Etiket arşivi: GÖREV

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • BANKANIN İCRA TAKİBİ, BORÇLUNUN BANKADAN MAL KAÇIRMASI, TASARRUFUN İPTALİ, GÖREV

YARGITAY 17. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/21467
KARAR: 2014/1917

Davacı Banka vekili, davalı borçlu İ… aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazdaki hissesini davalı N…’a satışına ilişkin tasarrufun iptalini talep etmiştir.

Davalı N… vekili davanın reddini savunmuştur.

Diğer davalı borçlu usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmaya gelmemiş ve davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, uyuşmazlığın genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve çözümünde TTK hükümlerinin uygulanacağı gerekçesi ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, İİK.277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.

Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olup tasarrufa konu malların aynı ile ilgili olmadığı gibi alacağın genel kredi sözleşmesinden kaynaklanmasının da görev hususunun belirlenmesine doğrudan bir etkisi yoktur. Kaldı ki davada incelenmesi gereken husus davalı borçlunun yaptığı tasarruflarının iptali gerekip gerekmediği, başka bir anlatımla İİK 277 vd maddelerinde belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Açıklanan şekli ile görevin, İİK 281. maddesine göre genel mahkemelere ait olduğu da açıktır. Hal böyle olunca davaya devam edilerek taraf delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar vermek yerine yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi isabetli değildir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 17.02.2014 tarihinde karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — Prş Mar 19, 2015 4:39 pm


Yargıtay Ceza Daireleri Kararları • TRAFİK CEZASI, HEM MUAYENE GECİKMESİ,HEMDE HIZ SINIRI AŞILMASI, GÖREV SULH CEZA

YARGITAY 7. Ceza Dairesi
Esas: 2013/8685
Karar: 2013/15711

Hız sınırını ihlal etmek ve aracın muayene süresini geçirmek eylemlerinden kabahatli H… hakkında, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 34 ve 51/2-A maddeleri uyarınca 206,00 Türk Lirası idari para cezası uygulanmasına dair …İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Birim Amirliğinin 07.08.2011 tarihli ve FM-915389 sayılı trafik idari para cezası karar tutanağına karşı yapılan başvurunun kabulüne ilişkin …Sulh Ceza Mahkemesinin 28.09.2011 tarihli ve 2011/273 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 15.04.2013 gün ve 24364 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.05.2013 gün ve KYB. 2013-140301 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, 07.08.2011 tarihli suç tutanağında, kabahatli hakkında hız sınırı ihlali nedeniyle uygulanan idari para cezası ile birlikte, kabahatliye ait … 539 plaka sayılı aracın muayene süresinin geçirilmesine ilişkin idari para cezasının da uygulanması karşısında, vaki itiraz hakkında karar verme yetkisinin İdare Mahkemelerine ait olduğu gözetilmeksizin, başvurunun yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

İtiraza konu trafik para cezası 5326 sayılı Kanun’un 16.maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden olup, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmemiştir. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3.maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı ve görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın çözümünde, anılan Kanunun 27.maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca Sulh Ceza Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden REDDİNE, 03.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — Sal Şub 24, 2015 2:52 pm


Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları • ATILI EYLEM,İDARİ VEYA ADLİ OLSUN GÖREV ADLİ MERCİİ

T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO : 2008/121
KARAR NO : 2008/132
KARAR TARİHİ : 20.05.2008

>ATILI EYLEM İSTER ADLİ YAPTIRIM GEREKTİREN SUÇ–İSTERSE İDARİ YAPTIRIMI GEREKTİREN KABAHAT OLUŞTURSUN–GÖREVİN ADLİ MERCİİ OLDUĞU

ÖZET : Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir. Atılı eylem ister adli yaptırımı gerektiren suç, isterse idari yaptırımı gerektiren kabahat oluştursun, her iki halde de yargılama yaparak kovuşturma konusu eylemi değerlendirme ve gerektirdiği yaptırımı belirleme görevinin adli mercie ait olma usulü getirilmekle, usul hükümlerinin derhal uygulanırlığı ilkesi gereğince görevli merciin Asliye Ceza Mahkemesi olacağının gözetilmesi gerekir.

DAVA : 1705 sayılı Yasaya aykırı davranmak suçundan açılan kamu davasında Mardin Asliye Ceza Mahkemesi; sanığa yüklenen eylemin 5015 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dosyanın Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna gönderilmesine karar vermiştir.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu da; 5307 sayılı Yasanın sanıkların suç işlemesinden sonra yürürlüğe girdiğini belirterek karşı görevsizlik kararı vermiştir.

Dosya görev uyuşmazlığının çözümü için, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmekle, değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

KARAR : Çözümü gereken uyuşmazlık, somut olayda sanıklara yüklenen eylemle ilgili yaptırım uygulama hususunda Mardin Asliye Ceza Mahkemesinin mi, yoksa Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun mu görevli olduğunun belirlenmesi hususunda toplanmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 10.05.2005 gün ve 51-47 sayılı kararında ilke ve gerekçeleri belirlendiği üzere;

1- Devlet sistemimiz içinde yer alan il ve ilçe idare kurulları, en büyük mülki amirlikler, belediye makamları, gümrük komisyonları, orman işletme şeflikleri ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu gibi makamlar, yargı mercii olmadıkları halde, yaptırım uygulama bakımından kendilerine kısmen kaza yetkisi verilmiş makamlardan olmaları nedeniyle, adli yargı mercii olan genel mahkemeler ile kaza yetkisini haiz bu makamlar arasında çıkabilecek görev ve yetki uyuşmazlıklarını, merci belirleme suretiyle çözme görevi, 1684 sayılı Yasanın 1. maddesi uyarınca Ceza Genel Kuruluna aittir.

2- Somut olayda, Asliye Ceza Mahkemesinin, eylemin idari yaptırımı gerektiren 5015 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, görevsizlik kararı vermesi üzerine dosyayı tevdi ettiği Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun, 5307 sayılı Yasanın eylemden sonra yürürlüğe girmesi nedeniyle görevli olmadığını belirterek karşı görevsizlik kararı vermiş bulunması karşısında;

01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 24. maddesinde; "Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir." hükmü uyarınca, atılı eylem ister adli yaptırımı gerektiren suç, isterse idari yaptırımı gerektiren kabahat oluştursun, her iki halde de yargılama yaparak kovuşturma konusu eylemi değerlendirme ve gerektirdiği yaptırımı belirleme görevinin adli mercie ait olma usulü getirilmekle, usul hükümlerinin derhal uygulanırlığı ilkesi gereğince görevli merciin Asliye Ceza Mahkemesi olacağı sonucuna varıldığından, Mardin Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

Mardin Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.2004 gün ve 543-386 sayılı görevsizlik kararının KALDIRILMASINA,

Dosyanın anılan mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 20.05.2008 tarihinde tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 01 Şub 2015, 23:56


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • GÜVENLİK GÖREVLİSİ İŞÇİ, GÖREV YERİ DEĞİŞİKLİĞİ, TAZMİNAT…

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi
ESAS: 2014/3923
KARAR: 2014/4143

Davacı, kıdem tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının, davalıya ait işyerinde güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işverence 20.06.2012 tarihinde tazminat gerektirecek şekilde sona erdirildğini, kısmen yapılan kıdem tazminatı ödemesinin eksik olduğunu belirterek, bakiye kıdem tazminatı alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacıya işverenin yönetim hakkı kapsamında ve iş sözleşmesine dayanılarak yeni görev teklifinde bulunulduğunu, yeni görevlendirmeyi kabul etmeyen davacının sözleşmenin feshini talep etmesi üzerine, hakları ödenerek iş sözleşmesinin sonlandırıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, tarafların ortak iradesinin ikale olarak ortaya çıktığı, bu durumun kıdem tazminatı ödenmesini gerektirdiği, eksik ödeme sebebiyle davacının bakiye alacak talebi hakkı bulunduğu gerekçesiyle, istek hüküm altına alınmıştır.

Temyiz:

Kararı davalı temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Taraflar arasındaki belirsiz süreli iş sözleşmesinde, işverenin işi aynı veya benzeri olmak kaydıyla yönetim ve organizasyon gereği geçici veya devamlı değiştirebileceği, işçinin bu konuda verilecek talimata uymayı peşinen kabul ettiği, davalı şirketin Türk Telekomünikasyon A.Ş.‘den aldığı ihaleyi kaybetmesi sebebiyle, davacıya şirketin başka bir işinde çalışmasının teklif edildiği, ancak davacının bu teklifi kabul etmeyerek kıdem tazminatının ödenmesini istediği bunun üzerine taraflar arasında ikale sözleşmesi yapılarak iş sözleşmesi ilişkisi karşılıklı olarak sonlandırıldığı ve davacıya bir kısım kıdem tazminatı ödendiği anlaşılmıştır.

Davacı el yazısı ve imzasını içeren 20.06.2012 günlü dilekçe ile davalı şirketin şehir dışı işyerinde görevlendirme yapılmış ise de, gösterilen yerde çalışma imkanı olmadığından anlaşma yolu ile iş sözleşmesinin karşılıklı olarak sonlandırılmasını talep etmiştir. Bu durum taraflarca protokole bağlanmıştır. Dava dilekçesinde, bu protokolün ibraname gibi yorumlanması gerektiği, geçersiz olduğu iddia edilerek kıdem tazminatının tam olarak ödenmesi talep edilmiş ise de belirsiz süreli iş sözleşmesinde işverenin çalışanı muvafakati olmasa dahi Türkiye sınırları içinde, aynı özlük hakları ile görevlendirebileceği yolundaki hükme rağmen, davacı protokolü imzalamadan önce 17.06.2012 tarihinde tebliğ edilen görevlendirilmede, görevlendirildiği işyerine gitmesine imkan olmadığını beyanla sözleşmesinin karşılıklı olarak feshedilmesini istemiş ve tarafların karşılıklı anlaşmaları sonucu 20.06.2012 tarihi itibariyle aktedilen protokol ile iş sözleşmesi ilişkisi sona erdirilmiştir.

Tarafların karşılıklı anlaşma yolu ile iş sözleşmesinin sona erdirilmeleri sözleşme özgürlüğünün bir sonucudur. Sözleşmenin doğal yollar dışında tarafların ortak iradesiyle sona erdirilmesine ilişkin işlem ikale olarak nitelendirilmektedir. Somut olayda, ikale ile iş sözleşmesi sona erdirilen işçiye işveren tarafından ikalede kararlaştırılan tutarda yaptığı ödeme için sonradan fark tazminat ödemek zorunda olmadığı dikkate alınarak, isteğin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabul edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 27.02.2014 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

İş sözleşmesinin ikale ile (fesih sözleşmesiyle) sona erdiğinin ve davacıya yapılan ödemenin de ikale bedeli olduğunun kabul edilebilmesi, işverenin iş sözleşmesindeki nakil yetkisine dayanarak davacıya çalışması için teklif ettiği Kocaeli’ndeki işyerinde işçi ihtiyacı olup olmadığı dolayısıyla davalı işverenin nakil yetkisini objektif iyi niyet ve dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanıp kullanmadığının belirlenmesine bağlıdır. Nakil yetkisinin anılan kurallara uygun olarak kullanılmadığının belirlenmesi durumunda, davacı işçinin iş sözleşmesini çalışma koşullarında aleyhine esaslı değişiklik nedeni ile haklı olarak feshettiğinin ve bu nedenle yasa gereği kıdem tazminatına hak kazandığının giderek dava konusu fark kıdem tazminatını talep hakkının doğduğunun kabul edilmesi gerekecektir.

Bu itibarla, davacıya teklif edilen davalı işverenin Kocaeli’ndeki işyerinde iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte işçi ihtiyacı bulunup bulunmadığının araştırılıp belirlenmesi bakımından hükmün araştırmaya yönelik olarak bozulması gerektiğinden sayın çoğunluğun aksi düşünce ile oluşturduğu bozma kararına katılamıyorum. 27.02.2014
Başkan V.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 30 Ara 2014, 11:38


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM GÖREVLİSİ / ELEMANI GÖREV SUÇU, YARGILAMA

Üniversite öğretim görevlileri ve öğretim elemanlarının görev suçlarında yargılama usulleri
T.C
YARGITAY
12.CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2012/27656
KARAR NO:2012/25559
KARAR TARİHİ:28.11.2012

üniversite öğretim görevlileri ve öğretim elemanlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında soruşturma usülü, (KYOK)Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı, buna itiraz,Yükseköğretim Kurulu’nun suçtan zarar gören olarak kamu davasına katılma ve dolayısıyla hükmü temyiz etme hakkı bulunup bulunmadığı

2547 Sk 53

2547 sayılı yasa hükümlerine göre özel soruşturma usulüne tabi olan üniversite öğretim görevlileri ve öğretim elemanları hakkında Marmara Üniversitesi Rektörlüğünce verilen 27.12.2011 tarihli ve 6 sayılı soruşturma izni verilmemesi kararını müteakiben ilgililer hakkında, Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının 13.03.2012 tarih ve 2010/13160 soruşturma nolu kararı ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara şikayetçi tarafından yapılan itiraz üzerine, sanıkların hukuki durumlarının Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan alınacak raporla belirlenmesi gerektiğinden bahisle eksik araştırmayla kararverildiği gerekçesiyle Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını kaldıran Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2012 tarih ve 2012/522 D. İş sayılı kararı ile ilgili olarak;
Müştekinin şikâyeti üzerine Marmara Üniversitesi Rektörlüğünce verilen 27/12/2011 tarihli ve 6 sayılı soruşturma izni verilmemesi kararı nedeniyle ortada soruşturması gereken bir hazırlık soruşturması bulunmadığı cihetle, verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesi kapsamında itiraza konu bir karar niteliğinde olmadığı gözetilmeksizin inceleme yapılmasına yer olmadığı kararı verilmesi yerine yapılan soruşturma evresi sonucu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği yolundaki kabul ile itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu T.C. Adalet Bakanlığı’nın 13.08.2012 gün ve 47434 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.08.2012 gün ve 2012/223540 sayılı tebliğnamesi ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

5271 sayılı CMK’nın 158/1-4. madde ve fıkraları uyarınca görev suçlarına ilişkin ihbar ya da yakınmanın öncelikle yetkili Cumhuriyet savcısınca değerlendirilerek, eylemin niteliği ve failin niteliği bakımından konunun özel soruşturma usulü öngören kanunlar kapsamında bulunması durumunda soruşturma izni istemesinin zorunlu bulunması karşısında, üniversite öğretim görevlileri ve öğretim elemanları olan ilgililer hakkında görev sebebiyle işlenen suç nedeniyle Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.10.2010 tarihinde soruşturma izni talebinde bulunulduğu, 2547 sayılı kanun hükümlerine göre yapılan ön inceleme sonrasında Marmara Üniversitesi Rektörlüğünce verilen 27.12.2011 tarihli ve 6 sayılı soruşturma izni verilmemesi kararının, anılan yükseköğretim kurumunun 28.02.2012 tarih ve 3406 sayılı cevabi yazı içeriğinden anlaşıldığı üzere itiraz edilmeksizin kesinleştiği, bu aşamada Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınca, başvurulacak herhangi bir merciin bulunmaması itibariyle teknik anlamda kovuşturmaya yer olmadığı kararı olarak değerlendirilemeyecek ve verildiği anda kesin olan kovuşturmama kararının itiraz merciince kovuşturmaya yer olmadığı kararı niteliğinde kabul edilerek, kovuşturma koşulu bulunmadığından itirazın reddine karar vermesi yerine itirazın kabulüne karar vermesi yasaya aykırı görüldüğünden,
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 30.05.2012 tarihli ve 2012/522 Değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 24 Ara 2014, 02:00


GÖREV / İDARİ PARA CEZASI

T.C.
YARGITAY
Yedinci Ceza Dairesi
E:2005/16894
K:2006/2508
T: 23.03.2006
GÖREV
İDARİ PARA CEZASI
ÖZET: 5349 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 5252 sayılı Kanunun 7. maddesi gereğince sanığın eylemine uy­gulanabilecek müeyyidenin, idari para cezasına dönüştü­rülmesi ve 5326 sayılı Kanunun 24. maddesi gereğince ida­ri yaptırımın mahkeme tarafından uygulanacak olması kar­şısında, kesinleşmiş hükümden sonra hükmü veren mahke­me tarafından görevsizlik kararı verilemeyeceği gözetilmelidir.
5326 s. KABAHATLER KANUNU [Madde 24]
5252 s. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HA… [Madde 7]
Sürücü belgesiz araç kullanmak suçundan sanık Erol’un 2918 sayılı Ka­rayolları Trafik Kanunu’nun 36/3, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 119/5, 72, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4. maddeleri uyarınca 457.700.000 Türk Lirası hafif para cezası ile cezalandırılmasına dair (Bafra Sulh Ceza Mahkemesinin 09.02.2004 gün ve 2003/965 esas, 2004/102 sayılı kararının infazı sırasında, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanu­nun, 5349 sayılı Kanunla değişik 7/1. maddesi uyarınca eylemin yaptırımının idari para cezasına dönüştürüldüğü ve görevli makamın Cumhuriyet Baş­savcılığı olduğundan bahisle, mahkemenin görevsizliğine, sanık hakkında idari para cezasının takdiri için dosyanın yetkili ve görevli Bafra Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine dair, Bafra Sulh Ceza Mahkemesinin 16.06.2005 gün, 2003/965 esas, 2004/102 sayılı ek kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 27.10.2005 gün ve 45376 sayılı yazılı emre müsteniden dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 18.11.2005 gün ve Y.E. 2005-192073 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkûr ihbarnamede;
Tüm dosya kapsamına göre, hükmün kesinleşmesinden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yü­rürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7. maddesinin başlığı, 5349 sayılı Kanunla “Hafif hapis ve hafif para cezalarının idari para cezasına dö­nüştürülmesi” olarak değiştirilmiş olup, aynı maddenin 1. fıkrasında, “Ka­nunlarda, hafif hapis veya hafif para cezası olarak öngörülen yaptırımlar ida­ri para cezasına dönüştürülmüştür”, 4. fıkrasında ise “Bu madde hükmüne göre idari para cezasına karar vermeye Cumhuriyet Savcısı yetkilidir” hük­müne yer verilmiş ise de, cezanın infazı sırasında, 5237 sayılı Türk Ceza Ka­nununun 7. maddesi ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98/1. maddesindeki “Mahkumiyet hükmünün yorumun­da veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilme­si veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkeme­den karar istenir” hükümleri ile benzer bir olay sebebiyle Yargıtay Yedinci Ceza Dairesinin 11.07.2005 gün, 2005/1828-12314 sayılı ilamı ile de belirtil­diği üzere, 18.05.2005 gün ve 25819 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5349 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3. maddesi ile değişik 5252 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca sanığın eylemine uygu­lanabilecek müeyyidenin idari para cezasına dönüştürülmesi ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24. maddesi gereğince idari yaptırımın mahkeme ta­rafından uygulanacak olması karşısında, kesinleşmiş hükümden sonra hük­mü veren mahkeme tarafından görevsizlik kararı verilemeyeceği gözetilme­den, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ce­za Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulma­sı lüzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına ge­reği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emre dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden Bafra Sulh Ceza Mahkemesinin 16.06.2005 gün ve 2003/965 esas, 2004/102 karar sayılı kararının CMK.nın 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince düşünülmesine, 23.03.2006 günü oybirliğiyle karar verildi.

İHTİYATİ HACZE İTİRAZ / GÖREV

T.C.
YARGITAY
Onbirinci Hukuk Dairesi
E: 2005/13637
K: 2006/3081
T: 23.03.2006
İHTİYATİ HACZE İTİRAZ
GÖREV
Özet: İhtiyati haciz kararlarına İİK’nın 265. maddesi gereğince yapılan itirazları inceleme görevi, icra takibine geçilmiş olsa bile, ihtiyati haciz kararı veren mahkemeye aittir. Bunun tek istisnası, ihtiyati hacze konu alacak hakkında dava açılmasıdır. Bu durumda ihtiyati hacze itirazı, davanın açıldığı mahkeme inceleyecektir. Ayrıca itiraz incelenmesi, duruşma açılarak yapılmalıdır.
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [ 257]
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [ 265]
Taraflar arasında görülen davada (İzmir Altıncı Sulh Hukuk Mahkemesi)’nce verilen 18.04.2005 tarih ve 2005/212-2005/205 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi itiraz eden borçlu vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Muteriz vekili, takibe dayanak yapılan çekin keşide yerinin Eskişehir olduğu gibi, müvekkilinin ikametgahının da Eskişehir’de bulunmasına rağmen, karşı tarafça yetkisiz mahkemeye yapılan ihtiyati haciz talebinin kabul edil­diğini, oysa ki söz konusu çeke dayanarak ihtiyati haciz kararı vermeye yetkili mahkemenin Eskişehir Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle verilen ihtiyati haciz kararına yasal sürede yetki yönünden itirazda bulunduklarını belirterek verilen ihtiyati haciz kararının tüm sonuçlarıyla kaldırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece, İİK’nın 266. maddesi uyarınca takibe başlandıktan sonra itirazı incelemek ve kaldırmakla görevli mahkemenin İcra Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle dilekçenin reddine, karar kesinleştiğinde ve istek halinde dos­yanın görevli İzmir Nöbetçi İcra Mahkemesine gönderilmesine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu karar verilmiştir.
Kararı, muteriz vekili temyiz etmiştir.
1- İstem, ihtiyati hacze itiraza ilişkindir. Borçlu, aleyhine verilen ihtiyati haciz kararına karşı İİK’nın 265. maddesinde belirtilen sebeplere dayalı olarak itirazda bulunmuştur. İhtiyati haciz kararlarına karşı anılan madde uyarınca yapılacak itirazları inceleme görevi, icra takibine geçilmiş olsa bile, ihtiyati haciz kararını veren mahkemeye ait bulunmaktadır. İcra Mahkemeleri, İİK’nın 265. maddesi uyarınca yapılacak itirazları incelemeye görevli değildir. İhtiyati hacze itirazı incelemeye bu kararı veren mahkemenin görevli bulunduğuna ilişkin kuralın tek istisnası, ihtiyati hacze konu alacak hakkında dava açılması halidir. Bu durumda ihtiyati hacze itiraz, uyuşmazlığın görüldüğü mahkemece incelenecek olup, somut olayda henüz ihtiyati haciz kararına konu alacak hakkında taraflar arasında görülen bir davanın varlığı da ileri sürülmediğinden, mahkemenin borçlunun ihtiyati haciz kararına yetki yönünden yaptığı itirazı inceleyerek sonucuna göre bir karar vermesi gerekirken, somut olayda uygulanma yeri olmayan teminat karşılığı ihtiyati haczin kaldırılmasına ilişkin İİK’nın 266. maddesine dayalı olarak yazılı şekilde icra mahkemesinin görevli olduğuna karar vermesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle itiraz eden borçlu yararına bozulması gerekmiştir.
2- Öte yandan, ihtiyati haciz kararına karşı yapılan itirazın incelenmesi usulü İİK’nın 265. maddesinde düzenlenmiş olup, anılan maddenin 4. fıkrasında, mahkemenin itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinledikten sonra, itirazı varit görürse kararını değiştirip veya kaldırabileceği, iki taraf da gelmezse, evrak üzerinde inceleme yaparak karar verebileceği belirtilmiş olmasına göre, itirazın duruşma açılarak incelenmesi yasa tarafından zorunlu bir usul olarak kabul edilmiştir. Somut olayda, borçlu vekili tarafından verilen 14.04.2005 tarihli itiraz dilekçesi üzerine mahkemece taraflara davetiye gön­derilmeden, duruşma açılmadan 18.04.2005 tarihinde dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu karar verilmiş olmasına göre de duruşma açılması yönündeki yasal zorunluluğa uyulmadan itirazın dosya üzerinden sonuçlandırılması ve açıklanan şekilde yapılan itirazın çözümünde yanlış yasa maddesi uygulanmak suretiyle görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş olup, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle itiraz eden borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın borçlu yara­rına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

DOKTOR HATASI SONUCU ÖLÜM / GÖREV / HİZMET KUSURU / KİŞİSEL KUSUR

T.C.

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E: 2006/4-86
K: 2006/111
T: 29.3.2006
DOKTOR HATASI SONUCU ÖLÜM
GÖREV
HİZMET KUSURU
KİŞİSEL KUSUR
2709 s. TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (1) [Madde 129]
818 s. BORÇLAR KANUNU [Madde 45]
818 s. BORÇLAR KANUNU [Madde 47]
657 s. HARİTA GENEL KOMUTANLIĞI KANUNU (1) (2) [Madde 13]
2577 s. İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU (1) [Madde 2]
1086 s. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU [Madde 7]
Taraflar arasındaki “tazminat”davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 23. Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 30.09.2004 gün ve 266-523 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 28.02.2005 gün ve 785-1896 sayılı ilamı ile; ( … 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre davalılardan Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Diğer davalılara yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacılar dava dilekçesinde; kulak rahatsızlığı nedeniyle … Büyükşehir Belediyesi Hastanesine götürülen desteği muayene eden doktorun ameliyat olması gerektiğine karar verdiğini, Belediye Hastanesinde böyle bir ameliyatın yapılamayacağını belirterek Hastanesi’ne sevk ettiğini, … Hastanesi’nde ameliyat olamadığını, ileri bir tarihte tekrar Belediye Hastanesi’ne başvurarak, muayenesinden sonra desteğin tam teşekküllü bir hastaneye sevk edilmesini istediğini, davalılardan doktor Ö.Ö’nün sevk yapamam ameliyatı ben yapacağını diyerek hiçbir tetkik yapılmadan hastaya narkoz verip ameliyata başladığını, doktor ve hastane görevlilerinin ameliyata başladıktan ve hasta bitkisel hayata girdikten sonra yoğun bakım ünitesinin gerekli olduğunu fark ederek hastayı … Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk ettiklerini, durumu ağırlaşan desteğin öldüğünü, ameliyata başlandıktan sonraki gelişmelerin hastanın yoğun bakım ünitesi bulunan bir hastaneye sevk edilmemesinin büyük hata olduğunu gösterdiğini, ameliyatın özensiz ve sağlıksız koşullarda yapıldığını ileri sürerek, desteğin ölümünden dolayı maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar ise; Anayasa 129/5,657 Sayılı Yasanın 13. maddesi gereği davanın idari yargı yerinde idare aleyhine açılması gerektiğini, hastanın ilk müracaat ettiği tarihte ameliyatta kullanılan mikroskop camı arızalı olduğundan … Hastanesi’ne sevk edildiğini, 3 gün süren her türlü tetkik ve tahliller yapıldıktan sonra ameliyata karar verildiğini, idari soruşturmada doktor ihmali olmadığını, hastane ve ameliyathane şartlarının bu vakalara uygun olduğu sonucuna varıldığını, kusurları olmayan gerçek kişilerin kusuru olmadığını belirleyen savcılığın takipsizlik kararı verdiğini, bu tür ameliyatlar için yoğun bakım ünitesi bulunmasının zorunlu olmadığını ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece; Anayasa’nın 129/5. maddesi gereğince kamu görevlilerinin yetki ve görevlerini yerine getirirken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabileceği, davalı kuruma izafe edilen eylemin tamamen idari nitelikte olduğu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2. maddesi hükmünce
Tam yargı davası olan bu davaya bakma görevinin idari yargı alanına girdiği, …
Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davanın nitelik itibariyle idari yargının görev alanına girdiği için açılan davaya ait dava dilekçesinin bu davalı yönünden yargı yolu itibariyle, diğer davalılar yönünden ise husumet yokluğuna binaen reddine karar verilmiştir.
Karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Anayasa’nın 129/5. maddesi gereğince memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken meydana gelen zararlara ilişkin davaların idare aleyhine açılması gerekir. Ancak idare aleyhine dava açılabilmesi eylemin hizmet kusurundan kaynaklanmış olması koşuluna bağlıdır. Dava dilekçesindeki açıklamalara göre davacılar, davalı gerçek kişilerin kişisel kusurlarına dayanmışlardır. Şu durumda mahkemece, öncelikle bu iddia doğrultusunda inceleme yapılmalı, bu bağlamda tarafların tüm delilleri toplanıp değerlendirilmeli, idarenin hizmet kusuru dışında, davalı gerçek kişilerin hizmetten ayrılabilen kişisel kusur oluşturabilecek davranışları bulunup bulunmadığı araştırılarak varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeden yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir… )
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 29.03.2006 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.