Etiket arşivi: İŞLEMİNİN

DANIŞTAY 9.DAİRE E:2006/2331 K:2006/4730 *Ödeme emri gönderilmeden, 6183 S.K 55. Maddesi uyarınca haciz işleminin yapılamayacağı

DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRE

 

KARAR TARİHİ:21/11/2006

ESAS NO:2006/2331

KARAR NO:2006/4730

 

 

KARAR ÖZETİ 

Ödeme emri gönderilmeden, 6183 sayılı kanun'un 55. Maddesi uyarınca haciz işleminin yapılamayacağı hk.

KARAR METNİ

Temyiz İsteminde Bulunan :  Bakırcılık Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.

Karşı Taraf Hocapaşa Vergi Dairesi Müdürlüğü

İstemin Özeti : 

 

10.5.2005 tarih ve 350427 sayılı haciz işlemine karşı açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, dahilde işleme izin belgesi kapsamında ithal edilip, aynen ihraç edilmeksizin, başka firmalarca başka bir ürünün imalatında kullanılarak ihraç edildiği anlaşılan mallara ilişkin olarak davacı şirketin tecil-terkin ve mahsup taleplerinin kabul edilmediği, bunun sonucu olarak kesinleşen alacaklar için ödeme emirleri düzenlendiği, bunlara karşı herhangi bir dava açılmadığı, dava konusu haciz işlemi uygulanmadan önce mahsup talebinin reddine ilişkin işlemin tesis edildiği anlaşıldığından, düzenlenen ödeme emirlerine karşı dava açmayıp, ödeme de yapmayan davacı şirket hakkında uygulanan haciz işleminde isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle reddeden İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin 28.12.2005 tarih ve E:2005/992, K:2005/2245 sayılı kararının; her ne kadar olayda haciz işleminin dayanağı olarak vergi tekniği raporu gösterilmekte ise de, bu rapor sonrası herhangi bir vergi ceza ihbarnamesi ya da ödeme emri gönderilmeden, dava konusu haciz işleminin yapıldığı, haciz ile aynı gün tebliğ edilen ödeme emrine karşı açılan davada, ödeme emrinin iptaline karar verildiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Savcısı Zerrin Güngör'ün Düşüncesi :

 

 Uyuşmazlıkta, yükümlü şirket hakkında uygulanan haciz işleminin iptali istemiyle açılan davayı reddeden vergi mahkemesi kararının bozulması istenmektedir.

Dosyanın incelenmesinden; davacı şirketin imalatçı vasfı olmadan ihraç kaydıyla mal tesliminin mümkün olmadığından tecil terkin kapsamında haksız yere katma değer vergisi mahsup talebinde bulunduğundan bahisle, mahsup talebinin yerine getirilmemesi sonucu kesinleşen vergi borçlarının tahsili için düzenlenen ödeme emrine dayanılarak davacı hakkında haciz işlemi uygulandığı anlaşılmıştır.

 

213 sayılı Vergi Usul Kanunun 121. maddesi hükmü dikkate alındığında, kanunun aleyhlerinde düzeltme yapılan mükelleflere tanıdığı düzeltme işlerine karşı dava açma hakkının ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde, düzeltme fişi tebliğ edilmeden vergi inceleme raporuna göre düzenlenen ödeme emrine dayanılarak uygulanan haciz işleminde yasaya uyarlık bulunmadığından, vergi mahkemesince haciz işleminin iptali gerekirken yazılı gerekçeyle onanmasında isabet görülmemiştir.

 

Bu nedenle, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu mahkeme kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmüştür.

 

Tetkik Hakimi Güneş Kurtoğlu Karacık'ın Düşüncesi :Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucu, dava konusu haciz işleminden önce düzenlenen vergi tekniği raporu uyarınca 2003 yılına ilişkin olarak davacı şirkete herhangi bir ödeme emrinin gönderilmediği anlaşıldığından, Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

 

İstem; davacı şirket hakkında uygulanan 10.5.2005 tarihli ve 350427 sayılı haciz işleminin iptali talebiyle açılan davayı reddeden İstanbul 8. Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına ilişkindir.

 

Dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin 2003/Mart-Aralık dönemlerinde dahilde işleme izin belgesi ile geçici kabul rejimi kapsamında ithal ettiği bakır telden ürettiği elektrolit bakır tel, bükülü bakır malzemelerini ihraç kaydıyla satışını yaparak tecil-terkin ve mahsup talep ettiği, talebinin önce kabul edildiği, ancak daha sonra mahsup işlemi iptal edilerek kesinleşen alacaklar için ödeme emirleri düzenlendiği, davacı şirketin ödeme emirlerinin hatalı olduğunu belirterek davalı idareye başvurduğu, başvurusuna davalı idarenin 3.5.2004 tarih ve 19566 sayılı yazısı ile dahilde işleme izin belgesi veya geçici kabul rejimi kapsamında ithal ettiği ve işlendikten sonra Kanunun 11/1-C maddesi kapsamında ihraç edilmek kaydıyla … Dış Tic. ve Paz. A.Ş.'ne teslim ettiği malların … Dış Tic. ve Paz. A.Ş. tarafından aynen ihraç edilmeyip işleme tabi tutulduktan sonra yine ihraç kaydıyla bir başka ihracatçıya teslim edildiğinin tespiti nedeniyle tecil-terkin işlemlerinin yerine getirilmesinin mümkün olmadığının ve 2003/Mart-Haziran, Ağustos dönemlerine ilişkin işlemlerin 9.4.2004 tarihli yazı ile incelemeye sevk edildiğinin bildirildiği, yapılan inceleme sonucu düzenlenen 18.3.2005 tarihli vergi tekniği raporunda, davacı şirketin tecil-terkin ve iade taleplerinin yerinde olmadığının belirtildiği, raporun davacı şirkete 10.5.2005 tarihinde tebliğ edildiği, aynı gün 25.4.2005 tarih ve 41487 sayılı ödeme emrinin davacı şirkete tebliğ olunduğu ve dava konusu haciz işleminin yapıldığı, yukarıda anılan ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın İstanbul 8. Vergi Mahkemesi'nin 16.9.2005 tarih ve 2005/1687 sayılı kararı ile kabul edildiği anlaşılmıştır.

 

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 54. maddesinde; ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının tahsil dairesince cebren tahsil olunacağı, 55. maddesinde; amme alacağını vadesinde ödemeyenlere yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58. maddesinde; kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunulabileceği, 62. maddesinde; borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince haczolunacağı hükme bağlanmıştır.

Bu maddelerin incelenmesinden, alacağın cebri icra yoluyla tahsiline ödeme emrinin tebliği ile başlanacağı, yukarıda anılan Kanunun 55. maddesinin gereği olarak haciz işleminin tatbiki için öncelikle borçluya ödeme emri gönderilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.

 

Davacı şirket hakkında da, 6183 sayılı Kanunun 54 ve takip eden maddelerinde gösterilen usul ve esaslara göre cebri icra takibinde bulunulması gerektiğinde kuşku yoktur.

 

Bu hale göre düzenlenen vergi tekniği raporu uyarınca tecil-terkin ve iade talepleri kabul edilmeyen davacı şirketin 2003 yılına ait vergi borçlarının tahsili için öncelikle ödeme emri düzenlenerek tebliğ edilmesi, ödeme emrinde gösterilen hususların yerine getirilmemesi halinde, ödeme emrinden sonraki aşama olan kat'i haciz işlemine geçilmesi gerekmektedir. Herhangi bir kamu borcu nedeniyle ödeme emri düzenlenip tebliğ edilerek borçluya ödeme emrine karşı yasal yollara başvurması veya mal beyanında bulunması için imkan tanınmadan, doğrudan mal varlığına haciz konulması 6183 sayılı Kanunun sistematiğine uymayıp ödeme emrine karşı ileri sürülebilecek iddialardan kişileri yoksun kılacaktır.

 

Olayda her ne kadar Vergi Mahkemesince; dava konusu haciz işlemi uygulanmadan önce amme alacağının tahsili amacıyla ödeme emirlerinin düzenlendiği, muhtelif tarihlerde tebliğ edildiği, mahsup talebinin reddedildiğine ilişkin işlemin tesis edildiği belirtilerek dava konusu haciz işlemi tasdik edilmişse de;

dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucu Mahkeme kararına dayanak alınan ve davalı idarenin savunma dilekçesine ek olarak sunulan 2003 yılının çeşitli dönemlerine ait amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinin davacı şirkete 29.3.2004, 21.4.2004 ve 31.3.2004 tarihlerinde tebliğ edildiği, ödeme emirleri gönderilmeden mahsup talebinin reddine ilişkin herhangi bir yazının tebliğ edilmediği, ödeme emirleri tebliğ edildikten sonra davalı idarenin 3.5.2004 tarihli yazısı ile mahsup talebi kabul edilmeyerek davacı şirketin 2003 yılına ait işlemlerinin incelemeye alındığı anlaşılmış olup, inceleme sonucu düzenlenen ve dava konusu haciz işlemine dayanak alınan 18.3.2005 tarihli vergi tekniği raporunda davacı şirketin tecil-terkin ve iade taleplerinin yerinde olmadığının belirtilmesine rağmen, rapordan sonra davacı şirket adına 2003 yılına ilişkin olarak herhangi bir ödeme emrinin tebliğ edilmediği, raporla birlikte tebliğ olunan ödeme emrinin 2004/Şubat dönemine ilişkin mahsup talebinin kabul edilmemesi üzerine düzenlendiği ve bu ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın da Vergi Mahkemesince kabul edildiği tespit edildiğinden, usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmeden ve amme alacağı kesinleştirilmeden yapılan haciz işleminde ve bu işlemi tasdik eden Vergi Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

 

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin 28.12.2005 tarih ve E:2005/992, K:2005/2245 sayılı kararının bozulmasına 21.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YURTDIŞI HİZMET BORÇLANMASI / KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ

T.C.

YARGITAY
Onuncu Hukuk Dairesi
E: 2005/10208
K: 2006/3051
T: 21.03.2006
YURTDIŞI HİZMET BORÇLANMASI
KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ
2527 s. BASMA YAZI VE RESİMLERİ DERLEME KANUNU [Madde 2]
3201 s. YURT DIŞINDA BULUNAN TÜRK VATANDAŞLARININ YURT DIŞ… [Madde 1]
2709 s. TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (1) [Madde 62]
Davacı, 3201 sayılı Kanunu uyarınca borçlandırılmasına ilişkin isteminin reddine dair kurum işleminin iptali ile iki yıllık süre şartı iptal edildiğinden borçlandırılmasının mümkün bulunduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ö. H. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, Bulgaristan göçmeni olarak Türkiye’ye gelen ve bilahare Türk vatandaşlığına kabul edilen davacının, Bulgaristan’da gerçekleşen çalışmalarının 3201 sayılı kanun uyarınca borçlandırılmasına dair isteminin reddine ilişkin Kurum işleminin iptali ile borçlandırılmasının mümkün bulunduğunun tespitine ilişkin olup, mahkemece; Dairemiz bozma ilamı uyarınca yapılan araştırma sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Öncelikle, taraflar arasındaki uyuşmazlık konusunu oluşturan “çalışmanın geçtiği dönemde Bulgaristan vatandaşı olma” olgusunun, bozma kapsamı dışında bırakılmış olması; yurtdışı hizmet borçlanmasının sosyal güvenliğe ilişkin olması, dolayısıyla kamu düzeni ile ilgili bulunması karşısında, bozma kapsamı dışında bırakılmış olmasının davacı yararına usulî kazanılmış hak oluşturmayacağı açıktır.
Öte yandan, Anayasamızın 62. maddesi ile Devlete verilen, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliklerini sağlamak görevinin ifası amacıyla getirilen, 3201 sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun, bir borçlanma yasasıdır. 1. maddede yapılan açık tanıma göre, ancak Türk vatandaşlarının, Türk vatandaşı olarak yurtdışında geçen çalışmalarını borçlanabilmeleri öngörülmüştür. Anılan kanun, yurtdışı hizmet borçlanması hakkının kullanılabilmesi için çalışmanın geçtiği dönemde sigortalı ile uyrukluk ilişkisini aranmakta olup, “Türk soylu ya da sonradan Türk vatandaşlığını kazanmış olmak” yeterli bulunmamaktadır.
2527 sayılı Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabileceklerine İlişkin Kanunun kapsam başlıklı 2. maddesinde; bu kanunun Türk soylu yabancıların Türkiye’de çalışmalarına, kamu, özel kuruluş veya işyerlerinde çalıştırılabilmelerine izin verilmesini, meslek kuruluş ve sosyal güvenlik Kurumları ile ilişkilerini, hak ve yükümlülüklerini düzenleyen hükümleri kapsamaktadır. Anılan düzenleme ile Türk soylu yabancılar ile kurulan sosyal güvenlik ve çalışma ilişkisinin sınırları belirlenmiştir. Yasaya bakıldığında bu sınırın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına tanınan ve yurtdışı hizmetlerinin sosyal güvenlikleri açısından değerlendirilmesini amaçlayan borçlanma hakkını içermediği, borçlanma kanunlarına da atıfta bulunmadığı açıktır.
Kaldı ki; bir başka ülke vatandaşı iken, o ülkede geçen çalışmaların, davacı yönünden yabancı ülkede geçmiş hizmet olarak adlandırılmasına ve kabulüne de imkan bulunmamaktadır.
Anayasa ve 3201 sayılı Kanunun amaç ve ruhuna bakılmaksızın sadece borçlanma talebi sırasında Türk vatandaşı olmanın yeterli kabul edilmesi isabetsiz olup, 3201 sayılı Kanun uyarınca tanınan borçlanma hakkından, yurtdışında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak çalışan ve borçlanma sırasında Türk vatandaşı olanlar yararlanabilirler. Göçmen olarak Türkiye’ye gelenler, yurtdışında çalıştıkları sürede Türk vatandaşı olmadıkları için borçlanamazlar. Yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığına alınmanın ise geçmişe etkili bulunmaması nedeniyle, yurtdışında sadece Türk vatandaşlığını kazandıkları günden sonraki süreleri borçlanarak değerlendirebilirler. (HGK 23.11.2005 tarih 2005/10-492 E 2005/646 K)
Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 21.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ / FARK İŞÇİLİK PRİM VE GECİKME ZAMMI VE FAİZ BORCUNUN BULUNMADIĞININ TESPİTİ

T.C.
YARGITAY
Onuncu Hukuk Dairesi
E: 2006/1397
K: 2006/9344
T: 20.6.2006

506 s. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU (1) (2) (4)(5) [Madde 79]
506 s. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU (1) (2) (4)(5) [Madde 83]
1086 s. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU [Madde 275]
Davacı, davalı Kurum işleminin iptali ile fark işçilik, prim, gecikme zammı ve faiz borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Yüklendiği tüm işlere ilişkin sigorta primi bildirim ve ödemelerini, İnşaat işleri nedeniyle tescilli daimi nitelikli işyeri dosyası üzerinden yapmasına karşın, Kürtün Deresi kenarı büz inşaatı işi nedeniyle adına yeni bir işyeri tescili ve bu iş nedeniyle eksik işçilik bildirimi iddiasıyla prim tahakkuku yoluna gidildiğini belirten davacının, işlem iptali ve borçlu olmadığının tespiti istemiyle açtığı davanın yargılaması sonucunda, avukat bilirkişiden alınan 30.5.2005 tarihli rapor içeriğinde yer alan tescilli işyerinden bildirilen işçi sayısına ilişkin döküm yanında, “…Hasan Uçak’ın 14.10.2000-22.6.2001 tarihleri arasında S.S.Kurumuna bildirmeden işçi çalıştırdığına ilişkin hiçbir belge bulunmamaktadır. 2 7141 38913 5101 sicil numaralı işyerinden gösterilen işçilerin “Kürtün deresi kolektör inşaatı”nın yapımında kullanılması pratik hayatta mümkün görülmektedir.” Yönündeki değerlendirmelerden hareketle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava, 506 sayılı Yasanın 79. maddesindeki, “(Ek fıkra: 29/07/2003 – 4958 S.K./37. md.) Bu Kanunun 83 üncü maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından ihale yoluyla yaptırılan her türlü işler, gerçek veya tüzel kişilerce yapılan inşaatlardan dolayı yeterli işçilik bildirmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır. Usul ve esasları yönetmelikle belirlenecek bu araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğunun anlaşılması halinde, bildirilmemiş olan işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarı, gecikme zammı ile birlikte sigorta müfettişince inceleme yapılması istenilmeksizin işveren tarafından ödendiği takdirde, iş yeri hakkında sigorta müfettişine inceleme yaptırılmayabilir. (Ek fıkra: 29/07/2003 – 4958 S.K./37. md.) Sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği tespit edilen asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca resen tahakkuk ettirilen sigorta primleri bu Kanunun 80 inci maddesi de nazara alınarak işverene tebliğ olunur. İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazın reddi halinde, işveren, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvurulması prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz.” Düzenlemesi yanında, aynı yasanın 130. maddesi ile Sosyal Sigortalar Kurumu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 38. ve devamı maddelerinde de; detaylı düzenlemesine yer verilmiş olan ve uygulamada ölçümleme olarak adlandırılan işlemden kaynaklanan prim borcunun iptaline ilişkin olup, yapılacak yargılamanın da bu konudaki mevzuat uyarınca ayrıntılı irdeleme içermesinde zorunluluk vardır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 275. maddesi, “Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.” Hükmünü içermekte olup; davacı tarafından üstlenilen, prim tahakkukuna konu Kürtün Deresi Kenarı Kolektör Hattı İnşaatı işinde çalıştırılması gereken işçi sayısı ile işverene ait daimi nitelikli diğer işyeri faaliyet alanındaki işlerde çalıştırılması gereken işçi sayısının, işyeri kapsam ve kapasitesinin, kullanılan teknoloji, ihale belgeleri, hakediş raporları ışığında değerlendirilmesi, yapılan işler konusunda bilimsel ve teknik bilgiye sahip bilirkişiler tarafından konuya ilişkin mevzuatla işkolunda geçerli asgari işçilik oranları gözetilerek irdelenip belirlenmesi gereken, Kurum tespitine oranla farklı sonuca varılması halinde ise, bunun gerekçelerini ortaya koyan bir incelemeyi içermesi gerekirken, hakime oranla konuya ilişkin teknik bilgisinin varlığı ortaya konulamayan bilirkişi tarafından, genel değerlendirmelere dayalı olarak düzenlenmiş rapora dayanılarak, eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.