Etiket arşivi: BAŞVURUSU

Temyiz dilekçesinin taranarak UYAP’a aktarılma tarihi temyiz başvurusu tarihi kabul edilmelidir

T.C
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO: 2013/14-742
KARAR NO: 2014/16
KARAR TARİHİ:21.01.2014

İlgili Madde:1412 SK CMUK madde 317
Kavramlar:Temyiz dilekçesinin uyaptan taranması
Sanık M…’nın katılanlara karşı gerçekleştirmiş olduğu kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 37. maddesi yollamasıyla 109/2, 109/3-b, 109/5, 43, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 15 ay hapis, katılan Z…’ya karşı gerçekleştirmiş olduğu cinsel saldırı suçundan ise aynı kanunun 102/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, …2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.09.2012 gün ve 359-170 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan N… tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 28.03.2013 gün ve 1502 – 3525 sayı ile;

“Sanık M… müdafinin hâkim havalesi bulunmayan temyiz dilekçesinde, yazı işleri müdürünün temyize ilişkin kayıt şerhinin temyiz süresinden sonra olan 14.09.2012 tarihini taşıdığı anlaşıldığından, süresi içinde yapılmayan temyiz isteğinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nun 317. maddesi uyarınca reddine,

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükümlere yönelik katılan N… vekilinin temyiz dilekçesi üzerine yapılan incelemede;

Oluşa göre, sanıkların, her iki mağdureye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğinin anlaşılmış bulunması karşısında mağdure sayısınca suç oluşacağı gözetilmeksizin, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.09.2013 gün ve 256799 sayı ile;

“…Sanık müdafii 13.09.2012 tarihinde saat 10.52 de tarama merkezine vermiş olduğu temyiz dilekçesini uyap ortamında aktarmıştır. Uyap kayıtlarında bu durum açık olarak görülmektedir. Mahkeme yazı işleri müdürü temyiz dilekçesini 14.09.2012 tarihinde temyiz defterine kaydettiğinden temyiz süresinin hesaplanmasında bu tarih dikkate alınmıştır.

Sanık müdafii 13.09.2012 tarihinde ve süresi içinde temyiz iradesini açıklayan dilekçesini uyap ortamından dosyaya aktardığından temyiz süresinde yapılmıştır. Mahkeme yazı işleri müdürünün temyiz dilekçesini bir gün sonra onaylayarak temyiz defterine geç kaydetmesi sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırmamalıdır. Bu nedenlerle sanık M… müdafiinin temyiz isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılması gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK’nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 26.09.2013 gün ve 8559-9722 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmemesi üzerine dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık M… hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık müdafiinin temyiz dilekçesini adliye tarama merkezine müracaat ederek tarattığı 13.09.2012 tarihinin mi, yoksa mahkeme yazı işleri müdürünün dilekçeyi havale ettiği 14.09.2012 tarihinin mi temyiz tarihi olarak esas alınması gerektiği, bu bağlamda sanık müdafiinin temyiz isteminin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

06.09.2012 günü tefhim edilen hükme yönelik olarak sanık müdafiinin 13.09.2012 günü adliyeye müracaat ederek görevlilerin yönlendirmesi ile tarama merkezinde temyiz dilekçesini taratıp dijital ortama aktardığı, ilgililerce dilekçenin üzerine “TARANDI” ibaresinin yazıldığı, hakim havalesi bulunmayan dilekçe üzerindeki mahkeme yazı işleri müdürlüğü temyiz kayıt tarihinin 14.09.2012 olduğu,

UYAP ortamında sanık müdafiinin temyiz dilekçesinin verilme tarihinin 13.09.2012 saat 10.52 olarak kayıtlı olduğu,

Mahkeme temyiz defterinde sanık müdafiinin temyiz dilekçesi ile ilgili olarak, geldiği tarihin 13.09.2012, dilekçe veya layiha tarihinin ise 14.09.2012 olarak kayıtlı olduğu,

Yargıtaya dosya gönderme formunda da temyiz tarihinin 13.09.2012 olarak gösterildiği,

Anlaşılmaktadır.

Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, kanuna ve usulüne uygun bir temyiz davası açılması; temyiz davasının açılabilmesi için ise 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310. maddesine göre “süre” ve “istek” şartlarının birlikte gerçekleşmesi gereklidir.
CMUK’nun 310. maddesi, temyiz incelemesi yapılabilmesinin ilk şartı olan ve uyuşmazlık konusunu da ilgilendiren süreyi, hükmün tefhiminden ve tefhim edilememiş ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlemiştir.

Temyiz davası açılabilmesi için gerekli olan ikinci şart ise istektir.

Ceza yargılaması hukukunun temel prensiplerinden “davasız yargılama olmaz” ilkesinin doğal sonucu olarak, temyiz davası kendiliğinden açılamayacağından, bu konuda bir istek bulunması ve bu isteğin de hak ve yetkisi olan kişilerce yerine getirilmesi zorunluluğu aranmış, süre ve istek şartlarına uygun temyiz davası açılmamış olması durumunda Yargıtay tarafından hükmün incelenmesinin mümkün olmadığı ilkesi benimsenmiştir. Ancak kuralın istisnasına ihtiyaç duyan kanun koyucu, CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereği halen yürürlükte olan 305. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenleme ile bu ilkeden ayrılarak onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya dair mahkûmiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçip temyiz incelemesinin kendiliğinden (re’sen) yapılmasını kabul etmiştir.

Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi açısından Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ve ilgili mevzuat üzerinde de durulmalıdır.

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), Yüksek Mahkemeler de dahil olmak üzere bütün yargı organları ile birlikte adli tıp ve icra daireleri arasında bilgi alışverişinin elektronik ortama taşınması, evrakın elektronik ortamda güvenli bir şekilde depolanması, kişilere internet üzerinden hizmet verilmesi, diğer kurumlarla elektronik ortamda hızlı, etkin ve güvenilir bilgi alışverişinin sağlanması ve bu kurumlardan istenilmesi gereken bilgilerin sistem tarafından hazır edilmesi, kısaca adalet hizmetlerinin daha hızlı ve güvenilir bir şekilde yerine getirilmesi amacıyla uygulamaya konulan bir bilişim sistemi projesidir.

Bu doğrultuda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Elektronik İşlemler” başlıklı 445. maddesinde; “UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi), adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır”, 5271 sayılı CMK’na 6352 sayılı Kanunun 95. maddesi ile eklenen “Elektronik işlemler” başlıklı 38/A maddesinin birinci fıkrasında; “Her türlü ceza mahkemesi işlemlerinde UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) kullanılır. Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenir, kaydedilir ve saklanır” şeklindeki düzenlemeler ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminin işlevi ve kullanılacağı alanlar tanımlanmıştır.

Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin “Gelen evrakın havalesi” başlıklı 88. maddesinde; “…(3) Ön büro kurulan yerlerde mahkemelere gelen evrakın havale işlemi adlî yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlığının yetki vereceği yazı işleri müdürü veya zabıt kâtipleri tarafından yapılır.

(4) Evrakın alındığına ve elektronik ortama aktarıldığına dair başvuru sahibine ücretsiz olarak bir alındı belgesi verilir. Bu belge aynı zamanda havale yerine geçer” hükmü getirilmiştir.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun “Havale İşlemleri” başlıklı 24 no lu genelgesinde ise; “…Masraf, zaman ve hak kaybına sebep olunmaması, yasal sürelerin tespiti yönünden oluşabilecek tereddütlerin önlenmesi bakımından;

1- Havale için ibraz edilen dilekçe veya belgenin konusu ile alındığı tarih ve sayıyı gösteren “Alındı Belgesi”nin ücretsiz olarak ilgilisine verilmesi,

2- Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminin (UYAP) tüm ülke çapında tam olarak 01.09.2008 tarihinden itibaren kullanılmaya başlanmasıyla birlikte kalem hizmetlerinin yapılmasında kullanılan defter ve kartonlar ile diğer işlemlerin, UYAP ortamında oluşturulması ve yapılması esası benimsendiğinden; dilekçe veya belgelerin mümkünse dijital ortamda alınarak, mümkün değilse okunaklı bir şekilde taranarak zamanında, doğru ve eksiksiz biçimde UYAP’a kaydedilmesi, bu kaydın tarihinin havale tarihi olarak kabul edilmesi; bu hizmetlerin hızlı, verimli ve düzenli bir şekilde yapılıp yapılmadığının takip edilerek denetiminin sağlanması…” görüşlerine yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ilgili genelgesine göre UYAP’a kaydedilerek elektronik ortama aktarılan belgelerle ilgili kayıt tarihinin ilgili işlemler yönüyle havale tarihi olarak esas alınması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık müdafii 06.09.2012 günü yüzüne karşı verilen hükme yönelik olarak, bir haftalık temyiz süresinin son günü olan 13.09.2012 tarihinde adliyeye müracaat ederek hükmü temyiz etmek istediğini gösteren dilekçesini ibraz etmiş ve bu dilekçesi aynı gün dijital ortamda dosyaya aktarılmıştır. Bu aşamadan sonra adliyenin iç işleyişinden kaynaklanan gecikme ya da sorunların sanık aleyhine değerlendirilmemesi gerekir. Kaldı ki mahkeme temyiz defteri ile Yargıtay’a dosya gönderme formunda temyiz tarihinin 13.09.2012 olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinin taranarak UYAP’a aktarılma tarihinde temyiz edildiği ve dolayısıyla temyiz başvurusunun yasal süre içerisinde yapıldığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin “temyiz isteminin reddine ilişkin” kararı ile sanık M… ve buna bağlı olarak sanık D…’nin katılanlara karşı gerçekleştirmiş oldukları kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemi nedeniyle kurulan hükme yönelik olarak bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın sanıkların katılanlara karşı gerçekleştirmiş oldukları kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile sanık M…’in katılan Z…’ya karşı gerçekleştirmiş olduğu cinsel saldırı suçu yönünden sanık M…in de başvurusu gözönünde bulundurmak suretiyle temyiz incelemesi yapılması için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 28.03.2013 gün ve 1502 – 3525 sayılı “temyiz isteminin reddine dair” kararı ile sanık M… ve buna bağlı olarak sanık D…’nin katılanlara karşı gerçekleştirmiş oldukları kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemi nedeniyle kurulan hükme yönelik olarak bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, sanıkların katılanlara karşı gerçekleştirmiş oldukları kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile sanık M…’in katılan …’ya karşı gerçekleştirmiş olduğu cinsel saldırı suçu yönünden sanık M…’in de başvurusu gözönünde bulundurulmak suretiyle temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.01.2014 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013/14-742 esas ve 2014-16 karar sayılı kararı

MARKA TESCİL BAŞVURUSU / MARKANIN MÜKERRER TESCİLİ / MARKANIN AYIRT EDİCİLİK FONKSİYONU / AYIRT EDİCİLİK

T.C.

YARGITAY
Onbirinci Hukuk Dairesi
E: 2005/1359
K: 2006/3136
T: 24.03.2006
MARKA TESCİL BAŞVURUSU
MARKANIN MÜKERRER TESCİLİ
MARKANIN AYIRT EDİCİLİK FONKSİYONU
AYIRT EDİCİLİK
556 s. MARKALARIN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARAR… [Madde 5]
556 s. MARKALARIN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARAR… [Madde 6]
556 s. MARKALARIN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARAR… [Madde 7]
556 s. MARKALARIN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARAR… [Madde 8]
556 s. MARKALARIN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARAR… [Madde 9]
556 s. MARKALARIN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARAR… [Madde 42]
Taraflar arasında görülen davada A. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.10.2004 tarih ve 2004/484-2004/225 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “J. W. Von Eicken Tradition” ibareli marka tescil başvurusunun sahibi olduğunu, yapılan başvurunun üçüncü şahıs adına kayıtlı “S. T.”markası nedeniyle 556 sayılı KHK.’nin 7/1-b ve f maddesi gereğince reddedildiğini, itiraz üzerine 7/1-f maddesi uygulamasından dönüldüğünü ancak 7/1-b maddesinin uygulanmasında ısrar edildiğini, oysa ki müvekkilinin marka yaratıcısı olduğunu ve bir Türk firmasına söz konusu markanın tescili hakkının tanınması halinde malın menşei konusunda yanıltıcı olacağını ileri sürerek TPE Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 12.03.2002 tarih ve M-484 sayılı kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının başvurusunu oluşturan ibarenin üçüncü şahıslar adına tescilli bulunduğu ve başvurusu yapılan markanın kullanıldığı malların da aynı olması nedeniyle davacının başvurusunun söz konusu mallar yönünden 556 sayılı KHK’nin 7/1-b maddesi gereğince tescilinin mümkün bulunmadığını, ayrıca sadece Enstitü aleyhine açılan bir dava ile davada taraf olmayan tescilli marka sahibinin haklarına engel olacak şekilde hüküm kurulamayacağını, bu nedenle davacının tescilli marka sahibi aleyhine de dava açması ve bu dava ile birleştirilerek gerçek anlamda taraf teşkili yapıldıktan sonra davanın esasına girilmesi gerektiğini, müvekkili Enstitü’nün yaptığı işlemleri hukuka uygun bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketine ait ve yurtdışında tescilli markanın Türkiye’de S. A.Ş. adına tescil ettirildiği, uyuşmazlığa konu markadaki şekil ve ibarelerin asıl malikinin davacı şirket olduğu, KHK.’nin 8/3 ve 5. maddeleri anlamında da gerçek hak sahibi bulunduğu, bu durumda davacının uyuşmazlık konusu şekil ve ibarelerin adına tescili için başvuru yapıp, tescilini sağlayabileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile, TPE Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 12.03.2002 tarih ve M-484 no’lu kararın iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, davacının marka başvurusunu oluşturan işaret ile başvurunun reddine neden olan ve 11.05.2000 tarihinden itibaren dava dışı S. A.Ş. adına tescilli 2000/9003 sayılı markanın 556 sayılı KHK.’nin 7/1-b bendi uyarınca benzer oldukları ancak, davacının aynı KHK. ‘nin 8/3. ve 5. fıkralarına göre işaret üzerinde öncellikli sınai hakkı bulunduğu, davacının tescile engel oluşturan 2000/9003 sayılı markanın hükümsüzlüğü için ayrı bir dava açmaya zorlanamayacağı ve mükerrer marka için tescil başvurusunun da TPE’nce reddedilemeyeceği gerekçesiyle TPE YİDK kararının iptaline karar verilmiştir.
556 sayılı KHK.’nin 5. maddesine göre marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, harfler…….gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir. Aynı KHK.’nin 6. maddesine göre de, bu KHK ile sağlanan marka korunması tescil yoluyla elde edilir. 556 sayılı KHK.’nin 7. ve 8. maddelerinde de marka tescilini mutlak ve nispi ret nedenleri düzenlenmiştir.
556 sayılı KHK ile hüküm altına alınan tanım ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ayırt edicilik fonksiyonu markanın en temel unsurudur. Çünkü, ayırt edicilik markanın üzerinde kullanıldığı bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan en önemli tescil şartıdır. Nitekim, bu unsura sahip olmayan işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceği KHK.’nin 7/1-a bendinde de açıkça belirtilmiştir. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere Türk Marka Hukukunda tescil sisteminde “öncelik ve marka tescilinde teklik” ilkesi geçerlidir. Bu ilke, tescilli bir markanın varlığı halinde, aynı veya benzer olan işaretin “mükerrer tesciline” izin vermez.
Dava konusu marka başvurusu, 556 sayılı KHK.’de değişiklik yapan 22.06.2004 tarih ve 5194 sayılı Yasa’nın yürürlüğünden önce yapıldığından, incelemenin de değişiklikten önceki madde hükümlerine göre yapılması gerekmektedir.
Başvuru tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK.’nin 7/son fıkrasına göre, bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mal veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım ile ayırt edici bir nitelik kazanmış ise (b), (c) ve (d) bentlerine göre tescili reddedilemez.
Yukarıda yazılı madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, 556 sayılı KHK.’nin 7/1-b bendine göre, mutlak ret nedeni oluşturan ve daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış bir markanın aynısı veya ayırt edilemeyecek kadar benzeri bir işaretin aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetler için marka olarak tescil olunamayacağına ilişkin kuralın istisnası; aynı işaretin 7/son fıkrasına göre kullanımla ayırt edicilik kazanmış olması halidir.
Davacı, uyuşmazlık konusu marka tescil başvurusunun, “sigara emtiası” için dava dışı şirkete ait 2000/9003 sayı ile tescilli olan markanın varlığı nedeniyle reddedilmesi üzerine, TPE.’ne yaptığı itirazda;başvuruyu oluşturan işareti aynı emtia üzerinde Türkiye’de ilk kez 1995 yılında kullandığını, dava dışı şirketin tescilli markasının kendisinin yurt dışında da tescilli olan markasının taklidi olduğunu, işaret üzerinde öncelik hakkı bulunduğunu öne sürmüş olup dava dilekçesinde de aynı nedenlere dayanmıştır. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, davacı itiraz dilekçesinde tanınmışlık veya kullanımla ayırt edicilik nedenlerini öne sürmemiştir. Ayrıca, başvurunun TPE YİDK kararı ile nihai olarak reddedilmesi üzerine dava dışı şirket adına tescilli olan 2000/9003 sayılı markanın hükümsüzlüğünü talep etmeksizin TPE aleyhine işbu TPE YİDK kararının iptali davasını açmıştır.
Her ne kadar mahkemece, somut uyuşmazlıkta tescilsiz işaretten dolayı öncelik hakkına dayanan tarafın redde mesnet alınan markanın hükümsüzlüğü için dava açmaya zorlanamayacağı ve daha önceki tarihte başkası adına tescil edilmiş olan aynı veya benzer işaretten oluşan söz konusu markanın kullanımına karşı çıkmayarak, bunun yanında kendi adına da mükerrer tescil isteyebileceği görüşü benimsenmiş ise de bu kabul yerinde değildir. Şöyle ki;
556 sayılı KHK.’nin 8/3. ve 5. maddelerine göre, tescilsiz bir marka veya bir işaret üzerinde öncelikli sınai hak sahibi olanların itirazı üzerine, maddede yazılı koşulların oluşması halinde, bu işaretin aynı veya benzeri olan işaret başkası adına marka olarak tescil edilemez. Aynı KHK.’nin 42/1-b bendine göre de, 8. maddede sayılan koşulların gerçekleşmesi halinde başkası adına tescil edilmiş olan bir markanın hükümsüzlüğüne karar verilebilir. Böylece, 556 sayılı KHK ile öncelik hakkı sahibine ilk halde; başkasının yaptığı marka başvurusunu itiraz hakkı (nispi ret nedeni), ikinci halde de; marka tescil edilmiş ise hükümsüzlüğünü isteme hakkı tanınmıştır (hükümsüzlük nedeni). Bunun dışında tanınmışlık veya kullanımla ayırt edicilik iddiasına dayanmayan öncelikli hak sahibinin “mükerrer marka” tescilini isteme hakkı bulunmamaktadır.
Söz konusu madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, öncelik hakkı sahibi olan bir kişi, her ne kadar, tescilli marka sahibi aleyhine hükümsüzlük davası açmaya zorlanamaz ise de; “kullanımla ayırt edicilik” niteliğini iddia ve ispat edemediği sürece aynı veya benzer işareti kendi adına “mükerrer marka” olarak da tescil ettiremeyecektir.
Çünkü, istisnai haller dışında “marka tescilinde öncelik ve teklik” ilkesi 556 sayılı Markaların Korunması hakkındaki KHK.’den kaynaklanmaktadır ve kamu düzeni ile doğrudan ilgilidir. Yasa koyucu bu yolla piyasada aynı veya benzer mal ve hizmetler için mükerrer markanın varlığını önleyerek; nihai alıcı olan tüketicilerin iltibas suretiyle mal veya hizmetleri karıştırmasını ve yanıltılmalarını önleyerek korunmalarını amaçlamıştır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenlemenin karşısında, başkası adına tescil edilmiş olan bir markayı oluşturan işaret üzerinde öncelik hakkı olan kişinin, sicilde kayıtlı markanın hükümsüzlüğünü isteyebileceği gibi isterse böyle bir dava açmaya zorlanmaksızın kendi adına da aynı veya benzeri işaretin mükerrer marka olarak tescilini isteyebileceği düşüncesi kabul edilemez.
Tescilli marka hakkı sahibinin, KHK’nin 9. maddesine dayalı olarak, aynı veya benzer işaret üzerinde öncelik hakkı sahibinin kullanımını engelleyip engelleyemeyeceği hususu ise ayrı bir durum oluşturur. Böyle bir yorumdan yola çıkılarak, 556 sayılı KHK’nin 8/3. ve 5. fıkralarının marka tescilinde öncelik ve teklik ilkesinin istisnasını oluşturduğu sonucuna varılamaz.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksine düşünceler ile davanın kabulü doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi