Etiket arşivi: 24.3.2010

Y7CD 24.3.2010 E.2007/15770 – K.2010/5483


 Y7CD 24.3.2010 E.2007/15770 – K.2010/5483

– Bankalar Kanununa Muhalefet
– Banka Ve Müşterilere Ait Bilgileri Açıklama
– Banka Müşterisinin Rızası
– Banka Şubesi İle İlgili Bilgileri Açıklama –

4389 Sa.Ka.22

Şubenin eski müdürü olan sanığın; müşterilerin hesap bilgilerini, şubenin müşteri adedi ve işlem hacmi bilgilerini içeren mailler gönderdiği;
ayrıca bağlantı listesinde bulunan müşteri mail adreslerini daha sonra bağlantısını devam ettirmek için kendi mailine göndermek isterken 3. kişilerin öğrenmesine neden olacak şekilde gönderdiği;
hesap sahiplerinin rızalarının bulunmasının eylemi hukuka uygun hale getirmeyeceği, bu suretle 4389 sayılı Yasa`nın 22/9. maddesinde belirtilen atılı suçun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden;
yerinde ve yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm tesisi, yasaya aykırıdır.

DAVA ve KARAR:

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ KARARI:

Sanığın A…bank T.A.Ş. N… şubesinde özel bankacılık müşteri ilişkileri yöneticisi olarak çalıştığı,
şubenin eski müdürü olan ve İ… Bankası B…de Türkiye temsilcisi olarak görev yapan Karin`e müşterilerinden Arda, Tekin, E. Dilek ile Halil`e ait hesap bilgilerini; 20.12.2004 tarihinde T…de çalışan Gökhan adlı arkadaşına şubenin müşteri adedi ve işlem hacmi bilgilerini içeren mailler gönderdiği,
ayrıca bağlantı listesinde bulunan müşteri mail adreslerini daha sonra bağlantısını devam ettirmek için kendi mailine göndermek isterken 3. kişilerin öğrenmesine neden olacak şekilde gönderdiği,
hesap sahiplerinin rızalarının bulunmasının eylemi hukuka uygun hale getirmeyeceği, bu suretle 4389 sayılı Yasa`nın 22/9. maddesinde belirtilen atılı suçun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden yerinde ve yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm tesisi,

SONUÇ: Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.7.C.D. 24.3.2010 E.2007/15770 – K.2010/5483

PicLensButton Y7CD 24.3.2010 E.2007/15770 – K.2010/5483

YHGK 24.3.2010 E.2010/12-138 – K.2010/169


  YHGK 24.3.2010 E.2010/12 138 – K.2010/169

– İlamda Yazılı Asıl Alacak Ve Fer`İ Alacakların Ayrı Ayrı Takibe Konulması –

İİK.32

İlamda yazılı olan asıl alacak ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden tek bir takip yapılabileceği gibi ayrı ayrı takip yapılması da mümkündür. İlamda hükmedilen asıl alacak ve buna bağlı fer’i alacaklar yönünden ayrı ayrı takip yapılmasını engelleyen yasa hükmü bulunmadığından, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla; alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “Şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. İcra Hukuk Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.9.2008 gün ve 2008/922 E. – 2008/840 K. sayılı kararın incelenmesi alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 9.3.2009 gün ve 2008/24958 E. – 2009/4787 K. sayılı ilamı ile onanmış, alacaklı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine,

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13.10.2009 gün ve 10422 – 18967 sayılı ilamı;

(…Takip dayanağı Antalya 2. İdare Mahkemesi`nin 25.4.2008 tarih ve 2005/833 E. – 2008/827 K. sayılı ilamında, “240.000.- YTL. maddi, 10.000.- YTL. manevi tazminatın, 17.500.- YTL. nispi vekalet ücretinin, ayrıca toplam 13.791,90.- YTL. yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine” karar verildiği anlaşılmaktadır.

Alacaklı tarafça mahkemece hükmedilen bu kalemlerin her biri ayrı ayrı ilamlı icra takibinin konusu yapılmıştır.

Borçlu idare, ilamda hükmedilen kalemlerin üç ayrı ilamlı icra takibine konu edilmesini, mükerrer takibe sebebiyet verildiğinden dolayı şikayet konusu yapmıştır.

Dairemizin müstekar içtihatları gereği ilamda yazılı olan asıl alacak ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden tek bir takip yapılabileceği gibi ayrı ayrı takip yapılması da mümkündür.

İlamda hükmedilen asıl alacak ve buna bağlı fer’i alacaklar yönünden ayrı ayrı takip yapılmasını engelleyen yasa hükmü bulunmadığından, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla; alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.H.G.K. 24.3.2010 E.2010/12-138 – K.2010/169

PicLensButton  YHGK 24.3.2010 E.2010/12 138 – K.2010/169

Y1HD 24.3.2010 E.2010/2141 – K.2010/3279


 Y1HD 24.3.2010 E.2010/2141 – K.2010/3279

– TAPU İPTALİ DAVALARINDA HUSUMET

– TAPU İPTALİ (Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması)

– VEKALET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI (Tapu İptali – Husumet)

– HUSUMET (Tapu İptali Davalarında)

– MÜLKİYET HAKKINA DAYALI TAPU İPTALİ DAVALARI (Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması) –

TMK.2,3,1023,1024 – 818 Sa.Ka.390/2

Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) gözönünde tutulması zorunludur.

Mülkiyet hakkına dayalı tapu iptal ve tescil istekli davalar kural olarak kayıt malikine karşı açılır. Kayıt maliki ile birlikte vekil aleyhine de açılabilirse de, böyle bir zorunluluk yoktur.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, davalı ile birlikte paydaş bulundukları 184 parsel sayılı taşınmazın daha önce verdikleri vekaletname ile dava dışı İbrahim Yalçın tarafından 185 parsel ile tevhit edilip 4446 parselin oluşturulduğunu, sonrasında ifraz edilerek 4447 parselin davalı adına, 4448 parselin ise adlarına tescil edildiğini, yapılan işlemlerin bilgi ve iradeleri dışında gerçekleştirildiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile 184 parselin eski haliyle adlarına tescilini istemişlerdir.

Davalı, davacıların verdikleri vekaletname ile işlemlerin gerçekleştirildiğini, iddiaların yerinde olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalıya husumetin yöneltilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekilince süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hakimi Süleyman Yumma`nın raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, husumet yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların farklı tarihlerde düzenlenen vekâletnameler ile dava dışı İbrahim Yalçın ve Behiçhan Şamlı`yı vekil tayin ettikleri, çekişme konusu 184 parsel sayılı taşınmazın vekil tarafından tevhit ve ifraz işlemleri yapılarak 4448 parselin davacılar, 4447 parselin ise davalı adına sicil kaydının oluşturulduğu anlaşılmaktadır.

Davacılar, anılan işlemlerin bilgi ve iradeleri dışında gerçekleştirildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmışlar; mahkemece, davacıların vekalet ilişkisinden kaynaklanan davalarda dava dışı vekillere karşı talepte bulunabilecekleri, davalı kayıt malikine husumetin yöneltilemeyeceği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2. maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) gözönünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Bu durumda; mülkiyet hakkına dayalı tapu iptal ve tescil istekli davalar kural olarak kayıt malikine karşı açılır. Kayıt maliki ile birlikte vekil aleyhine de açılabilirse de, böyle bir zorunluluk yoktur.

Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

SONUÇ: Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 24.3.2010 E.2010/2141 – K.2010/3279

PicLensButton Y1HD 24.3.2010 E.2010/2141 – K.2010/3279