Etiket arşivi: ÇOCUKLARIN

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • VELAYET,ANNE, BABA ÇOCUKLARIN VELAYETİNİ İSTEMEZSE,VASİ TAYİ

T.C
YARGITAY
18. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2013/19922
KARAR TARİHİ:20.03.2014

4721 S. K. m. 336, 404)

DAVA: İhbar dilekçesinde, babası ölen küçük E. K.’a vasi tayin edilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm ihbar eden idare tarafından temyiz edilmiştir.

YARGITAY KARARI

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Görele Nüfus Müdürlüğünün ihbar yazısı ile 07.11.1997 doğumlu E. K.’a TMK.nun 404. maddesi gereğince vasi atanması istenilmiş, mahkemece küçük Erol’un annesinin sağ olduğu ve vasi atanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava dışı Y. D. ile E. K.’ın evliliğinden 07.11.1997 tarihinde küçük E. K.’ın doğduğu, anne ile babanın Bakırköy 4. Aile Mahkemesinin 2012/968 Esas 2012/936 Karar sayılı ilamıyla boşandıkları, küçük E.’un velayetinin babası E.’a verildiği, ancak baba E. K.’ın 10.10.2013 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 336/3. fıkrasında; velâyetin, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuğun kendisine bırakılan tarafa ait olacağı; 404/1. fıkrasında ise; velâyet altında bulunmayan her küçüğün vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir. Boşanma sonucunda velayet kendisine verilmiş olan tarafın (babanın) ölümü nedeniyle, velayet kendiliğinden diğer tarafa (anneye) geçmez. Velayet hakkındaki hükümler kamu düzenine ilişkin olup, aslolan ergin olmayan çocukların velayet altında bulunmasıdır. Bu nedenle sağ olan anneye ihbarda bulunulması, velayete talip olduğunu açıklaması halinde bu konuda aile mahkemesinde dava açması için süre verilmesi, dava açıldığı takdirde velayet hakkındaki davanın sonucunun beklenmesi, annenin velayeti istememesi veya açtığı davanın olumsuz sonuçlanması durumunda dava tarihi itibariyle velayet altında bulunmayan küçük E. K.’a vasi tayini ile ilgili bir karar vermek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.03.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.

T.C
YARGITAY
18. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2014/3547
KARAR TARİHİ:12.06.2014

(4721 S. K. m. 404, 426, 431, 439) (6100 S. K. m. 114) (1086 S. K. m. 439)

DAVA: Dava dilekçesinde, kayyım atanması istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm kayyım adayı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Kocaeli 1. Aile Mahkemesinin 2013/264 esas sayılı dosyasında devam eden evlat edinmede ana ve baba rızasının aranmaması davasında mahkemece küçük U.’a kayyım atanması ihbar edilmiş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar kayyım adayı tarafından görevden kaçınma yönünden temyiz edilmiştir.

Vesayet hakkındaki hükümler kamu düzenine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 431. maddesi uyarınca vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar kayyım atanmasında da uygulanır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, hakkında kayyım atanması istenilen küçük U., anne N. ile evlilik içi doğum ve babalık karinesi gereği koca Z. üzerine kayıtlıdır. U.’un ana ve babanın boşanmalarından sonra doğduğu, nüfus kayıtları içeriğinden boşanma sonucu Türk Medeni Kanunu’nun 336/son maddesi uyarınca velayet düzenlemesinin yapılmadığı, aynı Yasanın 342/1. maddesi uyarınca veli sıfatını taşıyan yasal temsilcisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114/1-d maddesi uyarınca tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından olup, bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlü olup, usulünce taraf teşkili sağlanmadan davanın esası hakkında karar verilemez. Taraf teşkili sağlanmadan yargılama konusu uyuşmazlık hakkında karar verilmesi halinde, usul hükümlerinin açıkça ihlali söz konusu olduğundan, HUMK’nun 439/2. maddesine göre temyiz incelemesinde re’sen nazara alınarak kararın bozulmasına karar verilebilir.

Mahkemece, davanın kamu düzenini ilgilendirmesi, Türk Medeni Kanunu’nun 404/2.maddesine göre vesayet makamının kendiliğinden el koyma, araştırma, inceleme, karar verme yetki ve görevinin bulunması, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca hukuki nitelemenin hakime ait olması da dikkate alındığında davanın; Türk Medeni Kanunu’nun 404. maddesi uyarınca vasi atanması davası olarak görülmesi gerektiği, aslolan velayet olduğundan ana ve babaya davanın ihbar edilerek velayeti isteyip istemedikleri hakkında beyanlarının alınması, istemeleri durumunda dava açmaları için süre verilerek sonucunun beklenmesi ve kayyım atanması davasının velayet sahibi olan ana ya da baba huzuru ile görülerek usulüne uygun olarak taraf teşkilinin sağlanması, aynı Yasanın 426/2. maddesi uyarınca Kocaeli 1. Aile Mahkemesinin 2013/264 sayılı dosyasında küçük ile yasal temsilcinin menfaatinin çatıştığı da gözetilerek davanın kabul edilmesi, velayeti istememeleri ya da dava açmamaları halinde ise vasi atanması yoluna gidilerek, 2013/264 esas sayılı dosyada küçüğün vasi vasıtasıyla temsilinin sağlanması gerekirken eksik hasım ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi HUMK’nun 439/2. maddesi uyarınca doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 12.06.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 26 Oca 2015, 08:59


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • NAFAKA,TEDBİR NAFAKASI ÇOCUKLARIN TESLİM TARİHİ İLE HÜKME…

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
ESAS N. 2013/1217
KARAR N. 2013/26000
KARAR T. 12.11.2013

> TEDBİR NAFAKASI– MÜŞTEREK ÇOCUKLARIN YARGILAMA SIRASINDA DAVALI BABA YANINDA KALMASI–TEDBİR NAFAKASININ ÇOCUKLARIN ANNEYE TESLİM TARİHİNDEN İTİBAREN KARAR VERİLMESİ

4721/m.169,174/1

ÖZET : Tarafların müşterek çocukları yargılama sırasında davalı baba yanında kaldığı halde, çocukların anneye teslim tarihinden geçerli olacak şekilde tedbir nafakasına karar verilmesi gerekirken, karar tarihinden geçerli olmak üzere tedbir nafakası takdiri doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı kadın tarafından tazminat ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin hüküm yönünden; davalı koca tarafından ise tamamına yönelik olarak temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 12.11.2013 günü duruşmalı temyiz eden davalı E. İ. vekili geldi. Karşı taraf temyiz eden davacı N. İ. ile vekilleri gelmediler. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR :

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı kadının, dava dilekçesinde harcı verilmek suretiyle mal rejiminin tasfiyesine yönelik olarak açılmış bir davasının bulunmadığının anlaşılmasına göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2- Davacı kadın tarafından, dava dilekçesi ile 50.000 maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu halde, davacı kadının Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi kapsamında kalan tazminat talebi hakkında olumlu yada olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir.

3- Tarafların müşterek çocukları O. Y. ve Z. İ. yargılama sırasında davalı baba yanında kaldığı halde, çocukların anneye teslim tarihinden geçerli olacak şekilde tedbir nafakasına ( TMK md.169 ) karar verilmesi gerekirken, karar tarihinden geçerli olmak üzere tedbir nafakası takdiri doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2 ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 990.00 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 20 Oca 2015, 20:31


YARGITAY HGK E:2007/2-251 K:2007/277 *BABALARI YANINDA MUTLU VE BAŞARILI OLAN ÇOCUKLARIN VELAYETİ BABADAN ALINAMAZ

T.C. YARGITAY 

Hukuk Genel Kurulu

Esas:  2007/2-251

Karar: 2007/277

Karar Tarihi: 16.05.2007 

(4721 S. K. m. 348, 426)  (2 HD. 26.12.2006 T. 2006/15824 E. 2006/18407 K.) 

Dava: Taraflar arasındaki <velayetin değiştirilmesi> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.06.2006 gün ve 2004/1202 E. 2006/525 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 26.12.2006 gün ve 2006/15824 E -2006/18407 K. sayılı ilamı ile, 

(…Boşanma kararıyla velayetleri babaya bırakılan çocukların velayetlerinin kaldırılarak davacı anneye verilmesi isteğiyle açılan dava sonucunda; yerel mahkemenin davanın kabulüne dair kararı davalı tarafından temyiz olunmuştur. 

Yerel mahkeme kabul kararına gerekçe olarak; davalı babanın çocukları anneleriyle görüştürmediği ve bu suretle velayet görevini kötüye kullandığı hususuna yer vermiştir. 

Velayet ve kişisel ilişkiye yönelik düzenlemelerde öncelikle çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi, yararı gözönünde bulundurulmak zorundadır. Bu genel ilke ışığında temyize konu <velayetin kaldırılması> davası incelendiğinde; 

Taraflar 27.02.2004 tarihinde boşanmışlar, davacı annenin de isteğiyle müşterek çocuklar 1997 doğumlu Suelnur ile 1999 doğumlu Şevvalnur’un velayetleri davalı babaya verilmiş, çocuklarla anne arasında kişisel ilişki: Her yıl 22 Aralık – 5 Ocak, 1 Temmuz – 31 Ağustos tarihleri arasında, tarafların hazırladıkları yazılı protokole uygun olarak düzenlenmiştir. Boşanma davası sırasında dinlenen davacı Tuğba, bir buçuk yıldır eşiyle ayrı yaşadıklarını, çocuklarının da davalı ile birlikte Almanya’da yaşadıklarını belirtmiştir. Boşanma kararı temyiz edilmeyerek 27.02.2004 tarihinde kesinleşmiştir. 

Temyize konu dava, boşanma kararından yaklaşık altı ay sonra açılmıştır. 

Mahkemenin görevlendirdiği psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanından oluşan bilirkişiler kurulu 13.09.2005 tarihli raporlarında; çocukların anneleriyle kişisel ilişki kurmaları için Almanya’dan Türkiye’ye getirdiklerinde yaptıkları görüşmede; <çocukların gelişimlerinin akranlarıyla eşdeğerde olduğunu, Almanya’daki yaşamlarıyla ilgili herhangi bir olumsuz söylemde bulunmadıklarını> açıklamışlardır. 

Alman Gençlik Dairesinin 7.6.2006 tarihli <yüksek sosyal pedagog> imzalı raporunda da; çocukların Almanya’da kaldıkları ev, ortam incelenip gerekli görüşmelerin yapıldığı belirtilerek çocukların okulda başarılı olup, sportif, sanatsal aktivitelerinin bulunduğu, babalarının yanında kendilerini mutlu hissettikleri, velayet haklarının bu nedenle babaları üzerinde kalması yönünde kanaat açıklanmıştır. 

Dosyadaki tüm kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde; çocukların uzun zamandır babaları yanında yaşadıkları, velayetin kaldırılması (TMK. md.348) koşullarının gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Usulüne uygun olarak açılan <kişisel ilişkinin değiştirilmesi> davası da bulunmamaktadır. 

Davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. 

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili 

HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: 

Hukuk Genel Kuru’ndaki görüşmeler sırasında, dava konusu çocuklara temsil kayyımı atanmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak incelenmiş; velayetin değiştirilmesi talebine konu küçükler ile, boşanma kararıyla velayet kendisine bırakılan yasal temsilci davalı baba arasında; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 426′ncı maddesinin 2.bendinde öngörülen menfaat çatışmasının bulunmadığı, dolayısıyla temsil kayyımı atanmasının gerekmediği kabul edilerek, ön sorun oy çokluğu ile reddedilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

İşin esasına gelince; 

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. 

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 16.05.2007 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi. 

ÖN SORUNA İLİŞKİN KARŞI OY YAZISI 

Dava konusu çekişmenin incelenebilmesi için öncelikle bu davada dava konusu çocukların bir temsil kayyımı ile temsil edilmeleri gerekip gerekmediği konusu bir ön sorun olarak yüce Hukuk Genel Kurulu’nda oylanmış olup değerli çoğunluk tarafından bu davada dava konusu çocukların bir temsil kayyımı ile temsil edilmeleri gerekmediğine karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. İşin esası hakkında değerli çoğunluk ile aynı görüşü paylaşmakla beraber ön sorun konusunda değerli çoğunluktan farklı düşünerek dava konusu çocukların bir temsil kayyımı ile temsil edilmeleri gerektiği yönünde oy kullanmış olduğumdan ön soruna ilişkin karşı oy gerekçelerim tarafımdan aşağıda arz edilmiştir. 

Davacı anne tarafından 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 348 hükmüne göre davalıdan velâyetin kaldırılması konusunda dava açıldığı ve dava konusu çocukların bir temsil kayyımı tarafından temsil edilmeden işin esası hakkında karar verildiği konusunda değerli çoğunluk ile aramızda görüş birliği vardır. 

Çekişme nedir? 

Velâyetin kaldırılmasına yönelik davalarda dava konusu çocuklar bir temsil kayyımı tarafından usulüne uygun biçimde temsil edilmeden işin esasının incelenebileceğine yönelik değerli çoğunluğun düşüncesine aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum.

A-VELÂYET İLİŞKİSİ TEK KUTUPLU MUDUR? 

Velâyet ilişkisinde iki taraf (=Ebeveyn ve çocuklar) söz konusudur. (Selma BAKTIR ÇETİNER, Velâyet Hukuku, Ankara-2000, s. 32) Velâyet bu sebeple iki kutupludur. Velâyet, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda yasanın ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velâyet, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme hükümleri ile de ana baba yararına değil çocuk yararına bir hak olarak kabul edilmiştir. (BAKTIR/ÇETİNER, Velâyet Hukuku, s. 46) Velâyet ilişkisinin yeniden düzenlenmesinde bu sebeplerle çocukların yararı gözönünde tutulmalıdır.(Bilge ÖZTAN, Aile Hukuku, Ankara-2004, s. 472, Lüchinger/Geiser, Art.157, nr. 13, BGE 118 II 23) Velâyet, ana-babaya bırakılan denetimsiz bir hak olmaktan çıkarılmış, kamusal niteliği olan bir hak olduğundan bu hakkın kullanımı denetlenmektedir. (BAKTIR/ÇETİNER, Velâyet Hukuku, s. 19) Velâyetin kötüye kullanılması halinde çocuğu korumak üzere alınabilecek en radikal, en etkin önlem ve bu anlamda son çare ise velâyetin kaldırılmasıdır.(Rona SEROZAN, Çocuk Hukuku, İstanbul-2005, s. 292.) 

Yüce Hukuk Genel Kurulu’nda incelenmiş olan dava, manken Tuğba Altıntop (=Davacı) ile şarkıcı Rafet E. R….. (=Davalı) arasında gerçekleşmiştir. Oysa bu öykünün başoyuncuları onlar değil çocukları olan Suelnur ve Şevvalnur’dur. Başka bir anlatımla dava; Tuğba-Rafet davası değil ebeveynleri ile Suelnur-Şevvalnur’un davasıdır. Suelnur ve Şevvalnur’un korunması, güvenliğinin sağlanması davasıdır. Velâyetin ya davacı Tuğba’ya ya da davalı Rafet’e verilmesi değil Suelnur ve Şevvalnur’un onlara karşı bile korunması gereğinin davasıdır. 

Öyleyse bu davada Suelnur ve Şevvalnur bağımsız olarak (=temsil kayyımı ile temsil edilerek) rol almalıdır. Onların temsilini ana babasının yapmasına göz yumulmamalıdır. Başka bir anlatımla dava sonuç olarak ebeveyn (=davanın bir tarafı) ile çocuklar (=davanın diğer tarafı) arasında görülmelidir/görülmesi gerekli bir davadır. Velâyetin iki kutuplu olmasının doğal sonucu: Çocuğun güvenliğini doğrudan ilgilendiren velâyetin kaldırılması davasında çocukların bağımsız temsil edilmesidir. Aksi düşünce; davayı (=velâyetin kaldırılması) tek kutuplu (=sadece ebeveyn yani ana-baba arası) hale getirir ki Çocuk Hukuku böyle bir anlayışı içine sindiremez.

B-TEMSİL KAYYIMI ATANMASI TAKDİRE BIRAKILMIŞ MIDIR? 

Temsil kayyımı ise bir kimseyi belirli bir iş ya da birden fazla işte temsil etmesi için atanan kişiyi ifade eder.(Kemal OĞUZMAN/ Mustafa DURAL, Aile Hukuku, İstanbul-1994, s. 510) Velâyetin kaldırılmasına ilişkin bu dava çocuğun güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir dava olup velâyet kendisinde bulunan davalının her zaman çocuğun yararına davranmayacağı şu veya bu gibi düşüncelerle çocuk aleyhinde birleşmesi ve onun zararına bir durum yaratması davanın açılış sebebi göz önüne alındığında olası olduğundan çocuk ile yasal temsilcisi arasında menfaat çatışması olduğu açık ve seçiktir. O kadar açık ve seçiktir ki çocuk yönünden işler yolunda gitmediğinden velâyetin yeniden düzenlenmesi için dava açılmıştır/açılmak zorunda kalınmıştır. Başka bir anlatımla açılan bu davada velâyetin davalı tarafından kullanılmasında çocuk için zarar oluştuğu ileri sürülmektedir. Zarar iddiası menfaat çatışmasının göstergesidir. Bilindiği üzere çocuk ile yasal temsilcisi davalı arasında menfaat çatışması varsa vesayet makamı re’sen temsil kayyımı atar.(TMK. m. 426 b. 2). Atar ifadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere düzenleme emredici nitelikte olup takdire yer bırakılmamıştır. 

C-MENFAAT ÇATIŞMASI VAR MIDIR? 

O halde menfaat çatışması kavramına açıklık getirmek zorunludur. İsviçre ve Türk Hukuk öğreti ve uygulamasında baskın biçimde hakim olan görüşe göre: temsil olunanın menfaatinin ihlaline yönelik salt soyut bir tehlike olasılığının varlığı menfaat çatışmasının varlığının kabulü için yeterlidir. (Mustafa Alper GÜMÜŞ, Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık, İstanbul-2006, s. 46) Dairem de aynı görüştedir. Daireme göre uzak da olsa yarar çatışması olasılığının bulunması kayyım atanması için yeterlidir. (Y2HD, 3.5.1976, 3621-3760, Feyzi Necmeddin FEYZİOĞLU, Aile Hukuku, İstanbul-1986, s. 643, dip not:23., GÜMÜŞ, s. 46, dip not: 197) Bu sebeplerle yasal temsilcinin kişisel nitelikleri hiçbir şekilde göz önüne alınmaz. (GÜMÜŞ, s. 46) Sonuçta şartlar çatışma olasılığına işaret ediyorsa küçüğe kayyım atanması zorunludur. (GÜMÜŞ, s. 46) 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 183 hükmüne göre ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alacağı gibi çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 348 hükmünde yer alan hâllerde velâyetin kaldırılmasına da karar verir. 

İMK 308/II, İMK 392/b. 2,3, TMK 426/b.2,3 hükümleri, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca çocuk için önemli kararlar alınırken çocuğun bağımsız temsili zorunludur. (HEGNAUER, N.27.63a, s.224-225, GÜMÜŞ, s. 183, dip not:638) 

Velayetin kaldırılması istemi çocuk için alınacak önemli kararlardan biridir. İsviçre Hukukunda da bu zorunluluk ana ve babadan velayetin alınması için (İMK 311-TMK 348) yapılacak yargılamalar için de söz konusudur. (HEGNAUER, N.27.63a, s.224-225, GÜMÜŞ, s. 183, dip not:638) Dairem de çocuğun bağımsız temsili konusunda benimle aynı görüştedir: 

…Dava, velayet hakkının kaldırılması talebini de içermektedir. (TMK.md.348) O halde küçüğe kayyım tayini ettirilmesi davaya dahili, taraflardan delilleri sorulup toplanması delilerin bu çerçevede değerlendirilmesi sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. Y. 2HD. 25.11.2002, 11983-12963) 

D-MAHKEME TARAFINDAN YAPILMASI GEREKEN NEDİR? 

Dairem Çocuk Hukukunu ilgilendiren hemen hemen bütün davalarda çocuğun bağımsız temsil edilmesi kenarda kalsın aynı vekil tarafından temsilini bile içine sindirememektedir. (Bir örnek: Y2HD, 29.4.2002, 4849-5638) Açıkladığımız gerekçelerle velâyetin kaldırılması davasında dava konusu çocuklara (=Suelnur ve Şevvalnur) bir temsil kayyımı atanmalı, temsil kayyımı davaya katılmalı ve temsil kayyımı tarafından gösterildiği takdirde delilleri toplanarak sonucu uyarınca bir karar verilmelidir. 

Hükmün bu gerekçe ile bozulması görüşünde olduğumdan değerli çoğunluğun ön sorun konusundaki farklı görüşüne katılmıyorum. (¤¤)