Etiket arşivi: 30.6.2010

YHGK 30.6.2010 E.2010/14-274 – K.2010/356

– Beyanlar Hanesine Yazılabilecek Şerhler (Devir Yapılamaz Beyanı – Mülkiyeti Taklit Edici Şerhler Konulamaz)
– Devir Yapılamaz Beyanı
– Şerhin İptali (Yasaya Aykırı Şerh – Anayasa Mahkemesi Kararının Yürürlüğü) – Anayasa Mahkemesi Kararının Yürürlük Tarihi

3226 Sa.Ka.8 – 6326 Sa.Ka.37 – 2924 Sa.Ka.7 – TMK.710, 748, 755, 997/1-2, 1000, 1012, 1020, 1027 – 3194 Sa.Ka.11, 13/c, 18 – 5335 Sa.Ka.32/1 – 3402 Sa.Ka.13/c, 19/2, 41 – 634 Sa.Ka.6/f-2, 14/2, 28/son, 47/2, 60, 61 – 3621 Sa.Ka.8, 12 – 1163 Sa.Ka.15 – 2863 Sa.Ka.7 – 82An.153/5 – Tapu Sicili Tüzüğü 4,60,61, 62,63,64,77,85 – 3083 Sa.Ka.13,24

Tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için, ya Medeni Kanunda bir hüküm olması veya özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmesi yahut Tapu Sicil Tüzüğünde bir düzenleme yapılmış olması gerekir.

Davacı tapuda yapılan resmi senetle taşınmazı kendi adına tescil ettirdikten sonra, Anayasa Mahkemesi tarafından ihalenin düzenlendiği mevzuatın Anayasa’ya aykırılığı belirlenip, ilgili hükümlerinin iptaline karar verilmiş olsa dahi, verilen bu iptal kararı geçmişe yürümeyeceğinden, davacının tamamlanmış hukuki durumunu da etkileyemeyecektir.

Böylece, taşınmazı iptal hükmünden önce tapuda adına tescil ettirmiş olan davacının edinimi de dayanaksız kalmayacağından, bu tescil yolsuz hale gelmeyecektir.

Bunun yanı sıra, gerek Türk Medeni Kanunu`nun 1012. maddesi ve gerekse Tapu Sicil Tüzüğü`nün 60. maddesi hükümleri karşısında, mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir şerhin (belirtmenin) kütüğün beyanlar sütununda gösterilmesi olanağı yoktur.

Hal böyle olunca, uyuşmazlığa konu davacıya ait taşınmazın beyanlar sütunundaki şerhin (belirtmenin) yasal dayanağı olmayıp, mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin kullanılmasını eylemli olarak ve hukuken ortadan kaldırdığı, açık biçimde yolsuz olduğu anlaşılmakla; mahkemece davacı isteminin kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya uygundur.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “Tapu kaydındaki belirtmenin terkini ve tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Karabük 2. Asliye Hukuk Mahkemesince belirtmenin terkini yönünden davanın kabulüne, tazminat yönünden ise davanın reddine dair verilen 17.2.2009 gün ve 2008/274 E. – 2009/55 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 25.6.2009 gün ve 5197 E. – 8021 K. sayılı ilamı;

(…Dava, 1090 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesindeki “Devri yapılamaz, ipotek, haciz, irtifak hakkı, rehin, teminat vesair mülkiyeti kısıtlayıcı hak ve şerh tesis edilemez” belirtmesinin terkini veşerhin varlığı sebebiyle uğranılan zararın tahsili istemleriyle açılmıştır.

Davalı, çekişmeli parselin ihaleyle davacıya satıldığını ancak ihaleye esas teşkil edecek 5335 sayılı Kanunun 32. maddesine göre çıkartılan yönetmelik hakkında idari yargıda açılan dava sonucu Anayasa Mahkemesine başvurulduğunu, Danıştay’ın da yürütmeyi durdurma kararı verdiğini, şerhin bu gelişmeler sebebiyle tapu kaydına işlendiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, şerhin terkinine ilişkin istek kabul edilmiş, tazminata yönelik talep reddedilmiştir.

Hükmü, taraflar temyiz etmiştir.

1- Gerçekten, “Beyanlar” başlıklı Türk Medeni Kanununun 1012. maddesi hükmü “Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır. Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır” şeklindedir. Yasanın sözü edilen bu hükmü uyarınca genellikle tapu kütüğüne yazılarak alenileştirilmesinde fayda umulan hukuki ilişki ve fiili durum şeklinde tarif edilen her beyanın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilme olanağı yoktur. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için ya Türk Medeni Kanununda bir hüküm olması veyaözel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmesi yahut Tapu Sicil Tüzüğünde bir düzenleme yapılmış olması gerekir. Tapu Sicil Tüzüğünün 60. maddesi hükmü gereğince de kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir.

Ne var ki; yasal düzenlemelerdeki belirsizlikler nedeniyle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü genelge ve talimatlarıyla açıklayıcı olmak koşuluyla örneğin; bina yapılamaz beyanı, yıkım kararları, uygulanamayan mahkeme ilamları, orman içi binalar gibi belirtmeler de tapunun beyanlar sütununa işaretlenebilir.

Birbirinden farklı konularda beyanlar sütununa yapılan kayıtların bazıları, üçüncü kişilerin iyiniyetini bertaraf etmeye yararken, bazıları ilgilisi yararına karine yaratır. Bazıları ise taşınmaza bağlı bir ayni hakkı ya da şahsi hakkı, bazı beyanlar da kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamaları açıklar. Bir diğer anlatımla, beyanın niteliğine göre beyana bağlanan sonuç değişmektedir (Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2004, s.204).

Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden; 5335 sayılı Kanunun 32. maddesi ile davalı TCDD. Genel Müdürlüğü’ne ait taşınmazlardan, ihtiyaç fazlası olanların satışı için TCDD. Yönetim Kurulu’na yetki tanındığı, anılan bu kanun üzerine Ulaştırma Bakanlığı’nın TCDD. İşletmesi Genel Müdürlüğüne ait taşınmazların satışı ve değerlendirilmesi hakkında yönetmelik düzenlediği, yönetmeliğin 9.11.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımından sonra TCDD. Genel Müdürlüğü tarafından açılan 12.4.2007 tarihli ihalede diğer bazı taşınmazlarla beraber 1090 ada 11 parsel sayılı taşınmazın davacıya ihale edildiği, ihalenin 22.5.2007 tarihinde onaylanarak 1090 ada 11 parselin 20.6.2006 tarihinde davacı adına tescil edildiği, bu arada dava dışı Liman-İş Sendikasının Danıştay’a başvurusu üzerine Danıştay 13. Dairesinin 7.12.2007 tarihinde taşınmaz satış ihale işleminin dayanağı olan yönetmeliğin Anayasa Mahkemesince karar verinceye kadar yürütmesinin durdurulmasına karar verdiği görülmektedir.

Somut olayda da; çekişme konusu 1090 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine 19.3.2008 tarihinde işlenen belirtmenin nedeni ileride TCDD. Yönetim Kurulu’na kanunla tanınan satış yetkisine ilişkin 5335 sayılı Kanunun 32. maddesinin ve bu kanuna göre çıkartılan Yönetmeliğin iptali durumunda TCDD. Genel Müdürlüğü tarafından mülkiyetin iadesi talebi halinde yeni bazı mülkiyet karmaşalarının önüne geçmektir. Yapılan belirtme saptanan bu durum nedeniyle Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Taşınmaz Mallar Daire Başkanlığı’nın istemesi üzerine tapuya işlenmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi tapu kaydında yer alacak beyanların amacı gayrimenkulle ilgili bazı fiili veya hukuki durumlara ya da zaten mevcut bulunan bazı haklara aleniyet sağlamaktan ibarettir. Davacıya ait taşınmazdaki “Devri yapılamaz, ipotek, haciz, irtifak hakkı, rehin, teminat ve sair mülkiyeti kısıtlayıcı hak ve şerh tesis edilemez” şeklindeki belirtme de buradaki hukuki durumu alenileştirme ve üçüncü kişileri koruma amacına yöneliktir. Diğer bir anlatımla, kamu düzenini koruma amaçlı bu hususun beyanlar sütununda gösterilmesi yasal düzenlemelere ve beyanların fonksiyonuna aykırılık oluşturmamaktadır. Mahkemece, bu yön gözardı edilerek belirtmenin terkinine ilişkin açılan davanın da reddi yerine kabulü doğru olmamış,kararın bozulması gerekmiştir.

2- Yukarıdaki bozma sebebine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesi gerekmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, tapu kütüğünün beyanlar sütunundaki belirtmenin terkini istemine ilişkindir.

Mahkemece, belirtmenin terkinine ilişkin isteğin kabulüne, tazminata yönelik talebin ise reddine karar verilmiştir. Hükmü taraf vekillerinin temyizi üzerine; Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle belirtmenin terkinine yönelik olarak kurulan hüküm bozulmuş; yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hükmü temyize taraf vekilleri getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tapu kütüğünün beyanlar sütunundaki belirtmenin terkinine gerek olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır.

I- Davalı vekilinin temyiz itirazının incelenmesinde:

Yukarıda belirtilen maddi olgular karşısında konunun hukuki boyutu ve tapu sicili hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nda (TMK.) tapu sicilinin tanımı yapılmış değildir. Ancak, TMK. 997/1. maddesindeki düzenleme ile taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicilinin tutulacağını belirtmiş; anılan maddenin ikinci fıkrasında, “tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile planlardan oluşur” demek suretiyle tapu sicilinin unsurları belirtilmiştir. Maddenin devamı üçüncü fıkrasında ise, sicilin örneği, nasıl tutulacağı ve yardımcı sicillerin tüzükle belirleneceği açıklanmıştır.

7.6.1994 tarih ve 21953 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan Tapu Sicil Tüzüğü`nün (TST.) 4. maddesinde tapu sicili tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, tapu sicili, taşınmaz mal ile üzerindeki hakların durumlarını göstermek üzere Devletin sorumluluğu altında tescil ve açıklık ilkelerine göre tutulan sicildir.

Tapu sicilinde özel mülkiyete konu taşınmazlar ile bu taşınmazlar üzerindeki aynı haklar (mülkiyet, irtifak hakları) taşınmaz yükü ile taşınmaz üzerindeki rehin hakları, sicilin bir parçası olan tapu kütüğüne tescil edilir. Her taşınmaza kütükte bir sayfa ayrılır. Kütüğün her sayfasında özel sütunlar bulunur. Bunlardan birini de, beyanlar sütunu oluşturur (TMK.m.1000) .

1.1.2002 tarihinde yürürlükten kalkan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi`nde beyan işlemi ile ilgli genel bir hüküm bulunmadığı gibi, beyan işleminin ne gibi sonuçlar doğuracağı da düzenlenmemişti. Buna karşılık, 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, bu boşluğu doldurmak üzere “Beyanlar” kenar başlığı altında 1012 nci madde hükmünü getirmiştir.

Tapu kütüğünde taşınmaza ait sahifenin beyanlar sütununa yapılacak kayıtlar hakkında TMK.1012. maddesinde;

“Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır.

Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir.

Özel kanun hükümleri saklıdır.”

şeklinde düzenleme getirilmiştir.

Getirilen bu hükümle, taşınmazın eklentilerinin ve taşınmaz mülketiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa kaydı öngörülmüş, kaydedilebilecek diğer hususlar tüzüğe bırakılarak, özel kanunlardaki beyanlar sütununa kaydedilmesi öngörülen konular da, saklı tutulmuştur.

Görüldüğü üzere, tapu kütüğünün beyanlar sütununa bir beyanın yazılabilmesi için ya TMK.`nunda bir hüküm olması veya özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmesi, yahut Tapu Sicili Tüzüğünde bir düzenleme yapılmış olması gerekir.

TMK.`nunda beyanlar sütununda gösterilebilecek diğer haklar ise, yasanın 748. maddesinde sözü edilen geçit haklarından sürekli olanlar, 755. maddedeki toprağın iyileştirilmesi işlemi yapılmak üzere taşınmaz maliklerinin alacakları kararlar, 710. maddedeki yetkili makamlarca belirlenmiş taşınmazın heyelan bölgesinde kaldığına dair beyanlardır.

Tapu Sicili Tüzüğü`nün (TST.) 60. maddesi hükmünce kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir.

TST.`nün 61. maddesi uyarınca teferruatın mülkiyet hakkı sahibinin yazılı talebi üzerine beyanlar sütununda belirtilmesi olanaklıdır. Tüzüğün 62. maddesi TMK.`nun taşınmaz mal sicilleri ile ilgili hükümlerine göre kurulmaları artık mümkün olmayan ayni hakların, 63. maddesi medeni hakların kısıtlanmasına ilişkin mahkeme kararlarının, 64. maddesi ise, işçi ve yüklenicinin işe başlama tarihi, inşaat ile ilgili sözleşmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilmesine olanak sağlamaktadır.

TMK.`nunda sözü edilen özel yasa hükümleri ve TST.`nün 60. maddesindeki düzenleme ile atıf yapılan mevzuat hükümleri incelendiğinde beyanlar sütununda nelerin yer alacağı aşağıdaki şekilde saptanmıştır.

3402 sayılı Kadasatro Kanununun 13/c maddesi uyarınca, taşınmazın tahdit ve tespiti yapılırken malikin ölü olduğu anlaşılır ve mirasçıları belirlenemezse, malik adına tespit yapılır ve malikin ölü olduğu beyanlar sütununda belirtilir. Yine aynı Yasanın 19/2. maddesine göre, taşınmaz mal üzerinde paydaşlardan birisine veya üçüncü kişiye ait muhtesat var ise, bu hususta beyanlar sütununa yazılır. 41. madde uyarınca yapılan düzeltmeler de, beyanlar sütununda gösterilecek bir diğer husustur.

21 Mart 1995 tarihli Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenileme Yönetmeliğinin 11. maddesine göre yenilemeye tabi olacak taşınmazların beyanlar sütununa yenilemeye tabi olduğu yazılır. Yenileme işlemleri yapıldıktan sonra askı ilanı süresinde kadastro yenilemeye tabi olduğu yazılır. Yenileme işlemleri yapıldıktan sonra askı ilanı süresinde kadastro mahkemesine dava açıldığında da beyanlar sütununa yenileme sebebiyle davalı olduğu belirtilir.

3194 sayılı İmar Kanununun 11. maddesi uyarınca umumi hizmetlere ayrılan, 18. maddesine göre imar düzenlemesine alınan, imar planına göre tescile tabi olan, imar sebebiyle sayfası kapatılan ve malik hanesi açık olan taşınmazların anılan nitelikleri beyanlar hanesinde gösterilir. Oluşan imar parselleri üzerinde kadasatro parselinde bulunan beyanlar da aktarılır. Yine imar sırasında uygulanan kat mülkiyeti ve imar parseli üzerindeki binaların sahipleri ve parsel üzerindeki geçici yapılar da beyanlarda yer alır.

3083 sayılı Kanunun 13. maddesindeki sulama alanlarında kalan taşınmazlar ve bu kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin 24. maddesi uyarınca toplulaştırmaya alınan taşınmazlar beyanlar hanesinde belirtilir.

2981 sayılı İmar Affı Kanununa göre de, tapu tahsis belgeleri, bu belgelerin iptaller ve kat irtifakı, kat mülkiyeti belirlemesi beyanlar sütununa yapılır.

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca, her bağımsız bölüme ait eklentiler (m.6/f.2), arsa payları, yönetim planı veya yönetim planında sonradan yapılan değişiklikler (m.28/son) ve Kat Mülkiyeti Kanunu`nun 14/2. maddesi gereğince yapılan işlemler, devremülk esasına tabi taşınmazlarda devremülk hakkı ve bunu düzenleyen sözleşmeler (m.60,61), harap olan bağımsız bölüm beyanlar hanesinde işaret edilir (m.47/2).

2924 sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine Dair Kanunun 7. maddesine göre, orman sınırı dışına çıkartılıp mülkiyeti kişilere devir edilen arazilerdeki mülkiyet takyitleri ve bu kabil bir araziyi zilyet olarak tasarruf edenlerin adları beyanlar hanesinde gösterilir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu`nun değişik 7. maddesine göre, korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenen taşınmazların bu niteliği beyanlarda yer alır.

3621 sayılı Kıyı Kanunu`nun 8 ve 12. maddesinde öngörülen kıyı şeridinde kalan parsel ve yapılan yapıların durumu beyanlar sütununa yazılır.

3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu`nun 8. maddesine göre, finansal kiralama sözleşmesine konu taşınmaz mala ilişkin sözleşmeler beyanlar sütununda gösterilir.

6326 sayılı Petrol Kanunu`nun 37. maddesine göre tasfiyehane ve boru haklarına ilişkin belirlemeler, 3303 sayılı Kanuna göre de, taşkörümü sahalarında maliklere getirilen kısıtlamalar beyanlarda yer alır.

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 15. maddesi uyarınca bir taşınmaza bağlı kooperatif ortaklığının cüz`i haleflere intikal edeceği hususu da, beyanlar hanesine yazılır.

Tapu Sicili Tüzüğünün 77 ve 85. maddeleri uyarınca yapılan işlemlerin de beyanlar hanesinde gösterilmesi olanağı vardır.

Ticaret Sicili tüzüğüne göre ticari işletme rehninin de beyanlara yazılma olanağı bulunmaktadır.

Beyanların meydana getirdiği sonuçların neler olduğunu ortaya koyacak tümüne uygulanabilecek genel bir hüküm bulmak mümkün olmadığı gibi, bu sonuçlar beyanların türüne göre değişmektedir. Bununla beraber beyanlar, bildirici niteliktedir.

Beyanlar, zaten mevcut olan eylemli ve hukuki durumu dışa yansıtır, ona açıklık ve kanıtlama kolaylığı sağlarlar (Aynı yönde Hukuk Genel Kurulu`nun 25.2.2009 gün ve 2009/5-64 E. – 89 K.sayılı ilamı). Tapu sicili kamuya açık olduğu içindir ki hiç kimse, kural olarak, beyanlar sütunundaki eylemli ve hukuki bir ilişkiyi bilmediğini iddia edemez (TMK.m.1020). Bu nedenle beyanların bir diğer sonucu ise, üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmasıdır.

Sonuç olarak; TMK.`nda öngörülmeyen, özel kanunlarda düzenlenmeyen ve Tapu Sicili Tüzüğünde yer verilmeyen bir nedenden dolayı taşınmazın mülkiyetini eylemli ve hukuki olarak kullanılmasını bertaraf edecek şekilde beyanlar sütununda belirtme yapılması işlemi, yolsuz bir işlemdir.

Dolayısıyla, bu yolsuz beyan nedeniyle oluşan kaydın, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının özüne dokunacağı, her türlü duraksamadan uzaktır.

Öte yandan, TMK.`nun 1027. maddesinde, ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memurunun tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebileceği, hükmü öngörülmüştür (Aynı yönde H.G.K.`nun 25.2.2009 gün ve 2009/5-64 E. – 89 K. sayılı ilamı).

Böylece, taşınmaz maliki açacağı dava ile tapu kaydındaki yolsuz beyanın terkinini isteyebilecektir.

Diğer taraftan, Danıştay 13. Dairesinin, 5335 Sayılı Yasa`nın 32/1. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi`ne yaptığı itiraz başvurusunun eldeki davaya etkisine gelince;

Bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarıgeçmişe etkili değildir. Söz konusu bu ilke, 1982 Anayasası`nın 153. maddesinin 5. fıkrasında; “İptal kararları geriye yürümez.” şeklinde ifade edilmiştir.

Dolayısıyla, verilen iptal kararının, tamamlanmış hukuki durum ya da olaylara etkili olacak şekilde, geçmişe dönük olarak uygulanması mümkün değildir.

Kaldı ki verilen yürütmenin durdurulması kararı D.D.Y. üzerine kayıtlı olan taşınmazlarla ilgili olup karar tarihinde nizalı taşınmaz, eldeki davanın davacısı adına kayıtlı bulunduğundan bu taşınmaz için uygulanma olanağı da yoktur.

Bunun sonucu olarak; davacının ihale suretiyle satın alıp, tapuda yapılan resmi senetle taşınmazı kendi adına tescil ettirdikten sonra, Anayasa Mahkemesi anılan yasanın ilgili hükmünün iptaline karar vermiş olsa bile, verilen iptal kararı geçmişe yürüyemeyeceğinden, davacının tamamlanmış hukuki durumunu etkileyemecektir.

Öyleyse, davacının adına kaydını sağlayan taşınmazdaki tescil, yolsuz hale gelmeyecektir.

Şu durumda, davacının satın aldığı taşınmazın mülkiyetini, yasaların elverdiği usulü takip ederek kazandığı, her türlü duraksamadan uzaktır.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taşınmaz davacı adına 20.6.2007 tarihinde usulüne uygun olarak tescil edilmekle, mülkiyet usulünce davacıya geçmiştir.

Davacı asilin, satın aldığı taşınmazın üzerine bina yapmak suretiyle üçüncü bir kişiye satmak istemesi üzerine, tapu sicil müdürlüğü anılan taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesindeki belirtmeyi gerekçe göstererek, davacının tapudaki satış isteminin reddine karar vermiştir.

Danıştay 13. Dairesinin yürütmeye durdurma kararı, taşınmazın tapuda davacı adına tescil edildiği tarihten daha sonra, 7.12.2007 tarihinde verilmiştir.

Danıştay`ın ilgili Dairesinin Anayasa Mahkemesine yaptığı itiraz başvurusu henüz sonuçlanmadığı gibi, taşınmazın davacı adına tescil edildiği tarihten sonra verilecek bir iptal kararının da, eldeki davaya bir etkisi olamayacaktır.

Gerek metni yukarda yazılan TMK.`nun 1012. ve gerekse TST.`nün 60. maddelerinden anlaşılmaktadır ki, mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilebilme olanağı yoktur.

Öyleyse, yasal dayanağı olmayan ve mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin kullanılmasını eylemli ve hukuken ortadan kaldıran taşınmazın beyanlar sütunundaki belirtme yolsuzdur.

O halde, davacıya ait taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar sütunundaki yolsuz belirtmenin terkini istemi yerinde olup; Yerel Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar usul ve yasaya uygundur.Direnme kararı bu nedenle onanmalıdır.
II- Davacı vekilinin temyiz itirazına gelince;

Davacı adına kayıtlı taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar sütunundaki belirtmenin terkini ile birlikte, bu kayıt nedeniyle uğradığı zararın tazmin edilmesini de istemiştir.

Ne varki, Özel Dairece tazminat istemine yönelik temyiz itirazları bozma nedenine göre incelenmemiş olup, oluşan yeni duruma ve kararın onanan bölümüne göre temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: I) Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA,

II) Davacı vekilinin tazminat istemine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 14. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.H.G.K. 30.6.2010 E.2010/14-274 – K.2010/356

YHGK 30.6.2010 E.2010/2-343 – K.2010/361

– Boşanma (Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Şartı)
– Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Şartı

TMK.166/1

Boşanmaya karar verilebilmesi için; evlilik birliğinin, tarafların ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsılmış olması gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Ankara 4. Aile Mahkemesince davanın “kabulüne” dair verilen 26.2.2008 gün ve 2007/1005 E. – 2008/182 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.5.2009 gün ve 2008/7984 E. –2009/9826 K. sayılı ilamı;

(…Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olması gerekir. Dinlenen tanık sözlerinden, boşanma davasından sonra da tarafların aynı evde birlikte yaşamaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Bu hal, evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını, ortak hayatın sürdürülmesinin fiilen mümkün olduğunu göstermektedir. O halde, davanın reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire Bozma Kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.H.G.K. 30.6.2010 E.2010/2-343 – K.2010/361
KARŞI OY YAZISI

Davacı kadın davalı kocası aleyhine açtığı boşanma davası evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması nedeni ile mahkemece kabul edilmiştir. Davalının temyizi üzerine Özel Daire boşanma davasından sonra da tarafların aynı evde birlikte yaşamaya devam ettikleri, bu halin evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını, ortak hayatın sürdürülmesinin fiilen mümkün olduğunu gösterdiğini, davanın reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Aşağıda açıklanan nedenlerle bozma kararına katılamıyorum:

Aralarında çıkan olaylar nedeni ile davacı kadın eldeki boşanma davasını açmıştır. Boşanma davasının açılması ile birlikte tarafların birlikte oturdukları konut ortak konut olmaktan, diğer bir anlatımla aile konutu olmaktan çıkmamaktadır. Taraflar boşanma davasına karşın bu konutu birlikte kullanmaya devam edebilirler. Aile konutunun boşanma davasının varlığına rağmen birlikte kullanılması davacının boşanmaya neden olan ve evlilik birliğini temelinden sarsan olaylara onay verdiği ve evlilik birliğini devam ettirmek niyetinde olduğunun kanıtı değildir. Bu düşünce kabul edildiği taktirde her boşanma davasının açılmasından sonra eşlerden birinin davadan önceki olaylara dayanabilmesi için ortak konutu terk etmesi gerektiği gibi bir sonuç çıkar ki bu yasanın temel ilkesine aykırıdır. Boşanma davasının açılması ile birlikte taraflardan birisi aile konutunu terk etme hakkına kavuşur,ancak bu muhakkak terk etmesi gerektiği biçiminde anlaşılmamalıdır, aksine isterse terk edebilir biçiminde yorumlanmalıdır. Özel Dairenin genel uygulaması da bu yoldadır.

Özel Daire Bozma Kararında, dava açılmadan önceki olayların aile birliğini temelinden sarstığı yolundaki yerel mahkemenin davalı temyizine rağmen bunu bozma nedeni saymamış böylelikle davadan önceki olayların boşanmaya neden olan olaylar olduğu kabul edilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle boşanmadan sonra tarafların aynı evde birlikte oturmaları davacının davadan önceki olaylara dayanmasına engel olmayacaktır. Zaten davacının barışma niyeti olsa idi eldeki davayı takip etmez veya feragat ederdi. Bu yönde bir irade beyanı olmadığına göre davacının davadan önceki olaylara dayanmaktan vazgeçtiğini söylemek mümkün değildir.

O halde boşanmaya hükmeden mahkeme kararı yerinde olup, diğer hususların incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

 

YHGK 30.6.2010 E.2010/17-307 – K.2010/357


 YHGK 30.6.2010 E.2010/17 307 – K.2010/357

– Rehinli Aracın Kaza Yapması (Dain Ve Mürtehinin Davaya Muvafakatı Zorunluluğu)
– Rehin Hakkı Sahibinin Davaya Muvafakatı Şartı (Araç Kazası)
– Kasko Sigortacısının Tazminat Sorumluluğu (Rehin Hakkı Sahibinin Davacıya Muvafakat Şartı)
– Dain Ve Mürtehinin Sıfatı

TMK.879 – TTK.1269, 1270, 1273

Kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminatın tahsili için girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin davada:

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu`nun önüne gelen uyuşmazlık; rehin hakkı sahibi dava dışı bankanın, açılan davaya muvafakatinin alınması yönünde araştırma yapılması gerekip gerekmediği, noktasındadır.

Sigorta poliçesine konu aracın dava dışı bankaya rehinli olması nedeniyle, davacı vekilince dain ve mürtehin sıfatı olan dava dışı bankadan alınan muvafakat belgesinin dosyaya sunulduğu oturum tutanağının içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda, yerel mahkemenin direnmesi usul ve yasaya uygundur.

Ne var ki, rehin hakkı sahibi dava dışı bankadan alınan muvafakatin usulüne uygun olup olmadığı hususu ile işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “İtirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 19.11.2008 gün ve 2007/579 E. – 2008/640 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 18.5.2009 gün ve 1254 E. – 3290 K. sayılı ilamı;

(“…Davacı vekili dava dilekçesinde, davalıya kasko sigortalı olan müvekkiline ait aracın park edildiği yerden çalındığını, başvuruya rağmen davalı sigorta şirketince sigorta bedelinin ödenmediğini, 35.000.00.- YTL. tazminatın fer`ileriyle birlikte tahsili için başlatılan ilamsız icra takibinin, davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek, itirazın iptaline ve %40 İcra İnkâr Tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde, icra takibinden önce müvekkili şirkete usulüne uygun bir başvuru yapılmadığını, haklı olarak takibe itiraz ettiklerini, işlemiş faiz ve icra inkâr tazminatı istenemeyeceğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile, davalının takibe vaki itirazının 31.700.00.- YTL. asıl alacak ve 7.781.46.- YTL. işlemiş faiz yönünden iptali ile takibin devamına, fazla istemin ve icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1- Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

TTK.`nun 1269. maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettiribileceği gibi, aynı Yasanın 1270. maddesi hükmü gereğince bir başkasının da rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 879. maddesi gereğince, sigorta tazminatının öncelikle rehin hakkı sahibine verilmesi veya açık muvafatının alınması gerekmektedir.

Sigorta poliçesinde ve araç tescil belgesinde dain-mürtehin olarak dava dışı Akbank T.A.Ş. Kayseri Şubesi`nin gösterildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; dain ve mürtehin sıfatı olan bankanın davanın açılmasına muvafakati olup olmadığı araştırılmalı, bankanın muvafakati sağlandığı takdirde yargılamaya devam edilerek dava sonuçlandırılmalı, aksi halde; davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

2- Bozma nedenine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenlere, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına…”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminatın tahsili için girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemenin, davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel Mahkeme, “Sigorta poliçesinde dain ve mürtehin hakkı bulunan dava dışı bankanın, sigorta bedelinin davacıya ödenmesine yönelik olarak açılan davaya muvafakatinin bulunduğuna dair belgenin davacı vekilince bozma öncesi dosyaya sunulduğu,

Yargıtay bozma ilamında açılan davaya muvafakatin usulüne uygun olmadığını veya yetersiz olduğunu belirtmediği, muvafakatin alınmasına ilişkin araştırmaya yönelik bozma yapıldığı, muvafakatin bozma öncesinde alındığı” gerekçesi ile direnme kararı vermiştir.

Hükmü temyize, davalı vekili getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu`nun önüne gelen uyuşmazlık; rehin hakkı sahibi dava dışı bankanın, açılan davaya muvafakatinin alınması yönünde araştırma yapılması gerekip gerekmediği, noktasındadır.

Dosya kapsamına göre, yerel mahkeme, sigorta poliçesine konu aracın dava dışı bankaya rehinli olması nedeniyle poliçede dain ve mürtehinin,

Türk Ticaret Kanunu`nun 1273. maddesi gereğince tazminat talebiyle açılan davaya muvafakati olup olmadığına dair yazısını sunması için 16.7.2008 tarihindeki oturumda süre verilmesi üzerine, bir sonraki oturumda davacı vekilince dain ve mürtehin sıfatı olan dava dışı bankadan alınan muvafakat belgesinin dosyaya sunulduğu oturum tutanağının içeriğinden anlaşılmaktadır.

Şu durumda, Yüksek Özel Dairenin dava dışı rehin hakkı sahibi bankanın açılan davaya muvafakatinin alınması yönünde araştırmaya yönelik bozmasına karşı, yerel mahkemenin direnmesi usul ve yasaya uygundur.

Ne var ki, rehin hakkı sahibi dava dışı bankadan alınan muvafakatin usulüne uygun olup olmadığı hususu ile işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, işin esasının incelenmesi için dosyanın 17. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, oyçokluğu ile karar verildi.

Y.H.G.K. 30.6.2010 E.2010/17-307 – K.2010/357

PicLensButton YHGK 30.6.2010 E.2010/17 307 – K.2010/357