009 E.2009/14-275 – K.2009/302


 YHGK 1.7.2009 E.2009/14 275 – K.2009/302

– İNANÇ SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN HAKLARDAN ZIMNEN FERAGAT (Davalı Taşınmazın Tesciline Muvafakat)

– TESCİLE MUVAFAKAT (İnanç Sözleşmesinden Doğan Haklardan Feragat)

– TAPU İPTALİ (İnanç Sözleşmesinden Doğan Haklardan Feragat – Tescile Muvafakat) – SATIŞ VAADİ (İnanç Sözleşmesinden Doğan Haklardan Feragat) –

818 Sa.Ka.18,213 – HUMK.438/II

Dava, biçimine uygun düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ve miras bırakan ile olan inanç ilişkisine dayalı sonradan 8 parsel sayısını alan ve davalılar adına kayıtlı taşınmazın 1/2 payının iptal ve tescili istemine ilişkindir.

1. Kayıt maliki davalı şirket, çekişme konusu taşınmazın kayıtta şirket ortaklarının ortak miras bırakanı adına tescil edilmiş iken kurulan şirkete ayın sermaye olarak verildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.

2. Davacı Kamil Kurt:
Davanın açıldığı tarihde, davalılardan şirketin ortağıdır.
Eldeki davada iddia ettiğinin aksine, daha önce açılıp kesin hükme bağlanan davada, taşınmaz malikinin, ortak miras bırakan Hüseyin Kurt olduğunu kabul etmiş ve taşınmazın ortağı olduğu davalı Kurt-Pet Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirket adına tesciline muvafakat etmiştir.
Dosyadaki belgelerden davacı Kamil Kurt’un şirket ortaklığını Yusuf Kurt’a devrettiği görülmektedir.

3. Davacı, var olsa dahi ortak miras bırakan Hüseyin Kurt’la bulunan inanç ilişkisinden doğan haklarından, taşınmazın davalı şirket adına tescilini sağlayarak şirket lehine vazgeçmiş sayılacağından; katıldığı işlemden dönerek istemde bulunamaz.

Kayıt maliki şirket hakkındaki davanın açıklanan bu nedenle reddi yerine istemin yazılı bazı gerekçelerle hüküm altına alınması doğru olmadığından karar bu nedenle bozulmalıdır.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “Tapu İptali ve Tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pendik 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.3.2007 gün ve 2006/31 E. – 2007/91 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar Emire Kurt, Birgül Şahin ve Yasemin Ağırbaş ile davalı Kurt-Pet Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 6.11.2007 gün ve 2007/8106-13604 sayılı ilamı;

(…Dava, 1.8.1978 günlü biçimine uygun düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ve miras bırakan Hüseyin Kurt ile olan inanç ilişkisine dayalı sonradan 8 parsel sayısını alan ve davalılardan Kurt-Pet Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlı taşınmazın 1/2 payının iptal ve tescili istemine ilişkindir.

Kayıt maliki davalı şirket çekişme konusu taşınmazın kayıtta şirket ortaklarının ortak miras bırakanı Hüseyin Kurt adına tescil edilmiş iken kurulan şirkete ayın sermaye olarak verildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece dava kabul edilmiştir.

Hükmü şirket ortağı olan davalılar Emire Kurt, Birgül Şahin ve Yasemin Ağırbaş ile kayıt maliki davalı Kurt-Pet Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi temyiz etmiştir.

1- Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden öncesi 237 parsel olan taşınmazın 1.8.1978 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davacı Kamil Kurt ve bir kısım davalıların ortak miras bırakanı Hüseyin Kurt’a satışının vaad edildiği bu tarihten sonra taşınmazın 15.2.1985 tarihindeki satışının Hüseyin Kurt adına yapıldığı, Hüseyin Kurt’unda davalı şirkete taşınmaz mülkiyetini devir ve temlik taahhüdünde bulunduğu, taahhüdünü yerine getirmemesi üzerine Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/337 esasında açılan dava sonucu 16.7.1996 tarihindeki kesinleşen hükümle davalı şirket adına 23.12.1996 tarihinde tapuya kayıt edildiği anlaşılmaktadır.

Davacı Kamil Kurt, davanın açıldığı 21.5.1996 tarihinde davalılardan şirketin ortağıdır. Eldeki davada iddia ettiğinin aksine Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/337 esasında açılan davada sonradan 8 parsel sayısını alan taşınmaz malikinin, ortak miras bırakan Hüseyin Kurt olduğunu kabul ederek taşınmazın ortağı olduğu davalı Kurt-Pet Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirket adına tesciline muvafakat etmiş, böylelikle taşınmazdaki ortak miras bırakan Hüseyin Kurt’un mülkiyet hakkının varlığını kabul etmiştir. Yine dosyadaki belgelerden davacı Kamil Kurt’un şirket ortaklığını Yusuf Kurt’a devrettiği görülmektedir. Böylelikle davacı, var olsa dahi ortak miras bırakan Hüseyin Kurt’la bulunan inanç ilişkisinden doğan haklarından taşınmazın davalı şirket adına tescilini sağlayarak şirket lehine vazgeçmiş sayılacağından katıldığı işlemden dönerek istemde bulunamaz. Kayıt maliki şirket hakkındaki davanın açıklanan bu nedenle reddi yerine istemin yazılı bazı gerekçelerle hüküm altına alınması doğru olmadığından karar bu nedenle bozulmalıdır.

2- Dava konusu 8 parsel sayılı taşınmaz tapuda davalı Kurt-Pet Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlıdır. Davanın kayıt maliki şirket adına yöneltilmesi ile yetinilmesi gerekirken kendilerine husumet düşmeyecek kişilere de davanın yöneltilmiş olması da açıklanan nedenle de doğru olmamıştır. Kararın bu sebeple de temyiz eden davalı gerçek kişiler yararına bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

1- Davalı Kurt-Pet Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi bakımından; Özel Dairenin bozma kararının birinci bendinde işin esası yönünden davanın reddi gerektiği açıklanarak hüküm bozulmuştur.
Yerel Mahkemece buna uyulmayarak önceki kararda direnilmiştir.
Kararın bu yönüne ilişkin olarak; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

2- Davalılar Emire Kurt, Birgül Şahin ve Yasemin Ağırbaş bakımından ise; Özel Dairece taraf sıfatı yönünden yapılan bozmaya Yerel Mahkemece uyularak yeni bir hüküm kurulduğundan, bu yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın dairesine gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: 1- Davalı Kurt-Pet Petrol Ürünleri Ticaret Limited Şirketi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA,

2- Davalılar Emire Kurt, Birgül Şahin ve Yasemin Ağırbaş yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, oybirliği ile karar verildi.

Y.H.G.K. 1.7.2009 E.2009/14-275 – K.2009/302

PicLensButton YHGK 1.7.2009 E.2009/14 275 – K.2009/302

YHGK 1.7.2009 E.2009/4-246 – K.2009/297


 YHGK 1.7.2009 E.2009/4 246 – K.2009/297

– AYIPLI MALIN DEĞİŞTİRİLMESİ (Manevi Tazminat)

– OTOMOBİLİN DEĞİŞTİRİLMESİ (Ayıplı Mal)

– ARACIN DEĞİŞTİRİLMESİ (Ayıplı Mal)

– MOTOR VE ŞANZIMAN ÜNİTESİNDE SÜREKLİ PROBLEM YAŞAMAK (Ayıplı Mal)

– TÜKETİCİNİN ONARIM VE DEĞİŞTİRME HAKKI (Ayıplı Otomobil)

– MANEVİ TAZMİNAT (Ayıplı Otomobil Satmak) –

818 Sa.Ka.194 – 4077 sa.Ka.4,13

1. Mahkemece, “…dava konusu aracın garanti kapsamı süresince aynı tür arızadan üç kez tekrarlamış olduğu, arızaların her ne kadar dayalı servisi tarafından giderilmiş olduğu bilirkişi raporunda belirtilmekte ise de davacı tüketici aynı tür arızayı ikiden fazla yapan araçtan beklediği faydayı sağlayamadığı…” gerekçesi ile ayıplı olan bu aracın davalıya iadesi ile aynı model ve tipteki bir aracın davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir.

2. Sıfır kilometrede alınan aracın, tüketiciye tesliminden önce tespit edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışılan, üretim arızası olduğu halde tüketiciye satılıp, teslim edildiği; motor kontrol ve şanzıman kontrol ünitesinde yaşanan problemler nedeniyle motor ECU’suna iki kere program yüklendiği, program yüklemelerine ve bir çok kez tamir edilmesine karşın arızaların giderilememesi üzerine de, hem motor kontrol hem de şanzıman ünitelerinin tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal halini kaybettiği gibi, tüketicinin araca duyduğu güvenin sarsılması nedeniyle araçtan beklediği yararı sağlayamadığı, daha baştan değişiklik talebi iletilmesine karşın, yasal zorunluluğa rağmen davalı yanın bu istemi yerine getirmediği; tüketicinin aracı bu şekli ile (değer düşüklüğüne ilişkin zararı giderilerek de olsa) kullanmaya zorlanamayacağı, belirgindir.

Açıklanan tüm bu olgu ve yasal düzenlemeler, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar karşısında; eldeki dava yönünden, aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme koşulları gerçekleşmiştir.

Yerel Mahkemenin, aynı hususlara dayalı direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmıştır.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “ayıplı malın değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2.Tüketici Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.10.2006 gün ve 2005/921-2006/2088 sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 10.4.2008 gün ve 2007/8375 – 2008/4912 sayılı ilamı;
“…1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- Davalının diğer temyiz itirazına gelince; davacı, davalının üreticisi olduğu otomobili, üçüncü kişiden satın aldığını, satın alma tarihinden kısa bir süre sonra aracın motor yakıt kumanda ve elektronik beyin ünitesinde arızaların ortaya çıktığını, aracın defalarca dayalı şirketin servisine götürülmesine rağmen bu ayıpların giderilmediğini belirterek aracın yenisi ile değiştirilmesini istemiştir.

Davalı ise; araçta üretim hatasının bulunmadığını, aracın kumanda cihazının yeniden programlandığını, motor ve şanzıman beyni ile debriyaj setinin değiştirildiğini ve böylece araçtaki tüm arızaların onarılarak davacının şikayetlerinin giderilmiş olduğunu savunmuştur.
Yargılama sırasında alınan bilirkişi kurul raporunda: “… .araçta başlangıçtan itibaren motor kontrol ünitesi ve şanzıman kontrol ünitesinde problem yaşandığı, bu amaçla motor ecu’ suna iki kez program yüklendiği, hem motor kontrol ünitesinin beni de şanzıman ünitesinin değiştirildiği, aracın motor arızası, çekiş ve stop etme gibi sebeplerle üç kez servise girdiği, arızaların aynı nitelikli olduğu ve aynı arızaların üç kez tekrar ettiği, meydana gelen arızaların kullanımdan kaynaklanmayan elektronik kontrol ünitesindeki imalat, montaj ya da tasarım hatasından kaynaklanabilecek arızalar olduğu dolayısı ile ayıplı olduğu, ancak aracın yapılan incelemesinde, söz konusu arızaların onarılmış olduğunun ve araçta hali hazırda arıza olmadığının anlaşıldığı bu nedenle de mevcut haliyle aracın kullanılması sırasında sürekli olarak yararlanmayı engelleyecek bir durumun bulunmadığı… yönünde görüş bildirilmiştir.

Davacı bu bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve dava açıldıktan sonra da aynı arızaların devam ettiğini, en azından değer kaybının da hesaplanması gerektiğini beyan etmiştir.
Mahkemece, “…dava konusu aracın garanti kapsamı süresince aynı tür arızadan üç kez tekrarlamış olduğu, arızaların her ne kadar dayalı servisi tarafından giderilmiş olduğu bilirkişi raporunda belirtilmekte ise de davacı tüketici aynı tür arızayı ikiden fazla yapan araçtan beklediği faydayı sağlayamadığı…” gerekçesi ile ayıplı olan bu aracın davalıya iadesi ile aynı model ve tipteki bir aracın davacıya verilmesine karar verilmiştir,
Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Tüm dosya kapsamına göre: dava konusu araçta üretim hatası bulunduğu ve yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilmiş ve böylece araç, orijinal halini kaybetmiştir. Bu durum araçta değer kaybına neden olabilir. Şu durumda mahkemece, söz konusu arızaların giderilmesi amacıyla yapılan onarımlar ve parça değişikliklerinin aracın değerinde azalmaya neden olup olmadığının araştırılması ve bu yönde uzman bilirkişilerden rapor alınması, üretim hatasının giderilmesi amacıyla yapılan parça değişimlerinin aracın değerinde azalmaya neden olduğunun saptanması halinde ise çoğun içinde az da olacağı kuralı gereği değer kaybı nedeniyle tazminata hükmedilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeden eksik inceleme ile aracın yenisi ile değiştirilmesi isteminin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; davalının diğer temyiz itirazlarının ise ilk bentte açıklanan nedenlerle reddine”.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY 4. HUKUK DAİERİS KARARI:

Dava, tüketici tarafından ithalatçı firma aleyhine açılmış olup; ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi ve manevi tazminat istemlidir.

Davacı dava dilekçesinde; aracı kullanmaya başladığından bir süre sonra elektronik aksamında sık sık ve çok çeşitli biçimlerde arızaların meydana geldiğini, bunun üzerine yapılan işlemlere ilişkin belgeleri istediğinde aracın daha “0 km” de iken ve kendisine tesliminden evvel “ECU’yu tekrar programlayınız” notuyla tamir edildiğini, imalat hatalı çıktığı halde normal satış fiyatı üzerinden ve sağlammış gibi satılıp teslim edildiğini anladığını; arızaların tekrarlaması ve belgelerin istenmesiyle durumun ortaya çıktığını, yetkili servis tarafından ünitede malzeme arızası olduğu atlanarak, sadece elektronik programlama yapılıp, arızalı aracın trafiğe çıkarıldığını; trafikte arızaların devam etmesi, kaza korkusu vs endişeleri nedeniyle aracın imalat ayıplı olduğunu, arızalarda yanlış işlemler yapıldığını ve araç değişikliği talebinde bulunduğunu, Noter vasıtasıyla davalı şirkete ihtaren bildirdiği halde, davalı şirketin de bilgi ve kabulünde olan arızalar nedeniyle bu talebi kabul etmediğini; aracın tamirinden sonra dava ve talep haklarını saklı tutarak ve tamir edilmiş aracı kabul etmediğini belirterek aracı teslim aldığını, ifadeyle dava konusu aracın yenisi ile değiştirilmesine, yaşamış olduğu sıkıntı nedeni ile 5.000,00- YTL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; aracın değiştirilmesi isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş; davalı tarafın temyizi üzerine Özel Dairece dava konusu araçta üretim hatası bulunduğu ve yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğunun anlaşıldığı; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip, araç, orijinal halini kaybettiğinden, bu durumun araçta değer kaybına neden olabileceği, bunun belirlenmesi ile tazminata hükmedilmesi, gereğine işaretle karar bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

Manevi tazminatın reddine ilişkin karar bozma dışı kalıp, kesinleşmekle; uyuşmazlık sadece ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi istemi, noktasındadır.
Dava konusu, Opel Corsa marka 1.3 DT Enjoy Easy tipi 2004 model özel otomobildir.
Aracın alım-satımına ilişkin olarak davacı ile dava dışı yetkili satıcı Erpaş A.Ş. arasında 28.8.2004 tarihli sözleşme düzenlenmiş; araç 2.9.2004 tarihinde davacı adına tescil edilmiştir. Ancak, dosyadaki belgelerden, aracın davacıya tescil tarihinden sonra 10.9.2004 tarihinde fiilen teslim edildiği, anlaşılmaktadır.

Araçta meydana gelen arızaların üretimden kaynaklandığı, aracın satışından sonra davacıya teslim edilmeden dahi bu arıza fark edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışıldığı, ancak her defasında yenilendiği, böylece, tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi unsurlarının gerçekleştiği de, uyuşmazlık konusu değildir. Arızaların davanın devamı sırasında tekrarlanması nedeniyle yargılama aşamasında dahi aracın onarıldığı belirgindir.
Diğer taraftan, davacı tarafından davalıya gönderilen 22.4.2005 tarihli ihtarla “yetkili servislere başvurduğu halde sorununun çözümlenemediği, ilgilenilmesi”; davalının olumsuz cevabı üzerine 5.5.2005 tarihli ihtarname ile de“aracın yenisi ile değiştirilmesi” istenmiştir. Bu istem davalı yanca kabul edilmeyerek, cevaben servis hizmeti vermeye hazır oldukları bildirilmiş; bunun üzerine eldeki dava açılmıştır.

Kısacası; “0 km” de alınan aracın, tüketiciye tesliminden önce tespit edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışılan, üretim arızasının bulunduğu, buna karşın tüketiciye teslim edildiği; motor kontrol ve şanzıman kontrol ünitesinde yaşanan problemler nedeniyle motor ECU’suna iki kere program yüklendiği, program yüklemelerine ve bir çok kez tamir edilmesine karşın arızaların giderilememesi üzerine de, hem motor kontrol hem de şanzıman ünitelerinin tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal halini kaybettiği; davacının aracın yenisi ile değiştirilmesi isteminin davalı yanca kabul edilmeyerek dava aşamasına gelindiği, dosya kapsamıyla sabit olduğu gibi, Yerel Mahkemenin ve Özel Dairenin de kabulündedir.

Direnme Yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; araçta meydana gelen ve üretimden kaynaklandığı belirlenen arızaların “maldan yararlanmamayı sürekli kılmasının” söz konusu olup olmadığı ve buna bağlı olarak; “malın ücretsiz yenisi ile değiştirilmesi” koşullarının bulunup bulunmadığı; aksi halde bu arızaların değer düşüklüğüne yol açıp açmadığının tespiti ile “sadece değer düşüklüğünden kaynaklanan tazminata mı hükmedilmesi” gerektiği, noktalarında toplanmaktadır.

Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Ayıplı Mal” başlıklı 4. maddesinde;

“Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.

Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir. İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı …ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. ….Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.” Denilmekte;
Aynı Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Garanti Belgesi” başlıklı 13.maddesinde ise;
“İmalatçı veya ithalatçılar ithal ettikleri veya ürettikleri sanayi malları için Bakanlıkça onaylı garanti belgesi düzenlemek zorundadır. Mala ilişkin faturanın tarih ve sayısını içeren garanti belgesinin tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi sorumluluğu satıcı, bayi veya acenteye aittir. Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve asgari iki yıldır. Ancak, özelliği nedeniyle bazı malların garanti şartları, Bakanlıkça başka bir ölçü birimi ile belirlenebilir.

Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlüdür.

Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.

Tüketicinin malı kullanım kılavuzunda yer alan hususlara aykırı kullanmasından kaynaklanan arızalar, iki ve üçüncü fıkra hükümleri kapsamı dışındadır.
Bakanlık, hangi sanayi mallarının garanti belgesi ile satılmak zorunda bulunduğunu ve bu malların arızalarının tamiri için gereken azami süreleri Türk Standartları Enstitüsünün görüşünü alarak tespit ve ilânla görevlidir.”
Hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, 14.6.2003 gün ve 25138 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14/a maddesinde;
“Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;…Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanmamayı sürekli kılması….durumlarında tüketici malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.

Satıcı, tüketicinin bu Yönetmeliğin 13 ve 14. maddelerinde belirlenen taleplerini reddedemez. Tüketicinin bu taleplerine karşı satıcı, bayii, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.”
Düzenlemesi bulunmaktadır.

Görüldüğü üzere; ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.
Tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı veya onunla birlikte sorumlu olan imalatçı, ihracatçı vs maddede sayılan sorumlular tüketicinin tercihine konu bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayii, acente, imalatçı üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.

Tüketici onarım hakkını kullanmasına karşın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 13. maddesi ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14.maddesinde belirtilen şartların oluşması halinde, aynı Kanunun 4. maddesinde sayılan diğer seçimlik haklarından birini kullanabilecektir.
Şu halde tüketici, doğrudan ücretsiz değiştirme hakkını kullanabilir. Zira, burada seçimlik hakkın kullanılmasından sonra değiştirilemeyeceği kuralının yasal bir istisnası söz konusudur.

Öte yandan, sınai mallarında (eldeki örnekte otomobilde) her satıcı yetkili servisleri eliyle satış sonrası hizmet vermek zorundadır. Yetkili servise yapılan başvuru tarihinden itibaren yapılan yapılmayan işlemler satıcının ve onunla birlikte sorumluluğu olanların sorumluluğundadır. Tüketicinin servise başvurusu üzerine aracın üretim hatasından kaynaklanan ayıbı satıcı üretici ithalatçı firma nezdinde tespit edilmiş; ancak bir işlem yapılmamışsa bundan tüketici değil, satıcı ve onunla birlikte sorumluluğu bulunanlar sorumludur.
Tüketicinin dava açana kadar hatta dava açtıktan sonra aracı kullanması satıcıyı ve onunla birlikte sorumlu olanları yasal sorumluluktan kurtarmaz.
Tüketici sözleşmeyi ayakta tutarak malın yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre malın yenisi gelene kadar elindekini iade yükümlülüğünde de değildir. Satıcı/ithalatçı firma yetkili servisine yapılan başvuru üzerine, tüketicinin tercihine göre, sorunun çözümlenmesi ile yükümlüdür.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Somut olayda; “0 km” de alınan aracın, tüketiciye tesliminden önce tespit edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışılan, üretim arızası olduğu halde tüketiciye satılıp, teslim edildiği; motor kontrol ve şanzıman kontrol ünitesinde yaşanan problemler nedeniyle motor ECU’suna iki kere program yüklendiği, program yüklemelerine ve bir çok kez tamir edilmesine karşın arızaların giderilememesi üzerine de, hem motor kontrol hem de şanzıman ünitelerinin tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal halini kaybettiği gibi, tüketicinin araca duyduğu güvenin sarsılması nedeniyle araçtan beklediği yararı sağlayamadığı, daha baştan değişiklik talebi iletilmesine karşın, yasal zorunluluğa rağmen davalı yanın bu istemi yerine getirmediği, tüketicinin bu şekilde aracı değer düşüklüğüne ilişkin zararı giderilerek de olsa kullanmaya zorlanamayacağı, belirgindir.

Açıklanan tüm bu olgu ve yasal düzenlemeler, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar karşısında; eldeki dava yönünden, aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme koşulları gerçekleşmiştir.
Yerel Mahkemenin, aynı hususlara dayalı direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.H.G.K. 1.7.2009 E.2009/4-246 – K.2009/297

PicLensButton YHGK 1.7.2009 E.2009/4 246 – K.2009/297