Etiket arşivi: ÇALIŞTIĞINI

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İŞÇİNİN TATİL GÜNLERİNDE ÇALIŞTIĞINI İDDİA ETMESİ, İSPAT…

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi
ESAS: 2014/1063
KARAR: 2014/4898

Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı, asıl işveren olan davalı Milli Savunma Bakanlığına ait işyerinde alt işveren işçisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, işyerinde fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışmaya devam ettiğini ancak ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili ile davacının çalışma kaydını bildiren işverenler arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, ihale makamı olan davalının işçilik alacaklarından sorumlu tutulamayacaklarını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.

Fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışma iddiasının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları şahit beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

Somut uyuşmazlıkta, şahit beyanlarına göre oluşturulan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının fazla çalışma yaptığı ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalıştığı kabul edilmiştir.

Ancak davacı şahitlerinin aynı konuda davalı işverene karşı açtıkları davaları mevcut olup, davacı ile menfaat birliği içerisinde olan kişilerin şahitliğine itibar edilmesi mümkün olmadığı gibi, işyerinde yapılan teftiş sonucunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 04.05.2012 tarihli inceleme raporunda davacının fazla mesai ve genel tatil ücreti alacağı talebine ilişkin olarak işyerinde yapılan fazla mesai ile genel tatillerde yapılan çalışmaların belirlendiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi tarafından yapılan hesaplama ile sözkonusu inceleme raporunun örtüşmediği ve bilirkişi tarafından rapor hazırlanırken sözkonusu inceleme raporunun dikkate alınmadığı anlaşılmış olup, davacının talep ettiği fazla mesai ve genel tatil alacaklarının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 04.05.2012 tarihli inceleme raporu dikkate alınarak hesaplanaması ve çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Açıklanan sebeplerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 06.03.2014 günü oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 01 Oca 2015, 17:16


Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E:2003/8644 K:2004/3123 *MAHKEMEYİ YANILTMAYA ÇALIŞTIĞINI SÖYLEMEK * KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi

E:2003/8644 K:2004/3123

Tarih: 11.03.2004

 

DAVA :

Davacı R.N. S.tarafından, davalı C.T.Ö.aleyhine 4/7/2002 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem sonucu kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece istemin reddine dair verilen 4/2/2003 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacı tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 11/3/2004 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil R.N. S.ve vekili Avukat M.B.ile karşı taraftan davalı vekili Avukat Ç.Mumcuoğlu geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

 

1-Davacı, davalının mahkemeye sunduğu dilekçede yer alan sözlerin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı ise, dilekçede yer alan sözlerin davacıya yönelik olmadığını, savunma sınırları içerisinde kaldığını, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına farklı anlam yüklediğini ifade ettiğini ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece davalının sunduğu dilekçede, yasaların tanıdığı iddia ve savunma hakkı doğrultusunda yorum yaptığı, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı benimsenerek istemin reddine karar verilmiştir. Kararı davacı temyiz etmiştir.

 

Her ikisi de avukat olan tarafların üçüncü kişilerin vekilleri olarak katıldıkları nafaka artırılması davasının yargılaması sırasında, o davada davalı vekili olan eldeki davanın davacısının mahkemeye sunduğu dilekçede, "…28.11.1956 g.15/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince her davada olduğu gibi nafaka arttırımı davası da açıldığı tarihteki maddi ve hukuki olgulara göre değerlendirilmelidir. Ölçü dava tarihi olmalıdır. Sonuç olarak: TC. Merkez Bankasına tezkere yazılarak 10253 sicil no.lu M.T. Çam ile (gerekiyorsa) 88066 sicil no.lu E.Çamın dava tarihi itibariyle ARALIK 2001 MAAŞLARININ SORULMASINI İSTİYORUZ…" biçiminde istemde bulunduğu; bu dilekçeye cevap veren o davada davacı vekili olan eldeki davanın davalısının, "…Davalının vermiş olduğu tarihsiz dilekçedeki iddia ve beyanlarının ise gerçekle ve hukukla bağdaşır yanı yoktur. Şöyle ki; davalı dilekçesinde andığı 28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararını Sayın Mahkemeyi yanıltmak amacıyla yanlış yorumlamaktadır. Anılan YİBK incelendiğinde, davalının iddia ettiği gibi, nafaka arttırımı davalarında nafaka miktarının davanın açıldığı tarihteki maddi ve hukuki olgulara göre belirleneceği şeklinde bir anlam çıkarılamaz…" biçiminde cevap verdiği anlaşılmaktadır.

 

Davalının cevap dilekçesinde yer alan ve davacının mahkemeyi yanıltmak amacıyla Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararını yanlış yorumlamaktadır biçimindeki sözleri savunma sınırları içinde değerlendirilemez. Davalının mahkemeyi yanıltmak amacında olan bir kişi olarak tanıtılması davacının kişilik haklarına saldırı oluşturur ve davalının hukuki sorumluluğunu gerektirir. Şu durumda, davacı yararına manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yerinde bulunmayan yazılı gerekçeyle, istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

 

2-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde; "bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Yasa hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir" denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, "belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez." hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen "vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." şeklindeki yasa maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve yargılama hukuku bakımından öncelikle göz önünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarıda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı Yasanın 20/4. maddesinde, yukarıda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde öngörülen miktarın içinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, diğer bir ifade ile Katma Değer Vergisi'nin, tarifede belirlenen miktar içinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, yasa hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi'nin eklenmemesi gerektiği kabul edilmek gerekir.

 

Mahkemenin yukarıda yazılı olan bu yasal düzenlemeleri gözetmeden, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi biçiminde vardığı sonuç usul ve yasaya aykırı olduğundan karar bu nedenle de bozulmalıdır.

 

3-Yargılama sonunda hüküm, ancak davanın tarafları hakkında verilebilir. Yargılama giderleri de hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgili bulunduğundan, hüküm ile birlikte karara bağlanması gerekir (29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İBK). Bu bağlamda, yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir ve vekalet ücreti de yargılama giderlerindendir.

 

Diğer yandan, 4667 sayılı Yasanın 77. maddesiyle değişik 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 164/son maddesinde dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olacağı belirtilmiş ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesinde de "Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti …" biçiminde anılan yasa hükme koşut bir düzenlemeye de yer verilmiştir.

 

Yukarıda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Yasası ve gerekse de yasaya dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ilişkin hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin ve yargılama giderlerine dahil bulunan vekalet ücretinin davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası'ndaki, "vekalet ücreti avukata aittir" biçimindeki düzenleme hükmü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki düzenleme ile de doğrulanmaktadır. Açıklanan nedenlerle, taraf sıfatı bulunmayan vekil yararına vekalet ücretine hükmedilmesi de bozmayı gerektirmiştir.

 

SONUÇ :

Temyiz olunan kararın yukarıda (1, 2 ve 3) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı vekili için takdir olunan 375.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 11/3/2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.