Etiket arşivi: etmesi

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN YETKİSİNİ SUİSTİMAL ETMESİ, AZİL…

YARGITAY 11. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/9692
KARAR: 2013/23240

Taraflar arasında görülen davada …1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/02/2013 tarih ve 2012/10-2013/43 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili ile davalının dava dışı …Tıbbi Malzeme ve Özel Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti’yi kurduklarını, yurt dışında olması ve tahsil hayatıyla ilgilenmesi nedeniyle müvekkilinin şirket işlerine karıştırılmadığını, şirketin kâr ve zararı ile ilgili bilgi verilmediğini, şirket müdürü olan davalının yetkilerini suistimal ettiğini, bu nedenle şirketin tasfiye sürecine girdiğini, davalının şirketi kanunsuz işlere alet etmesi nedeniyle müvekkilinin ağır ceza mahkemesinde yargılanmakta olduğunu, şirketin her yıl kâr etmesine rağmen davalının şirket kârını kendine alıkoyarak müvekkiline ödeme yapmadığını, davalının şirketin vergi borçlarını ve ticaret odası aidatlarını ödememesi nedeniyle bu borç ve cezaların müvekkiline tahakkuk ettirildiğini, davalının sebep olduğu zararlardan TTK’nın 339. maddesi uyarınca şahsen sorumlu olduğunu ileri sürerek, davalının kendi kusurları ile sebebiyet verdiği zararlarının tespitini, müvekkili aleyhine davalı lehine olan haksız mal iktibasının karşılığı olarak şimdilik 5.000 TL’nin istirdadını, şirketin vergi borçlarını ödenmediğinden müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı miktar için şimdilik 1.000 TL’nin ve 5.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini, davalının idare hak ve vazifesinin tahdidini ya da nez’ini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, şirketin kötü yönetimine ilişkin iddia edilen davranışların manevi tazminatı gerektirir nitelikte haksız fiil teşkil etmedikleri, davaya konu taleplerin ortağın doğrudan zararına sebep olan eylemler olmayıp şirkete ödenmesi gereken dolaylı zararlar olduğu, bu nedenle davacının talebe konu tazminatların bizzat kendisine ödenmesini talep edemeyeceği, şirkete ödenmesinin istenmesinin gerektiği, davalının temsil yetkisinin sınırlanmasına yönelik talebin ise şirketin dava tarihinden önce tasfiyeye girmesi, tasfiye memuru olarak dava dışı bir kişinin atanması, davalının şirketi temsil etme hakkının kalmaması karşısında yerinde bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Dava diğer talepler ile birlikte mülga 6762 sayılı TTK’nın 161. maddesi uyarınca davalı şirket müdürünün idare hak ve vazifesinin nez’i talebine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, şirket tasfiye haline girmiş olsa da tüzel kişiliği ve bu bağlamda şirket müdürünün ana sözleşmeden kaynaklanan idare hak ve vazifesinin devam ettiği tabiidir. Bu nedenle, davalının müdürlükten azli şartlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, bu yöndeki talebin de reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 20 Oca 2015, 02:34


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İŞÇİNİN TATİL GÜNLERİNDE ÇALIŞTIĞINI İDDİA ETMESİ, İSPAT…

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi
ESAS: 2014/1063
KARAR: 2014/4898

Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı, asıl işveren olan davalı Milli Savunma Bakanlığına ait işyerinde alt işveren işçisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, işyerinde fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışmaya devam ettiğini ancak ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili ile davacının çalışma kaydını bildiren işverenler arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, ihale makamı olan davalının işçilik alacaklarından sorumlu tutulamayacaklarını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.

Fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışma iddiasının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları şahit beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

Somut uyuşmazlıkta, şahit beyanlarına göre oluşturulan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının fazla çalışma yaptığı ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalıştığı kabul edilmiştir.

Ancak davacı şahitlerinin aynı konuda davalı işverene karşı açtıkları davaları mevcut olup, davacı ile menfaat birliği içerisinde olan kişilerin şahitliğine itibar edilmesi mümkün olmadığı gibi, işyerinde yapılan teftiş sonucunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 04.05.2012 tarihli inceleme raporunda davacının fazla mesai ve genel tatil ücreti alacağı talebine ilişkin olarak işyerinde yapılan fazla mesai ile genel tatillerde yapılan çalışmaların belirlendiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi tarafından yapılan hesaplama ile sözkonusu inceleme raporunun örtüşmediği ve bilirkişi tarafından rapor hazırlanırken sözkonusu inceleme raporunun dikkate alınmadığı anlaşılmış olup, davacının talep ettiği fazla mesai ve genel tatil alacaklarının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 04.05.2012 tarihli inceleme raporu dikkate alınarak hesaplanaması ve çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Açıklanan sebeplerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 06.03.2014 günü oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 01 Oca 2015, 17:16


avukatın müvekkil adına tahsil ettiği paranın bir kısmını şahsına mal etmesi zimmet suçudur

Yargıtay 5.Ceza Dairesi

2012/11197 esas ve 2013/6909 karar sayılı 20.06.2013 tarihli kararı

· Nitelikli Zimmet
· Avukatlık Görevini Kötüye Kullanma
· Kamu Görevlisi
· Kamusal Faaliyet
· Özel Kanunlarla İlişki

Özet: Bir kimsenin Ceza Yasası uygulamasında “kamu görevlisi” yapılan faaliyetin de “kamusal faaliyet” sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve yasalarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiği, avukatların 1136 sayılı Kanunun 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden kamu görevlisi olduklarında kuşku bulunmadığı, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesinin 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle anılan Kanunun genel hükümlerine aykırı olan sınırlayıcı nitelikteki Avukatlık Yasanın 62. maddesinin de özel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçları açısından zımnen ilga edilmiş sayılacağı ve TCK’nın 247. maddesine göre zimmete geçirilen malın devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı gözetilmelidir.
(5237 s. TCK m. 5, 6/1-c, 247, 257)
(1136 s. Av. K. m. 1,2,35/1,35/A, 62,76/1,109/1-2)

Dava: Mahalli mahkemece verilen hük%