Etiket arşivi: İCRANIN

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2011/11-367 Karar: 2011/439 *İcranın Eski Hale İadesi * İade Alacaklısının Sorumluluğu

T.C.YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

 Esas No : 2011/11-367

Karar No : 2011/439

(Karar Tarihi : 22.06.2011)

 

 

Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (A___ Yedinci Asliye Hukuk Mahkemesi)'nce davanın reddine dair verilen 14.04.2006 gün ve 2005/135 esas, 2006/103 sayılı kararın incelenmesi davacı/banka vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi'nin 09.11.2009 gün ve 2008/7414 esas, 2009/11618 karar sayılı ilamı ile;

 

(…Davacı vekili, müvekkili bankaya ait, keşidecisi M., cirantası M. olan 425.000.000 TL bedelli çekin, davalı tarafından bankaya ibrazında sahte olduğu anlaşıldığından karşılığının ödenmediğini, bunun üzerine davalının asıl borçlulara başvurmadan müvekkili banka aleyhine takip başlattığını, itiraz üzerine takibin durduğunu, A___ Altıncı AHM'nin 1999/476 E. 2000/660 K. sayılı itirazın iptali davasında itirazın iptali ve takibin devamına karar verildiğini, bunun üzerine müvekkili bankanın işbu kararı tehiri icra talepli olarak temyiz ettiğini, ancak bu arada icra dosyasına depo edilen 1.500.000.000 TL'lik teminat mektubunun 02.02.2001 tarihinde nakde çevrilerek tahsil edildiğini, temyiz edilen kararının Yargıtay'ca bozulduğunu, bozmaya uyularak mahkemece davanın reddine karar verildiğini, bu aşamada icranın eski haline İadesi prosedürü içinde davalının çektiği bedelin iadesi için muhtıra çıkartılarak 1.150.000.000 TL'nin iadesinin istendiğini ve 15.07.2004 tarihinde bu paranın icradan alındığını, paranın icra dairesinden çekildiği 02.02.2001 tarihinden geri aldıkları 15.07.2004 tarihine kadar geçen 3 yıl 5 ay 13 günlük sürede müvekkili bankanın bu parayı en uygun şekilde değerlendirebilecek İken faiz getirişinden mahrum kaldığını, zararın 12.450.000.000 TL olduğunu ileri sürerek, bu meblağın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile tahsilini talep etmiş, ıslahla taleplerini 7.873.44 YTL'ye indirmiştir.

 

Davalı, davaya yanıt vermemiştir.

 

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, itirazın iptaline dair A___ Altıncı AHM'sinden verilen ilk kararın tehiri icra talepli olarak temyiz edildiği, Yargıtay'dan tehiri icra kararı alınıp icra dosyasına ibraz edilmediği, Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere tehiri icra kararını almayan veya alıp da takip dosyasına ibraz etmeyen kusurlu davranarak zararın oluşmasına sebebiyet veren davalı bankanın kendi eylemi ile olan zarara katlanmak durumunda olduğu, ayrıca İİK'nın 40/2. maddesi uyarınca, hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı bozmaya uyularak verilen hükmün kesinleştiği tarihe kadar elinde tutma yetkisine sahip olan davalıya herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

 

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

 

Davacı vekili dava dilekçesinde, davalının haksız tahsil edip 3,5 yıl elinde tuttuğu 1.150.000.000 TL'nin getirişinden müvekkilinin yoksun kaldığını ve müvekkilinin 12.450.000.000 TL kazanç kaybı olduğunu ileri sürerek, dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş İse de mahkemece, her ne kadar davacı banka tarafından Yargıtay'dan tehiri icra kararı alınıp icra dosyasına ibraz edilmeyerek, kusurlu davranılarak zararın oluşmasına sebebiyet verildiği ve kendi eylemi ile olan zarara katlanmak durumunda olduğu, ayrıca İİK'nın 40/2. maddesi uyarınca, hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı bozmaya uyularak verilen hükmün kesinleştiği tarihe kadar elinde tutma yetkisine sahip olan davalıya herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, A___ Altıncı AHM'nin 1999/476 E. 2000/660 K. sayılı itirazın iptali davasında itirazın İptali ve takibin devamına ilişkin kararının Yargıtay Ondokuzuncu Hukuk Dairesİ'nin 20.02.2001 tarih ve 2000/537 E. ve 2001/1382 K. sayılı ilamı bozulması ve mahkemenin bu bozma ilamına uyarak itirazın iptali davasının reddine karar vermesi ve bu kararın Yargıtay incelemesinden geçerek onanması üzerine davalı M.'in haksız olduğu, davacı bankanın ise zararının doğduğu anlaşılmıştır. Davalı M., davacı banka aleyhine yaptığı icra takibi çerçevesinde icra dosyasına depo edilen teminat mektubunu nakde çevirerek tahsil etmiş, hükmün bilahare temyizen bozulması üzerine, davacının talebiyle icra dosyasına İİK'nın 40/1-II maddesinde öngörülen icranın eski hale iadesi prosedürü içinde haksız tahsil ettiği parayı iade etmiştir. Davacı bankanın, takip alacaklısı olan davalıya ödediği paradan bir süre yoksun kalmasından doğan zararını davalıdan isteyebileceği hususu nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir…)

 

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Temyiz Eden: Davacı/banka vekili

 

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

Dava, alacak istemine ilişkindir.

 

Davacı vekili, davalının haksız tahsil edip üç yıl altı ay elinde tuttuğu 1.150,00 TL'nin getirişinden müvekkilinin yoksun kaldığını ve müvekkilinin 12.450,00 TL kazanç kaybı olduğunu ileri sürerek, bu miktarın dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.

 

Davalı, davaya cevap vermemiştir.

 

Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Direnme kararını, davacı/banka vekili temyize getirmiştir.

 

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı/alacaklı tarafından davacı/borçlu banka hakkında yapılan icra takibi sırasında paraya çevrilen teminat mektubunun 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK)'nun 40/2. maddesi uyarınca icranın eski hale iade prosedürü içinde davacıya iadesinin sağlanması karşısında davacının söz konusu parayı kullanamaması nedeniyle meydana gelen zarardan, davalının sorumluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

 

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Fazla Verilen Paranın Geri Alınması" başlıklı 361. maddesi, "İcra dairelerince borçludan fazla para tahsil olunarak alacaklıya verildiği yahut yanlışlıkla bir tarafa para tediye olunduğu hesap neticesinde anlaşılırsa verilen para ayrıca hükme hacet kalmaksızın o kimseden geri alınır" şeklinde emredici bir düzenlemeyi içermektedir.

 

Belirtilmelidir ki; 361. madde hükmü, ilamlı veya ilamsız tüm icra takiplerinde, her ne sebeple olursa olsun, borçludan fazla para tahsil edilen her durumda uygulama yeri ve alanı bulan, özel bir hükümdür (Yargıtay HGK'nın 24.06.2009 gün ve 2009/17-242 E.-2009/290 K. sayılı ilamı).

 

Aynı Kanun'un "İcranın İadesi" başlıklı 40/2. maddesi, "bir ilam hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtay'ca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilamla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur".

 

hükmünü içermektedir.

 

Açıktır ki, burada, icra müdürüne kanun tarafından verilmiş, özel bir görev ve daha da önemlisi cebri icra gücünün kullanılması kapsamındaki bir yetki söz konusudur. İcra Müdürü, dayanağı ve şekli ne olursa olsun, girişilmiş bir icra takibinde, borçludan tahsil edilen paranın, tahsili gerekenden daha fazla olduğunu hesap sonucunda belirlediği durumlarda, cebri icra gücünü kullanarak, fazla tahsilatı borçluya geri verecektir.

 

Tehir-i icra talebinde bulunulmaması nedeniyle, alacaklının icra takibine devam etmesi ve icra dosyasına yatırılan parayı tahsil etmesi, yasadan kaynaklanan hakkın kullanılması olarak kabul edilmelidir. Tüm bu işlemlerden dolayı alacaklıya kusur izafe edilemeyeceği de açıktır.

 

Tehiri icra talebinde bulunduğu halde Yargıtay'dan tehiri icra kararı alıp, icra dosyasına ibraz etmemesi nedeniyle kusurlu davranarak zararına sebebiyet veren kimsenin, kendi eylemi ile oluşan zararını diğer kimseden isteyemeyeceği, kendi kusurlu eylemi ile oluşan zararına katlanmak zorunda olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

 

Ancak, alacaklının icra prosedürü içinde aldığı parayı, icra dosyasına yatırmakla yükümlü olduğu tarihten sonra iade etmesi halinde, geç kaldığı dönem itibariyle kusurlu olduğu ve bu döneme ait zararın alacaklıdan istenebileceği de kabul edilmelidir.

 

Şu hale göre, İİK'nın 40/2. maddesi gereğince paranın icra dosyasına iade edilmesi konusunda icra dairesince gönderilen muhtıradaki son gün itibariyle paranın İade edilmesi gerektiği, bu tarihten sonra iade edilmesi durumunda, geç kalınan dönem için zararın oluştuğunun kabulü gerekir.

 

Somut olayda itirazın iptaline dair kararı tehiri icra talepli olarak temyiz eden davacı banka, Yargıtay'dan tehiri icra kararı alıp, icra dosyasına ibraz etmemiştir. Takip dosyası içinde Yargıtay'ca verilmiş bir tehiri icra kararına rastlanılmamıştır.

 

Yukarıda vurgulandığı üzere, tehiri icra kararını almayan veya alıp da takip dosyasına İbraz etmeyen, kusurlu davranarak zararın oluşmasına sebebiyet veren davacı banka, kendi eylemi ile oluşan zarara katlanmak durumundadır.

 

Diğer taraftan, İİK'nın 40/2. madde hükmü gereğince, davalı/alacaklı hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı bozmaya uyularak verilen hükmün kesinleştiği tarihe ve hatta kendisine çıkartılan muhtırada verilen sürenin sonuna kadar elinde tutma yetkisine sahip olduğundan, bu sürenin sonuna kadar temerrüt durumu da söz konusu olmayacaktır. Davalının haksız icra takibi yaptığı düşünülse dahi, söz konusu parayı mahkeme kararına dayanarak tahsil ettiğinden yasadan kaynaklanan hakkını kullanmış olması nedeniyle, davalıya herhangi bir kusur izafe etmek de mümkün değildir.

 

Şu durumda mahkemece, davalının hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı İİK'nın 40/2. maddesi uyarınca icranın eski hale iade prosedürü içinde muhtıranın kendisine tebliğ edildiği gün icra dosyasına yatırdığının kabulü ile davanın reddedilmesi usul ve yasaya uygun olup, direnme kararı yerindedir.

 

Bu nedenle, direnme kararı onanmalıdır.

 

KARAR : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle (ONANMASINA), 22.06.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

 

İlgili Mevzuat Hükmü : İcra ve İflas Kanunu MADDE 40 :(Değişik birinci fıkra: 2/3/2005-5311/7 md.) Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur.

 

(Değişik ikinci fıkra: 2/3/2005-5311/7 md.) Bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur. 

 

Ancak üçüncü şahısların hüsnü niyetle kazandıkları haklara halel gelmez.

İCRANIN İADESİ

T.C.
YARGITAY
Üçüncü Hukuk Dairesi
E: 2006/1386
K: 2006/3151
T: 28.03.2006
İCRANIN İADESİ
ÖZET: İİK.nun 4012. maddesi uyarınca, bir ilam hükmü icra edildikten sonra bozulup da aleyhine icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesinleşen hükümle sabit olursa, ayrıca bir karara gerek kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur.
İcranın iadesi yolu ile iade borçlusundan geri alınıp ala­caklıya verilecek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusuna ödemiş olduğu para­dır.
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [Madde 40]
Dava dilekçesinde ıslahla 2.467.949.027 lira faiz alacağının faiz ve mas­raflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabu­lü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bü­tün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada, taraflar arasındaki alacak davası nedeniyle bir kısım alacağa hükmedilmesi üzerine, ilamın icraya konulduğu ve cebri icra nedeniyle para­nın ödendiği, sonrasında takibe dayanak kararın temyizi üzerine Yargıtay’ca alacağa ilişkin talebin tümüyle reddi gerektiği belirtilmek suretiyle yerel mah­keme kararının bozulduğu ve mahkemesince bozmaya uyularak istemin tü­müyle reddine karar verildiği kararın kesinleşmesi üzerine, ödenen paranın faizi ile geri verilmesi (11.03.2003 tarihinde tebliğ edilen muhtıra ile) istendi­ği; buna rağmen sadece asıl alacağın (13.03.2003 tarihinde) ödendiği, faiz talebinin icra müdürlüğünce reddedildiği ileri sürülerek, söz konusu paranın 17.04.2001 (icra dairesine ödendiği) tarihten, geri ödemenin yapıldığı (13.03.2003) tarihine kadar, paranın tasarruf edilememesinden kaynaklanan zararın tazmini istenilmiş; mahkemece, asgari yasal faiz gelirine göre hesap­lama yapan bilirkişi raporu doğrultusunda istemin kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebep­lere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre da­valının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
İİK.nun 40/2. maddesi uyarınca; bir ilam hükmü icra edildikten sonra bozulupta aleyhinde icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olma­dığı kesinleşen hükümle sabit olursa ayrıca bir karara gerek kalmaksızın ic­ra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur.
İcranın iadesi yolu ile iade borçlusundan geri alınıp alacaklıya verilecek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusu­na ödemiş olduğu paradır. Bunun dışındaki paranın kullanılamamasından doğan gelir kaybı ise ancak iade borçlusunun bu durumu kesin olarak öğ­renmesinden itibaren karşılanabilir hale gelebilir. Mahkeme ilamına dayanı­larak kusursuz olarak elde edilen paranın haksız bir edinim ve kullanıma da­yanmadığı ve böylece iade borçlusunun (karar kesinleşmeden) gelir kaybın­dan sorumlu tutulamayacağı, istemin hukuki dayanaktan yoksun olduğu gö­zetilmeden istemin tümü hakkında karar verilmiş olması bozmayı gerektir­miştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şe­kilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğun­dan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.03.2006 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Çorum İkinci Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.06.2004 tarih 2004/42 esas, 2004/248 karar sayılı kararı ile davacı C.Ö.’in davalı H.S. hakkında açmış olduğu ala­cak davasının kabulüne karar verildiği kararın dairemizin 28.03.2006 tarih 2006/3151 karar sayılı kararı oyçokluğu ile bozulmasına karar verildiği, işbu karara aşağıda be­lirteceğimiz gerekçelerle muhalif kalınmak gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davada, taraflar arasındaki alacak davası nedeni ile bir kısım alacağa hükmedilmesi üzerine ilamın icraya konulduğu ve cebri icra nedeniyle paranın ödendiği, taki­be dayanak kararın temyizi üzerine Yargıtay’ca alacağa ilişkin talebin tümü ile reddi gerektiği belirtilmek suretiyle Yerel Mahkeme kararının bozulduğu ve mahkemesince bozmaya uyularak istemin tümü ile reddine karar verildiği kararın kesinleşmesi üze­rine ödenen paranın faizi ile geri verilmesinin 11.03.2003 tarihinde tebliğ edilen muh­tıra ile istendiği buna rağmen sadece asıl alacağın 13.03.2003 tarihinde ödendiği, fa­iz talebinin İcra Müdürlüğünce red edildiği, ileri sürülerek söz konusu paranın İcra Dairesine ödendiği 17.04.2001 tarihinden geri ödemenin yapıldığı 13.03.2003 tarihi­ne kadar paranın tasarruf edilememesinden kaynaklanan zararın tazmini istenilmiş, mahkemece ise asgari yasal faiz gelirine göre hesaplama yapan bilirkişi raporu doğ­rultusunda istemin kabulüne karar verilmiştir.
Çoğunluk, icranın iadesi yoluyla iade borçlusundan geri alınıp alacaklıya verile­cek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusuna ödemiş olduğu para olup bunun dışındaki paranın kullanılmamasından doğan gelir kaybının ancak iade borçlusunun bu durumu kesin olarak öğrenmesinden itibaren karşılanabilir hale gelebileceği düşüncesi ile mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir.
Davacı C.Ö.’in icra dairesine yatırdığı para 2 yıla yakın bir süre icra dairesinde kalmış, böylece davacı parayı kullanmaktan mahrum kalmıştır.
İİK.nun 40/f-ll maddesinde düzenlenen icranın iadesi prosedürü bir ilama daya­nılarak takip borçlusundan alınıp takip alacaklısına ödenen tutarın takip dayanağı ilamın bozulması ve takip konusu alacağın haksızlığının daha sonra kurulup kesinleşen bir hükümle saptanması halinde ayrıca hükme hacet kalmaksızın takip alacaklısından icra dairesi marifetiyle ve gereğinde cebri icra yoluyla geri alınıp takip borçlusuna ia­desini temine matuf bir takip hukuku yöntemidir. Bu prosedür dairesinde takip ala­caklısından geri alınabilecek meblağ evvelce kendisine icra dairesince ödenen meb­lağdan ibaret olup takip borçlusunun takip nedeniyle ödediği paradan uzun bir süre yoksun kalmasından doğan zararın da geri alınmasını icra dairesinden istemesi ve böyle bir talebin icra müdürlüğünce yerine getirilmesi mümkün değildir. Davamızda da davacı takip borçlusunun takibi nedeniyle ödediği paradan bir süre yoksun kaldı­ğı zarar için söz konusu davayı açmış bulunmaktadır. Bu durumda Mahkemece da­vacının mali ve sosyal vaziyeti değerlendirilerek mahrum kaldığı yaklaşık 2 yıl sürede elinde bulundurması halinde ne şekilde değerlendirilebileceği araştırılmak daha faz­la nemalandırma olanağının saptanamaması halinde en azından bankaya tasarruf mevduatı olarak yatıracağı benimsenerek o sürede cari mevduat faiz oranları tespit edilerek davacının zararı belirlenmek ve sonucuna göre karar vermek gerekecektir. Mahkeme de davacının faiz talebi doğrultusunda bilirkişi incelemesi de yaptırarak doğru sonuca ulaşmıştır.
Davacı takip alacaklısı olan davalıya ödediği paradan bir süre yoksun kalmasın­dan doğan zararını davalıdan isteyebililir bu zarar davacının parayı icra dairesine ya­tırdığı tarih ile davalının İcra İflas Kanununun 40/1-11 maddesi prosedürüne uygun olarak iade ettiği tarih arasında faizdir. Mahkemenin kararı usul ve yasaya uygundur. Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesinin 22.11.1990 tarih 1989/6774 esas sayılı kararı, Yargıtay Onüçüncü Hukuk Dairesinin 12.06.2003 tarih 2003/3003 esas sayılı kararı da görüşümüzü desteklemektedir.
Tüm bu nedenlerle kararın onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunlu­ğun görüşüne karşı oydayız.
Eyüp KARATAŞ Rıdvan ALTUN
Muhalif Üye Muhalif Üye