Etiket arşivi: 11.3.2010

Y5CD 11.3.2010 E.2010/985 – K.2010/2011


 Y5CD 11.3.2010 E.2010/985 – K.2010/2011

– Zorla Fuhuş Yaptırmak
– Fuhuş Yaptırmak (Zorla) –

CMK.299 – TCK.80, 227 – CMUK.318

Mağdure Lyudmyla`nın sanık Kemal`i teşhisle kendisine zorla fuhuş yaptıranın sanık Kemal olduğunu ifade etmesi, Fevzi tarafından kendisine fuhuş yaptırıldığına dair iddiasının da olmaması karşısında, sanık Fevzi`nin bu mağdureye zorla fuhuş yaptırdığı yolunda delil bulunmadığı ve bu suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçeyle mahkumiyet hükmü kurulması, kanuna aykırıdır.
DAVA ve KARAR:
Zorla fuhuş yaptırmak ve insan ticareti suçlarından sanıklar Fevzi ve Kemal`in yapılan yargılanmaları sonunda;
Sanıkların eyleminin zorla fuhuş yaptırmak olarak kabulü ile mahkumiyetlerine dair,
Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 22.5.2008 gün ve 2008/93 Esas – 2008/170 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay`ca incelenmesi sanıklar müdafiileri tarafından istenilmiş,
Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 25.12.2009 gün, 2009/16 sayılı kararıyla dairemizin görevsizlik kararının kaldırılarak dosyanın tevdii ile daireye gönderilmekle incelendi;
Sanığa tayin olunan cezanın türü ve miktarı karşısında koşulları bulunmadığından sanık Kemal müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK.nun 318. maddesi uyarınca reddine ve incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ KARARI:
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübut kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanıklar müdafiilerin temyiz itirazlarının reddiyle, sanık Kemal hakkında iki mağdura fuhuş yaptırmak ve sanık Fevzi`nin ise mağdur Asimova`ya fuhuş yaptırmaktan kurulan mahkumiyet hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan ONANMASINA,
Sanık Fevzi hakkında mağdure Lyudmyla`ya fuhuş yaptırmaktan kurulan hükme gelince;
Dosya içeriği, mağdure Lyudmyla`nın sanık Kemal`i teşhisle kendisine zorla fuhuş yaptıranın sanık Kemal olduğunu ifade etmesi, Fevzi tarafından kendisine fuhuş yaptırıldığına dair iddiasının da olmaması karşısında, sanık Fevzi`nin bu mağdureye zorla fuhuş yaptırdığı yolunda delil bulunmadığı ve bu suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçeyle mahkumiyet hükmü kurulması,
SONUÇ: Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan BOZULMASINA, oybirliği ile, karar verildi.
Y.5.C.D. 11.3.2010 E.2010/985 – K.2010/2011

PicLensButton Y5CD 11.3.2010 E.2010/985 – K.2010/2011

Y12HD 11.3.2010 E.2009/24095 – K.2010/5738


 Y12HD 11.3.2010 E.2009/24095 – K.2010/5738

– Bankanın 89/1 İhbarnamesinde Sorumluluğu (Borçlu Hesabının İşlemesi)
– Borçlu Hesabına 89/1 İhbarnamesi Gönderilmesi (Bankanın Sorumluluğu)
– Hacizli Banka Hesabının İşletilmesi
– Rehinli Banka Hesabının İşletilmesi

İİK.89

89/1 ihbarnamesi gönderilen banka hesabının banka nezdinde rehinli olduğu bildirildiği halde; hesap hareketlerinin sürdürüldüğü, hesaplardaki tutarların haciz ve rehinli olduğuna yönelik beyanına bankaca aykırı davranıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda 89/1 ihbarının tebliğinden sonraki borçlu lehine gerçekleştiğinden; bankanın hesap hareketleri miktarı kadar tazminatla sorumlu olması gerekir.
Mahkemece bu konuda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak 3. şahıs Garanti Bankası Kadıköy Osmanağa Şubesi Müdürlüğünün sorumlu olduğu tazminat tutarına hükmedilmek gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

DAVA ve KARAR:

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Üçüncü şahıs bankaya gönderilen 89/1 ihbarına karşı verilen cevapta dosya borçlusunun şubelerinden kullandığı gayrimenkul kredileri ve çek karnesinden doğan bankalarının sorumluluğu nedeniyle bankamıza borçlu olduğu ve bildirilen 4 adet hesaplarda bulunan tutarların bankalarına rehinli olduğu bu nedenle bankalarının rehin, takas, mahsup haklarından sonra gelmek kaydıyla 4 adet hesaplardaki tutarlar üzerine haciz işlendiği bu nedenle başkaca borçlunun bir hak ve alacağı bulunmadığı bildirilmiştir.
Mahkemece 4 ayrı hesap üzerine yaptırılan bilirkişi hesap tutarlarının banka nezdinde rehinli olduğu bildirildiği halde hesap hareketlerinin sürdürüldüğü ve “ havale geliri, eft işlemleri maaş ödemesi vergi iadesi ödemesi ve hizmet bedeli komisyon tahsilatı gibi işlemlerin ” borçlu lehine üçüncü şahıs banka tarafından sürdürülerek hesaplardaki tutarların haciz ve rehinli olduğuna yönelik beyanına bankaca aykırı davranıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda 89/1 ihbarının tebliğinden sonraki borçlu lehine gerçekleştiğinden hesap hareketleri miktarı kadar tazminatla sorumlu olması gerektiğinden mahkemece bu konuda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak 3. şahıs Garanti Bankası Kadıköy Osmanağa Şubesi Müdürlüğünün sorumlu olduğu tazminat tutarına hükmedilmek gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.12.H.D. 11.3.2010 E.2009/24095 – K.2010/5738

PicLensButton Y12HD 11.3.2010 E.2009/24095 – K.2010/5738

Y6CD 11.3.2010 E.2007/8566 – K.2010/2473


 Y6CD 11.3.2010 E.2007/8566 – K.2010/2473

– Lehe Kanun Uygulamasında Yöntem (Hırsızlık – Konut Dokunulmazlığını İhlal)
– Kazanılmış Hak (Lehe Kanun Uygulamasında)
– Hırsızlık (Zamanaşımı – Konut Dokunulmazlığını İhlal)
– Zamanaşımı (Hırsızlık)
– Konut Dokunulmazlığını İhlal (Eve Balkondan Girmek Suretiyle) –

CMK.7/2,8/1,231/5-14,253,254,303,308 – TCK.53,61, 62/1,66,67,116/1-4,2-4, 119,141,142/1-b, 142/1-c,143,145, 150 – 5252 Sa.Ka.9/3 – 5728 Sa.Ka.562 – 765 Sa.Ka.59/2, 102/4,104/1-c,104/2,492/1-son,522 – 1412 Sa.Ka.322

1. Lehe kanun uygulaması, önceki ve sonraki Ceza Yasalarının ilgili tüm hükümlerinin birbirlerine karıştırılmaksızın uygulanmasını ve her iki yasaya göre ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini teminen evrak üzerinde yapılabilir.
Ancak;
Sonraki yasa ile suçun unsurlarının veya özel hallerinin değiştirilmiş olması, cezanın, 5237 sayılı TCY`nın 61. maddesi gözetilerek tayin ve takdirinin gerekmesi, artırım ve indirim oranlarının belirlenmesinin takdiri gerekmesi, seçimlik cezalardan birinin tercihinin söz konusu olması, seçenek yaptırımların ya da cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hallerin değerlendirilmesinin gerekmesi, önceki yasanın türü veya süresi bakımından erteleme dışında bıraktığı ceza, yeni yasa tarafından erteleme kapsamına alınması gibi durumlarda, duruşma açılarak değerlendirme yapılmalıdır.
2. Hırsızlık suçu için öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre, Türk Ceza Kanununun 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirtilen 7 yıl 6 aylık genel dava zamanaşımı süresi, suç tarihi olan 27.7.2000 gününden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunduğundan; davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.
3. Eve açık olan balkon kapısından içeri girmek suretiyle hırsızlık suçunu işlediğinin anlaşılması karşısında;
Eylem hırsızlık suçunun yanı sıra, konut dokunulmazlığını bozma suçunu da oluşturur.

DAVA ve KARAR:

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ KARARI:

A- Sanıklar hakkındaki 11.7.2006 günlü hükmün temyiz incelemesinde;
Sanıkların eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 492/1-son maddesindeki hırsızlık suçu için öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre, aynı Yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirtilen 7 yıl 6 aylık genel dava zamanaşımının, suç tarihi olan 27.7.2000 gününden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar savunmalarının temyiz itirazları ile tebliğnamedeki düşünce bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkındaki açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,

B- Hükümlü … hakkındaki 17.7.2006 günlü hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince;
5252 sayılı Türk Ceza Yasası`nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa`nın 9. maddesinin üçüncü fıkrasında, lehe yasanın saptanmasında başvurulacak yöntem düzenlenmiştir.
Bu hüküm uyarınca, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya, önceki ve sonraki Ceza Yasalarının ilgili tüm hükümlerinin birbirlerine karıştırılmaksızın uygulanmasını ve her iki yasaya göre ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini gerektirmektedir.
Bu belirleme, herhangi bir inceleme, araştırma, kanıt tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmeyen; eylemin suç olmaktan çıkarılması, ceza sorumluluğunun kaldırılması ya da önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdiri gerektirmemesi gibi hallerde, evrak üzerinde yapılabilecektir.
Ancak;
Sonraki yasa ile suçun unsurlarının veya özel hallerinin değiştirilmiş olması, cezanın, 5237 sayılı TCY`nın 61. maddesi gözetilerek tayin ve takdirinin gerekmesi, artırım ve indirim oranlarının belirlenmesinin takdiri gerekmesi, seçimlik cezalardan birinin tercihinin söz konusu olması, seçenek yaptırımların ya da cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hallerin değerlendirilmesinin gerekmesi, önceki yasanın türü veya süresi bakımından erteleme dışında bıraktığı ceza, yeni yasa tarafından erteleme kapsamına alınması gibi durumlarda, duruşma açılarak değerlendirme yapılmalıdır.
İnceleme konusu karara gelince;
1- 5237 sayılı TCY`nın 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile,
765 sayılı TCY`nın 492/1-son. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, sanığın suç ortakları ile birlikte gece sayılan zaman dilimi içerisinde yakınanın kiracı olarak oturduğu apartmanın ikinci katında bulunan dairenin balkonuna kişisel çeviklik gerektirmeyecek şekilde çıkıp açık olan balkon kapısından içeri girmek suretiyle hırsızlık suçunu işlediğinin anlaşılması karşısında; eylemin 5237 sayılı Yasanın 142/1-b maddesinde belirtilen hırsızlık suçunun yanı sıra aynı Yasanın 116/1-4, 119/1-c maddesinde belirtilen konut dokunulmazlığını bozma suçunu da oluşturduğu gözetilmeden bu konuda değerlendirme yapılmaması,
5237 sayılı Yasaya göre hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozmak suçlarını oluşturan eylemleri nedeniyle uygulama yapılıp, her iki Yasaya göre denetime olanak sağlayacak şekilde uygulanan Yasa maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar ayrı ayrı tespit edilip, sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe olan yasa belirlenerek uygulama yapılması gerekirken, yazılı şekilde eksik ve denetime olanak vermeyecek biçimde hüküm kurulması,
2- Kazanılmış hakkın suçun nitelendirilmesinin yapılmasında ve uygulanan yasa maddeleri yönünden olmayıp, cezanın süresi yönünden gözetilmesi gereken bir husus olduğu, uyarlama amaçlı Yasanın yanlış yorumlanması suretiyle infaz aşamasındaki lehe uygulamaların ise kazanılmış hak oluşturmayacağı dikkate alınarak, hükümlünün eylemine uyan 765 sayılı TCY`nın 492/1-son, 522, 59/2. maddeleriyle hükümden sonra 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY`nın aynı suça uyan 142/1-b, 143, 62/1; 116/2-4, 119/1-c, 62/1, 53, ayrıca konut dokunulmazlığını bozma suçu yönünden 5271 sayılı CMK.`nun 253 ve 254. maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın türü, alt ve üst sınırları bakımından, anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3 maddeleri ışığında; her iki Yasa hükümlerinin bir bütün halinde uygulanarak lehe Yasanın belirlenip uygulanması zorunluluğu,

3- 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca, sanık yararına olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından, 5237 sayılı Yasaya göre hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozmak suçlarını oluşturan eylem nedeniyle temel cezanın ne şekilde saptanacağının belirlenmesi, suçun geceleyin işlenmesi yönünden artırım oranının takdiri ve geceleyin konut dokunulmazlığını bozma suçu yönünden uzlaşma hükümlerinin değerlendirilmesi için bireyselleştirme amacına yönelik takdir hakkının kullanılması ve önceki yasaya göre suçun yasal öğelerinde yapılan değişikliklerin tartışılması için duruşma açılması ve tüm bunların neden ve gerekçeleri gösterilerek hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,

4- Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.nun 231/5-14. maddesi uyarınca yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

SONUÇ: Bozmayı gerektirmiş, hükümlünün temyiz itirazı ile tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan neden olarak BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.6.C.D. 11.3.2010 E.2007/8566 – K.2010/2473  

PicLensButton Y6CD 11.3.2010 E.2007/8566 – K.2010/2473

Y9HD 11.3.2010 E.2008/21713 – K.2010/6562


  Y9HD 11.3.2010 E.2008/21713 – K.2010/6562

– Kıdem Tazminatı (İşyerinin Devri)
– İşyerinin Devri (Kıdem Tazminatı – İş Sözleşmesinin Feshi – Alt İşveren)
– Alt İşveren (Kıdem Tazminatı) –

TMK.599 – İK.6,120 – 1475 Sa.Ka.14

İşyeri devrinin iş ilişkisine etkileri ile işçilik alacaklarından sorumluluk bakımından taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.

İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır.

Adi ortaklardan bir ya da bazılarının hisselerini devri de sorumlulukların belirlenmesi noktasında işyeri devri olarak işlem görmelidir.

Somut olayda, asıl işveren durumunda olan Meski`den ihale ile iş alan davalı alt işverenin 31.12.2005 tarihinde ihalesinin bittiği ve yeni dönemde ihaleyi almadığı, davacı işçinin 1.1.2006 tarihi itibari ile ihaleyi alan dava dışı Hülba Tur. Gıda İnş. Tic. San. Ltd. Şt.`de çalışmasına devam ettiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, Meski ile Hülba Tur. Gıda İnş. Tic. San. Ltd. Şt. arasında asıl-alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığı araştırılarak yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda işyeri devri olduğu sonucuna ulaşılması halinde davacı işçinin işyerini devralan yeni alt işveren nezdinde çalışmasına kesintisiz olarak devam ettiği, iş akdinin sona ermediğinin kabulü gerekeceğinden feshe bağlı kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin reddi yoluna gidilmeli, aksi halde şimdiki gibi karar verilmedir.

DAVA ve KARAR:

Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, hafta tatili ücreti, genel tatil ücreti ile yemek ve servis ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. Polat tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ KARARI:

1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davalının temyizine gelince:
Davacı, dava dışı Meski`den ihale alarak işletmeye devam eden davalı işyerinde 31.12.2005 tarihine kadar çalıştığını bu tarihte iş akdinin feshedildiğini, iş akdi devam ederken tazminat hak ve alacakların mahsuben 25.6.2005 keşide tarihli 1.913.TL.`lik çek verildiğini, tahsil edildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin hüküm altına alınmasını istemiştir.

Davalı, Meski`ye ait su depolan ve pompa istasyonlarının işlerini üstlendiğini, söz konusu işin ihalesinin 1.1.2006 tarihinde başka firma (Hülba San. ve Tic. Ltd. Şt.) tarafından alınması üzerine işin yeni firma tarafından devralındığını, bu nedenle davacının kendilerinde olan çalışmasının 31.12.2005 tarihi itibari ile son bulduğunu, davacının ihaleyi yeni alan firmada çalışmasına devam ettiğini, kendileri tarafından feshin söz konusu olmadığını, isteklerin yerinde olmadığını savunmuş;

Mahkemece, davalı şirketin ihale alamaması nedeni ile işten çıkartıldığın, ihale ile işverenlerin değiştiğini, çalışmanın kesintisiz olduğu, işçilerin çalışmasına devam ettiği, sorumluluğun son davalı işverende olduğu gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı isteğinin kabulüne, karar verilmiştir.

İşyeri devrinin iş ilişkisine etkileri ile işçilik alacaklarından sorumluluk bakımından taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.

İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlarda ise, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu olduğu aynı yasanın 3. fıkrasında açıklanmış ve devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.

4857 sayılı İş Kanununun 120. maddesi hükmüne göre 1475 sayılı yasanın 14. maddesi halen yürürlükte olduğundan, kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından işyeri devirlerinde belirtilen hüküm uygulanmalıdır. Anılan hükme göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır.
İşyerini miras yoluyla intikali de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 599. maddesinde düzenlenmiş, sözü edilen hükümde mirasçıların mirasbırakanın ölümü ile mirasa bir bütün olarak hak kazanacakları açıklanmıştır.

İşyerinin önceleri gerçek kişi ya da kişilerce işletilmesinin ardından şirketleşmeye gidilmesi halinde, bu işlem de bir tür işyeri devridir. Önceki gerçek kişi olan işverenlerin devralan tüzel kişi ortakları olması bu devir ilişkisini ortadan kaldırmamaktadır (Yargıtay 9.H.D. 22.7.2008 gün 2007/ 20491 E. – 2008/21645 K.).

Aynı şekilde daha önce tüzel kişi şirket olan işverenin işyerini bir gerçek şahsa devretmesi de mümkündür. Devralanın şirketin hissedarlarından biri olması da imkan dahilindedir.
Adi ortaklardan bir ya da bazılarının hisselerini devri de sorumlulukların belirlenmesi noktasında işyeri devri olarak işlem görmelidir.

Banka veya borsa aracı kumlu işyerlerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun el koyması ise işyeri devri niteliğinde değildir. Gerçekten bu halde işyeri devredilmemekte sadece yönetime müdahale edilmektedir.

Özelleştirme işlemi sonucu kamuya ait hisselerin devri de işyeri devri olarak değerlendirilemez. Belirtilen işlemde, işyeri aynı tüzel kişilik altında faaliyetini sürdürmekte sadece kamuya ait hisselerin bir kısmı ya da tamamı el değiştirmiş olmaktadır. Bununla birlikte tamamı kamuya ait olan bir işyerinin özelleştirme işlemi sonucu başka bir işverene geçmesi işyeri devri olarak değerlendirilmelidir (Yargıtay 9.H.D. 8.7.2008 gün ve 2008/25370 E. – 2008/ 19682 K.).

İşyeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı zamanda işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkanı vermez.

İşyerinin devri işverenin yönetim hakkının son aşaması olup, işyeri devri çalışma koşullarında değişiklik anlamına da gelmez. Dairemizin kökleşmiş kararlarına göre işyeri devri işçiye haklı nedenle fesih hakkı tanımaz. İşyeri devrinin çalışma koşullarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı belirlenmelidir (Yargıtay 9.H.D. 27.10.2008 gün 2008/ 29715 E. – 2008/ 28944 K.).
Genel olarak yapılan bu açıklamaların ardından İş Hukukunda işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı yasanın 14/2. maddesinde devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesinde sözü edilen devreden işveren için 2 yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz.

O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.

Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden sorumluluk ise son işverene ait olmakla devreden işverenin bu işçilik alacaklarından sorumluluğu bulunmamaktadır. Devralan işveren ihbar tazminatı ile kullandırılmayan izin ücretlerinden tek başına sorumludur.

İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumludur.
Somut olayda, asıl işveren durumunda olan Meski`den ihale ile iş alan davalı alt işverenin 31.12.2005 tarihinde ihalesinin bittiği ve yeni dönemde ihaleyi almadığı, davacı işçinin 1.1.2006 tarihi itibari ile ihaleyi alan dava dışı Hülba Tur. Gıda İnş. Tic. San. Ltd. Şt.`de çalışmasına devam ettiği anlaşılmaktadır.

Bu şirket ile Meski arasında asıl-alt işveren ilişkisinin varlığı anlaşılamamaktadır. Öte yandan davalı tarafından iş akdinin feshedildiği yolunda delil de bulunmamaktadır. Mahkemece, Meski ile Hülba Tur. Gıda İnş. Tic. San. Ltd. Şt. arasında asıl-alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığı araştırılarak yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda işyeri devri olduğu sonucuna ulaşılması halinde davacı işçinin işyerini devralan yeni alt işveren nezdinde çalışmasına kesintisiz olarak devam ettiği, iş akdinin sona ermediğinin kabulü gerekeceğinden feshe bağlı kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin reddi yoluna gidilmeli, aksi halde şimdiki gibi karar verilmedir. Eksik inceleme ile karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.9.H.D. 11.3.2010 E.2008/21713 – K.2010/6562

PicLensButton  Y9HD 11.3.2010 E.2008/21713 – K.2010/6562