Etiket arşivi: engel

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ MEDENİ HAKLARI KULLANMAYA ENGEL MADDELER İÇEREMEZ

T.M.K–MADDE 166

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

T.C
YARGITAY
2.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2013-11644
KARAR NO.2014-1866
KARAR TARİHİ.04.02.2014

>ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ MEDENİ HAKLARI KULLANMAYA ENGEL MADDELER İÇEREMEZ.

Protokolde yer alan velayetin kaldırılması ve kişisel ilişkinin genişletilmesi davası açılamayacağına ilişkin medeni hakları kullanmaktan feragate ilişkin taahhütler, medeni hakları kullanma ehliyetinden önceden vazgeçme niteliğinde olup, Medeni Kanununun 23. maddesine ve çocukların yüksek yararlarına açıkça aykırıdır. Bu hükümler olmaksızın ortak irade ile boşanmanın gerçekleşmeyeceği açıkça belli olduğuna göre, içerdiği şartlardaki kısmi hükümsüzlük boşanma protokolünün tamamını hükümsüz kılar.

kanuna ve kamu düzenine aykırı hükümler ihtiva eden protokole dayanılarak boşanma kararı verilmesi ve protokolün tasdiki doğru olmamıştır. Öyleyse mahkemece yapılacak iş; protokolün bu haliyle uygun bulunmadığının taraflara bildirilip, tarafların ve çocukların menfaatini göz önünde bulundurarak protokolde gerekli değişikliği yapmak, bu değişikliğin taraflarca kabulü halinde Kanunun 166/3. maddesi çerçevesinde boşanmaya karar vermek; kabul edilmemesi, diğer bir ifade ile tarafların kendi belirledikleri şartlar dahilinde boşanma kararı istemekte ısrar etmeleri halinde davaya çekişmeli boşanma olarak devam etmek ve toplanan delillerin Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

DAVA: Taraflar arasındaki boşanma davalarının birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm, davalı-karşı davacı (kadın) tarafından temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 04.02.2014 günü temyiz eden davalı-karşı davacı E… ile vekili ve karşı taraf davacı-karşı davalı D… ile vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1- Davacı (koca) tarafından boşanma davası açılmış, davalının daha sonra bağımsız olarak açtığı boşanma davası, kocanın davasıyla birleştirilerek görülmüş; mahkemece; tarafların 20.02.2013 tarihli oturumda boşanma ve mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda anlaştıklarını beyan etmeleri üzerine; hangi davanın kabul edildiği belirtilmeksizin tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiş, aralarında yaptıkları protokol tasdik edilmiş, bu protokolün bir kısım hükümleri de karara aynen geçirilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 166. maddesinin (3.) fıkrası; evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağını karine olarak kabul etmiştir. Bu yasal karine gereğince, boşanma kararı verilmesi, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulunması şartına bağlıdır. Kanun, hakime, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişikleri yapma yetkisi tanımıştır. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya karar verilecektir. Eşler, bu hükümden yararlanarak evlilik birliğini sona erdirmek istediklerinde, herhangi bir boşanma sebebi ileri sürmek zorunda olmadıkları gibi, bir sebep ileri sürmüş olsalar bile bunun varlığı ve doğruluğunun araştırılması gerekli değildir.

Taraflar, kural olarak bir sözleşmenin içeriğini, kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. (E. BK. m. 19, 6098 s. TBK. m. 26) Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı hükümsüz olur. (E. BK. m. 19/2, 20, 6098 s. TBK. m. 27) Borçlar Kanununda yer alan, sözleşme özgürlüğüne getirilen genel nitelikteki bu sınırlamalar, boşanma anlaşmaları için de evleviyetle geçerlidir. Çünkü Borçlar Kanunu, Türk Medeni Kanununun beşinci kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır. (6098 s. TBK. m. 646) O halde hakim, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ve konusu imkansız olan hükümler taşıyan bir boşanma protokolünü esas alarak boşanma kararı veremez ve böyle bir protokolü tasdik edemez.

Taraflarca düzenlenip hakime sunulan, hakim tarafından da aynen tasdikine karar verilen protokolde; tarafların karşılıklı boşanma davalarında aşağıdaki şartlarla anlaştıkları belirtildikten sonra; "kocanın eşi aleyhine açtığı boşanma davasından feragat edeceği, kadının açtığı boşanma davasını işbu protokoldeki koşullar çerçevesinde kabul edeceği; müşterek çocukların velayetinin anneye verileceği, çocuklarla baba arasında protokolde gösterilen günlerde ve saatlerde kamuya açık mekanlarda ve gözetim altında kişisel ilişki tesis edileceği, bunun dışında çocuklar on sekiz yaşını bitirinceye kadar babanın internet, telefon veya sair olanakları kullanarak iletişim kuramayacağı veya tesadüfü olarak şahsi münasebet tesis edemeyeceği, yine çocuklar ergin oluncaya kadar velayet hakkının anneden alınması veya kaldırılması ve kişisel ilişki süresinin genişletilmesi için talepte bulunmayacağı, çocuğun babaannesi ve halasının, babaya tanınan süre zarfında çocuğu görebilecekleri, babanın çocuklar için anneye protokolde gösterilen miktarlarda iştirak nafakası ödeyeceği, tarafların birbirlerinden maddi ve manevi tazminat olarak herhangi, bir talepte bulunmayacakları, şahsi eşyaları da dahil olmak üzere eşyalarını paylaştıkları, birbirlerinden bu hususta bir hak ve alacak talep etmeyecekleri" belirtilmiştir. Protokolde yer alan ilişkin medeni hakları kullanmaktan feragate ilişkin taahhütler, medeni hakları kullanma ehliyetinden önceden vazgeçme niteliğinde olup, Medeni Kanununun 23. maddesine ve çocukların yüksek yararlarına açıkça aykırıdır. Bu hükümler olmaksızın ortak irade ile boşanmanın gerçekleşmeyeceği açıkça belli olduğuna göre, içerdiği şartlardaki kısmi hükümsüzlük boşanma protokolünün tamamını hükümsüz kılar. Bu şekildeki düzenlemenin bir sebebi olsa bile, boşanma tarafların ortak iradelerine dayandığından bu sebebin varlığı ve doğruluğu araştırılamayacaktır. Anlaşmalı boşanma talebiyle kendisine başvuran eşler arasında, gerçekte bir boşama sebebinin var olup olmadığını, aralarında yaptıkları düzenlemede yer verdikleri hususların geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığını ve bunların doğru olup olmadığını hakim araştırmakla yükümlü değildir. Önceden delil toplanmış olsa bile, bu delilleri değerlendirerek bunlardan sonuç çıkaramaz ve yargısını çıkardığı bu sonuca dayandıramaz. Böyle bir durumda hakimin, taraflarca getirilen düzenlemeye müdahale ederek bunu değiştirmek ve önereceği değişikliğin taraflarca kabulü halinde Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince tarafların boşanmalarına karar vermesi gerekir. Böyle yapılmayıp, kanuna ve kamu düzenine aykırı hükümler ihtiva eden protokole dayanılarak boşanma kararı verilmesi ve protokolün tasdiki doğru olmamıştır. Öyleyse mahkemece yapılacak iş; protokolün bu haliyle uygun bulunmadığının taraflara bildirilip, tarafların ve çocukların menfaatini göz önünde bulundurarak protokolde gerekli değişikliği yapmak, bu değişikliğin taraflarca kabulü halinde Kanunun 166/3. maddesi çerçevesinde boşanmaya karar vermek; kabul edilmemesi, diğer bir ifade ile tarafların kendi belirledikleri şartlar dahilinde boşanma kararı istemekte ısrar etmeleri halinde davaya çekişmeli boşanma olarak devam etmek ve toplanan delillerin Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Açıklanan hususlar gözetilmeden hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

2- Kabule göre de;

Taraflar, düzenledikleri protokolde; kocanın kendisi tarafından açılan boşanma davasından, feragat edeceğini kararlaştırmışlar, duruşmada protokol çerçevesinde karar verilmesini istemişlerdir. Protokolde kocanın davası hakkında ne yönde karar verileceği belirtildiğine göre, bu dava hakkında gösterilen yönde karar verilmesi gerekirken, herhangi bir hüküm tesis edilmemiş olması da doğru olmamıştır.

KARAR : Temyiz edilen hükmün yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 1100.00 TL. vekalet ücretinin D…’dan alınıp E…’e verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.02.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — Çrş Mar 25, 2015 11:26 am


Davacının iştirak nafakası talep etmediği beyanı, iştirak nafakasına sonradan talebe engel teşkil etmez

  1. Hukuk Dairesi 2014/75758 E., 2014/11529 K., 16.06.2014 T.

Taraflar arasında görülen davada İzmir 8. Asliye Ticaret Mahkeme

15 YARGITAY: Davacının boşanma davası sırasında iştirak nafakası talep etmeyeceğine ilişkin beyanı, çocuğun ihtiyaçlarının artması halinde iştirak nafakası talebine engel teşkil etmez.since verilen 03/02/2014 tarih ve 03/02/2014 sayılı kararın yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili şirketin davalı banka nezdinde yapmış olduğu bankacılık işlemlerinden operasyon masrafı, tahsis masrafı, teslim masrafı, mesaj gönderme komisyonu, komisyon, ücreti, devre sonu operasyon ve bankacılık hizmet masrafı, operasyon komisyon masrafı gibi isimler altında haksız ödemeler tahsil edildiğini belirterek şimdilik 10.000 TL’nin ticari temerrüt faizle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, alınan masraflar ve yapılan kesintilerin davacı şirketçe imzalanan bankacılık hizmet sözleşmesi kapsamında uygun olduğunu, davacının bilgilendirildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve toplanan delillere göre, bilirkişi raporunda gösterildiği şekilde davalı bankaca yapılan bir kısım tahsilatların hukuki dayanağının bulunmadığı, bankanın kredi verirken gerekli değerlendirmeleri yapması gerektiği ve bunun için alacağı masrafların mevzuata uygun olduğu, bunun dışında raporda belirtilen değişik isimler altındaki masraf tahsilatlarının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 10.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına, aşağıda yazılı bakiye 512,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 16/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İzmir 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2013/37 E., 2014/42 K., 03/02/2014 Tarihli Mahkeme Kararı 

DAVA: Davacı vekili mahkememize verdiği 30/01/2013 tevzi tarihli dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin davalı banka nezdinde yapmış olduğu banka muamelelerine haksız bir şekilde ödemeler tahsil edildiğini, ödemelerin niteliğinin operasyon masrafı, tahsis masrafı, teslim masrafı, mesaj gönderme komisyonu, komisyon, ücret, devresonu operasyon ve bankacılık hizmet masrafı, operasyon komisyon masrafı ve bu gibi isimler altında ücretler talep edilip tahsil edildiğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı şirketten şimdilik 10.000-TL ticari temerrüt faizle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 01/04/2013 tarihli replik dilekçesinde özetle; müvekkilinin hem ücret komisyon adı altında hem de masraf adı altında haksız ve nisapsız oranda paralar ödemek mecburiyetinde bırakıldığını, sözleşmede ne kadar alınacağının öngörülmemiş ücretlerin müvekkilden tahsilinin haksız, ayrıca yapılmayan masrafların müvekkilden tahsilatınım da hakuka aykırı olduğu kadar hakkaniyete ve ticari etiğe de aykırı fiiller olduğunu beyan etmiştir.

SAVUNMA: Davalı vekili mahkememize verdiği 05/03/2013 havale tarihli cevap dilekçesinde davacı şirketle müvekkili banka nezdinde bankacılık hizmet sözleşmesi imzalandığını, kredi sözleşmesi yapıldığını, kredi kullandırıldığını, masraf ve ücrete ilişkin kesintilerin, hesap hareketlerinin, anılan faizin, komisyonun, tahsilatların sözleşmeye uygun olduğunu, kesintilerin sebepleriyle birlikte gösterildiğini, sözleşme serbesti uyarınca bankanın masraf kalemlerini serbestçe belirlendiğini beyanla davanın hukuki dayanağının olmadığından bahisle davanın reddini talep etmiştir.

DELİLLER;

Davacı vekili dava dilekçesinde Ş…. Şirinyer Şubesi nezdindeki hesap dökümleri, müvekkili şirket hesap ve ticari kayıtları, davalı şirket hesap ve ticari kayıtları ve sair hususları delil olarak bildirmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; kurumsal bankacılık hizmetleri sözleşmesi, genel kredi sözleşmesi, hesap ekstresi, dekontlar, kredi belgeleri, müvekkili bankanın defter ve kayıtları, keşif ve bilirkişi incelemesi, bankanlar kurulunun 16/10/2006 tarih ve 2006-11188 sayılı kararı, TC Merkez Bankasının “Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve Katılma Hesapları Kar ve Zarara Katılma Oranlarıyla Kredi İşlemlerinde Faiz Dışında Sağlanacak Diğer Menfaatler” hakkındaki 2006-1 sayılı tebliği ve sair hususları delil olarak bildirmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE ;

Delillerin toplanmasından sonra mahkememizin 17/04/2013 tarihli oturumunda dosya bankacı bilirkişiye tevdi edilerek dosya kapsamına göre ara kararda öngörüldüğü şekilde rapor düzenlemesi istenmiş, bilirkişi ibraz ettiği 21/11/2013 tarihli raporunda dosya kapsamı hakkında beyanda bulunduktan sonra sonuç olarak davalı banka tarafından davacıya ait mevduat hesaplarından (borç yazılmak suretiyle) 25/03/2011-15/03/2012 tarihleri arasında yukarıda açıklanan 10.676-TL tutarında yapılan tahsilatın hukuki dayanağının bulunmadığını, bu nedenle davacıya iade edilmesi gerektiğini, ancak taleple bağlı kalınarak 10.000-TL’nin yasal ticari faiziyle birlikte davalı banka tarafından davacıya ödenmesi gerektiğini, davacının hesaplarından masraf, ücret, komisyon olarak tahsil edilen 7.467,54-TL’nin ise sözleşme ve bankacılık teamülüne uygun olduğundan iadesinin gerekmediğini bildirmiştir.

Davacı vekili mahkememize verdiği 03/12/2013 tarihli rapora beyan dilekçesinde açıklamada bulunarak itirazları doğrultusunda ek rapor alınmasını talep etmiştir.

Davalı vekili mahkememize verdiği 21/11/2013 tarihli rapora beyan dilekçesinde açıklamalarda bulunarak sonuç itibariyle ek rapor alınmasını talep etmiş, mahkememizin toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu yeterli görüldüğünden davalının yeni bilirkişiden rapor alınması istemi yerinde görülmemiştir.

Taraf vekillerinin itirazları doğrultusunda ek rapor alınmak üzere dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi 28/01/2013 havale tarihli raporunda açıklamalarda bulunduktan sonra sonuç olarak davalı banka tarafından davacıdan mevduat hesaplarına borç yazılmak sureti ile 25/03/2011-15/03/2012 tarihleri arasında tahsil edilen ve 14/10/2013 tarihli raporda ayrı ayrı açıklanan toplam 10.676-TL’nin hukuki dayanağının bulunmadığını, bu nedenle davacıya iade edilmesi gerektiğini, ancak taleple bağlı kalınarak 10.000-TL’nin yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektlinl, davacıdan masraf, ücret, komisyon olarak tahsil edilen toplam 7.467,54-TL’nin ise sözleşme ve bankacılık teamülüne uygun olduğundan iadesinin gerekmediğini bildirmiştir.

Toplanan deliller, bütün dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, bilirkişinin asıl raporun 5. Sayfası 1. Paragrafında ve aynı şekilde ek raporun 2. Sayfası , 2. Paragrafında gösterilen tahsilatların hukuki dayanağı bulunmadığı, bankanın kredi verirken gerekli değerlendirmeleri yapması gerektiği bunun için alacağı masrafları mevzuata uygun olduğu , bunun dışındaki raporda belirtilen değişik altındaki masraf tahsilatlarının yerinde olmadığı mahkememizce de benimsendiğinden ve taraflar tacir olduğundan davacı alacağına ticari faiz uygulanması gerektiğinden taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçeye göre;

davanın kabulü ile, 10.000-TL davacı alacağının dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

Alınması lazım gelen 683,10-TL harçtan peşin alınan 170,80-TL harcın mahsubuyla bakiye 512,30-TL harcın davalıdan tahsiliyle hâzineye gelir kaydına,

Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen kısım üzerinden hesaplanan 1.500-TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

Davacı tarafından yapılan ilk masraf 198,85-TL, 8 davetiye gideri 67-TL, Bilirkişi ücreti 350- TL olmak üzere toplam 615,85-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

Dair davacı vekiliyle davalı vekilinin yüzlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 03/02/2014

sağlıklı, işsiz koca çalışmasına engel durum olmadığından nafaka öder

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kocanın, işten ayrılmasına rağmen boşandığı karısına 500 lira nafaka ödemesine hükmeden yerel mahkeme kararını onadı. Onanan kararda, kocanın herhangi bir sağlık problemi olmadığı ve çalışmasına engel bir durumunun bulunmadığı belirtilerek, piyasada şoförlük yapabileceği pek çok araç ve iş olduğu kaydedildi.

İzmir’de bir kişi, 2 çocuğunun annesi ve 30 yıllık eşinden boşanmak için dava açtı.

Davacı koca F.K, görücü usulüyle evlendiği eşi G.K. ile aralarında, başından bu yana uyumsuzluk bulunduğunu, eşinin kendisini arkadaşlarının yanında küçük düşürdüğünü, ailesinin evlerine gelmesini istemediğini, kendisine ilgisiz olduğunu, en ufak tartışmada aylarca küstüğünü öne sürerek, boşanmak istediğini belirtti.

Kadın ise iddiaların gerçek dışı olduğunu, kayınvalidesine ölünceye kadar baktığını, kayınpederine bakmayı sürdürdüğünü, kocasının başka kadınlarla uygunsuz ilişkiler içerisine girdiğini, kendisi ve çocuklarıyla ilgilenmediğini, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kocasının asıl kusurlu olduğunu ileri sürerek, karşı dava açtı. G.K, 500 lira tedbir nafakası, 20 bin lira maddi, 20 bin lira manevi tazminat istedi.

Çiftin çocukları ise mahkemede babalarının iddialarının gerçek dışı olduğunu söyledi. Çocuklar, ayrıca, babalarının başka bir kadınla görüştüğünü, telefonla konuşurken “Aşkım merak etme boşanma davasını açtım, boşanacağım” dediğini duyduklarını anlattı.

Davayı görüşen İzmir 10. Aile Mahkemesi, çifti boşarken evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kocanın daha kusurlu olduğuna karar verdi. Mahkeme, F.K’nın, boşandığı eşi G.K’ya ayda 500 lira nafaka, 10 bin lira maddi, 10 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetti.

Bu kararın ardından F.K, dava dosyasına işten ayrıldığına dair belge ibraz etti.

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu. Daire kararında, kocanın işten ayrılması da dikkate alındığında hükmedilen nafaka miktarının fazla olduğu belirtildi.

Yerel mahkeme direndi

Dosyayı yeniden görüşen İzmir 10. Aile Mahkemesi ise ilk kararında direndi.

Yerel mahkemenin direnme kararında, her davanın açıldığı tarihteki şartlara tabi olduğuna işaret edilerek, mahkemenin, davayı karara bağlarken dosyada bulunmayan ve temyiz aşamasında ibraz edilen bir belgeyi bilmesi ve buna göre karar vermesinin mümkün olmadığı anlatıldı.

Yargıtayın temyiz aşamasında delil toplama, bu aşamada ibraz edilen delillere göre karar verme görevi ve yetkisinin bulunmadığı ifade edilen kararda, bozmaya esas belgenin, kocanın minibüs şoförü olarak çalıştığını doğruladığı vurgulandı.

Kararda, “İbranameye göre, koca, çalıştığı aracın satılması nedeniyle işten çıkarılmıştır. Kocanın şoförlük yapabileceği tek araç satılan araç değildir. Piyasada kocanın şoförlük yapabileceği birçok araç ve iş vardır. Kocanın, ekonomik ve sosyal durumunun tespiti için yazılan müzekkere cevabında da kocanın, herhangi bir sağlık probleminin olmadığı, çalışmasına engel bir halinin bulunmadığı belirtilmiştir” denildi.

Direnme kararı, kocanın yeniden iş bulmasının kolay olmadığı, toplam 20 bin lira tazminatı ödemek için çektiği kredinin 350 lira geri ödemesinin bulunduğu gerekçeleriyle bozulması istenerek temyiz edildi.

Temyiz üzerine dosyayı görüşen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise yerel mahkemenin direnme kararını onadı.