Etiket arşivi: 2.2.2010

Y4CD 2.2.2010 E.2009/28225 – K.2010/1616


 Y4CD 2.2.2010 E.2009/28225 – K.2010/1616

– Yargılama Giderleri (Beraat Eden Sanık)
– Beraat Veya Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı Verilmesi (Yargılama Giderleri)
– Suça Sürüklenen Çocuklar –

CMK.327

Yargılama sürecinde düzenlenen davetiye ve müzekkere giderlerinin, hakkında beraat kararı verilen kişilerin, kendi kusurundan ileri gelen giderlerden olmadığı anlaşıldığından, beraat eden suça sürüklenen çocukların yargılama giderine mahkum edilmesi hukuka aykırıdır.

DAVA ve KARAR:

Görevi yaptırmamak için direnme suçundan suça sürüklenen çocuklar Ş.. A.. ve M.. B.. B.. haklarında yapılan yargılama sonunda beraatlerine, 60.- Türk Lirası yargılama giderinin suça sürüklenen çocuklardan eşit olarak alınmasına dair Bergama Çocuk Mahkemesinin 24.7.2009 tarihli ve 2008/245 Esas – 2009/154 sayılı Kararının Adalet Bakanlığınca 9.11.2009 gün ve 2009/63070 sayılı yazısı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 8.12.2009 gün ve 2009/272069 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 327.maddesi uyarınca beraat eden kişilerin yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Gereği görüşüldü:

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ KARARI:

5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 327/1.maddesi uyarınca “Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkum edilir.”
Suça sürüklenen çocuklar Ş.. A.. ve M.. B.. B.. hakkında açılan görevliye direnme suçuna ilişkin kamu davasının yargılaması sonucunda beraatlere hükmedilmiş, dosya içinde belgelendirilmiş davetiye giderlerinden oluşan yargılama gideri olan 60.- TL.nın mahkum olan suça sürüklenen çocuk Suat Korkmaz ile yukarıda adı geçen çocuklardan eşit olarak alınmasına ve hazineye gelir kaydına karar verilmiştir.
Yargılama sürecinde düzenlenen davetiye ve müzekkere giderlerinin, hakkında beraat kararı verilen kişilerin, kendi kusurundan ileri gelen giderlerden olmadığı anlaşıldığından, beraat eden suça sürüklenen çocukların yargılama giderine mahkum edilmesi hukuka aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, yapılan açıklamalar ışığında yerinde görüldüğünden, Bergama Çocuk Mahkemesince verilip temyiz edilmemekle kesinleşen 24.7.2009 tarih ve 2008/245 esas ve 2009/154 karar sayılı kararın, 5271 sayılı CYY.nın 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.4.C.D. 2.2.2010 E.2009/28225 – K.2010/1616 

PicLensButton Y4CD 2.2.2010 E.2009/28225 – K.2010/1616

Y6HD 2.2.2010 E.2010/110 – K.2010/839


 Y6HD 2.2.2010 E.2010/110 – K.2010/839

– Taşınmaz Mülkiyetinin İntikali (İsteğe Bağlı İhale)
– Mülkiyetin İntikali (İsteğe Bağlı İhale)
– İhale (İsteğe Bağlı İhalede Mülkiyetin İntikali)
– İsteğe Bağlı İhalede Mülkiyetin İntikali (Tescil Tarihi)
– Tescil (İsteğe Bağlı İhalede Mülkiyetin İntikali) –

6570 Sa.Ka.7/d – TMK.705,1022 – BK.225/2,231,252

Davacılara yapılan isteğe bağlı ihale sonucu mülkiyet tescille geçeceğinden ve davacılar ancak tescil tarihinden sonra yeni malik olarak sözleşmenin halefi haline gelebileceklerinden mahkemece bu tarihten önceki alacaklar yönünden açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA ve KARAR:

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan itirazın iptali-tahliye davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Uyuşmazlık, kira parasının tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali, kiralananın tahliyesi ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kısmen kabulü ile itirazın 20.370.- TL. alacak ve 961.- TL. işlemiş faizi üzerinden iptaline, takibin devamına, davalının %40 icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, konusu kalmayan tahliye isteminin reddine karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili, dava dilekçesinde, davalının kiracısı olduğu kiralananın davacılar tarafından özel idarenin yaptığı ihale sonucu 11.7.2007 tarihinde satın alındığını, ihalenin 25.7.2007 tarihinde kesinleştiğini, özel idarenin de davalıya yazdığı yazı ile taşınmazın davacılara satıldığını bildirerek ihalenin kesinleşme tarihinden itibaren kira paralarının kendisine ödenmesini bildirdiğini, ancak davalının kira bedellerini davacılara ödememesi nedeniyle hakkında icra takibi yapıldığını, takibe davalının haksız şekilde itiraz ettiğini, Medeni Kanun`un 705. maddesi gereğince müvekkillerinin mülkiyeti ihalenin kesinleşmesi ile tescilden önce kazandıklarını, kaldı ki tescil işleminin eski malik özel idareye karşı açılan davada verilen yürütmenin durdurulması kararı nedeniyle geciktiğini, davalının yeni malik sıfatı ile kiralayan sıfatını kazanan davacılara kira ödemesi yapmasının gerektiğini belirterek, itirazın iptalini, takibin devamını, davalının %40`dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini ve kiralanandan tahliyesini talep etmiştir.

Davalı vekili, özel idare tarafından yapılan ihaleye karşı ihaleye giren diğer iştirakçilerin ihale süreci yönünden itirazda bulunduklarını, idare mahkemesinin de yürütmeyi durdurma kararı verdiğini, bu nedenle tescil işleminin geciktiğini, mülkiyetin kazanılmasının ancak tescil ile gerçekleşeceğini, bu nedenle müvekkilinin icra takibine konu kira paralarını düzenli şekilde özel idareye ödediğini, yeni malik davacıların mülkiyeti 23.7.2008 tarihinde üzerlerine geçirdiklerini, bundan sonra da 6570 Sayılı Yasanın 7/d maddesi gereğince hareket etmeleri gerektiğini, yapılan icra takibinin haksız ve dayanaksız olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Borçlar Kanunu`nun 225/2. maddesi ” Herkesin iştirak edebildiği ihtiyari ve aleni müzayedelerde satım, satıcının ihalesi ile münakit olur.” hükmünü içermektedir.

Madde hükmünden de açıkça anlaşıldığı üzere aleni ve herkesin katılabildiği ihtiyari artırmada satış sözleşmesi ihale memurunun veya devir edenin ihaleyi açıklaması ile kurulmuş olur. Fakat taşınmazın mülkiyeti Borçlar Kanunu`nun 231. maddesi hükmü gereği ancak tapu siciline kaydedilmekle geçer.
Türk Medeni Kanunu`nun 705. maddesi hükmü uyarınca da, kural olarak taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. Diğer yandan aynı yasanın 1022. maddesi gereğince, ayni haklar kütüğe tescil ile doğar ve bundan sonra üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale gelir.

Olayımıza gelince; icra takibinde ve davada dayanılan ve hükme esas alınan 1.6.1999 başlangıç tarihli ve üç yıl süreli kira sözleşmesi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Dava konusu taşınmaz, kiralayan Aydın İl Özel İdare Müdürlüğü tarafından 25.7.2007 tarihinde kesinleşen isteğe bağlı arttırma ile davacılara yöntemine uygun olarak satılmış ve bedeli tahsil edilmiştir. Önceki malik kiralayan il özel idaresi durumu 30.7.2007 ve 16.8.2007 tarihli yazıları ile davalıya bildirerek 1.6.2007 – 1.6.2008 yılı kirasının 18.035.36.- TL. olup satış tarihine kadar olan kısmın kendilerine ödenmesini talep etmiştir.

Davacılar da Didim İcra Müdürlüğü`nün 2008/1677 sayılı dosyası ile 1.1.2007 – 30.6.2008 arası kira parasının tahsili için davalı hakkında tahliye istemli icra takibi yapmışlardır.
Ne var ki, taşınmaz davacılar adına 23.7.2008 tarihinde tescil edilmiştir, icra takibi tescil tarihinden önceki kira paralarına yönelik olup bu dönem kirası da davalı tarafından sunulan makbuzlara göre kiralayan, özel idareye ödenmiştir. Yukarda açıklandığı üzere davacılara yapılan isteğe bağlı ihale sonucu mülkiyet tescille geçeceğinden ve davacılar ancak tescil tarihinden sonra yeni malik olarak sözleşmenin halefi haline gelebileceklerinden mahkemece bu tarihten önceki alacaklar yönünden açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.6.H.D. 2.2.2010 E.2010/110 – K.2010/839  

KARŞI OY YAZISI:

Dava, kira parasının ödenmemesi nedeniyle icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Kiraya verilen taşınmazlar il encümeninin aldığı karar sonucu 2886 sayılı Devlet İhale Yasası uyarınca yapılan ihale ile 11.7.2007 tarihinde davacılara ihale edilmiştir. Bu hali ile ihale, isteğe bağlı açık artırma niteliğindedir. Kira sözleşmesinden kaynaklanan bu davada uyuşmazlık alım satım akdinin ne zaman tamamlandığı, bu bağlamda davacıların hangi tarihten itibaren kira parasını istemeye hak kazandıkları noktasında toplanmaktadır. Bilindiği gibi isteğe bağlı artırmalar, isteğe bağlı açık artırma ve isteğe bağlı özel artırma olanak üzere ikiyi ayrılmaktadır. Olayımızda ihale isteğe bağlı açık artırma niteliğinde olduğundan satış, resmi memur huzurunda yapılan satış akdi yerine geçer ve Borçlar Kanunu 252/2. maddesi uyarınca bu ihale ile satış akdi tamamlanmış olur. Bundan sonra mülkiyetin geçmesi için gerekli tescil işlemi satım akdinin tamamlanmasının bir unsuru değildir. İsteğe bağlı özel artırmalarda ise satış ihale tarihinde değil tapuya tecil tarihinde yapılmış sayılmaktadır. Bu nedenle ihale isteğe bağlı açık artırma usulü ile gerçekleştiğinden davacılar ihale tarihinden itibaren kira paraların istemeye hak kazanmışlardır. Nitekim ihaleyi gerçekleştiren Aydın İl Özel İdaresi 30.7.2007 tarihli ihbarı ile taşınmazın davacılara satıldığını bildirmiş, 9.8.2007 tarihli yazı ile de davalıdan ihalenin sözleşmeye bağlandığı 25.7.2007 tarihine kadar ki kara parasının kendilerine ödenmesini istemiştir. Davacılardan kaynaklanmayan sebeplerle tapuya tescilin ihale tarihinden bir yıl sonra 23.7.2008 tarihinde yapılması kira sözleşmesinden kaynaklanan kira alacağını istemelerine engel teşkil etmemelidir. Belirttiğim bu nedenlerle sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyor, mahkeme kararının onanması gerektiğini düşünmüyorum.

PicLensButton Y6HD 2.2.2010 E.2010/110 – K.2010/839

Y.6.H.D. 2.2.2010 E.2009/9599 – K.2010/919


 Y.6.H.D. 2.2.2010 E.2009/9599 – K.2010/919

– Ortaklığın Giderilmesi (Arsa Değeri Ve Muhtesat Değerinin Tesbiti Ve Orantılanması)
– Ortaklığın Giderilmesinde Taraf Teşkili (Muhtesat Mülkiyetinin 3. Kişiye Ait Olması)
– Muhtesat Değerinin Tesbiti Ve Taşınmaz Değerine Orantılanması (Ortaklığın Giderilmesi)
– Muhtesat Mülkiyetinin 3. Kişiye Ait Olması (Ortaklığın Giderilmesinde Taraf Teşkili)

HUMK.244 – TMK.698,699

Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde:
1. Dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç vs. gibi bütünleyici parça (muhdesat) ve muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar (ortaklar) ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa; dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir.
Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesinde bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır.
2. Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etme ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir.

DAVA ve KARAR:

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı paydaşlığın giderilmesi davasına dair karar davacılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Uyuşmazlık bir adet taşınmazın ortaklığının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece taşınmazın satılarak ortaklığının giderilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç vs. gibi bütünleyici parça (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar (ortaklar) ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir.

Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur.

Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesinde bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır.

Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etme ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir.

Olayımıza gelince; dava konusu taşınmazın üzerinde üç adet bina bulunduğu bu binalardan bilirkişi raporunda A0 ve A1 olarak gösterilen binalarının davalıya A2 olarak gösterilen binanın ise davacılara ait olduğu konusunda herhangi bir çekişme bulunmamaktadır. Bu konuda taraflarca ittifak sağlanmıştır. Nitekim mahkemece yapılan keşif neticesi alınan bilirkişi raporunda da bina ve zemin değerleri ayrı ayrı hesaplanarak binalar yönünden ait oldukları kişi lehine oran kurulmuştur. Ne var ki bilirkişi raporu oran yönünden hatalı olup paylar toplamı 101.3`e tekabül etmektedir.

Bu durumda mahkemece dosyanın tekrar bilirkişiye tevdi ile bu yanlışlığın neden kaynaklandığı belirlenerek yukarıdaki esaslar dairesinde tekrar oran hesabı yaptırılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.6.H.D. 2.2.2010 E.2009/9599 – K.2010/919

PicLensButton Y.6.H.D. 2.2.2010 E.2009/9599 – K.2010/919

Y6HD 2.2.2010 E.2009/12362 – K.2010/827


 Y6HD 2.2.2010 E.2009/12362 – K.2010/827

– Kiracının Mecuru Süreden Önce Tahliyesi (Kiralayanın Zararı)
– Kira Süresi Sona Ermeden Sözleşmeyi Feshetme (Mecurun Aynı Şartlarla Kiraya Verilebilme Süresi)
– Mecurun Kira Sözleşmesindeki Şartlarla Yeniden Kiraya Verilebilme Süresi (Kiralayanın Zararı)
– Kiralayanın Zararı (Kiracının Akdi Süreden Önce Feshi – Mecurun Aynı Şartlarla Kiraya Verilebilme Süresi) –

6570 Sa.Ka.11 – 818 Sa.Ka.248,257

Çevredeki taşınmazların kira paraları daha düşük olsa da, makul süre kirası saptanırken taşınmazın taraflar arasındaki sözleşmedeki aynı koşullar ve kira bedeli ile yeniden ne kadar sürede kiraya verilebileceğinin araştırılması gerekir.
Taşınmazın daha düşük bedelle daha kısa sürede kiraya verilmesi doğal olmakla birlikte bu durum sözleşmeye uygun olmayıp süresinden önce tahliye sebebiyle davacı kiralayanların uğramış oldukları zararı karşılamaktan uzaktır.
Bu durumda mahkemece, sözleşmedeki aylık kira bedeli üzerinden taşınmazın yeniden ne kadar sürede kiraya verilebileceği konusu araştırılıp gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

DAVA ve KARAR:

Mahalli Mahkemesinden verilmiş bulunan kira alacağı davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacılar-davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine, belli günde davacılar vekili ve davalı vekili geldi. Hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Uyuşmazlık, 193.500.- TL. kira alacağının tahsiline ilişkindir.

Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 17.500.- TL. kira alacağının tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davalı vekilinin tüm ve davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davacı vekilinin kira alacağına ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalının kiralananda 1.11.2006 başlangıç tarihli sözleşme ile aylık 16.125.- TL. bedelle kiracı olduğunu, 20.11.2007 tarihinde keşide ettiği ihtarname ile kiralananı 2.1.2008 tarihinde tahliye edeceğini bildirdiğini, müvekkillerinin ise cevabı ihtarnameleri ile sözleşme süresinin beş yıl olup sona erdirilebilmesi için sözleşme gereği sözleşme bitiminden bir ay önce yazılı bildirimde bulunulması gerektiğini belirttiklerini, buna rağmen kiralananın 2.1.2008 tarihinde tahliye edildiğini, halen de yeniden kiraya verilemediğini, bu durumda davalının sözleşme süresinden önce tahliye etmesi nedeniyle tüm zararlardan sorumlu olacağını belirterek, 1.1.2008 tarihinden itibaren bir yıllık kira bedeli 193.500.- TL.`nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacıların talebinin haksız ve fahiş olduğunu, sözleşmeden kaynaklanan tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, henüz doğmamış kira bedellerinin istendiğini, oysa bu durumda istenebilecek kira parasının makul süre kirası olup bu konuda keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, davanın kabulüne karar verilmesi halinde davacılara kira sözleşmesi ile verilen 15.000.- TL. güvence parasının mahsubunu talep ettiklerini, davacının yüksek kira bedelleri istemesi nedeniyle taşınmazın yeniden kiraya verilememesinde davalının bir kusurunun bulunmadığını, davacıların zararın artmasına kendi eylemleri ile sebebiyet verdiklerini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Davada dayanılan ve hükme esas alınan 1.11.2006 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Sözleşmenin özel şartlar bölümü 9. maddesinde kira kontratının beş yıllık olup sözleşmenin sona ermesinden bir ay önce tarafların yazılı olarak ihtarda bulunmaması halinde sözleşmenin bir yıl daha uzamış ve yenilenmiş sayılacağı kararlaştırılmıştır. Bu şart geçerli olup tarafları bağlar.

Söz konusu düzenleme ile davalı kiracıya kira süresinin sona ermesinden önce sözleşmeyi feshetme ve kiralananı tahliye etme yetkisi tanınmasına karşın davalı kiracı 20.11.2007 keşide ve 27.11.2007 tebliğ tarihli ihtarname ile kiralananı 2.1.2008 tarihinde tahliye edeceğini davacılara bildirmiş ve belirtilen tarihte tutanakla kiralananı kiralayanlara teslim etmiştir.

Davalı kiracının kira süresi sona ermeden kira sözleşmesini tek taraflı feshederek kiralananı tahliye etmesi durumunda kural olarak kira süresinin sonuna kadar kira parasından sorumludur. Bununla birlikte davacı kiralayanın bu yerin yeniden kiralanması konusunda gayret göstermesi, böylece zararın artmasını önlemesi için kendisine düşen ödevi yapmak durumundadır.

Bu durumda davacının zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira parasından ibarettir.

Mahkemece taşınmazın ne kadar sürede yeniden kiraya verilebileceği konusunda yaptırılan bilirkişi incelemesinde bilirkişiler 13.7.2009 tarihli raporlarında kiralananın bulunduğu bölgede taşınmazların emsal kiralarının 6.700.- TL. civarında olduğunu, emsal kiralar dikkate alınmadan talepte bulunulduğunu, davacıların da gazete ilanları ile en son aylık 6.600.- TL. bedelle taşınmazı kiralamak istediklerini belirterek, aylık 6.500.- TL. kira bedeli ile taşınmazın iki aylık sürede yeniden kiraya verilebileceği konusunda görüş bildirmişlerdir.

Taraflar arasında görülen kira tespit davası ile aylık kira parası mahkeme kararı ile 1.11.2007 tarihinden itibaren 16.125.- TL. olarak tespit edilmiştir. Çevredeki taşınmazların kira paraları daha düşük olsa da yukarda açıklandığı üzere makul süre kirası saptanırken taşınmazın taraflar arasındaki sözleşmedeki aynı koşullar ve kira bedeli ile yeniden ne kadar sürede kiraya verilebileceğinin araştırılması gerekir.

Taşınmazın daha düşük bedelle daha kısa sürede kiraya verilmesi doğal olmakla birlikte bu durum sözleşmeye uygun olmayıp süresinden önce tahliye sebebiyle davacı kiralayanların uğramış oldukları zararı karşılamaktan uzaktır.

Bu durumda mahkemece aylık 16.125.- TL. kira bedeli üzerinden taşınmazın yeniden ne kadar sürede kiraya verilebileceği konusu araştırılıp gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarda BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.6.H.D. 2.2.2010 E.2009/12362 – K.2010/827  

PicLensButton Y6HD 2.2.2010 E.2009/12362 – K.2010/827

YCGK 2.2.2010 E.2009/1-238 – K.2010/16


 YCGK 2.2.2010 E.2009/1 238 – K.2010/16

– Yağma (Hırsızlık)

– Hırsızlık (Yağma)

– Gasp (Mağduru Silahıyla Yaralamak)

– Mağduru Silahıyla Yaralamak (Öldürmeye Teşebbüs – Gasp)

– Adam Öldürmeye Teşebbüs

– Ruhsatsız Silah Taşımak

– Meşru Müdafaa (Öldürmeye Teşebbüs – Konutta Gasp)

– Şiddet Sebebi (Adam Öldürmeye Teşebbüs – Konutta Gasp) –
1412 Sa.Ka.322 – CMK.231 – TCK.6/1-e,29/1,35/2, 53/1-2-3,62/1,63/1,81/1,148/1-2-3,149,150 – 765 Sa.Ka.59/2, 495/1-2, 496,497,498,499,500,501,502 – 5728 Sa.Ka.562 – 6136 Sa.Ka.13
Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, öldürmeye teşebbüs ettiği mağdurun silahını alarak olay yerinden uzaklaşan; sanığın eyleminin yağma suçunu mu, yoksa hırsızlık suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
Yağmada; hırsızlık suçunda mevcut olan unsurların yanında, fiilin cebir veya tehditle işlenmesi gerekir. Failin malı almak için mağdura karşı cebir veya tehdit kullanması yağma suçunu hırsızlıktan ayırır.
Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının biraraya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suçtur. Bu itibarla, birden çok hukuki değeri korumaktadır.
Yağma suçunda, tehdit veya cebir malın alınması veya teslimini sağlamaya yönelik olmalı, tehdit veya cebir malvarlığına karşı işlenen bu suçta araç olarak kullanılmalıdır. Başka maksatlarla kullanılmış bulunan cebir veya tehdidin etkisiyle malın alınması yağma suçunu oluşturmaz.
Yağma suçunun manevi unsuru kasttır. Bu suçun taksirle işlenmesi olanaksızdır. Failin, tehdit veya cebirle mağdurun egemenliğindeki malı aldığını bilmesi ve istemesi gerekir. Kast hem almayı hem de icbarı kapsamalıdır.
Mağdurun yaralanmasından sonra, ona ait silahın alınarak götürülmesi yağma suçunu oluşturmaz. Zira malın alınması yönünde cebir veya tehdit kullanılmadığı gibi, mağdurun yaralanmış olması ve bilahare sanık tarafından silahın götürülmesi 765 sayılı TCY.`nin 501 ve 5237 sayılı TCY.`nin 148/3. maddeleri kapsamında da değerlendirilemez.
Bu itibarla eylemin hırsızlık olarak değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
DAVA ve KARAR:
Sanık Ali`nin öldürmeye teşebbüs suçundan lehe olan 5237 sayılı TCY.`nin 81/1, 35/2, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında aynı Yasa`nın 53/1-2. maddesinin uygulanmasına, yağma suçundan lehe olan 5237 sayılı TCY.`nin 148/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında aynı Yasa`nın 53/1-2. maddesinin uygulanmasına, ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Yasa`nın 13/1, 765 sayılı TCY.`nin 59/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 366 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, tutukluluk halinin devamına, 5237 sayılı TCY.`nin 63/1. maddesi gereğince şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeni ile geçirmiş olduğu sürelerin cezasından mahsubuna, müsadereye, vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesine ilişkin, (Malatya İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)`nce yağma suçu yönünden oyçokluğu ile, diğer suçlar yönünden oybirliğiyle verilen 2.11.2006 gün ve 11-361 sayılı hüküm, sanık müdafii ve C. Savcısı tarafından sanık lehine temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen,

Yargıtay Birinci Ceza Dairesi`nce 11.11.2008 gün ve 3988-7202 sayı ile;

“1- a) Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin tayin edilen cezanın miktarı itibariyle reddine karar verilmiştir.

b) Gasp suçunda; olayın konutta meydana geldiği gözetilmeden TCK.`nın 149. maddesi yerine, aynı Kanun`un 148/1. maddesinin uygulanması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın adam öldürmeye teşebbüs, 6136 sayılı Yasa`ya muhalefet suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçlarının niteliği tayin, cezayı azaltıcı tahrike ve takdire ilişen sebeplerinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin meşru müdafaa şartlarının varlığına, teşdidin yerinde olmadığına, tahrik indiriminin daha fazla olması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

A) Adam Öldürme Suçu Yönünden;

5237 sayılı TCK.`nın 53. maddesi uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılan sanık hakkında velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından getirilen kısıtlamanın, 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca şartla salıverilme tarihine kadar geçerli olduğunun hüküm fıkrasının mahsus bölümüne eklenmesine karar verilmek suretiyle CMUK.`nın 322. maddesi gereğince düzeltilen hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi onanmasına,

B) Gasp Suçu Yönünden;

Daha önce mağdur ile aralarında çıkar ilişkisi bulunan sanığın; aralarındaki sorunu görüşmek üzere, olay sabahı mağdurun evine geldiği, konuşma sırasında çıkan tartışma sırasında, polis mağdura ait olan ve eline geçirdiği tabanca ile ateş etmek suretiyle mağduru altı yerinden yaraladığı ve daha sonra tabanca ile birlikte olay yerinden kaçtığı, ertesi gün üzerinde silahla yakalandığı olayda; silahın yağma amacıyla alındığını gösteren kesin ve yeterli kanıt bulunmadığı, eylemin hırsızlık suçunu oluşturduğu anlaşıldığı halde, hırsızlık yerine gasp suçundan hüküm kurulması,

C) 6136 Sayılı Yasa`ya Muhalefet Suçu Yönünden;

Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa`nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.`nın 231. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması” nedenleriyle bozulmuştur.

Malatya İkinci Ağır Ceza Mahkemesi`nce 9.3.2009 gün ve 405-69 sayı ile;

“Sanık, yaralamadan önce mağdura ait tabancayı ele geçirip, onu en ağır şekilde yaralayıp etkisiz hale getirdikten sonra, mağdura ait beylik tabancayı beline takmış ve olay yerinden ayrılmıştır. Sanık, ertesi gün kendisine ilişkin olayı televizyonda izlerken kahvehanede bu silahla birlikte yakalanmıştır. Sanık, silahı alıp götürdükten sonra 25 saat sonra yakalanmıştır. Olayda saikin bir önemi yoktur. Sanık olayda kullandığı tabancayı alarak 25 saat üzerinde taşımıştır. Teslim ve iade kast ve niyeti olduğuna dair herhangi bir emare de bulunmamaktadır. Sanık istese idi tabancayı emniyet veya jandarmaya ya da resmi mercilere iade edecek bir yere teslim edebilirdi. Üniversite terk eden sanığın Cumartesi ve Pazar günleri polis ve jandarmanın çalıştığını bilmemesi mümkün değildir. Ayrıca mağdur çok ağır şekilde yaralanmış ve etkisiz hale gelmiştir. Bu aşamadan sonra mağdurun bu tabanca ile sanığa zarar vermesi de mümkün değildir. Bu itibarla, sanığın bu yöndeki savunmasına katılmak mümkün değildir. Özetle ve sonuç olarak, sanık, mağduru yaraladıktan sonra ona ait 1,5 milyar lira değerindeki tabancayı alarak olay yerinden uzaklaşmış, tabancayı kendi hakimiyeti altına almış ve 25 saat süre ile üzerinde taşımıştır. Cumhuriyet Savcısı mütalaasında sanığın ruhsatsız tabanca taşıdığını kabul etmektedir. Ruhsatsız tabanca taşıma kastı bulunduğu takdirde yağma kastı bulunmadığını kabul etmek de mümkün görülmemektedir.

Böylece ve sonuç olarak, sanık, mağdura ait tabancayı alıp, bu tabanca ile mağduru yaraladıktan sonra olay yerinden uzaklaştığı, 25 saat üzerinde taşıdığı anlaşıldığından, sanığın mal edinme kastı ile hareket ettiğinin kabulü gerekmiştir. Sanık, yaralamadan önce tabancayı alıp, bu tabanca ile mağduru yaraladığı, onu etkisiz hale getirdiği, bu şekilde cebir uyguladığı gözetildiğinde, sanığın kast ve eyleminin hırsızlıktan ibaret olmayıp, yağma suçunu oluşturduğu kanaatine varılmıştır. Diğer bir anlatımla, olayda hırsızlık suçunun unsurlarının varlığı kabul edildiği takdirde, yaralamadan önce silah ele geçirildiğine göre, zor unsuru da bulunduğundan, mahkememizce önceki kararda direnilerek, sanığın, yağma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekmiştir” gerekçeleriyle yağma suçu yönünden ilk hükümde direnilmiş, 6136 sayılı Yasa`ya aykırılık suçundan ise bozma ilamına uyulmuştur.

Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığı`nın yağma suçu yönünden bozma istemli, 9.10.2009 gün ve 207056 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu`nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, öldürmeye teşebbüs ettiği mağdurun silahını alarak olay yerinden uzaklaşan sanığın eyleminin yağma suçunu mu, yoksa hırsızlık suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.

Yağma suçları, 765 sayılı TCY.`de, cürümlere ait ikinci kitabın onuncu babının, ikinci faslında düzenlenmiştir. Bu fasılda, yağma (495/1), dolaylı yağma (495/2), senedin yağması (496), 495 ve 496. maddelerde düzenlenen suçların ağırlatıcı nedenleri (497), korkutarak faydalanma (498), adam kaldırma (499), adam kaldırmada muhabere nakli (500), cebir karinesi (501) ve Ceza Kanunu`nun uygulanmasında gece vakti (502) ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.

5237 sayılı TCY.`de ise yağma suçları Özel Hükümler Kitabında, Kişilere Karşı Suçlara ilişkin ikinci kısmın malvarlığına karşı suçlar başlıklı onuncu bölümünde 148 ila 150. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

148. maddenin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında ise cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddede ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı yaptırıma bağlanmıştır.

765 sayılı TCY.`nin 502. maddesinde tanımlanan gece vakti, 5237 sayılı TCY.`nin tanımlar başlıklı 6. maddesinin 1/e bendine alınmış, 765 sayılı TCY.`nin 495/1. fıkrası ile 496. maddelerinde düzenlenen yağma 5237 sayılı Yasa`nın 148/1 ve 2. fıkralarında, 765 sayılı Yasa`nın 501. maddesindeki cebir karinesi ise 5237 sayılı Yasa`nın 148/3. fıkrasında düzenlenmiş, 765 sayılı TCY.`nin 498. maddesindeki korkutarak faydalanma, 499. maddesindeki adam kaldırma ve 500. maddedeki adam kaldırma suçlarında muhabere nakli suçlarına ise ayrı bir suç tipi olarak yer verilmemiştir.

765 sayılı TCY.`nin 495/1. maddesinde; “…menkul bir malın zilyedini veya cürüm mahallinde bulunan bir başkasını cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceği beyanı ile tehdit ederek o malı teslime yahut o malın kendi tarafından zaptına karşı sükut etmeye mecbur kılma” şeklinde tanımlanan yağma suçu; esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Yani cebri hırsızlıktır. Şu hale göre yağma; bir kimsenin menkul malını cebir, şiddet, tehdit kullanarak almaktır. Hırsızlık ile yağma cürümleri aynı ortak unsurlara malik olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur; malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.

Yağmada; hırsızlık suçunda mevcut olan unsurların yanında, fiilin cebir veya tehditle işlenmesi gerekir. Failin malı almak için mağdura karşı cebir veya tehdit kullanması yağma suçunu hırsızlıktan ayırır.

Yine aynı şekilde, basit yağma suçu, 5237 sayılı Yasa`nın 148. maddesinin 1. fıkrasında, 765 sayılı TCY.`nin 495/1. fıkrasına benzer biçimde tanımlanmıştır.

5237 sayılı TCY.`nin 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç, anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Failin isteğinin yerine getirilmemesi halinde belirli bir kötülüğün mağdura bildirilmesi şeklinde tanımlanan tehdit, anılan değerlere yönelik bir saldırı veya malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle yapılmalıdır.
765 sayılı TCY.`nin 495. maddesinin 2. fıkrasındaki “kendisini veya şerikini cezadan kurtarmak için mal sahibine veya vaka mahalline gelen başkasına cebir ve şiddet veya tehdit icra eden kişinin de yağma suçundan cezalandırılacağına” ilişkin dolaylı yağma suçuna 5237 sayılı TCY.`de yer verilmemiş olduğundan, hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, kullanılan cebir veya tehdit yağma suçunu değil, olayın gerçekleşme biçimine göre hırsızlık ve tehdit veya hırsızlık ve yaralama suçlarını oluşturabilir.
Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının biraraya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suçtur. Bu itibarla, birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan, kişi özgürlüğü, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.
Yağma suçunda, tehdit veya cebir malın alınması veya teslimini sağlamaya yönelik olmalı, tehdit veya cebir malvarlığına karşı işlenen bu suçta araç olarak kullanılmalıdır. Başka maksatlarla kullanılmış bulunan cebir veya tehdidin etkisiyle malın alınması yağma suçunu oluşturmaz.
Yağma suçunun manevi unsuru kasttır. Bu suçun taksirle işlenmesi olanaksızdır. Failin, tehdit veya cebirle mağdurun egemenliğindeki malı aldığını bilmesi ve istemesi gerekir. Kast hem almayı hem de icbarı kapsamalıdır.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI:

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Mağdur Mahmut`un M… Emniyet Müdürlüğü`nde polis memuru olarak görev yaptığı, 2004 yılı Haziran ayı içerisinde tanık Selçuk vasıtası ile sanıkla tanıştığı ve arkadaşlık kurduğu, sanığın çevreye borsa, maden, mermer alanları hususunda bilgili olduğunu yaydığı, aldığı maaşla yetinmeyen mağdurun da zengin olma hayalleri kurduğu, bu şekilde sanık ile mağdurun birlikte iş yapmaya karar verdikleri, tanık Selçuk ile mağdur Mahmut`un sanığa para verdikleri, sanığın buna karşılık mermer sahası ruhsatı alacağını söylediği, aradan uzun süre geçtiği halde bu konuda herhangi bir ilerleme olmayınca tanık ile mağdurun paralarını geri isteyip aldıkları, ancak sanık ile mağdurun görüşmeye devam ettikleri, sanığın davetli-davetsiz bekar olarak yaşayan mağdurun evine gidip kaldığı, ancak bu görüşmelerin taraflar arasında huzursuzluk ve sıkıntılar meydana getirdiği, ayrıca taraflar arasında tablo alım satımı konusunda da bir uyuşmazlık yaşandığı, olay günü sabahı da sanığın mağdurun evine geldiği, burada yeniden eski konuları konuşmaya başladıkları, ilk kimin başlattığı saptanamamakla birlikte aralarında tartışma çıktığı, çıkan tartışma sonucunda, mağdurun sanığa fiili saldırıda bulunduğu, bu esnada çıkan boğuşmada, mağdurun elindeki silahı ele geçiren sanığın, mağdura ait beylik tabanca ile mağdura ateş ettiği, bunlardan altısının mağdura isabet ettiği, mağdurun iki yaralamadan dolayı hayati tehlike geçirecek nitelikte yaralandığı, kaldırıldığı hastanede tekrar yaşama döndürüldüğü, sanığın mağdura ateş ettikten sonra suç tarihinde 1,5 milyar lira değerindeki tabancasını yanına alıp olay yerinden uzaklaştığı, 20.11.2004 günü saat:10.00 sıralarında gerçekleşen bu olayın, saat:10.15 sıralarında polis haber merkezine bildirildiği, sanığın ertesi gün saat:11.15 sıralarında kendisine ilişkin haberleri kahvehanede izlerken polis tarafından yakalandığı, böylece sanığın yaklaşık 25 saat sonra tabanca ile birlikte ele geçirildiği toplanan kanıtlardan anlaşılmaktadır.

Görüldüğü gibi, sanığın kullandığı cebir en aleyhe beyan olan katılanın 15.12.2004 tarihli anlatımı esas alındığında dahi, silahın alınmasına yönelik değildir. Yağma suçunu diğer malvarlığı değerlerine yönelik suçlardan ayıran en belirgin özellik, tehdit veya cebrin malın alınması veya teslimini sağlamaya yönelik olmasıdır. Oysa somut olayda, sanık çıkan boğuşmada ele geçirdiği silahla mağdura ateş etmek suretiyle öldürmeye teşebbüs suçunu işlemiş ve bilahare olayın heyecanına da kapılmak suretiyle silahı da alarak olay yerinden uzaklaşmıştır. Sanığın başlangıçtaki kastı kendisine yönelik saldırıyı bertaraf etmek için korunma içgüdüsüyle silahı almaya yönelik olup, olayın ileriki aşamalarında da bu kastın değiştiğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Mağdurun yaralanmasından sonra, ona ait silahın alınarak götürülmesi de yağma suçunu oluşturmaz. Zira malın alınması yönünde cebir veya tehdit kullanılmadığı gibi, mağdurun yaralanmış olması ve bilahare sanık tarafından silahın götürülmesi 765 sayılı TCY.`nin 501 ve 5237 sayılı TCY.`nin 148/3. maddeleri kapsamında da değerlendirilemez.

Bu itibarla eylemin hırsızlık olarak değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Dört Kurul Üyesi; “mağdurun etkisiz hale getirilmesinden sonra silahın alınarak götürülmesi ve yaklaşık 25 saat taşınması şeklindeki eylemin yağma suçunu oluşturduğu” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- İsabetsiz olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın, 6136 sayılı Yasa`ya aykırılık suçu yönünde incelenmek üzere, Yargıtay Birinci Ceza Dairesi`ne gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığı`na TEVDİİNE, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.C.G.K. 2.2.2010 E.2009/1-238 – K.2010/16

PicLensButton YCGK 2.2.2010 E.2009/1 238 – K.2010/16