Etiket arşivi: İNDİRİM

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları • 1 KİLO ET ÇALAN ÇOCUĞUN CEZASINDAN İNDİRİM YAPILMALI MI?

YARGITAY Ceza Genel Kurulu
ESAS: 2014/13-73
KARAR: 2014/384

Hırsızlık suçundan sanık P…’ın 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, …Çocuk Mahkemesince verilen 09.07.2009 gün ve 91-302 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 09.07.2013 gün ve 11958 – 22155 sayı ile;

“…Diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak;

Suça sürüklenen çocuğun müştekinin işlettiği mağazadan 27,28 TL değerli kıyma ve et çaldığının anlaşılması ve suça sürüklenen çocuğu neticeye götüren kastının da yalnızca bu miktardaki ürüne yönelik olması karşısında; suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı TCK’nın 145. maddesinin uygulama yeri olup olmadığının tartışılıp sonuca bağlanması gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.09.2013 gün ve 55747 sayı ile;

“…Hırsızlık suçunun konusu olan 1 kilogram et ve 1 kilogram kıyma bedeli olan 27,28 TL, 765 sayılı TCK’nun 522. maddesi kapsamında pek hafif olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise de, 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesindeki ölçütler nazara alındığında, bu değerin, ‘ceza verilmemesini’ haklı kılacak ehemmiyetsiz düzeyde olmaması ve bu itibarla ceza indirimini de gerektirmemesi, suça sürüklenen çocuk ve mağdurun konumu, suça konu çocuğun benzer eylemleri icraya yatkınlığı, suçun işleniş şekli gibi özellikler birlikte değerlendirildiğinde, 145. maddenin uygulanması koşullarının somut olayda gerçekleşmediği” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesi tarafından 07.11.2013 gün ve 29387-32523 sayı ile, itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın hırsızlık suçundan mahkûmiyetine karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tartışılması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

15-18 yaş grubu içerisinde, bekar, işsiz ve sabıkasız olup lise 2. sınıfta öğrenimine ara vermiş bulunan sanık P… ile haklarındaki ceza yargılaması ayrı yürütülen arkadaşları A… ve Ü…’in suç tarihinde sebze ve meyve aldıktan sonra et de almaya karar verdikleri, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen Ş…’in kiraladığı ve kullandığı araç ile Malatya Carrefoursa markete gittikleri, Ş…’in araçta kaldığı, P…, A… ve Ü…’in markete girerek et reyonundan toplam birer kilogram kıyma ve kuşbaşı et aldıkları, hazırlanan paketleri teslim alan P… ile iştirak eden iki arkadaşının kameraların olmadığı iki reyon arasına geçtikleri, o sırada markette özel güvenlik görevlisi olarak çalışan Mehmet Sarıbaş’ın sanıkların hareketlerinden şüphelenmesi nedeniyle onları takip etmeye başladığı, bir iki dakika sonra, önce Ü…’in ödeme yapmadan hızlı bir şekilde marketten çıktığı, mont cebinin kabarık olduğunun görevli tarafından gözlemlendiği, 25 saniye sonra da sanık P… ile A…’ın yine ödeme yapmadan marketten çıktıkları ve Ş…’in kullandığı araçla suç yerinden ayrıldıkları, marketin içine herhangi bir et ya da kıyma paketi bırakılmadığını tespit eden güvenlik görevlisinin ihbarda bulunduğu, CD kayıtlarının incelenmesi ile belirlenen araç plakasından yapılan araştırma ile aynı gün akşam saat 20.00-21.00 sıralarında sanıkların ayrı ayrı yerlerde yakalandıkları,

Suç konusu et paketlerinin değerinin 27,28 Lira olduğunun tespit edildiği,

Sanık P… ile yaşları büyük olan sanıklar A…ve Ü… hakkında hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı, yaşının küçük olması nedeniyle sanık P… hakkındaki yargılamanın ayrı yürütüldüğü, eylem sırasında markete girmeyerek arabada bekleyen Ş… hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.

Tanık Mehmet Sarıbaş; suçun işlendiği markette iç güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, olay günü sanıkların kasap reyonunda iki paket et hazırlattıklarını, bayanın paketleri aldığını ve birlikte reyon aralarına ilerlediklerini, şüphelenip takip ettiğinde bayanın diğerlerini uyardığını gördüğünü, kalabalık arasında izlemeye devam ederken önce erkeklerden birinin ödeme yapmadan kasaların arasından çok hızlı bir şekilde çıktığını, montunun cep kısmının kabarık olduğunu, sonra diğerlerinin de ayrıldıklarını, CD kayıtları incelendikten sonra yakalanan sanıkları teşhis ettiğini beyan etmiş,

İnceleme dışı olan sanıklar Ü…ve A… soruşturma aşamasında; olay günü arkadaşları ile birlikte bir süre arabayla gezdiklerini, acıktıklarını hissedince P…’ın evine gidip bir şeyler yemeğe karar verdiklerini, önce semt pazarına gidip sebze aldıklarını, daha sonra tavuk ve kıyma almak için markete gittiklerini, ancak bir şey almadan çıktıklarını, P…’ın evine gittiklerinde de bulgur pilavı yediklerini, et ya da tavuk yemediklerini ifade etmişler,

Sanık P… soruşturma aşamasında; olay günü markete gidip biraz dolaştıklarını hiçbir şey almadan çıktıklarını belirtmişken, kovuşturma aşamasında bu ifadesinden ayrık olarak; markete A…, Ü…ve Ş… ile birlikte gittiklerini, et reyonunda et paketlettiklerini, fakat satın almadan çıktıklarını, atılı suçu işlemediklerini savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nın 145. maddesinde; “Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir” hükmü yer almakta iken, anılan hüküm, 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Kanunun 16. maddesi ile; “Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir” şeklinde değiştirilmiştir.

Madde ile hırsızlık suçlarında, suça konu değerin azlığı nedeniyle hâkime, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde geniş bir taktir yetkisi tanınmıştır.
Yargıtay Özel Dairelerinin “değer azlığı” ile ilgili olan ve bu konudaki içtihada “daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma” şeklinde yansıtılan görüşünün, TCK’nun 145. maddesi uygulamasında bütünüyle reddedilmesi mümkün görülmemekte ve maddenin uygulanabileceği hallerden biri olarak kabul edilmekte ise de, maddenin sadece bu tanımlamayla sınırlandırılması mümkün değildir. TCK’nun 145. maddesinin gerek ilk şekli, gerekse değiştirilmiş biçimi; ortak tanımlama ile, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile kanun koyucu tarafından neyin kastedildiği, tereddütleri önleyecek şekilde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş ve fakat hâkime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Ne var ki, kanun koyucu, hâkimin takdirini, soyut ve farklı bir disiplinle sınırlandırmıştır. O da; “az olarak kabul edilecek değerin” hâkimin takdirinde, ceza vermekten vazgeçmesini gerektirecek ehemmiyetsiz ölçüde olması, başka bir ifade ile değere dayalı ihlalin ceza verilmemeyi nasafeten haklı saydıracak alt düzeyde bulunmasıdır. Hâkim, çalınan veya çalınmaya teşebbüs edilen bu değerin azlığını ya indirimli bir cezayla ya da suçun işlenmesindeki özellikler itibarıyla ceza vermemekle değerlendirebilecektir.

Maddenin ilk metninde yapılan değişiklikte; “suçun işleniş şekil ve özellikleri göz önünde bulundurularak” ibaresinin, “cezada indirim” seçeneğinden sonra ve “ceza vermekten vazgeçilebilir” seçeneğinden önce yazılmasının, suça konu malın değerine ilişkin cezada indirim ve ceza vermekten vazgeçme hallerinde farklı değerlendirme yapılmasını gerektirmeyeceği açıktır. Bu nedenle; “az ceza verme” seçeneğinde daha yüksek değerin aranacağı, “ceza vermekten vazgeçme” halinde ise daha az bir değerin aranmasının gerekli olduğu sonucuna ulaşılmamalıdır.

Bu itibarla, 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesinin uygulanmasında, 765 sayılı TCK’nun 522. maddesinde öngörülen “hafif” ya da “pek hafif” kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma girilmemeli, Yargıtay’dan, sözü edilen maddenin uygulanması sürecindeki içtihatları doğrultusunda, yıllık değer ölçülerini belirlemesi beklenmemelidir. 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesinin düzenleniş amacı gözetilmeli, belirtilen hükmün 765 sayılı TCK’nun 522. maddesinden farklı olduğu kabul edilmelidir.

Hâkim, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, suçun işleniş şekli, mağdur veya sanığın konumu, olayın gerçekleştiği yer ve zamanı dikkate almalı, 5237 sayılı TCK’nun 3. maddesinde öngörüldüğü üzere, “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde ceza adaletini sağlamalıdır. Görüldüğü gibi madde ile getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek, cezadan indirim veya ceza verilmemesinden ibaret değildir. Olayın özelliği, mağdurun konumu, failin kişiliği ve suçun işleniş şekli, her olayda değerlendirmeye konu edilmeli, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilmeli, maddenin uygulanıp uygulanmaması ve özellikle ceza verilmeme haliyle ilgili seçeneğin, eylemin failine uygun düşüp düşmeyeceği belirlenmeli ve muhakkak ki şekillenen takdirin gerekçesi kararda gösterilmelidir.

Ancak burada 5237 sayılı TCK’nun 147. maddesinde düzenlenmiş bulunan “ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık suçunun işlenmesi” hali ile 145. maddede öngörülen “değer azlığı” kavramı karıştırılmamalıdır. 145. maddede öngörülen değer azlığı ile zorunluluk halini düzenleyen 147. maddenin uygulanma şartları birbirinden farklı olup, 147. maddenin ayırıcı ölçütü, hırsızlığın ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için yapılmasıdır. Burada hırsızlığın konusu olan malın değerinin az veya çok olmasının herhangi bir önemi yoktur. Örneğin ölümcül bir hasta için eczaneden çok pahalı bir ilacın çalınması söz konusu olabilir. Anılan kanunun 147. maddesinin uygulanmasında esas alınacak kıstas malın değeri değil, ağır ve acil bir ihtiyaç için suça konu malın çalınmasıdır.

Buna karşılık TCK’nun 145. maddesinin uygulanmasındaki en önemli kriter, şüphesiz değer ölçüsüdür ve bu değerin “ceza vermeme” halini haklı kılacak düzeyde az olmasıdır.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 gün ve 17-65, 15.12.2009 gün ve 242-291 ile 13.11.2007 gün ve 210-234 sayılı kararlarında da benzer hususlara işaret edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanık P… ve yargılaması ayrı yürütülen iki arkadaşının olay günü semt pazarından sebze aldıktan sonra gittikleri süpermarkette, kasada ödeme yapmadan gizleyerek alabilecekleri başka mallar da olmasına karşın, evde pişirip yeme amacıyla sadece toplam değeri 27,28 Lira olan et ve kıyma almaları şeklinde gerçekleşen olayda, anne ve babası ayrı olup üvey babası ile yaşayan, herhangi bir geliri olmayan, eğitim hayatı yarım kalmış ve sabıkasız olan sanığın büyük bir süpermarket işleticisi olan şikayetçi aleyhine birer kilogram kıyma ve et almak suretiyle gerçekleştirdiği hırsızlık eyleminde, kişiliği, suçun işleniş şekli, mağdurun konumu ve suça konu eşyanın değeri göz önüne alındığında, hakkında 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tartışılması gerektiğinden bahisle hükmün bozulması isabetlidir.
Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olduğundan, itirazın reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; "Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesinin uygulanma şartları bulunmadığından itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.09.2014 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 23 Oca 2015, 18:17


Yargıtay Ceza Daireleri Kararları • TEHDİT,KAVGA ANINDA SÖYLENEN SÖZ ANCAK İNDİRİM NEDENİ OLACAĞ

T.C
YARGITAY
4. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2013/15208
KARAR O. 2013/23179
KARAR TARİHİ. 23.9.2013

TEHDİT (Sanığın “Sizlerin Burada Oturmanıza İzin Vermeyeceğiz Bahçenizi Başınıza Yıkacağız” Biçimindeki Sözlerinin Suçu Oluşturduğu)

KUSUR YETENEĞİNDE MEYDANA GELEN AZALMA (Tehdit – Kavga ve Tartışma Sırasında Haksız Bir Fiilin Kendisinde Husule Getirdiği Şiddetli Öfke ve Elemin İndirim Nedeni Olarak Kabul Edilebileceği Ancak Suçun Oluşumunu Engellemeyeceği)

KAST (Tehdit – Kavga ve Tartışma Sırasında Haksız Bir Fiilin Kendisinde Husule Getirdiği Şiddetli Öfke ve Elemin İndirim Nedeni Olarak Kabul Edilebileceği Ancak Kastı Kaldırmayacağı)
5237/m. 21, 29, 106

ÖZET: Kavga ve tartışma sırasında haksız bir fiilin kendisinde husule getirdiği şiddetli öfke ve elemin (gazabın) failin iradesini etkileyen bir etken olarak kusur yeteneğinde meydana getirdiği azalma nedeniyle koşulları varsa ancak kanuni indirim nedeni olarak kabul edilebilmesi olanaklı ise de, önceden ilke boyutunda kastı kaldıran ve suçun oluşumunu engelleyen bir husus olarak kabulü mümkün değildir. Sanığın “sizlerin burada oturmanıza izin vermeyeceğiz, bahçenizi başınıza yıkacağız” biçimindeki sözlerinin suçu oluşturduğu gözetilmelidir.

DAVA: Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Sanığa yükletilen halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı, anlaşıldığından katılanlar S. D. ve K. D. vekili ile sanık İ. P. müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,

2-Tehdit suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince; Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;

Tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez.

Tehdit suçunun manevi öğesi genel kasttan ibaret olup suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek işlenmesini ifade eder. Olayda tasarlamanın varlığı aranmadığı gibi, saikin de önemi yoktur.

Kavga ve tartışma sırasında haksız bir fiilin kendisinde husule getirdiği şiddetli öfke ve elemin (gazabın) failin iradesini etkileyen bir etken olarak kusur yeteneğinde meydana getirdiği azalma nedeniyle koşulları varsa ancak kanuni indirim nedeni olarak kabul edilebilmesi olanaklı ise de, önceden ilke boyutunda kastı kaldıran ve suçun oluşumunu engelleyen bir husus olarak kabulü mümkün değildir.
Bu açıklamaların ışığı altında sanığın “sizlerin burada oturmanıza izin vermeyeceğiz, bahçenizi başınıza yıkacağız” biçimindeki sözlerinin, TCK’nın 106/1. maddesinin, 1. cümlesinde tanımlanan suçu oluşturduğu gözetilmeden, “…tartışma sırasında tehevvüren söylendiği, aşağılama kastına yönelik olduğu” gerekçesiyle beraat kararı verilmesi,

SONUÇ: Kanuna aykırı, katılanlar S. D. ve K. D. vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 23.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 20 Ara 2014, 23:46


sözleşmedeki cezai şart, ihlal edenin ekonomik yönden mahvına sebep olursa indirim yapılabilir

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2013-679 esas sayılı ve 2013-12298 karar sayılı 12.09.2013 tarihli kararı

-Cezai Şart Miktarının Fahiş olması

-Cezai Şartın Tenkisi

Özet:  Cezai şart, geçerli borcun yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi ya da belli bir yerde, belli bir zamanda yerine getirilmemesi durumunda, borçlunun ödemesi gereken edimdir. Ticari olmayan işlemlerde hakim, cezai şarttan indirim yapılıp yapılmayacağını kendiliğinden saptar.

Tarafların; kiralananın belli süre satılmamasına ilişkin cezai şartı sözleşme ile belirlemelerinden sonra, davalı kiralananı sözleşmeye aykırı olarak 3.kişiye satmıştır. mahkemece, kira sözleşmesine aykırı davranıldığından cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmesi isabetli olsa da, cezanın ekonomik yönden davalının mahvına sebep olması halinde cezadan indirim yapılabileceği gözetilmelidir. Cezai şart miktarının fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumları, özel olarak borçlunun ödeme gücü, alacaklının asıl borcun ifa edilmesi halinde elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun kusur derecesi gibi durumlar dikkate alınarak, gerekirse bu konuda özel bilgisi olan bilirkişiden de yararlanılmalı, sonuçta hak adalet ve nesafet kurallarına uygun bir cezai şart miktarına hükmedilmelidir.

TAKDİRİ İNDİRİM / YETERSİZ GEREKÇE

T.C.

YARGITAY
Sekizinci Ceza Dairesi
E: 2006/750
K: 2006/2744
T: 03.04.2006
TAKDİRİ İNDİRİM
YETERSİZ GEREKÇE
ÖZET: Failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar irdelenmeden, sanık­lar hakkında koşullar oluşmadığından ve sanıklar yararına hafifletici nedenler bulunmadığından denilerek yeterli olmayan gerekçelerle 5237 sayılı Yasanın 62. maddesinin uygulanmaması doğru değildir.
5237 s. TÜRK CEZA KANUNU (1) [Madde 62]
Parada sahtecilik suçundan sanıklar Yakup, Caner 5237 sayılı TCK.nun lehe hükümlerinden yararlanmak için talepte bulunmakla yapılan inceleme sonunda;hükümlülüklerine ve zoralıma dair (Nevşehir Ağır Ceza Mahke­mesi)nden verilen 15.11.2005 gün ve 337 esas, 325 karar sayılı hükmün sü­resi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar ve sanıklar müdafii tarafından is­tenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığından tebliğname ile 10.02.2006 günü daireye gönderilmekle incelendi:
Gereği görüşülüp düşünüldü:
5271 sayılı CMK.nun 73. maddesinin “…sahtecilik suçlarında, el konu­lan para ve değerlerin hepsi, bunların asıllarını tedavüle çıkaran kurumların merkez veya taşra birimlerine incelettirilir” hükmü karşısında tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır.
Yerinde görülmeyen sair itirazlarının reddine; ancak,
Sanıklar hakkında “failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yar­gılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etki­leri gibi”hususlar irdelenmeksizin, “sanıklar hakkında koşullar oluşmadığın­dan ve sanıklar yararına hafifletici nedenler bulunmadığından” denilmek su­retiyle yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile 5237 sayılı TCK.nun 62. madde­sinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş sanıklar ve sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı so­nuçta (BOZULMASINA), 03.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.