Etiket arşivi: ISLAHLA

Ölü Kişi Aleyhine Açılan Davanın Reddi Gerekir; Mirasçılara Tebligat Yapılarak veya Islahla Davaya Devam Edilemez

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

Tarih: 24.05.2012  Esas: 2012/2429  Karar: 2012/6069

Ölü Kişi Aleyhine Açılan Davanın Reddi Gerekir; Mirasçılara Tebligat Yapılarak veya Islahla Davaya Devam Edilemez – Tarafta İradi Değişiklik

Özet: Dava, tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir: Gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak taraf ehliyeti sona erer. Bu nedenle dava tarihinden önce açılan davanın reddi gerekir. Mirasçılara tebligat yapılarak veya ıslahla ölü kişi aleyhine açılan davaya devam edilemez. Ancak 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nun 124. maddesi “Tarafta iradi değişiklik” başlığı altında yeni düzenlemeler getirmiştir. Anılan maddenin uygulanma koşulları olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.28.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.124.

Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda; yerel mahkemece davanın, davalılar Sabriye ve Hasan yönünden reddine, diğer davalılar yönünden ise davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi. Tetkik Hakimi G.Ü.’nün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar

Dava; tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davalılardan Sabriye ve Hasan’ın dava tarihinden önce öldükleri ve ölü şahıs aleyhine dava açılamayacağı gerekçesi ile bu davalılar yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.

Çekişmeye konu 5 nolu meskenin 1/6’şar pay olarak davalılar Ahmet, Hasan, Sabriye, Veciye, Şirin ve Şenay adına 17.08.1994 tarihinde tahsise istinaden kayıtlı olduğu, yargılama sırasında bir kısım davalılar vekilince, davalı Sabriye ve Hasan’ın dava açılmadan önce öldüklerinin bildirildiği ve bu konuda temin edilen belgelerin dosyaya sunulduğu görülmektedir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere ve özellikle, göçmen konutları projesi kapsamında davalılara yapılan tahsis işlemine rağmen davalıların borçlarına ve konut teslim işlemlerini yerine getirmedikleri saptanmak suretiyle davalılar Ahmet, Veciye, Şirin ve Şenay hakkında yazılı olduğu üzere karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.

Davalılar Sabriye ve Hasan yönünden kurulan hükme gelince; bilindiği üzere; dava ehliyeti davada taraf olma yeteneğidir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu taraf ehliyetini tamamlamamış, 38. maddesiyle Medeni Kanun’a yollamada bulunmakla yetinmiştir. Medeni Kanunumuz ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış, 8, 28, 47 ve 48. maddeleri ile de bu yönde hükümler getirerek medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini elde edeceğini düzenlemiştir. Öte yandan gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği Medeni Kanun’un 28. maddesinin buyurucu nitelikteki hükmüyle açıklanmıştır.

Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur. Nitekim 04.05.1978 tarih 1978/4-5 sayılı İçtihatları Birleştirme kararında da; dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılmayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş olan kimsenin mirasçılarına ardıllık (halefiyet) kuralı uygulanamayacağından tebligat yapılmak veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, içtihatlar bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.

Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda davalılar Hasan ve Sabriye’nin dava açılmadan önce ölmüş oldukları gerekçesi ile haklarında verilen ret kararı, karar tarihi itibariyle doğru ise de, karardan sonra 1 Ekim 2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girmiş olup, kamu düzeni ile ilgili yeni usul hükümlerinin tamamlanmamış olaylarda da uygulanacağı kuşkusuzdur (6100 Sayılı Yasanın 448. maddesi).

6100 sayılı HMK’nın “Tarafta iradi değişiklik” başlığını taşıyan 124. madde hükmü 1086 Sayılı Yasadan ayrılarak yeni düzenlemeler getirmiştir. Bu durumda davalılar Hasan ve Sabriye yönünden 6100 Sayılı Yasanın 124. maddesi hükmünün tatbik edilip edilemeyeceğinin değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği açıktır.

Davacı vekilinin temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 Sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi gereğince  BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

MANEVİ TAZMİNAT / ISLAH / DAVA KONUSU OLMAYAN BİR İSTEMİN ISLAH YOLUYLA DAVA KAPSAMINA ALINAMAYACAĞI / DAVA İÇİNDE ISLAHLA İKİNCİ BİR DAVANIN AÇILAMAYACAĞI

T.C.
YARGITAY
Yirmibirinci Hukuk Dairesi
E:2006/194
K:2006/2652
T:21.3.2006
MANEVİ TAZMİNAT
ISLAH
DAVA KONUSU OLMAYAN BİR İSTEMİN ISLAH YOLUYLA DAVA KAPSAMINA ALINAMAYACAĞI
DAVA İÇİNDE ISLAHLA İKİNCİ BİR DAVANIN AÇILAMAYACAĞI
1086 s. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU [Madde 83]
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen 17.362,55 ITL. maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi ve duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 21.03.2006 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü taraflar adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi ve aynı gün Tetkik Hakimi B. Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
KARAR : 1 – Dosyadaki yazılara toplanan delililere kararın dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, iş kazası sonucu beden tamlığı bozulan davacı işçinin maddi zararının giderilmesi istemine ilişkindir. Yargılama sırasında davacı dava dilekçesini ıslah ile maddi tazminat miktarını artırmış ve ayrıca dava dilekçesinde yer almayan manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, manevi tazminata ilişkin açılmış bir dava olmadığı halde, ıslah dilekçesi ile manevi tazminat istemi dikkate alınarak, manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesi yanlıştır. HUMK’un 83. ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunu değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir davanın açılması olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur.
Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün değildir. Bu nedenle “davacının ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere manevi tazminata ilişkin ıslah isteminin reddine” şekilde karar verilmesi gerekirken “davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 9.000.000.000 TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklinde hüküm kurularak söz konusu ıslaha değer verilmesi doğru bulunmamıştır.
Mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuksal olgular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ : O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Davalı yararına takdir edilen 400.00 YTL duruşma Avukatlık parasının istek halinde iadesine. 21.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.