Etiket arşivi: DAVASINDA

İflasın ertelenmesi, iflas davasında yetki sözleşmesi, anonim şirketi

T.C. 

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

ESAS NO.2012/19-643

KARAR NO.2013/256

KARAR TARİHİ. 20.02.2013

 

>İFLASIN ERTELENMESİ–GÖREV–İŞ BÖLÜMÜ İLİŞKİSİ –YETKİLİ MAHKEME

 

(2004 s. İİK m. 154) 

ÖZET: Asliye Hukuk Mahkemeleri o yerde kurulmayan özel mahkemelerin görev alanına giren davalara, bu özel mahkemelerin sıfatıyla bakar.

İflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Bu yetki, kamu düzenine ilişkin olup, kesindir.

İflası istenen kişinin ticaret siciline kayıtlı olduğu yer, muamele merkezi yönünden karine teşkil etse de, ticaret sicilinde kayıtlı yerden başka bir yerin muamele merkezi olduğu kanıtlanırsa iflas davasının bu yer ticaret mahkemesinde açılması gerekir. Bu karinenin aksinin ispatına dair bir delil sunulmamış olup, iflasın ertelenmesi istemi bakımından yetkili mahkeme, şirketin ticaret siciline kayıt edilen yer Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Taraflar arasındaki “iflasın ertelenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Balıkesir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın yetkisizlik nedeniyle reddine dair verilen 26.10.2010 ve E: 189, K: 302 sayılı kararın incelenmesi iflas erteleme talebinde bulunanlar vekili ile müdahil İ… Bankası vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 05.05.2011 gün ve 2177 – 6186 sayılı ilamı ile;

(…İflas erteleme talebinde bulunanlar vekili, müvekkilleri şirketlerin ekonomik kriz nedeniyle borca batık hale geldiğini belirterek iflas erteleme talebinde bulunmuştur.

Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve müdahil vekillerinin beyanları doğrultusunda iflas erteleme talebinde bulunanların ticari işletmelerinin ve muamele merkezlerinin Bursa olduğu belirtilerek mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiş, hüküm iflas erteleme talebinde bulunanlar vekili ile müdahil İ… Bankası vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle birden fazla şirketin tek dilekçe ile iflas erteleme talebinde bulunmalarında bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- İİK’nın 154, IV hükmüne göre, iflâs davasında yetkili mahkeme borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Somut olayda iflâsın ertelenmesi talebinde bulunan şirket tarafından, muamele merkezinin Balıkesir’e taşındığının ticaret siciline kaydedilerek ilan edilmesinden sonra iflâsın ertelenmesi talebinde bulunulmuştur. Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek talep ile ilgili bir karar verilmesi gerekirken, ticaret sicili kaydının aksini kanıtlayan deliller de belirtilmeden yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

3- Mahkemece takas, mahsup ve temlik işlemlerinin durdurulmasına ilişkin tedbir kararı verilmişse de maddi hukuka ilişkin hakların kullanılmasını önleyici nitelikte tedbire hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: İflas erteleme talebinde bulunanlar;

1- Ç… İplik Tekstil San. ve Tic. Aş.

2- T… Tekstil San. Tic. Aş. vekili.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlatıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, iflasın ertelenmesine ilişkindir.

Yerel mahkemece, “davanın yetkisizlik nedeniyle reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Bursa Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine” dair verilen karar iflas erteleme talebinde bulunanlar vekili ile müdahil İ… Bankası vekilinin temyizleri üzerine, Özel Daire’ce yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece yetkisizliğe dair önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararını, iflas erteleme talebinde bulunanlar vekili temyize getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nda görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden, dava dilekçesinde “Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatı ile” ibaresi kullanılmasına karşın, bu konuda bir karar verilmeksizin davaya “Asliye Hukuk Mahkemesi Sıfatı ile” devam olunması karşısında, öncelikle görev/işbölümü ilişkisi ve buna göre davaya hangi sıfatla bakıldığının belirlenmesi hususu önsorun olarak ele alınıp, tartışılmıştır.

Hemen belirtmelidir ki, bazı özel mahkemeler her adli teşkilatta kurulmamış olduğundan, buralardaki Asliye Hukuk Mahkemeleri özel mahkemelerin görev alanına giren davalara, bu özel mahkemelerin sıfatıyla bakmaktadır.

Eldeki dava da Ticaret Mahkemesi sıfatı ile görülmek üzere Asliye Hukuk Mahkemesine açılmıştır.

Mahkemece, davaya Ticaret Mahkemesi sıfatı ile bakılmasına karar verilmemiş ise de, davanın Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış bulunması Balıkesir’de müstakil Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmadığına göre, davaya Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakıldığı belirgindir.

Nitekim, aynı kabul şekli Hukuk Genel Kurulu’nun 28.09.2011 gün ve E:2011/19-446, K:2011/569 sayılı ilamında da benimsenmiştir.

Bu nedenle, ön sorunun reddi ile işin esasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiş; ön sorun bu şekilde aşıldıktan sonra, Hukuk Genel Kurulu’nca işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.

İşin esasına gelince;

Uyuşmazlık;iflas erteleme talebinde bulunan şirketlerin muamele merkezlerinin Bursa ili mi yoksa Balıkesir ili mi olduğu; buradan varılacak sonuca göre, yetkili mahkemenin bu iki yerden hangisi olduğu, noktasında toplanmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun “İflas Takiplerinde Yetkili Merci” başlığı altında düzenlenen 154/III. maddesinde, “…

Şu kadar ki, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır.” hükmü öngörülmüştür.

Bu açık hüküm karşısında, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki Ticaret Mahkemesi’nin yetkisi kamu düzenine ilişkin olup, kesindir.

Nitekim, aynı ilke Hukuk Genel Kurulu’nun 28.09.2011 gün ve E:2011/19- 446, K:2011/569 sayılı ilamında da benimsenmiştir.

iflası istenen kişinin ticaret siciline kayıtlı olduğu yer, muamele merkezi yönünden k!arine teşkil ederse de, ticaret sicilinde kayıtlı yerden başka bir yerin muamele merkezi olduğu kanıtlanırsa iflas davasının bu yer ticaret mahkemesinde açılması gerekir.

Somut olayda, iflas erteleme talebinde bulunanlar, şirketlerin merkezlerini Bursa ilinden Balıkesir iline taşımışlardır. Bu kapsamda, her iki şirket 05.04.2010 tarihinde Balıkesir Ticaret Odası’na kayıtlarını yaptırmış; daha sonra ise, şirketlerin merkezlerinin Balıkesir ilinde gösterilen adres olduğu 14.04.2010 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi’nde tescil ve ilan edilmiştir. Eldeki dava ise,

16.04.2010 tarihinde açılmıştır.

görüldüğü üzere, şirketlerin sicile kayıt edildiği Balıkesir il merkezi, İİK 154. madde kapsamında muamele merkezi yönünden karine oluşturur. Bu karinenin aksinin ispatına dair bir delil de dosyaya sunulmamıştır.

Şu durumda, iflasın ertelenmesi istemi yönünden yetkili mahkemenin Balıkesir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen ve işin esasının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçeyle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: İflas erteleme talebinde bulunanlar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3″ atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440/III-3. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 20.02.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 8. HD. 2013/23003 E. , 2015/5974 K., İstihkak Davasında İspat Şartları

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
2013/23003 E. ,
2015/5974 K.
"İçtihat Metni"
İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından duruşmalı olarak istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, duruşma istemi gider olmadığından reddedilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, ……. İcra Müdürlüğü’nün 2011/15358 sayılı takip dosyasında yazılan talimat uyarınca …… İcra Dairesi'nin 2011/1114 talimat sayılı dosyasında yapılan 17.10.2011 günlü hacze konu mahcuzların davacı üçüncü kişiye ait faturalı mallar olduğunu, borçlunun davacının oğlu olup adreste sigortalı olarak çalışmakta olduğunu belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, borçlunun haciz adresindeki işyerinin asıl işleteni olduğunu, haciz baskısından kurtulmak için işyerinin borçlunun babası olan davacı üzerinde gösterildiğini, borçlu ile alacaklı arasında görülen boşanma davası esnasında borçlunun işyerinde işçi olarak çalıştığı iddiasına itibar edilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı borçlu mahcuzların babasına ait işyerinde haczedildiğini kendisinin adreste sigortalı çalışan olarak bulunduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre; borçlunun adreste sigortalı çalışan olarak bulunduğu, bulunan evraklarda borçlunun adının Hasan Usta olarak geçmesinin işyerinin borçluya ait olduğunu göstermeyeceği, boşanma davasında kayden davacı üçüncü kişiye ait olarak görünen iş yerinin fiilen borçluya ait olduğu tespit edilerek kazancının asgari ücretin çok üzerinde olduğu esas alınarak karar verilmiş ise de, haczin gerçekleştiği işyerinin takibe dayanak olan boşanma davasının açılmasından önce davacı tarafından faaliyete geçirildiği, borçlunun tamir işlerinden anlaması nedeniyle iş yerinde sigortalı olarak çalıştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava üçüncü kişinin, İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Dava konusu haciz esnasında borçlu hazır bulunmuş olup haciz esnasında borçluya ait muhtelif belgeler bulunduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda, İİK’nin 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerekir. Bu yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerekir. Adi nitelikli kira sözleşmesi gibi belgelerle yasal mülkiyet karinesinin aksinin ispat edildiğinden söz edilemeyeceği gibi, yine her zaman sağlanması mümkün olan ve borcun doğumundan sonraki tarihi taşıyan fatura karinenin aksini ispata yeterli değildir .
Bununla birlikte, Aile Mahkemesi'nin borçlu ile alacaklı arasında görülmekte olan boşanma davasında işyerinin borçlu tarafından fiilen işletildiği yönündeki tespiti de gözönüne alındığında, alacaklı ile borçlu arasında ki nizanın oluşumundan sonra işyerinin resmi kayıtlarının borçlu adına oluşturulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Üçüncü kişi ile borçlu arasında baba oğul ilişkisi bulunmakta olup, tarafların ticari faaliyetlerini aynı iş yerinde birlikte sürdürdüklerinin, resmi kayıtlarda işyerinin üçüncü kişi adına olmasının fiili durumu değiştirmeyeceğinin ve alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı işlemler yaptıklarının kabulü gerekir.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önüne alınarak, borçlu ve üçüncü kişi tarafından alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemler yapıldığının kabulü ile davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 768,60 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
13.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İCRA TAKİBİNDE YETKİ İTİRAZI,İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA BAĞLAYCI DEĞİLDİR

İ. İ. K- MADDE 50 .(Değişik madde: 03/07/1940 – 3890/1 md.)

Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe salahiyetlidir.

Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. icra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur.

İki icra mahkemesi arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25 inci maddesi hükmü tatbik olunur.

T.C
YARGITAY
22.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2012/26309
KARAR NO: 2013/19219
KARAR TARİHİ: 19.09.2013

Davacı, davalı aleyhine Aydın 2. İcra Müdürlüğünde takip başlatmış, davalı borçlu yetkiye ve borca itiraz etmiş; davacı, itirazın iptali davasını Çine Asliye Hukuk Mahkemesinde ikame etmiş; davalı, yetki itirazında bulunarak yetkili mahkemenin Çine mahkemeleri, yetkili icra müdürlüğünün Çine icra müdürlüğü olduğunu savunmuştur.

Mahkemece, ilamsız icra takiplerinde yetkili icra müdürlüğü hususunda genel yetki kurallarına atıf yapıldığı, davalı borçlunun icra takibine yapmış olduğu yetki itirazının yerinde olduğu, takibin öncelikle yetkili icra müdürlüğü olan Çine icra müdürlüğünde yapılması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

YARGITAY; icra takibindeki yetki itirazının, itirazın iptali davasında bağlayıcı olmadığını belirterek; 5521 sayılı Kanun m.5 hükmü gereği davanın esasına girilerek yargılama yapılması gerektiğinden bahisle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

"Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptaliyle icra inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalı aleyhine 5.4.2011 tarihinde Aydın 2. İcra Müdürlüğünün 2011/____ esas sayılı dosyasıyla takip başlatıldığını, davalı borçlunun takibe haksız itiraz ettiğini, borçlunun yetki itirazını kabul etmediklerini, borcun ifa edileceği yerin borç para borcu olduğundan ve götürecek borçlardan olduğundan alacaklının ikametgahında takip yapılabileceğini, ayrıca davalı borçlunun sözleşmedeki edimlerin hiçbirini yerine getirmediğini, bu sebeple borca yapmış olduğu itirazların da kabul edilemeyeceğini belirterek, itirazın iptaline ve inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı vekili, yetki itirazında bulunduklarını ifade ederek, yetkili icra dairesinde takip yapılmadığını, yetkili mahkemenin Çine mahkemeleri, yetkili icra müdürlüğünün Çine icra müdürlüğü olduğunu, davacının sözleşme tarihinde Çine’de ikamet ettiğini, ayrıca sözleşmenin 13. maddesinde Çine mahkemelerinin ve icra dairelerinin yetkili olduğunun kabul edildiğini, ayrıca borca itiraz dilekçesinde de belirtildiği üzere müvekkilinin karşı tarafa hiç bir borcu bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, ilamsız icra takiplerinde yetkili icra müdürlüğü hususunda genel yetki kurallarına atıf yapıldığı, iş mahkemesinde görülen bu davada borçlunun ikametgahı ya da işin yapıldığı yer icra dairelerinin yetkili olduğu, borçlunun ikametgahının ve işin yapılacağı yerin Çine ilçesi olduğu, davalı borçlunun icra takibine yapmış olduğu yetki itirazının yerinde olduğu, takibin öncelikle yetkili icra müdürlüğü olan Çine İcra Müdürlüğünde yapılması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı temyiz etmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mahkemenin yetkili olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 5. maddesinde iş uyuşmazlıklarında yer itibariyle yetkili iş mahkemelerini belirlemiştir. Buna göre, "İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz."

İş mahkemesine açılan dava, dava tarihinde davalının ikametgahının bulunduğu veya işçinin işini yaptığı yerdeki iş mahkemesi veya iş davalarına bakmakla görevli mahkemede açılmalıdır.

İş mahkemesinin yetkisi kamu düzeniyle ilgili olduğundan davalı tarafça süresinde yapılmasa da hakim tarafından kendiliğinden bu husus göz önünde bulundurmalıdır. Bir başka anlatımla hakim, davanın her aşamasında yetki itirazını dikkate alabileceği gibi, kendisi de re’sen yetkisizlik kararı verebilir.

Somut uyuşmazlıkta, sunulan işyeri kayıt ve belgelerine göre, davalıya ait işyerinin ve davacının çalıştığı yerin Çine ilçesinde bulunduğu, Çine mahkemelerinin yetkili olduğu anlaşılmaktadır. İcra takibindeki yetki itirazı, itirazın iptali davasında bağlayıcı değildir. Mahkemece 5521 Sayılı Kanun’un belirtilen hükmü gereği davanın esasına girilerek yargılama yapılması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

KARAR : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine 19.9.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — Pzr Mar 01, 2015 2:39 pm


Basından Hukuk Haberleri • SEÇİM HİLESİ DAVASI’NDA İTİRAF:"TUTANAKLARDA TAHRİFAT YAPILDI,AMA"

‘Seçim Hilesi Davası’nda İtiraf: "Tutanaklarda Tahrifat Yapıldı, Ama…"

‘Seçim Hilesi Davası’nda İtiraf: "Tutanaklarda Tahrifat Yapıldı, Ama…"30 Mart seçimlerinde CHP’nin oylarının AKP’ye aktarıldığı iddialarıyla ilgili açılan davada yeni gelişme…

Kâğıthane’de yaşanan seçim hileleri ile ilgili ikinci bir itiraf daha geldi. 1360 No’lu sandık başkanı Ali Murat Bolat, tutanaklarda tahrifat yapıldığını ancak kendisinin tutanakları seçim kuruluna teslim ettiğinde herhangi bir karalama ya da değişiklik olmadığını savundu. Teslimden önce tutanağın fotoğrafını da çektiğini söyleyen sanık, “Tahrifat yapılan yazı ve rakamlar bana ait değil” dedi.

Zaman’dan Elif Eşit’in haberine göre, Kâğıthane’de asliye ceza mahkemelerinde devam ederken oy hırsızlığı davaları ilk kez ağır ceza mahkemesinde görüldü. 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde CHP’nin oylarının AKP’ye aktarıldığı iddialarıyla ilgili açılan 29 davadan 1360 No’lu sandığa ilişkin davada, İstanbul 34. Asliye Ceza Mahkemesi, ‘Suç vasfının ağır ceza kapsamında’ kaldığı gerekçesiyle dosyayı İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermesinin ardından dün duruşmaya başlandı. Davanın ilk duruşmasında sanık 1360 No’lu sandık başkanı Ali Murat Bolat, belgede tahrifat yapıldığını kabul etti. Bolat oylarda yapılan sahteciliğin kendisi tarafından yapılmadığını savundu.

Sanık Bolat savunmasında 1360 No’lu sandıkta tahrifat yapıldığını kabul ederek evraklardaki tahrifatların kendisi tarafından yapılmadığını savundu. Kendisinin sandık tutanaklarını polis eşliğinde İlçe Seçim Kurulu’na getirerek teslim ettiğini söyleyen Bolat, “Ben belgeleri teslim ettiğimde belgeler üzerinde herhangi bir karalama ve değişiklik söz konusu değildi. Bana gösterilen kırmızı ile 1360 yazılı belediye başkanı ve belediye meclis üyeliği seçimi sandık sonuç tutanağındaki yazılar bana aittir. Siyah renkli kalemle 1360 yazılı büyükşehir belediye başkanı seçimi sandık sonuç tutanağındaki belgeleri inceledim. Sadece ismimin yazılı olduğu bölümdeki yazı ve imza bana aittir. Söz konusu belgedeki yapılan tahrifat işlemi de bana ait değildir. Bunun dışında bendeki çekilen fotoğrafla bu celsede bana üzerinde tahrifat yapılan tutanağı incelediğimde benim fotoğrafını çektiğim İlçe Seçim Kurulu’na teslim ettiğim belge üzerinde tahrifat yapılmıştır.” şeklinde savunma yaptı. Bu arada asliye mahkemelerinde görülen oy hırsızlığı davalarından 8’i ağır cezaya sevk edildi.

Mahkeme, ilçe seçim kurulundaki görevlilerin kim olduğunun tespitini istedi

Mağdur sıfatıyla duruşmaya katılan CHP’nin avukatı Zeynel Öztürk’ün taleplerini de değerlendiren mahkeme, Kağıthane İlçe Seçim Kurulu’na yazı yazılarak seçim sonuçlarını bilgisayara kaydeden görevlilerin isimlerinin belirlenmesini istedi. Mahkeme ayrıca kararda İlçe Seçim Kurulu’na yazı yazılarak 1360 No’lu sandığa ait evrakları teslim alan görevlilerin de mahkemeye bildirilmesine karar verdi. 1360 No’lu sandık evraklarını İlçe Seçim Kurulu’nda teslim alan görevlilerin mahkemede sanık tarafından yüzleştirilmesine karar veren mahkeme, sanık Bolat’ın imza ve yazı örneklerinin alınmasını da talep etti.

Avukat Öztürk, ayrıca Kağıthane İlçe Seçim Müdürü Tevrat Aktürk’ün davada tanık olarak dinlenmesi talebinde bulundu. Talebi değerlendiren mahkeme gelecek duruşmada Kağıthane İlçe Seçim Müdürü Tevrat Aktürk’ün tanık olarak hazır bulunmasına karar verdi. Duruşmayı takip eden CHP İstanbul İl Başkanı Murat Karayalçın, adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “Avukatımız kozmik odayla bağlantının kurulması talebini ifade etti. Kozmik odaya girenler var, çıkanlar var. Bunu tespit etmiş bulunuyoruz, bunun adının, sanının, kimliğinin de açık bir biçimde ortaya konmasını talep ediyoruz.” dedi.

Kaynak:T24

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — Cum Şub 27, 2015 11:57 am


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İİK, MENFİ TESPİT DAVASINDA ZAMANAŞIMI İÇİN DÜZENLEME OLMADI

İcra İflas Kanununda Menfi Tespit Davasında Zamanaşımı İçin Düzenleme Olmadığı – Davanın Borçlar Kanunun 39. Maddesindeki 1 Yıllık Zamanaşımına Tabi Olmayacağı.

T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2014/9698
KARAR NO. 2014/14562
KARAR TARİHİ. 2.10.2014

ÖZET : Takip konusu senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ve bunun yanında da keşideci ve davacıların babası olan mirasbırakanın zaafiyetinden yararlanılarak düzenlendiğini birlikte ileri sürerek açılan menfi tespit davası İİK’nun 72. maddesine dayanmaktadır. Bu hükümde istirdat davası hükümleri ayrık olmak üzere zamanaşımı için herhangi bir düzenleme öngörülmemiştir. Davanın Borçlar Kanunu’nun irade bozukluğunun giderilmesine ilişkin hükmünde yer alan 1 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığından bahisle davanın reddi isabetsizdir.

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacılar vekili, davalı tarafından müvekkili aleyhine 26.04.2008 düzenleme tarihli ve bedeli rakamla “200,00 YTL” yazı ile “iki yüz bin” olarak yazılan, keşidecisi müvekkillerinin murisi olan babalarının olduğu senede dayalı olarak icra takibi yapıldığını, ancak senetteki imza unsuru dışındaki unsurların sonradan ve gerçeğe aykırı doldurulduğunu belirterek, icra takibine konu alacak nedeniyle müvekkillerinin borçlu olmadığının tespitine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın zamanaşımından sonra açıldığını, davalının senet nedeniyle alacaklı olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere göre, davanın irade fesadı hallerine dayandığını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 39. maddesine göre davanın öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl içinde açılması gerektiği davacıların ödeme emrini tebliğinden itibaren 1 yıl içinde dava açmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar, takip konusu senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ve bunun yanında da mirasbırakanın zaafiyetinden yararlanılarak düzenlendiğini birlikte ileri sürerek İİK’nun 72. maddesine dayalı olarak işbu davayı açmıştır. Hal böyle olunca İİK’nun 72. maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit davasında, istirdat davası hükümleri ayrık olmak üzere zamanaşımı için herhangi bir düzenleme öngörülmemiştir. Mahkemece işin esası incelenerek bir karar vermek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın 1 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığından bahisle davanın reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 02.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — Cmt Şub 21, 2015 9:51 pm


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları • HAKSIZ FİİL NEDENİYLE TAZMİNAT DAVASINDA HAKKANİYET İNDİRİMİ

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS: 2013/7-1171
KARAR: 2014/775

Taraflar arasındaki “haksız eylem nedeniyle tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; …6. Asliye Ticaret (…Asliye Hukuk) Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 08.12.2011 gün ve E:2010/135, K:2011/887 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesi’nin 03.07.2012 gün ve E:2012/1795, K:2012/5216 sayılı ilamıyla;

(…1-Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği ile dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere ve davanın haksız eylemden kaynaklanması nedeniyle genel mahkemelerde görülmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının tüm, davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davalının hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince; mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç da yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

HUMK’nun 74.maddesi hükmüne göre mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır. Mahkemece hükmedilecek tazminatın belirlenmesinde dava edilen sonuç istemin aşılıp aşılmadığının incelenmesi zorunludur.

Somut olaya gelince; davacı, davalı şirkete ait tankerin kıyıya yanaştırma işlemi sırasında iskeleye çarparak üç adet kazığa hasar verdiğini öne sürerek, 45.000 TL’nin tahsilini istemiştir. Mahkemece hasar bedelinin tespiti için bilgisine başvurulan bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, hasarlanan üç adet kazığın yenisinin yapılması için gereken bedelin 58.320,90 TL olduğu açıklanmıştır. Mahkemece, davacının hasar gören yere usturmaça yaptırmamasının da hasarın meydana gelmesinde kısmen etken olduğu, önceki yıllarda çok sayıda geminin yanaşmasının kazıkların mukavemetini azalttığı göz önüne alınarak B.K’nun 41 ve 43. maddeleri gereği, bilirkişi raporunda belirlenen 58.320,90 TL zarar bedeli üzerinden takdiren %35 oranında hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulü ile 37.908,58 TL’nin tahsiline karar verilmiştir. Yukarıda açıklanan taleple bağlılık kuralı gereği, mahkemece davada talep edilen bedel üzerinden, yıpranma payı ve hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği kuşkusuzudur.

Hal böyle olunca, mahkemece yıpranma payı ve hakkaniyet indiriminin davada talep edilen miktar üzerinden yapılarak bulunacak bedele hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, davalının temyiz itirazının bu yönden kabulüne karar vermek gerekmiştir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 6.7.1977 gün ve E:15/3280, K:702; 9.11.1977 gün ve E:15/138, K:838 sayılı ilamlarında da aynı ilkenin kabul edilmiş olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı İ… San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440/I.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 15.10.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 11 Şub 2015, 17:27


Basından Hukuk Haberleri • Cezaevinde intihar davasında Yargıtay kararı bozdu

Vatani görevini yaparken işlediği bir suçtan dolayı 50 gün hapis cezası alan 27 yaşındaki Muhammet Sait Platin, cezasını çektiği Batman M Tipi cezaevinde tahliyesine 5 gün kalmışken, 3 Eylül 2011 günü konulduğu müşahade odasında gömleğiyle kendini asarak intihar etti. Platin’in ölümünde kusurları olduğu gerekçesiyle Batman 2’nci Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 6 cezaevi görevlisi beraat edince, Platin ailesi kararı temyiz etti. Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi beraat kararını bozdu.

Yargıtay kararında, cezaevinde nöbetçi memur olarak görev yapan sanıkların, önceye dayalı psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle suç tarihinden 1 gün önce bileklerini keserek intihara teşebbüs eden ve içerisine düştüğü ruhsal durum nedeniyle gerçek ve yakın bir intihar riski altında bulunan Muhammet Sait Platin’in bir kez daha yaşamına son verme girişiminde bulunmasının önlenmesi konusunda gerekli tedbirleri almadıkları belirtildi. Kararda, olay günü Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulunun kararı olmaksızın Platin’i tek kişilik müşahade odasına koyulduğu, bu şekilde diğer hükümlü tutuklularının gözetiminden yoksun bırakılan, görevliler tarafından da etkin bir gözetime tabii tutulmayan bu kişinin konulduğu müşahede odasına kapısına gömleği ile kendisini asmak suretiyle yaşamına son verdiği belirtildi. Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi, Batman M Tipi Cezaevinde görev yapan S.Ö., O.E., S.B., H.Y., Y.K. ve Y.O. için verilen beraat kararını oy birliği ile bozdu.

Ailesi sevindi

Kararın Yargıtay’da bozulması Platin ailesini sevindirirken, Baba Ramazan Platin adaletin yerini bulduğunu söyledi. Ramazan Platin şöyle konuştu:

"Oğlum Muhammet Sait’in davasında görevlilerin ihmali ortadaydı. Ölüm, bu kadar basit olmamalı. İnsan hayatı bu kadar ucuz ve değersiz değil. Oğlumun tahliyesine 5 gün gibi az bir süre kalmıştı. Olaydan 1 gün önce bileğini kesip intihar sinyallerini veren oğlum kırılgandı. Fakat nedense bunu o görevliler hiç göz önünde bulundurmadılar. Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi bu ihmali fark etti ve şimdi dava yeniden görülecek."

cnnturk.com

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 29 Oca 2015, 01:55


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • BOŞANMA DAVASINDA BİR ARAYA GELMENİN YANLIŞ YORUMLANMASI

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2013/13652
KARAR NO. 2013/19123
KARAR TARİHİ. 8.7.2013

>KOCA TARAFINDAN AÇILIP RETLE SONUÇLANAN İLK BOŞANMA DAVASI

>BOŞANMA DAVASI

> ORTAK HAYATIN YENİDEN KURULAMAMASI

4721/m.166/son

ÖZET : Davacı koca tarafından açılıp ret ile sonuçlanan ilk boşanma davasının kesinleştiği, tarafların, uzun yıllardır, kocanın ailesine ait apartmanda, farklı dairelerde yaşadıkları, davalı kadının kayınvalidesini bıçaklaması üzerine o apartmandan taşındığı, soruşturma aşamasında alınan ifadesinde 12-13 yıl önce eşinin evi terk ettiğini belirttiği, müşterek çocuğun da önceki boşanma davasında davacı babası ile yedi yıldır ayrı yaşadıklarını belirttiği dikkate alındığında, tarafların ilk boşanma davasının reddinden sonra ortak hayati yeniden kurmak için bir araya gelmedikleri, ortak hayatın yeniden kurulamadığı, Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi koşullarının açılan bu davada oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu belirlemeler karşısında, bu davada dinlenen davalı kadın tanıkları olan müşterek çocukların beyanlarının, tarafların evlilik birliğini sürdürmeye yönelik olarak bir araya geldikleri şeklinde yorumlanması olanaksızdır. Bu itibarla davacı kocanın Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayalı olarak açtığı boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 30.04.2013 günü temyiz eden davacı A. K. vekili ve karşı taraf davalı F. K. vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Toplanan delillerden; davacı koca tarafından açılıp ret ile sonuçlanan ilk boşanma davasının 24.05.2006 tarihinde kesinleştiği, tarafların, uzun yıllardır, kocanın ailesine ait apartmanda, farklı dairelerde yaşadıkları, davalı kadının 07.11.2009 tarihinde kayınvalidesini bıçaklaması üzerine o apartmandan taşındığı, soruşturma aşamasında 07.11 2009 tarihinde alınan ifadesinde 12-13 yıl önce eşinin evi terk ettiğini belirttiği, müşterek çocuk Neşat’ın da önceki boşanma davasında davacı babası ile yedi yıldır ayrı yaşadıklarını belirttiği dikkate alındığında, tarafların ilk boşanma davasının reddinden sonra ortak hayati yeniden kurmak için bir araya gelmedikleri, ortak hayatın yeniden kurulamadığı, Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi koşullarının açılan bu davada oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu belirlemeler karşısında, bu davada dinlenen davalı kadın tanıkları olan müşterek çocukların beyanlarının, tarafların evlilik birliğini sürdürmeye yönelik olarak bir araya geldikleri şeklinde yorumlanması olanaksızdır. Bu itibarla davacı kocanın Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayalı olarak açtığı boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret hükmü isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 990.00 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 18 Oca 2015, 03:42