Etiket arşivi: 8.3.2010

Y16HD 8.3.2010 E.2009/9310 – K.2010/1776


 Y16HD 8.3.2010 E.2009/9310 – K.2010/1776

– Tacir (Ticareti Terk Hükümlerine Muhalefet)
– Ticaret Şirketleri Müdür Veya Yetkilileri (Ticareti Terk Hükümlerine Muhalefet)
– Ticareti Terk Suçu (Ticaret Şirketleri Müdür Veya Yetkilileri)
– Adres Değişikliğinin Bildirilmemesi (Ticaret Şirketleri Müdür Veya Yetkilileri) –

İİK.44/1,337/a,349 – TTK.14,18,136

İcra ve İflas Kanunumun 44. maddesi ile getirilen hükümde, mal beyanında bulunma yükümlülüğü bulunduğunu söylemek kanunu zorlama olacaktır.
Hal böyle olunca, Türk Ticaret Kanunu`nun 136. maddesinde sayılan kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinin müdür veya yetkilileri için İcra ve İflas Kanunumun 337/a maddesinde yaptırıma bağlanan ticareti terk suçunun işlenmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken cezalandırılmasına karar verilmesi, isabetsizdir.

DAVA ve KARAR:

Ticareti terk hükümlerine muhalefet etmek suçundan sanık C. Cengiz`in İİK.`nın 337/a maddesi gereğince 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanık vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C. Başsavcılığı`nın bozma talepli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak gereği görüşüldü:

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Müşteki vekili 15.9.2008 havale tarihli şikayet dilekçesiyle, borçlu M… Kim. Kimyasal Mad. San. ve Tic. Ltd. Şti. hakkında yaptıkları takibin kesinleştiğini, şirketin müseccel adresine haciz için gidildiğinde bulunmadığını, ticareti terk edip, İİK.`nın 44. maddesi gereğince durumu ticaret siciline bildirmediğini ileri sürerek, sanığın İİK.`nın 337/a maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi talep edilmiş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda, sanığın İİK.`nın 44. maddesine göre Ticaret Sicil Memurluğu`na mal bildiriminde bulunmadan ticareti terk ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle cezalandırılmasına karar verilmiştir.

İcra ve İflas Kanunu`nun 44. maddesinin 1. fıkrasında,

“… Ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet Ticaret Sicil Memurluğu` nca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur.

İlan masraflarını ödemeyen tacir beyanda bulunmamış sayılır. “hükmü ile ticareti terk eden tacirin yapması gereken yükümlülüğü belirlenmiş, aynı Yasa`nın 337/a maddesinde ise 44. maddedeki yükümlülüğe aykırı davranmanın yaptırımı da, “Ticareti terk edenlerin cezası” başlığı altında, “44. maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikayeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.” şeklinde düzenlenmiştir.

İcra ve İflas Kanunu`nun 44. maddesindeki mükellefiyet münhasıran tacirler için öngörüldüğüne göre, uyuşmazlık, kimlerin tacir sayılacakları, bir başka anlatımla “ticaret şirketini temsile yetkili ortağın veya bu konuda yetki verilen şirket müdürünün” İcra ve İflas Kanunu`nun 44. ve 337/a maddelerinin uygulanması açısından tacir sayılıp sayılmayacaklarına ilişkindir.

Kimlerin tacir olduğu 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu`nun 14. maddesinde; “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.

Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.

Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.”

Biçiminde düzenlenmiş olup, bunun yanında ayrıca aynı Yasa`nın 18. maddesindeki,

“Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar.” hükmü ile de diğer tacir sayılanlar gösterilmiş, anılan Kanun`un 136. maddesinde de ticaret şirketlerinin nev`ilerinin; kolektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibaret olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda sayılan ticaret şirketleri yönünden Türk Ticaret Kanunundaki düzenleme incelendiğinde, bunlar için ticareti terk hususu değil, bunun yerine infisah ve tasfiyeleri öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Eş anlatımla, Türk Ticaret Kanunu`nun 136. maddesinde sayılan şirketlerde ticareti terk değil, ortaklık ilişkisi sona erdirilmektedir.

Anılan şirketlerin her biri için infisah ve tasfiye yolu ayrı ayrı gösterilmiştir. Tasfiye sırasında ticaret şirketinin alacak ve borçları belirlenir ve borçlar ödendikten sonra kalan mevcudu, esas mukavelede aksine bir hüküm olmadıkça, pay sahipleri arasında ödedikleri sermayeler ve paylara bağlı olan imtiyaz hakları nispetinde dağıtılır, tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden terkini tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep olunur. İşbu talep üzerine terkin keyfiyeti tescil ve ilan olunmakla ticaret şirketinin tüzel kişiliği sona ermiş olur. Tasfiye süreci ile tüzel kişilik sona erdirildiğinden terkin işlemi sırasında Ticaret Sicil Memurluğuma İcra ve İflas Kanunu`nun 44. maddesine göre bir mal beyanında bulunulması da söz konusu değildir. Terkin işleminden sonra ticaret şirketinden alacağı bulunduğunu iddia eden bir alacaklı, bu alacağını ancak terkin edilen ticaret şirketini yasaya göre ihyasını sağlamak suretiyle tahsil edebilecektir.

Açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde, İcra ve İflas Kanunu` nun 44. maddesi ile getirilen hükümde, mal beyanında bulunma yükümlülüğü bulunduğunu söylemek kanunu zorlama olacaktır. Hal böyle olunca, Türk Ticaret Kanunu`nun 136. maddesinde sayılan kolektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinin müdür veya yetkilileri için İcra ve İflas Kanunumun 337/a maddesinde yaptırıma bağlanan ticareti terk suçunun işlenmesi mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken cezalandırılmasına karar verilmesi,

Kabule göre de;

1- Sanığa ait nüfus kayıt örneği getirtilmeden hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,

2- Sanığa tebliğ edilen duruşma davetiyesinde İİK.`nın 349. maddesinin 5. fıkrasına uygun olarak, duruşmaya gelmediği takdirde yargılamanın yokluğunda yapılabileceğine ilişkin açıklamanın bulunmadığı gözetilmeden yokluğunda yargılama yapılarak savunma hakkının kısıtlanması,

SONUÇ: İsabetsiz olduğundan, temyiz itirazları yerinde görülmekle hükmün istem gibi BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.16.H.D. 8.3.2010 E.2009/9310 – K.2010/1776

PicLensButton Y16HD 8.3.2010 E.2009/9310 – K.2010/1776

Y16HD 8.3.2010 E.2010/28 – K.2010/1768


 Y16HD 8.3.2010 E.2010/28 – K.2010/1768

– Ticareti Terk Suçu (Terk Edilen Ticarethane Adresine Tebligat)
– Terk Edilen Ticarethane Adresine Tebligat
– Adres Değişikliğinin Bildirilmemesi (Ticareti Terk Suçu)
– Usulsüz Tebligat (Terk Edilen Ticarethane Adresine) –

İİK.44,337/a – 7201 Sa.Ka.10,35 – 82An.36 – CMK.309

Ticareti terk suçlarında, duruşma davetiyesinin ya da mahkeme kararının (Tebligat Kanunu`nun 35. maddesine göre) terk ettiği ileri sürülen adresine yapılan tebligat geçersiz olup; savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. Hal böyle olunca tespit edilecek adresine usulüne uygun olarak (Tebligat Kanunu`nun 35. maddesi dışında) duruşma davetiyesinin tebliğini müteakip yargılamaya devam edilmelidir.

DAVA ve KARAR:

Ticareti usulüne aykırı terk etmek suçundan sanık A. Hakan`ın 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu`nun 337/a maddesi uyarınca 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair, (İstanbul Dokuzuncu İcra Mahkemesi)`nin 21.7.2009 tarihli ve 2009/51-1035 sayılı kararına karşı itirazın reddine ilişkin (İstanbul İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)`nin 3.9.2009 tarihli ve 2009/865 değişik iş sayılı kararın” kapsayan dosya aleyhine Adalet Bakanlığından verilen 14.12.2009 gün ve 70455 sayılı kanun yararına bozma talebini içeren Yargıtay C. Başsavcılığı`nın 29.12.2009 gün ve KYB:2009/289746 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi,
Yargılama aşamasında sanığa gönderilen duruşmaya çağrı kağıdı 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 35. maddesine göre tebliğ edilmiş ise de, anılan maddenin uygulanabilmesi için gerekli ön şart olan kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre, daha önce yapılmış bir tebliğ işleminin bulunması veya tebliğ yapılmamış ise söz konusu Kanun`un 35. maddesinin son fıkrasında gösterilen istisnai durumlardan birinin oluşmasının gerekli olması karşısında; duruşma gününün tebliği için sanığın bilinen son adresine Tebligat Tüzüğü`nün 55/2. maddesi yollamasıyla aynı Tüzüğün 28. maddesinde adres araştırmasına yönelik olmak üzere belirtilen şekil şartları yerine getirilmeden yapılan tebligatın geçerli sayılamayacağı, bu hususun Yargıtay Onuncu Ceza Dairesi`nin 1.12.2004 tarih, 2004/20415-12070 sayılı ilamında da kabul edildiği cihetle, duruşmaya çağrı davetiyesinin usulüne uygun tebliğ edilmediği anlaşılmakla, sanığın savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle karar verildiği gözetilmeden itirazın bu yönden kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemekle, anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 309. maddesi uyarınca bozulması gereğine işaret edilmiştir.

Gereği görüşüldü:

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dosya kapsamına göre; şikayetçi, İ… Kağıt San. ve Tic. A.Ş. aleyhine icra takibinde bulunduklarını, borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine 7.11.2008 tarihinde haciz için gittiklerinde, borçlunun bu adreste bulunmadığının ve faaliyet göstermediğinin anlaşıldığını, borçlunun İİK.`nın 44. maddesine uygun beyanda bulunmadan adresi ve ticareti terk ettiğini ileri sürerek İİK.`nın 337/a maddesi gereğince cezalandırılması isteminde bulunmuş, yargılama sırasında ticaret sicili memurluğunda kayıtlı adresinde ve zabıta marifetiyle yapılan araştırmada sanığın bulunamadığı, duruşma davetiyesinin şikayete konu İstanbul Onbirinci İcra Müdürlüğü`nün 2008/24839 sayılı dosyasında tebligat yapılan adresine (ticaret sicili memurluğunda kayıtlı adres) 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesine göre 25.5.2009 tarihinde tebliğ edildiği, sanığın duruşmalara katılmadığı ve 21.7.2009 tarihli oturumda şirket yetkilisi sanığın ticareti terk suçundan dolayı İcra ve İflas Kanunu` nun 337/a maddesi uyarınca üç ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 10. maddesinin birinci fıkrasında, “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.” hükmü öngörülmüştür. Aynı Kanun`un ” Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti ” başlıklı 35. maddesinde ise, muhatabın adresini değiştirmesi halinde tebligatın ne şekilde yapılacağı düzenlenmiştir.
Buna göre muhatap, kendisine veya muhatabın adresinde tebligat yapılabilecek kimselerden birine usulüne uygun olarak tebligat yapıldıktan sonra adresini değiştirirse, yeni adresini hemen tebliği yaptırmış olan yargı merciine bildirmek zorundadır. Bu mecburiyeti yerine getirmiş olan muhataba, bundan sonra tebligat yapılması gerekirse, tebliğ bildirmiş olduğu yeni adresine yapılır.
Muhatabın yeni adresini bildirmemiş olması halinde ise; tebliğ memuru, muhatabın yeni adresini tespit edemezse, tebliğ evrakını bunu çıkaran mercie iade eder.
Bu mercie muhatabın yeni adresi bir diğer ilgili tarafından bildirilirse, tebliğ evrakı bu bildirilen yeni adrese gönderilir.
Tebliğ evrakı kendisine iade edilen mercie muhatabın yeni adresinin kimse tarafından bildirilmemesi halinde, bu merci, ayrıca soruşturma yapmaksızın, tebliğ olunacak evrakın özel örneğe göre düzenlenecek bir nüshasını (Tebligat Nizamnamesi 6 no`lu örnek) eski adrese ait kapıya, diğer nüshasını da kendi divanhanesine astırır. Muhatabın eski adresinin kapısına asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.
Bu noktada, Tebligat Kanunu`nun 35. ve Tebligat Nizamnamesi m.55`de yazılı merasim yerine getirilmeden yapılan tebligat usulsüzdür. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, 5. Cilt, s. 5526).
Somut olayda, İstanbul Onbirinci İcra Müdürlüğü`nün 2008/24839 esas sayılı dosyasında, ödeme emrinin ticaret sicili memurluğundaki kayıtlı adresinde bulunamaması nedeniyle 6.2.2009 tarihinde Tebligat Kanunu`nun 35. maddesine göre tebliğ edildiği, borçlu şirketin ticaret sicili memurluğunda kayıtlı bulunan adresinin, bilinen en son adresi olduğu; takibin açılmasından ve ödeme emirlerinin gönderilmesinden önce borçlu tarafından ticaret sicil memurluğuna, tebliğ merciine ya da alacaklıya adres değişikliğine dair bir bildirim de yapılmadığı anlaşılmakla, Tebligat Kanunu`nun 35. maddesi uyarınca borçlunun ticaret sicili memurluğunda kayıtlı adresinde yapılan tebliğ işlemi usulüne uygun ise de, sanığın üzerine atılı ticareti terk suçunun özelliği dikkate alındığında, duruşma davetiyesinin usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini kabul etmek doğru olmayacaktır. Ticareti terk ettiği ileri sürülen adrese Tebligat Kanunu`nun 35. maddesine göre de olsa duruşma davetiyesinin tebliği geçersizdir.
Zira, sanık zaten o adreste değildir.

Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nun benzer bir olay nedeniyle verdiği 18.3.2008 tarih ve 2008/7-56 sayılı kararı; Anayasa`nın 36. maddesine göre;

“herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile “adil yargılanma hakkı”na sahiptir. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin”, adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin b ve c bentlerinde ise; “Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a)…… b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek…” şeklindeki düzenlemelerden çıkarılması gereken sonuç; savunma hakkının, temel insan hakları arasında yer alan hak arama hürriyetinin bir gereği olduğudur. Bu durum tebligat hukuku ile değil, münhasıran vazgeçilemez ve gözardı edilemez nitelikteki savunma hakkı ve daha geniş manada da adil yargılanma hakkı ile ilgilidir. Bu nedenle çözümün tebligata ilişkin hükümler yerine, savunma hakkına ilişkin düzenlemelerde aranması yerinde olacaktır.” şeklindeki değerlendirmeyi içermektedir.

Öte yandan ticareti terk etmek suçundan dolayı yapılan yargılamada duruşma davetiyesinin sanığın terk ettiği bildirilen adresine Tebligat Kanunu`nun 35. maddesine göre yapılan tebligatın usulüne uygun olduğundan da söz edilemez. Zira terk edilen adrese bu şekilde yapılan tebligatın zaten sanığın eline geçmeyeceği şikayetçi ve hatta mahkeme tarafından da öngörülmektedir. Anayasa`nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkı gözönünde bulundurularak, ticareti terk suçlarında duruşma davetiyesinin ya da mahkeme kararının Tebligat Kanunu`nun 35. maddesine göre terk ettiği ileri sürülen adresine yapılan tebligat geçersiz olup, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. Hal böyle olunca tespit edilecek adresine usulüne uygun olarak (Tebligat Kanunu`nun 35. maddesi dışında) duruşma davetiyesinin tebliğini müteakip yargılamaya devam edilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan Yargıtay C. Başsavcılığı`nın kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle, İstanbul İkinci Ağır Ceza Mahkemesi`nin 3.9.2009 tarihli ve 2009/865 Değişik iş sayılı kararının BOZULMASINA, sanık hakkında kesinleşen mahkumiyet hükmünün çektirilmemesine, dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığı`na TEVDİİNE, oybirliği ile karar verildi.

Y.16.H.D. 8.3.2010 E.2010/28 – K.2010/1768

PicLensButton Y16HD 8.3.2010 E.2010/28 – K.2010/1768

Y1HD 8.3.2010 E.2010/1583 – K.2010/2510


 Y1HD 8.3.2010 E.2010/1583 – K.2010/2510

– ECRİMİSİL (Kira)

– KİRA (Ecrimisil – Tanık)

– KİRA SÖZLEŞMESİNİN KANITLANMASI

– TANIK (Kira Sözleşmesinin Kanıtlanması) –

HUMK.288,292,293 – TMK.995 – 5219 Sa.Ka.2 – BK.248

1. Kira ilişkisi bir hukuki fiil (vakıa) değil, bir hakkın doğumuna, değiştirilmesine veya ortadan kaldırılmasına neden olma niteliği itibariyle bir hukuki işlem (muamele) dir.

2. Bu nedenle, dava değeri tanıkla ispat yasağı üzerindeki sözleşmeler hakkında tanık dinlenmesine olanak yoktur.
Kira sözleşmesinin varlığı ancak, yazılı delille ispat edilebilir. Hemen belirtilmelidir ki, sözü edilen miktar, yıllık kira tutarına bakılarak belli edilir. Sözlü kira sözleşmesi kurulduğu yolundaki savunmanın, ilgilisine (davalıya yada davalılara) yemin teklif etme hakkı verebileceği; ayrıca HUMK.nun 292. ve 293. maddelerinde değinilen ayrıcalıklarında gözetilmesinin gerekeceği kuşkusuzdur.

3. Hal böyle olunca, tanık sözlerine değer verilerek davalıya kiracılık sıfatı tanınamayacağı gözetilerek hükme yeterli bir araştırma yapılması, ondan sonra işin esası yönünden bir hüküm kurulması gerekir.

DAVA ve KARAR:

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, kayden malik olduğu 1 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu bağımsız bölümü davalının, 8 yıldır haksız tasarruf ettiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur.

Davalı çekişmeli taşınmazda kiracı olduğunu, fuzuli şagil olmadığını bildirip, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, dava konusu taşınmazda davalının kiracı olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.

Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ülkü Akdoğan`ın raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; dava konusu 1 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu bağımsız bölümün davacı adına tapuda kayıtlı olduğu, davalının kayıttan kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, tarafların kardeş oldukları anlaşılmaktadır.

Mahkemece, davalının çekişmeli taşınmazda kiracı olduğu davanın Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle, görevsizlik kararı verilmişse de, bu hususta hükme yeterli bir araştırmanın yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.

Bilindiği üzere; özel yasa hükümleri saklı kalmak koşuluyla, gerek taşınır gerekse taşınmaz mallara ilişkin kira sözleşmelerinin geçerli olması hiçbir biçim koşuluna bağlı değildir. Kira sözleşmeleri yazılı veya sözlü yapılabileceği gibi zımni (üstü kapalı) olarakta vucuda getirilebilir. Yeterki taraflar kira sözleşmesinin esaslı unsurlarında anlaşmış olsunlar. Nitekim bu kural 18.3.1942 tarih 37/6 sayılı inançları birleştirme kararında açıkça vurgulanmıştır.

Ne varki kira ilişkisi bir hukuki fiil (vakıa) değil, bir hakkın doğumuna, değiştirilmesine veya ortadan kaldırılmasına neden olma niteliği itibariyle bir hukuki işlem (muamele)dir.

Bu nedenle, dava değeri 40.- YTL. yi aşan (23.6.1996 gün ve 4146 Sayılı Yasa uyarınca) sözleşmeler hakkında tanık dinlenilebilmesine olanak tanımayan HUMK.`nun 288. maddesi 21.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 Sayılı Yasanın 2/b maddesi ise değiştirilmiş ve tanıkla ispat yasağı 400.- YTL.`nin üzerine yükseltilmiştir. Bu oran, 5219 ve 5236 Sayılı Yasalara göre yapılan katsayı artışı sonucu 2006 yılı itibari ile 430.- YTL., 2007 yılında ise 460.- YTL., 2008 yılında ise 490.- YTL., 2009 yılında 540 lira olmuştur. Bu düzenlemeye göre, bu miktarın üzerindeki sözleşmeler hakkında tanık dinlenmesine olanak yoktur. Kira sözleşmesinin varlığı ancak, yazılı delille ispat edilebilir. Hemen belirtilmelidir ki, sözü edilen miktar, yıllık kira tutarına bakılarak belli edilir. Sözlü kira sözleşmesi kurulduğu yolundaki savunmanın, ilgilisine (davalıya yada davalılara) yemin teklif etme hakkı verebileceği; ayrıca HUMK.nun 292. ve 293. maddelerinde değinilen ayrıcalıklarında gözetilmesinin gerekeceği kuşkusuzdur.

Somut olayda, yukarıda değinilen nitelikte bir kira sözleşmesinin varlığı araştırılmamış, Borçlar Kanununun 248. maddesinde ifadesini bulan kiranın esaslı unsurunu teşkil eden bir bedelin ödendiğini gösterir belge olup, olmadığı da belirlenmemiştir.

Hal böyle olunca, tanık sözlerine değer verilerek davalıya kiracılık sıfatı tanınamayacağı gözetilerek hükme yeterli bir araştırma yapılması, ondan sonra işin esası yönünden bir hüküm kurulması gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ: Tarafların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Y.1.H.D. 8.3.2010 E.2010/1583 – K.2010/2510

PicLensButton Y1HD 8.3.2010 E.2010/1583 – K.2010/2510