Etiket arşivi: 1986/440Karar

YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas: 1986/6-210Karar: 1986/440Karar -SAHTECİLİK-ALDATICILIK KABİLİYETİ-HAKİMİN KARAR VERME YETKİSİ

T.C. YARGITAYCeza Genel Kurulu

 

Esas: 1986/6-210Karar: 1986/440Karar Tarihi: 13.10.1986

 

ÖZET:

Sahtecilik suçlarına konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle duruşmayı yürüten ve bu konuda karar verecek hakimin yetki ve görevi içerisindedir. Hakim olayın ortaya çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alıp sahetciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamadığını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir. Ancak; bilimsel açıdan kesinlikle neden-sonuç ilişkisi kurulamayan konularda bilirkişiye başvurulabilir. Bilirkişi görüşünü de; olayın bütünlüğü içinde kanıtlara göre irdeleyip değerlendirmelidir. Olayımızda ise yerel mahkeme hakimi yukarıda yazılı hususları araştırmış, belge üzerinde bilirkişi incelemesine gerek olmadığına ilişkin yasal ve inandırcı gerekçeleri göstermiştir. Bu itibarla usul ve yasaya uygun bulunan direnme hükmünü sanığın temyiz itirazlarının reddiyle onanmasına karar verilmelidir.(765 S. K. m. 345) (647 S. K. m. 4)

 

Dava:

İftira ve evrakta satekarlık suçlarından sanıklar İhsan ve Ramazan'ın yapılan yargılamaları sonunda; İhsan'ın hükümlülüğüne, Ramazan'ın beraatine dair, (Akşehir Asliye Ceza Mahkemesi)nden verilen 29.11.1983 gün ve 50-465 sayılı hüküm,müdahil ve sanıkların temyizleri üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nce incelenerek bozulup yerine geri çevrilmiştir. 

 

İlk hükümde direnmeye ilişkin aynı mahkemeden verilen 24.5.1985 gün ve 117-184 sayılı son hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, sanık tarafından süresinde verilen dilekçeyle istenilmiş olduğundan, dosya C. Başsavcılığı'nın hükmün onanması istemini bildiren 7.4.1986 gün ve 6-7592 sayılı tebliğnamesiyle 1. Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

 

Karar:

 

İftira ve özel evrakta sahtecilikten sanık İhsan'ın TCK.nun 345, 285/1, 59; 647 sayılı Kanunu 4. maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin hükmü Özel Daire (üzerinden tahrifat yapıldığı ileri sürülen protokol (ibra) başlıklı 29.3.1982 tarihli belge üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak tahrifatın iğfal kabiliyetini haiz olup olmadığını tespit olunmadan sahtecilikten yazılı şekilde hüküm kurulması) isabetsizliğinden oybirliği ile bozulmasına karar vermiştir.

 

Yerel mahkeme ise:

 

Sanık İhsan, bir oto alım-satımı ile ilgili olarak bizzat kendisinin düzenlediği, müşteki ve tanıklar tarafından imzalanan 29.3.1982 tarihli belgeye sonradan bazı ilaveler yaparak elinde kalan ve anlaşma dışında bulunan 4 adet 15.000 liralık senetleri hükümsüz kılmış, müşteki Ramazan tarafından vadesi gelen 15.000 liralık senetler Akşehir İcra Memurluğu'na tahsile konulduğunda, sanık İhsan, Akşehir İcra Tetkik Mercii Hakimliği'ne başvurarak borca itiraz etmiş ve delil olarak tahrif ettiği 29.3.1982 tarihli bu belgeyi ibraz etmiştir. Akşehir İcra Tetkik Mercii Hakimliği'nin sanığın ibraz ettiği ve tahrif edilmiş belgeye dayanarak 28.2.1983 gün ve 982/57 esas, 1983/16 sayılı kararla itirazı varit görülerek icra takibinin durdurulmasına karar vermiştir. Böylece resmi bir merci olan İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin iğfal edilerek böyle bir karar alınabildiğine göre bu belgedeki tahrifatın iğfal kabiliyeti olup; olmadığının bilirkişiye incelettirilmesine gerek yoktur. Zira hakimliğin iğfal edilmesi, tahrifatın iğfal kabiliyeti olduğunu gösteren çok açık ve kesin bir delildir. 

 

Sanık İhsan tahrif ettiği belgeyle icra tetkik mercii hakimliğinden takibatın durdurulması yoluna karar almakla yetinmemiş, yine bu belgeye dayanarak müşteki Ramazan hakkında savcılığa emniyeti suistimal iddiası ile şikayette bulunmuş ve savcılık sanığın tahrif ettiği belgeyi delil gösterilerek Ramazan hakkında bedelsiz senet kullandığı iddiası ile 11.2.1983 gün ve 1983/85-31 sayılı iddianamesi ile Akşehir Asliye Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açmıştır. Cumhuriyet Savcılığı tahrif edilen belgeyi delil olarak değerlendirip kamu davası açmış olduğuna göre, resmi bir mercii olan C. Savcılığıda iğfal edilmiş olmaktadır. Bu nedenlerle belgenin iğfal kabiliyeti olup olmadığının bilirkişi incelemesi yaptırmak suretiyle incelenmesine gerek bulunmadığı görüş ve gerekçesiyle önceki hükümde direnmeye karar vermiştir.

 

Dosya içeriğine göre:

 

İlkokul öğretmeni olan sanık İhsan, Murat 124 Marka otusunu müşteki Ramazan ile trampa etmiştir. Sanık, müştekiye fazladan 200.000 lira verecektir üste ödeyeceği 200.000 lira için 13 adet 15.000, bir adet de 20.000 liralık bonoyu müştekiye vermiştir. Sanık bir ay sonra trampa suretiyle aldığı Opel otonun 6 silindirli olmayıp 4 silindirli olduğunu ileri sürerek anlaşmayı bozmak istemiş, müşteki sanığın otosuna 60.000 lira masraf ettiğini bildirerek 15.000 liralık 4 bonoyu iade etmemiş, diğerlerini sanığa iade etmiştir. Bu konuda tek nüsha bir ibraname düzenlemişler, ibranameyi sanık almıştır. 

 

Kendisi tarafından düzenlenen müştekinin ve sanığın imzaladığı 29.3.1982 tarihli ibranamedeki geçerli olan 5.4.1982 tarihli bonoların geçersiz olduğunu tahrifat yapmak suretiyle yazmıştır. Müşteki tarafından vadesi gelen senetler icraya konunca sanık icra takibine itirazda bulunarak senetlerin geçersiz olduğunu idida etmiş ve tahrif ettiği ibranameyide delil olarak ibraz etmiştir. Akşehir İcra Tetkik Mercii 29.2.1983 gün ve 1983/16 sayı ile itirazı yerinde görerek icra takibinin durdurulmasına karar vermiştir. 

 

Sanık ayrıca Akşehir C. Savcılığı'na bu belgeye dayanarak müşteki hakkında emniyeti suistimalden şikayette bulunmuş, müşteki hakkında C. Savcılığı'nca 11.2.1983 gün ve 1983/85-31 sayılı iddianame ile emniyeti suistimalden Akşehir Asliye Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açılmıştır. 

 

Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre:

 

Sahtecilik suçlarına konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle duruşmayı yürüten ve bu konuda karar verecek hakimin yetki ve görevi içerisindedir. Hakim olayın ortaya çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alıp sahetciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamadığını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir. 

 

Ancak; bilimsel açıdan kesinlikle neden-sonuç ilişkisi kurulamayan konularda bilirkişiye başvurulabilir. Bilirkişi görüşünü de; olayın bütünlüğü içinde kanıtlara göre irdeleyip değerlendirmelidir. 

 

Olayımızda ise yerel mahkeme hakimi yukarıda yazılı hususları araştırmış, belge üzerinde bilirkişi incelemesine gerek olmadığına ilişkin yasal ve inandırcı gerekçeleri göstermiştir. 

 

Bu itibarla usul ve yasaya uygun bulunan direnme hükmünü sanığın temyiz itirazlarının reddiyle onanmasına karar verilmelidir. 

 

Sonuç:

 

Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme hükmünün istek gibi ONANMASINA, 13.10.1986 gününde oybirliği ile karar verildi.