Etiket arşivi: İNANÇLI

Eşya Hukuku • Nam-ı Müstear, Muvazaa, İnançlı İşlem

Merhabalar değerli meslektaşlarım. Size aktaracağım bir olayla ilgili görüşlerinize ve paylaşacağınız içtihatlara ihtiyacım var. Olay şu şekilde:

Taraflar Ş. ile E. arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak üzere anlaşırlar. Arsa sahibi olan Ş. yüklenici ise E.dir. E nin belediyeden kaynaklı sıkıntıları olması nedeniyle noterde yapılan düzenleme şeklindeki Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde E.nin yerine H. bu sözleşmeye taraf olur. Daha sonra Ş. E. ve H. aralarında bir protokol yaparlar. Protokolde H.nin sözleşmede şekli taraf olduğunu ve E. ile Ş. yi ibra ettiğine dair açıklamalar yer alır.

Ne var ki protokolde şekli taraf olduğunu belirten H. daha sonra Ş.ye dava açar ve resmi şekilde düzenlenen sözleşmeyi delil olarak göstererek resmi şekilde akdedilen sözleşmeye göre kendisine verilecek bağımsız bölümler için tapu iptali ve tescil bu mümkün olmazsa bedel davası açar. Mahkeme H.nin açtığı davayı bedel üzerinden kabul eder.

Sormak istediğim husus 3 taraf arasında yapılan protokol muvazaa anlaşması mı, inançlı işlem mi yoksa nam-ı müstear diye adlandırılan işlem mi? Mahkemenin kararı hangi gerekçeyle bozdurulabilir. Son tarihli yargıtay kararı ve görüşlerinizi bekliyorum. İyi çalışmalar…

Bilgiler: Tarih-Gönderici: Ali Murat Bülbül — Cmt Mar 21, 2015 1:43 pm


İNANÇLI SÖZLEŞME İLE DEVREDİLEN TAŞINMAZ / TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI

T.C.
YARGITAY
Ondördüncü Hukuk Dairesi
E: 2006/10174
K: 2006/3443
T: 24.03.2006
İNANÇLI SÖZLEŞME İLE DEVREDİLEN TAŞINMAZ
TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI
ÖZET: DAVA, İNANÇ SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL İSTEMİNE İLİŞKİNDİR. İNANÇ SÖZLEŞMESİNDE; İNANÇ GÖSTERİLEN KİŞİ, İNANÇ GÖSTEREN NAMINA YAPILACAK BİR İŞLEMDEN SONRA TAŞINMAZIN MÜLKİYETİNİ İNANÇ GÖSTERENE GEÇİRMEKLE YÜKÜMLÜDÜR. BU YÜKÜMLÜLÜK YERİNE GETİRİLMEZSE DAVA YOLUYLA YERİNE GETİRİLMESİ İSTENEBİLİR. DAVALI ÜZERİNE İNANÇLI İŞLEMLE GEÇİRİLEN DAVACILARA AİT PAYLAR TARAFLARA BAŞLANGIÇTA VERASET YOLUYLA İNTİKAL ETTİĞİNDEN TAŞINMAZLARDAKİ DAVALI UHDESİNDE BULUNAN PAYLARIN HİSSELENDİRİLEREK TEKRAR DAVACILAR ADINA TESCİLİ OLANAKLI OLUP DAVANIN REDDİ DOĞRU DEĞİLDİR.
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 10.10.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda;davanın reddine dair verilen 14.10.2004 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece dava reddedilmiş, hükmü davacılar temyiz etmiştir.
05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında vurgulandığı üzere inanç sözleşmesi, inanç gösterilen bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inanç gösterenin tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla inanç gösterilen kişi, inanç gösteren namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın mülkiyetini inanç gösterene geçirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi mahkemeden istenebilir. Yukarıda sözü edilen İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca da inanç sözleşmeleri ancak yazılı delille kanıtlanabilir.
Somut olayda; davacıların dayandıkları 31.10.1997 günlü “protokol”başlıklı sözleşme bir inanç sözleşmesidir. Bu sözleşmeyle davalı Mehmet davacılara ait tapudaki payı onların iradeleriyle ve fakat inançlı sözleşmeyle üzerine geçirdikten sonra izalei şüyu işleminin bitiminde sözleşmenin diğer tarafı olan davacılara aynen devretmeyi taşınmazların izalei şüyu suretiyle satılırsa satış parasını hisseleri oranında davacılara vermeyi borçlanmıştır.
Dosya kapsamından dava konusu taşınmazların satışının yapılamadığı davacıların paylarını davalı üzerine geçirmelerine rağmen davalının bu payları davacılara iade etmediği anlaşılmaktadır.
Gerçekten 3194 sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi hükmünce davalı üzerine inançlı işlemle geçirilen davacılara ait paylar taraflara başlangıçta veraset yoluyla intikal ettiğinden taşınmazlardaki davalı uhdesinde bulunan payların hisselendirilerek tekrar davacılar adına tescili olanaklıdır. Mahkemece bu nedenle ve esasa davalının kabul beyanı da bulunduğu gözetilerek istemin hüküm altına alınması yerine davanın yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 24.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.