Etiket arşivi: eşya

Eşya Hukuku • Nam-ı Müstear, Muvazaa, İnançlı İşlem

Merhabalar değerli meslektaşlarım. Size aktaracağım bir olayla ilgili görüşlerinize ve paylaşacağınız içtihatlara ihtiyacım var. Olay şu şekilde:

Taraflar Ş. ile E. arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak üzere anlaşırlar. Arsa sahibi olan Ş. yüklenici ise E.dir. E nin belediyeden kaynaklı sıkıntıları olması nedeniyle noterde yapılan düzenleme şeklindeki Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde E.nin yerine H. bu sözleşmeye taraf olur. Daha sonra Ş. E. ve H. aralarında bir protokol yaparlar. Protokolde H.nin sözleşmede şekli taraf olduğunu ve E. ile Ş. yi ibra ettiğine dair açıklamalar yer alır.

Ne var ki protokolde şekli taraf olduğunu belirten H. daha sonra Ş.ye dava açar ve resmi şekilde düzenlenen sözleşmeyi delil olarak göstererek resmi şekilde akdedilen sözleşmeye göre kendisine verilecek bağımsız bölümler için tapu iptali ve tescil bu mümkün olmazsa bedel davası açar. Mahkeme H.nin açtığı davayı bedel üzerinden kabul eder.

Sormak istediğim husus 3 taraf arasında yapılan protokol muvazaa anlaşması mı, inançlı işlem mi yoksa nam-ı müstear diye adlandırılan işlem mi? Mahkemenin kararı hangi gerekçeyle bozdurulabilir. Son tarihli yargıtay kararı ve görüşlerinizi bekliyorum. İyi çalışmalar…

Bilgiler: Tarih-Gönderici: Ali Murat Bülbül — Cmt Mar 21, 2015 1:43 pm


Eşya Hukuku • Adi Senedin ispat gücü

Merhabalar değerli meslektaşlarım. bir konuda yardımınıza ihtiyacım var. Noterde düzenleme şeklinde yapılan bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi söz konu ve sözleşmenin tarafı müteahhit şekli açıdan taraf, yani taraf muvazaası vardır. Bu taraf muvazaasını mahkemede adi senetle ispat edebilir mi sözleşmenin diğer tarafı?

Konuyla ilgili yargıtay kararlarınızı bekliyorum.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: Ali Murat Bülbül — Cmt Şub 28, 2015 4:40 pm


Eşya Hukuku • MUHDESATIN AİDİYETİ DAVALARI

Muhdesatın Aidiyeti Davaları

Mustesatın aidiyetinin tespitinde konu, bir taşınmaz üzerinde bulunan ve taşınmazdan ayrılması eşyanın özüne zarar verilmeden mümkün olmayan yapıların, ağaçların ve diğer şeylerin kime ait olduğunun ve kim tarafından inşa edildiğinin tespitidir.

Muhtesatın aidiyeti davaları kendine özgü davalardandır ve bu dava sonunda verilen kararın, aynı tespit davalarında olduğu gibi, her hangi bir şekilde icra ve infaz edilebilir bir kabiliyeti bulunmamaktadır. Bu davaların görülebilmesi için, muhtesatın üzerinde bulunduğu taşınmaz hakkında ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işleminin olması gerekmektedir. Bir başka deyişle muhtesatın üzerinde bulunduğu taşınmaz hakkında açıkmış olan bir ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmuyor ise bu davalara bakılamamaktadır. Bu nedenle bu davanın uygulama alanı oldukça sınırlıdır.

Muhdesatın tespiti davalarında taşınmaz üzerinde bulunan yapıların kaçak yapı olup olmasının bir önemi yoktur. Her ne kadar muhdesatı meydana getiren kişiler tarafından arsa malikleri aleyhine açılacak alacak ya da temliken tescil ya da böyle bir taşınmazda kat mülkiyeti kurulması istemiyle açılacak davaların sonucunda verilecek kabul kararı ile hukuken değer verilmesi mümkün olmayan kaçak yapının yasallaştırılması sonucunu doğuracağından, böyle bir karar İmar Kanununun kamu düzenine ilişkin emredici kurallarına aykırı olacaktır. Bu nedenle kaçak yapıyı meydana getirenler tarafından arsa sahipleri aleyhine kaçak yapı nedeni ile açılacak olan alacak ya da temliken tescil davalarının ya da kat mülkiyeti kurulması istemine ilişkin davaların dinlenilmesi mümkün değildir. Ancak tespit davalarının sonucunda verilecek hüküm ile sadece bir olgunun durumu tespit edileceğinden ve bu hükmün icra ve infaz olanağı bulunmadığından, kaçak yapı niteliğinde olan muhdesatın aidiyetinin ve değerinin tespiti davalarının görülmesine engel değildir. Kaçak yapı olarak nitelendirilen yapının az ya da çok bir değeri olacağından ve görülecek ortaklığın giderilmesi davası sonunda yapılacak paylaşıma etki edeceğinden bu davayı açmakta davacının hukuki yararının olduğu kabul edilir. Eğer kaçak yapının kime ait olduğu ve değerinin tespiti yapılmaz ise, ortaklığın giderilmesi davası sonuncunda paylaşımda, kaçak yapının değerinden, yapının sahibi olmayan hissedarlar da hisseleri oranında pay alacağından, hissedarlar kaçak yapı sayesinde fazladan pay almış olacaklar ve hissedarlar kaçak yapı sahibi aleyhine sebepsiz olarak zenginleşeceklerdir. Bu nedenle muhdesatın aidiyetinin tespitine ilişkin davalarda muhdesatın kaçak yapı olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Bu açıklamalarımız ışığında, muhdesatın aidiyetin tespitine ilişkin dava açacak tarafın hukuki yararının bulunması dava şartıdır diyebiliriz. Ayrıca, muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazla ilgili olarak derdest olan bir ortaklığın giderilmesi davasının bulunması ya da kamulaştırma olayının bulunması hallerinde davacının hukuki yararının varlığı kabul edilmektedir. Yine bu davanın dinlene bilmesi için muhdesatın kaçak yapı olup olmamasının da bir önemi bulunmamaktadır.Av. Mehmet KORKMAZ

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 28 Ara 2014, 15:03


Yargıtay 9. Ceza Dairesi, cezaevine yasak eşya sokmak suç olmaktan çıktı

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, cezaevindeki eşine telefon bataryası getiren sanığın eyleminin, Anayasa Mahkemesince iptal edilen TCK’nın cezaevine yasak eşya sokma cezasını düzenleyen hükmün yerine yeni bir yasal düzenleme yapılmaması nedeniyle suç olmaktan çıktığına karar verdi.

Tekirdağ’da cezaevindeki eşine telefon bataryası götüren bir kadın, arama sırasında yakalanınca hakkında infaz kurumuna yasak eşya sokma suçundan dava açıldı. Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan kadın hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma suçunu düzenleyen 297/2. maddesi gereğince ceza verdi.

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu. Dairenin kararında, TCK’nın “İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma” suçunu düzenleyen 297. maddesinin birinci fıkrasında, “İnfaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmünü içerdiği hatırlatıldı.

“BATARYA HABERLEŞME ARACI DEĞİL”
Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “Birinci fıkrada sayılanların dışında kalıp da yetkili makamlar tarafından infaz kurumuna veya tutukevine sokulması yasaklanmış bulunan eşyayı, bu yasağı bilerek, infaz kurumuna veya tutukevine sokan veya bulunduran ya da kullanan kişinin, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağının” öngörüldüğü belirtilen kararda, sanığın cezaevinde bulunan eşine getirdiği poşetin görevliler tarafından kontrol edilmesi sonucunda ele geçirilen telefon bataryasının elektronik haberleşme aracı olmaması nedeniyle sanığa yüklenen eylemin TCK’nın 297/2. maddesine uygun olduğu kaydedildi.

Kararda, ancak maddenin Anayasa Mahkemesince 7 Temmuz 2011′de iptal edildiği, yasal düzenlemede boşluk doğmaması bakımından iptal hükmünün kararın yayımından başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girmesinin kararlaştırıldığı hatırlatıldı. Dairenin kararında, “Kararın 21 Ekim 2011′de Resmi Gazete’de yayımlanmasına rağmen yürürlüğe girdiği 21 Nisan 2012 tarihine kadar yeni bir yasal düzenleme yapılmaması karşısında yüklenen eylemin suç olmaktan çıktığı anlaşıldığından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir” denildi.

ZARSIZ TAVLA İPTAL ETTİRMİŞTİ
Hakkari Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nde yapılan aramada bulunan “zarsız tavla”ya görevlilerce el konulmuş, tavlası yakalanan hükümlünün, infaz kurumunda yasak eşya bulundurmak suçundan TCK’nun 297/2. maddesi gereğince cezalandırılması talep edilmişti.

Hükümlü hakkında açılan davaya bakan Hakkari Sulh Ceza Mahkemesi ise baktığı davada uygulama konusu olan TCK’nın 297/2. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş, Yüksek Mahkeme de düzenlemeyi iptal etmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararında, şu tespitler yapılmıştı: “297. maddenin (1) numaralı fıkrasında suça konu olabilecek eşyaların nitelikleri tek tek sayılmış olmasına karşın, itiraz konusu kuralda böyle bir nitelik belirlemesi yapılmadan, sınırsız, belirsiz ve geniş bir alanda idare içinde yer alan yetkili makama suça konu olabilecek eşyaları belirleme yetkisi tanınmıştır. Buna göre kuralda, idare içinde yer alan yetkili makama suça konu olabilecek eşyaları belirlerken hangi nitelikleri esas alacağı hususuna açık ve belirgin olarak yer verilmediğinden dolayı kural, belirli ve öngörülebilir olmadığı gibi suçun yasallığı ilkesine de uygun değildir. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2, 7, 11. ve 38. maddelerine aykırıdır.”