Etiket arşivi: 6.5.2009

Y11CD 6.5.2009 E.2008/20909 – K.2009/5303


 Y11CD 6.5.2009 E.2008/20909 – K.2009/5303

– SAHTE KREDİ KARTI OLUŞTURMAK

– KREDİ KARTININ KÖTÜYE KULLANILMASI (Suça Konu Belge Dosya İçerisinde Bulundurulmadan Bilirkişinin Denetlenemeyen Raporu Doğrultusunda Karar Verilemeyeceği)

– SUÇA TEŞEBBÜSÜN ŞARTLARI

– TEŞEBBÜS

– İĞFAL KABİLİYETİ (Sahte Nüfus Cüzdanı – Takdir ve Tayininde Yetki)

– ALDATMA YETENEĞİ (Belgelerde Sahtecilik Suçları)

– BELGELERDE SAHTECİLİK SUÇLARI (Aldatma Yeteneği Şartı)

– BİLİRKİŞİNİN DENETLENEMEYEN RAPORU (Hükme Esas Alınamaz) –

5271 Sa.Ka.67,231 – TCK.245

1. Kartı veren banka yazısında, sanığın 13.9.2007 tarihinde hesap açtırarak bankamatik kartı aldığı, ancak bu kartı herhangi bir alış verişte kullanmadığı ve hesaba ait hiçbir hareket olmadığının belirtilmesi ve sanığın bu kartı kullanarak çıkar sağlamaya yönelik bir eylemde bulunduğuna dair iddia ve delil bulunmaması nedeniyle, sanığın sahte kimlikle banka kartını temin etmekten ibaret eyleminin 5237 sayılı Yasanın 245/2 maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu gözetilmeden aynı Yasanın 245/3,  35. maddeleriyle hüküm kurulması isabetsizdir.
2. Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayini hakime ait olup, adli emanette kayıtlı suça konu nüfus cüzdanı duruşmaya getirilip incelenerek özellikleri duruşma tutanağına yazılmadan ve gerekçeli kararda aldatma niteliğini taşıyıp taşımadığı tartışılmadan, ayrıca denetime olanak verecek şekilde suça konu belge dosya içerisinde de bulundurulmadan bilirkişinin denetlenemeyen raporu doğrultusunda yazılı şekilde karar verilmesi, isabetsizdir.

DAVA ve KARAR:

I- Fortisbank’tan alınan sahte kredi ve Türkiye Ekonomi Bankasından alınan banka kartının kötüye kullanılması suçlarından mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık ve müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

5237 sayılı Yasanın 245/3. maddesinde düzenlenen sahte banka kartını kullanmak suretiyle çıkar sağlama suçunun teşebbüs aşamasında kalması için suçun icra hareketlerine başlanması ve sanığın elinde olmayan engel nedenlerle sonucuna ulaşamaması gerektiği cihetle; kartı veren bankanın 13.2.2008 günlü yazısında, sanığın 13.9.2007 tarihinde hesap açtırarak bankamatik kartı aldığı, ancak bu kartı herhangi bir alış verişte kullanmadığı ve hesaba ait hiçbir hareket olmadığının belirtilmesi ve sanığın bu kartı kullanarak çıkar sağlamaya yönelik bir eylemde bulunduğuna dair iddia ve delil bulunmaması nedeniyle, Ceza Genel Kurulunun 27.5.2008 gün ve 87/150 sayılı kararında açıklandığı üzere, sanığın sahte kimlikle banka kartını temin etmekten ibaret eyleminin 5237 sayılı Yasanın 245/2 maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu gözetilmeden aynı Yasanın 245/3, 35. maddeleriyle hüküm kurulması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, 5237 sayılı TCK.nun 245/3, 43 ve 245/3, 35/2. maddeleriyle ceza verilmesi istemini içeren esas hakkındaki mütalaanın verildiği 12.5.2008 günlü oturumda hazır bulunan sanığa esas hakkında mütalaaya karşı diyeceklerinin sorulması ve sanığın da mahkum edildiği suçtan haberdar olup savunmasını yaparak önceki savunmalarını tekrarladığını belirtmesi karşısında ek savunma verilmesi gerektiğine ilişkin tebliğnamedeki düşünceye iştirak olunmamıştır.

YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ KARARI:

Daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunması nedeniyle 5728 sayılı Yasa ile değişik CMK. nun 231. maddesinin uygulanması olanağı bulunmayan sanık hakkında toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasıfları tayin, cezaları azaltıcı ve artırıcı sebeplerin nitelik ve dereceleri takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafiinin suç kastı olmadığına, fazla ceza verildiğine ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
II- Sahte nüfus cüzdanı kullanmak suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık ve müdafiinin temyiz itirazlarına gelince;
Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayini hakime ait olup, adli emanette kayıtlı suça konu nüfus cüzdanı duruşmaya getirilip incelenerek özellikleri duruşma tutanağına yazılmadan ve gerekçeli kararda aldatma niteliğini taşıyıp taşımadığı tartışılmadan, ayrıca denetime olanak verecek şekilde suça konu belge dosya içerisinde de bulundurulmadan bilirkişinin denetlenemeyen raporu doğrultusunda yazılı şekilde karar verilmesi,

SONUÇ: Yasaya aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi  BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.11.C.D. 6.5.2009 E.2008/20909 – K.2009/5303

PicLensButton Y11CD 6.5.2009 E.2008/20909 – K.2009/5303

YHGK 6.5.2009 E.2009/9-96 – K.2009/174


 YHGK 6.5.2009 E.2009/9 96 – K.2009/174

– ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİ ALT İŞVEREN KIDEM TAZMİNATI (Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisi)

– İŞ ARAMA İZNİ ÜCRETİ TEMYİZ YOLU (Müddeabihin Miktarı) –

4857 Sa.Ka.2,27 – HUMK.427, ek.4

1. Müddeabihin, yerel mahkemenin direndiği iş arama izin ücretine tekabül eden bölümü, temyiz edilebilirlik sınırı altında kaldığı için, direnme kararı kesin olup, temyizi miktar itibari ile mümkün değildir.
2. Özel Daire Bozma Kararına Göre:
Dava dilekçesinde, davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğundan bahisle 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi uyarınca birlikte sorumlu tutulmaları talep edilmiş, mahkemece kararda her iki davalı adına yer verilmiştir. Hüküm fıkrasında, hüküm altına alınan kıdem tazminatı bakımından hangi davalının ne ölçüde sorumlu olduğu açıklanmamış, birlikte sorumlu olduklarına dair bir açıklamaya da yer verilmemiştir.
Kıdem tazminatının hangi davalıdan tahsilinin gerektiği ve davalıların ne şekilde sorumlu oldukları belirtilmeden karar verilmesi hatalıdır.
3. Yeni iş arama izni vermeyen veya eksik kullandıran işveren, o süreye ait ücreti işçiye ödemekle yükümlüdür.  İşveren yeni iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırırsa, işçinin çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı ödemesi gerektiği kuralı getirilmiştir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 5. İş Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne dair verilen 4.6.4008 gün ve 2007/258 – 2008/298 sayılı kararın incelenmesi davalılardan Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 23.9.2008 gün ve 2008/30961 – 24257 sayılı ilamı;
“…1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava dilekçesinde, davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğundan bahisle 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi uyarınca birlikte sorumlu tutulmaları talep edilmiş, mahkemece kararda her iki davalı adına yer verilmiştir. Hüküm fıkrasında, hüküm altına alınan kıdem tazminatı bakımından hangi davalının ne ölçüde sorumlu olduğu açıklanmamış, birlikte sorumlu olduklarına dair bir açıklamaya yer verilmemiştir. Kıdem tazminatının hangi davalıdan tahsilinin gerektiği ve davalıların ne şekilde sorumlu oldukları belirtilmeden karar verilmesi hatalıdır.
3- Davacı işçi ihbar öneli kullandırılmasına rağmen iş arama izni verilmediğini ileri sürerek iş arama izin ücretlerinin ödetilmesini talep etmiştir. Mahkemece isteğin kabulüne karar verilmiştir.

4857 sayılı İş Kanununun 27. maddesine göre, yeni iş arama izni vermeyen veya eksik kullandıran işveren, o süreye ait ücreti işçiye ödemekle yükümlüdür. Aynı maddenin 3. fıkrasında, işveren yeni iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırırsa, işçinin çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı ödemesi gerektiği kuralı getirilmiştir.
Yeni iş arama izni, işçinin ihbar öneli içinde çalıştırıldığı günler için geçerli olur. İşçinin hafta tatili, bayram ve genel tatil izinlerini kullandığı günler için iş arama   izni verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Çalışılmayan günler için iş arama  izni verilmesi gerekmediğine göre, iş arama izin ücretine de hak kazanılamaz.

Somut olayda davalı işveren, ihbar öneli içinde yeni iş arama izinlerini kullandırdığını kanıtlayabilmiş değildir. İşçinin ihbar öneli içinde çalıştığı günler bakımından her gün için iki saat iş arama izin ücretinin hüküm altına alınması gerekir. Çalışılmayan hafta tatilleri için de iş arama izin ücreti hesaplanarak sonuca gidilmesi hatalı olup kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir…”  gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece bozma kararının üç numaralı bendine karşı önceki kararda kısmen direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

1- Asıl dava, ihbar ve kıdem tazminatı, birleşen dava ise bakiye   kıdem tazminatı ve yeni iş arama izin ücreti alacağına ilişkindir.
Yerel mahkemece, ihbar önellerine uyulduğu gerekçesiyle ihbar tazminatı talebinin reddine, kıdem tazminatı ile yeni iş arama izni kullandırılmadığı ve bu sürede davacının çalıştırıldığı gerekçesiyle iş arama izin ücreti taleplerinin kabulüne karar verilmiştir. Davalı SGK. vekili tarafından temyiz edilen karar, Özel Dairece,  metni yukarıda bulunan ilamla, davalının diğer temyiz itirazları reddedilmek suretiyle kıdem tazminatının hangi davalıdan tahsili gerektiği ve davalıların sorumluluk şeklinin belirtilmemiş olması ile iş arama izin ücreti alacağının hesaplanmasında çalışılmayan günlerin hesaba dahil edilmemesi gerektiği yönünden davalı yararına bozulmuş;  Yerel Mahkeme önceki kararının iş arama izin ücreti kısmına direnmiş,   direnme kararını davalılardan SGK. vekili temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme sırasında esasa girilmeden önce, müddeabihin miktarı itibariyle direnme kararına karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.

Belirtilmelidir ki; Yerel Mahkeme hükmü yönünden, davacının tüm, davalının bozma dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddedilmesi, hükmün o bölümünün onanması niteliğinde olduğundan ve hükmün İş Mahkemesince verilmiş olması nedeniyle karar düzeltme yolu da açık bulunmadığından kesinleşmiştir.

Yerel Mahkemenin önceki hükmü ile bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamlarına göre Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, iş arama izin ücreti noktasında toplanmakta; bilirkişi ve Yerel Mahkemece belirlenen miktarlar 1.000.- YTL.’sını aşmamakta olup hüküm altına alınan tutar ise 300.- YTL. dir.

21.7.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren 14.7.2004 tarih ve  5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”; yürürlük tarihinden sonra Yerel Mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL. olarak değiştirmiş; bu miktar, 5236 Sayılı Kanun’un 19. maddesiyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Ek 4. madde uyarınca,   sonraki yıllarda her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca  her yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranları çerçevesinde artmıştır.
Direnme kararları da dahil olmak üzere, yerel mahkemelerce kurulan hükümlerin temyizinin ve temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Daireleri ya da Hukuk Genel Kurulu`nca verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilmesinin mümkün olup olmadığı belirlenirken; temyiz ya da karar düzeltme istemi hangi karara yönelik ise, o kararın tarihinde yürürlükte bulunan   Kanun hükmü esas alınmalıdır.

Artışlar gözetildiğinde 1.1.2008 tarihinden 31.12.2008 tarihine kadar, diğer bir anlatımla eldeki davada direnme kararının verildiği  19.12.2008 tarihinde katsayı artışı sonucu uygulanması gereken kesinlik (temyiz edilebilirlik sınırı) “1.250.- YTL.”dir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu iş arama izin ücreti yönünden talep ve hüküm altına alınan tutar (300.- YTL.) yukarıda açıklanan sınırın altında bulunduğundan, direnme kararı miktar itibariyle kesin olup, anılan direnme kararına karşı temyiz yoluna gidilmesi miktar itibariyle mümkün değildir.

Belirtilen nedenlerle, davalı SGK. vekilinin temyiz dilekçesinin direnme kararına ilişkin bölümünün reddi gerekir.

2- Ne var ki temyize konu bozma ilamının iki numaralı bendinde işaret edilen “kıdem tazminatı alacağının hangi davalıdan tahsili gerektiği ve davalıların    ne şekilde sorumlu oldukları hususunun belirtilmesi” gereğine işaret eden bozma nedenine uyularak bozma doğrultusunda oluşturulan yeni hüküm  Özel Daire’since incelenmediğinden, bu yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının Özel Dairesince incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davalı SGK. vekilinin temyiz dilekçesinin direnmeye ilişkin bölümünün REDDİNE,

2- Davalı SGK. vekilinin uyulan kısım yönünden yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, oybirliği ile karar verildi.

Y.H.G.K. 6.5.2009 E.2009/9-96 – K.2009/174

PicLensButton YHGK 6.5.2009 E.2009/9 96 – K.2009/174

YHGK 6.5.2009 E.2009/4-134 – K.2009/160


 YHGK 6.5.2009 E.2009/4 134 – K.2009/160

– BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ (Yargıtay Kararının Eleştirilmesi)

– YARGITAY KARARININ ELEŞTİRİLMESİ (Basın Özgürlüğü) –

TMK.24,25 – 5187 Sa.Ka.1,3 – An.28

Dava konusu yazılarda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca önceden verilen karar eleştirilmiş, daha sonra tam tersi yönde çıkan karar haber yapılıp bununla ilgili gelişen olaylar anlatılmıştır.
Yazılar bir bütün halinde ele alındığında objektif olup, habercilik ilkelerine uygundur. Mahkemece, davanın tümden reddi gerekirken, yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasındaki “Manevi Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;   Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.9.2006 gün ve 112-303 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.1.2008 gün ve 2007/4193 E. –  2008/1019 K. sayılı ilamı;

(…Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, dava kısmen kabul edilmiştir.    Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

Davacı, 16.3.2005 günlü Hürriyet Gazetesi’nin 1. ve 21. sayfalarında yer alan “Yargı Laikliğin Bekçisi” ve “Yargıtay`da Laiklik Rövanşı” başlıklı yazılarda kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalılar, yazıların basın ilkelerine uygun ve eleştiri sınırları içinde bulunduğunu savunarak  davanın reddini istemişlerdir.

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının  1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın  Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve  25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği,   bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır.    Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Dava konusu yazılarda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca önceden verilen karar eleştirilmiş, daha sonra tam tersi yönde çıkan karar haber yapılıp bununla ilgili gelişen olaylar anlatılmıştır. Yazılar bir bütün halinde ele alındığında objektif olup, habercilik ilkelerine uygundur. Mahkemece, davanın tümden reddi gerekirken, yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY  HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara,  bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire Bozma Kararına  uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup,  bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile  direnme kararının Özel Dairenin Bozma Kararında açıklanan  nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile  karar verildi.

Y.H.G.K. 6.5.2009 E.2009/4-134 – K.2009/160

PicLensButton YHGK 6.5.2009 E.2009/4 134 – K.2009/160