Etiket arşivi: Kadastro

Bireysel Başvuru Kararları • KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ, UZUN SÜREN DAVA 23.700TL TAZMİNAT

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ

Başvuru Numarası: 2014/3876

Karar Tarihi: 17/11/2014

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, 24/4/1970 tarihinde murisi aleyhine Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan ve Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinde devam eden kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 14/3/2014 tarihinde Karadeniz Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel eksiklik bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 25/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 13/8/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun murisi ve arkadaşları aleyhine, K.Ö., A.U. ve H.Ö. tarafından 24/4/1970 tarihinde, kendi hisselerinin başvurucunun murisi ve arkadaşları adına tapuya tescil ettirildiği ileri sürülerek, Ereğli ilçesi Süleymanlar mahallesi 9 ada 11 parselde kayıtlı taşınmazın hisseleri oranında kendi adlarına tescil edilmesi istemiyle Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde (Kadastro Mahkemesi sıfatıyla) kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır. Bu dava Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1970/13 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

8. Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinin 12/12/1980 tarih ve E.1970/13,K.1980/17 sayılı kararıyla, Mahkemenin E.1969/2 sayılı dosyası ile E.1970/13 sayılı dosyasının aralarında taraf ve konu yönünden bağlantı olduğu gerekçesiyle birleştirilmesine ve yargılamaya E.1969/2 sayılı dosya üzerinden devam edilmesine karar verilmiştir.

9. Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesi, 16/10/1987 tarih ve E.1969/2, K.1987/17 sayılı kararıyla; kanun değişikliğine binaen kadastro mahkemesi sıfatıyla bakılan davaların yeni kurulan kadastro mahkemelerinde görüleceği gerekçesiyle dosyanın Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

10. Bu karar üzerine dosya, Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinin E.1987/65 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

11. Yargılama devam ederken Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesi, 9/12/1987 tarih ve E.1987/65 ve K.1987/125 sayılı kararıyla, 3402 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 22/10/1987 gün ve 969 sayılı kararı gereğince 2613 sayılı Kanun’a göre açılmış ve halen derdest olan davalara aynı mahkemelerde bakılmaya devam olunacağı gerekçesiyle dosyanın Şehir Kadastro Mahkemesi sıfatıyla Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

12. Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesi, 31/5/1988 tarih ve E.1988/16 K.1988/183 sayılı kararıyla; söz konusu gönderme kararının atıf yapılan yasal düzenlemelerin yanlış yorumlanmasına dayanılarak verildiği gerekçesiyle dosyanın tekrar Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

13. Yargılama devam ederken görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla Yargıtaya başvurulması üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 14/12/1988 tarih ve E.1989/8020 K.1989/10548 sayılı kararıyla Kadastro Mahkemesinin görevli olduğuna karar vermiştir.

14. Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesi, 22/6/2002 tarih ve E.1988/66, K.2002/90 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir.

15. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, dosyada birtakım eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle ilk olarak 8/11/2004 tarih ve E.2004/9203, K.2004/11885 sayılı ilamıyla, ikinci olarak 20/3/2006 tarih ve E.2006/195, K.2006/1859 sayılı ilamıyla dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesine karar vermiştir.

16. Eksikliklerin tamamlanmasından sonra yapılan temyiz incelemesinde Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, 31/12/2007 tarih ve E.2007/3391, K.2007/5517 sayılı ilamıyla; ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.

17. Bozma üzerine Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinin E.2008/119 sayılı dava dosyasında yargılama halen devam etmektedir.

B. İlgili Hukuk

18. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ile 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrası, 28. maddesinin birinci fıkrası, 29. maddesinin birinci, üçüncü, dördüncü fıkraları, 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 32. maddesinin birinci fıkrası ve 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 17/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/3/2014 tarih ve 2014/3876 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, 24/4/1970 tarihinde murisi aleyhine Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan ve Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinde devam eden kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

21. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

22. Başvurucu, 24/4/1970 tarihinde murisi aleyhine Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan ve Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinde devam eden kadastro tespitine itiraz davasının halen devam ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38-39).

24. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45).

25. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda taşınmaz mülkiyeti hakkında Kadastro Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasında, 3402 ve 6100 sayılı Kanun’larda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

26. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 24/4/1970 tarihidir.

27. Başvuruya konu dava, başvurucunun miras bırakanından intikalle takip etmekte olduğu bir uyuşmazlık olup, bu yönüyle makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı, mirasçının yargılamaya katıldığı an değil, somut olayda muris açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anıdır (B. No: 2013/1115, 5/12/2013, § 51).

28. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

29. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, 24/4/1970 tarihinde Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan E.1970/13 sayılı dava dosyasının, Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinin E.1969/2 sayılı dava dosyası ile birleştirildiği ve yargılamanın bu dosya üzerinden devam ettiği, Kadastro Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesince davaların yeni kurulan kadastro mahkemelerinde görüleceği gerekçesiyle dosyanın Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesine gönderildiği, yargılama devam ederken Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesince 3402 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 22/10/1987 tarihli kararı gereğince Şehir Kadastro Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesine geri gönderildiği, Karadeniz Ereğli Asliye Hukuk Mahkemesinin de Kadastro Mahkemesinin ilgili Kanun’u yanlış yorumladığı gerekçesiyle dosyayı tekrar Kadastro Mahkemesine gönderdiği, bu görev uyuşmazlığını çözmek amacıyla dosyanın Yargıtaya gönderildiği, Yargıtayın, Kadastro Mahkemesinin görevli olduğuna karar verdiği, Kadastro Mahkemesindeki yargılama sürecinde 6/6/2002 tarihinde keşif yapılarak bilirkişi raporu tanzim ettirildiği, yargılamanın 12/6/2011 tarihli celsesinde davanın reddine dair hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesinin kararı temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 8/11/2004 ve 20/3/2006 tarihli ilâmları ile eksik olduğu belirtilen bir kısım belgelerin dosyaya eklenmesi gerektiği belirtilerek dosyanın iki kez geri gönderildiği, belirtilen hususların ikmalini müteakip yapılan temyiz incelemesi sonucu kararın bozulduğu, bozma üzerine davanın Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinin E.2008/119 sayılı dosyasına kaydedildiği belirlenmiştir. Yargılamanın halen Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesinde devam ettiği anlaşılmaktadır.

30. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya konu yargılamanın kadastro mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle, 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 18).

31. Kadastro mahkemesi nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 3402 sayılı Kanun’da yer alan ve yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64; B. No: 2012/12, 17/9/2013, §§ 53-62; B. No: 2013/1115, 5/12/2013, §§ 60-67; 2012/673, 19/12/2013, §§ 37-43).

32. Başvuruya konu davanın taraf sayısı ve mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, 3402 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık kırk beş yıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

34. Başvurucu, manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

35. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

36. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık kırk beş yıldır devam eden yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 23.700,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

37. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

38. Başvuruya konu yargılamanın yaklaşık kırk beş yıldır devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 23.700,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin Karadeniz Ereğli Kadastro Mahkemesine gönderilmesine,

17/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 11 Oca 2015, 19:56


KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ / MERA

T.C.
YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E:2006/759
K: 2006/819
T:24.03.2006
KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
MERA
ÖZET: Dava konusu taşınmazın çevresini oluşturan kom­şu taşınmazlar, 3402 sayılı Kanun’un 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit yapılmış ve kesinleşmiştir. Her ne kadar dava konusu taşın­mazın batı sınırında yol tarif edilmiş ise de, kamu malı ni­teliğindeki meralar içinde yol, tepe, hendek, çukur gibi do­ğal sınır yerlerinin bulunması mümkündür. Bu durumda dava konusu taşınmazın sınırlarındaki komşu parsellerin, mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen ve tespitleri kesinleşen taşınmazlardan kazanıldığının kabulü gerekir.
Mahkemece dava konusu taşınmazın öncesinin ka­mu malı niteliğinde mera olduğu, yetkili merciiler tarafın­dan 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca tapu kaydı oluş­turulduğu ve bu yolla taşınmazın türü yetkili idari merciiler tarafından değiştirildiği dikkate alınarak ve hazine tapusu­na değer verilerek, katılan davacının davasının reddine, dava konusu taşınmazın tespit gibi davalı hazine adına tes­ciline karar verilmesi gerekir.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 16]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 46]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Dosyadaki bel­geler okundu. Tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 129 parsel sayılı 22200 m2 yüzölçümündeki taşınmaz 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca davalı hazine adına oluşturulan tapu kaydının kapsamında kaldığından söz edilerek hazine adına tespit edilmiştir.
İtirazları kadastro komisyonunca reddedilen davacı Emir, Muhacir, Ali ve Ensar ile Narin vergi kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır. Yargılama sırasında Halit miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davaya katılmıştır. Mahkeme­ce davacıların davasının reddine, katılanın davasının kabulüne, dava konu­su taşınmazın katılan davacı Halit adına tapuya tesciline karar verilmiş; hü­küm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre kadastro tespitine dayanak yapılan 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarın­ca davalı hazine adına oluşan tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait ol­duğu, yanlar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Esasen bu hukuksal ol­gu dosya içeriğiyle de belirlenmiştir. Yanlar arasındaki uyuşmazlık, hazine tapusunun oluştuğu dönemden önce, katılan davacı yararına 3402 sayılı Ka­dastro Kanunu’nun 46/1. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zama­naşımı zilyetliğiyle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmedi­ğinin belirlenmesinden ibarettir.
Mahkemece az yukarıda sözü edilen koşulların adına tescile karar verilen katılan davacı Halit yararına gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurul­muş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşme­mektedir. Hazine tapusunun temelini oluşturan belirtmelik tutanağında dava ve temyize konu 129 parsel sayılı taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden kanun­ları uyarınca hazineye kaldığı belirtilmiş ve belirtmelik tutanağında da ayrıca hazine adına oluşan tapu ve vergi kaydından da söz edilmiştir. Her ne kadar belirtmelik tutanağında sözü edilen tapu ve vergi kaydının uygulamasına iliş­kin yerel bilirkişi sözleri saik ve sebebi belli olmayan soyut nitelikte gerekçe­siz sözlerden ibaret bu nedenlerle de sözü edilen tapu ve vergi kaydının uy­gulaması yetersiz ise de dava ve temyize konu taşınmazın çevresini oluştu­ran komşu 110 ve 40 parsel sayılı taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanu­nu’nun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliğiyle sınırlandırılmak sure­tiyle tespit edildiği, tespitlerinin kesinleştiği, dosya içeriği ile belirlenmiştir.
Her ne kadar dava konusu taşınmazın batı sınırında yol tarif edilmiş ise de kamu malı niteliğindeki meralar içinde, yol, tepe, hendek, çukur gibi do­ğal sınır yerlerinin bulunması mümkündür. Hal böyle olunca dava konusu taşınmazın sınırlarındaki komşu 40 ve 110 parsel sayılı mera niteliğiyle sınır­landırılmak suretiyle tespit edilen ve tespitleri kesinleşen taşınmazlardan ka­zanıldığının kabulü gerekir. Kural olarak bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik, süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Mahke­mece dava konusu taşınmazın öncesinin kamu malı niteliğinde mera olduğu yetkili idari merciler tarafından 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca tapu kaydı oluşturulduğu ve bu yolla taşınmazın türü yetkili idari merciiler tarafın­dan değiştirildiği, dikkate alınarak ve hazine tapusuna değer verilerek, katı­lan davacı Halit’in davasının reddine, dava konusu taşınmazın tespit gibi da­valı hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde ya­nılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 24.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

KADASTRO TESBİTİNDEN DOĞAN DAVA / TESBİT TUTANAĞI

T.C.

YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E: 2006/946
K: 2006/862
T: 24.3.2006
KADASTRO TESBİTİNDEN DOĞAN DAVA
TESBİT TUTANAĞI
ÖZET: KURAL OLARAK BOZMA KARARINA UYULMAKLA ORADA BELİRTİLEN BİÇİMDE İŞLEM YAPILMASI YOLUNDA LEHİNE BOZMA YAPILAN TARAF YARARINA KAZANILMIŞ HAK, AYNI DOĞRULTUDA YEREL MAHKEME İÇİN ZORUNLULUK DOĞAR. AYRICA, TAŞINMAZA İLİŞKİN DAVALARDA, YEREL BİLİRKİŞİ VE TANIKLARIN USULÜN 259. MADDESİ HÜKMÜ UYARINCA TAŞINMAZ BAŞINDA DİNLENİLMESİ ZORUNLUDUR.
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda yerel mahkeme için zorunluluk dağar.
Bu olgunun ışığı altında somut olaya bakıldığında uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi için taşınmazlar başında keşif yapılmasının zorunlu olduğu, somut olayda kanıtlama yükümlülüğünün davacı tarafa ait bulunduğu dava dosyanın keşfe hazır hale geldiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Öte yandan hükmüne uyulan bozma kararında öngörülen biçimde araştırma ve soruşturma yapılabilmesi için yerel bilirkişi ve tanıkların ve tesbit tutanağı bilirkişilerinin taşınmazlar başında dinlenmesi zorunludur. Kaldı ki bu hukuksal olguya hükmüne uyulan bozma kararında da değinilmiştir. Öte yandan taşınmaza ilişkin davalarda, yerel bilirkişi ve tanıkların usulün 259. maddesi hükmü uyarınca taşınmaz başında dinlenilmesi zorunludur. Hal böyle olunca keşifte dinlenecek tanıklar ile tesbit tutanağı bilirkişilerine keşif gününden söz edilerek çıkarılacak davetiyelerin, posta giderlerinin de davacı tarafından karşılanması zorunludur. Ne varki, davacı tarafa keşif giderlerini mahkeme veznesine kesin önel içerisinde depo etmesi için yerel mahkemenin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36/1 maddesi hükmü uyarınca çıkardığı ihtara ilişkin belge, usul ve yasa hükümlerine uygun değildir. Gerçekten az yukarıda değinildiği gibi yerel bilirkişi ve tesbit tutanağı bilirkişileri ile dinlenmesi gerekli tanıklar adına keşif gününden söz edilerek çıkartılacak davetiye posta giderlerinden hükmün dayanağı ihtarda söz edilmemiştir. Hal böyle olunca sözü edilen ihtarın hukuksal sonuç doğurması olanaksızdır.
Kaldı ki yerel bilirkişi tesbit tutanağı bilirkişileri ve tanıkların yokluğunda keşif yapılmasa bile bozma kararı gereklerinin yerine getirilemeyeceği kuşkusuzdur. Bu olgu ise dava ekonomisine aykırıdır. Mahkemece bu olgular gözardı edilerek 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36. maddesi hükmü gerekçe gösterilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), bozma nedenlerine göre de sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 24.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KADASTRO TESPİTİ

T.C.
YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E: 2006/875
K: 2006/782
T: 23.03.2006
KADASTRO TESPİTİ
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 5]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 11]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 25]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı M. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava ve temyize konu 238 ada 2 parsel sayılı taşınmaz davalı olduğundan söz edilerek 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 5. maddesi hükmü uyarınca malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Tespit gününden önce genel mahkemeye açılan el atmanın önlenmesi davası görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılmıştır. Hal böyle olunca kadastro hakiminin öncelikle dava ve temyize konu 238 ada 2 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak yöntemine uygun şekilde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nda öngörülen askı ilanlarını yaptırması zorunludur. Bu olgu kamu düzenine ilişkin olup istek olmaksızın mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Öte yandan kural olarak yöntemine uygun biçimde askı ilanları yapılmadıkça kadastro hakiminin duruşma oturumunu açmasına yasal olanak yoktur.
SONUÇ: Mahkemece bu olgunun göz ardı edilmiş olması isabetsiz davalı M’nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre de sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 23.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KADASTRO TESPİTİNDEN DOĞAN DAVA / KADASTROSU TAMAMLANAN TAŞINMAZ

T.C.

YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E: 2006/1069
K: 2006/900
T: 28.3.2006
KADASTRO TESPİTİNDEN DOĞAN DAVA
KADASTROSU TAMAMLANAN TAŞINMAZ
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 5]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 28]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 30]
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava ve temyize konu 106 ada 1 parsel sayılı taşınmaz tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak davalılar adına tesbit edilmiştir. Davacı taraf vekili, dava ve temyize konu taşınmazın, müvekkili davacı idare tarafından “köprü yeri” olarak kullanılmak amacıyla kamulaştırıldığını öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanununun 28. maddesi hükmü uyarınca, davanın açılmamış sayılmasına, taşınmazın tesbit gibi davalı taraf adına tesciline karar verilmiş, hüküm davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Duraksamasız, hemen vurgulamak gerekirse, öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre yargılama giderinden sayılan dava harcının hiç yatırılmamış yada eksik yatırılmış olması hali davanın reddedilmesi sonucunu doğurmaz. Harcın hiç yatırılmamış yada eksik yatırılmış olması, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 28. maddesi hükmünde sözü edilen nedenlerden değildir. Kural olarak dava açan, gerçek yada tüzel kişinin, dava harcını hiç yatırmamış yada eksik yatırmış olması halinde, mahkemece izlenecek yöntem, ilgiliye gerekli harcı, mahkeme veznesine yöntemine uygun şekilde, depo etmesi için makul bir önel verilmesi, verilen makul önel içerisinde harcı yatırmadığı yada eksik harcı ikmal etmediği takdirde kendiliğinden kesin olacak şekilde ikinci kez makul bir önel daha verilmesi, kendisine verilen ikinci kendiliğinden kesin önel içerisinde harç yatırılmadığı veya eksik harç tamamlanmadığı takdirde dava açan gerçek yada tüzel kişi yönünden usuli işlemlerin durdurulmasına karar verileceği tartışmasızdır. Kaldıki, somut olayda davacı Karayolları İdaresinin 5018 sayılı yasaya ek ( 1 ) sayılı cetvel dikkate alındığında 01.01.2006 tarihinden itibaren harçtan bağışık olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca yerel mahkemenin bu gerekçesinde bir isabet bulunmadığı gibi; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30/2 maddesi hükmünün de gerekçe gösterilmesinde bir isabet bulunmamaktadır. Sözü edilen madde hükmü bir taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malikhanesinin açık bırakılarak tesbit edilmesi halinde mahkemenin gerçek hak sahibini belirlemesi için uygulaması gereken yasa hükmüdür. Somut olayda, dava ve temyize konu taşınmazın, olağan yönteme göre kadastrosunun tamamlandığı dosya içeriği ile belirlendiğine göre sözü edilen yasa hükmünün de mahkeme kararına gerekçe yapılamayacağı kuşkusuzdur. Öte yandan;
İddianın öne sürülüş biçimi, davalı tarafın savunması ve dosya içeriği dikkate alındığında davacının delillerini bildirdiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca yerel mahkemenin bu doğrultudaki gerekçesinde de bir isabet bulunmamaktadır.
O halde sağlıklı bir sonucuna varılabilmesi için dava konusu taşınmazın gerçekten, kamulaştırılıp kamulaştırılmadığının, kamulaştırılmış ise kamulaştırma ile ilgili yönetimsel işlemlerin dayanağı belgeler ve eki harita kamulaştıran idareden getirtilmeli, bundan sonra dava konusu taşınmaz ve geniş sınırları ile çevresini bir başka deyişle sınırındaki komşu taşınmazların tümünü gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden istenilmeli, öncelikle kamulaştırma evrakı incelenerek kamulaştırmaya ilişkin yönetimsel işlemlerin 2942 sayılı Yasa uyarınca yöntemine uygun şekilde tekemmül edip etmediği, ilgilisine tebliğ edilip edilmediği araştırılmalı, bundan sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi hazır olduğu halde taşınmaz başında keşif yapılmalı, geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçeği ile kadastro paftasının ölçeği eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı ve uzman bilirkişi eliyle her iki harita çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bu yolla duraksamaya meydan vermeyecek biçimde dava ve temyize konu taşınmazın gerçekten davacı idare tarafından kamulaştırılıp kamulaştırılmadığı belirlenmeli, dava ve temyize konu taşınmazın tümünün yada bir bölümünün gerçekten kamulaştırıldığının saptanması halinde kamulaştırma işleminin ikmali ile mülkiyetin kendiliğinden hükme hacet kalmaksızın kamulaştıran idareye geçeceği, tapu sicili oluşturulmasının merasimden ibaret olduğu, bu nedenle açılan davanın davalı taraf yönünden “mülkiyetin tesbiti” davası niteliğine bürüneceği düşünülmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek işin esası hakkında bir hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ : Mahkemece bu hukuksal olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı idarenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 28.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

ORMAN KADASTROSU / GENEL KADASTRO

T.C.
YARGITAY
Üçüncü Ceza Dairesi
E: 2005/11681
K: 2006/2433
T: 27.03.2006
ORMAN KADASTROSU
GENEL KADASTRO
ÖZET: Suça konu yere ait tespite itiraz davası devam ederken, 2/B madde uygulaması genel kadastro tespitini kesinleştiremeyeceği gibi, daha önce orman sınırlandırması yapılmamış olanlarda 2/B maddesinin uygulaması da mümkün değildir.
Mevcut düzenlemeler karşısında, tespite itiraz da­vası devam ederken, suça konu yerin 2/B uygulamasına ta­bi tutulup kesinleştirilmesinin hukuki bir sonucu olamaz. Bu şekilde, suça konu yerin niteliği orman olarak belirle­nip, bu vasfı tapu siciline hazine adına kaydedildiğinden, sanığın mahkeme kararının kesinleştiği ve tapuya kayıt ta­rihi olan tarihten sonraki eylemlerinde suç kastının yoklu­ğundan söz edilemez.
6831 s. ORMAN KANUNU (1) (2) [Madde 2]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 22]
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; Ancak
Suça konu yere ait tespite itiraz davası devam ederken 2/B madde uy­gulaması genel kadastro tespitini kesinleştiremeyeceği gibi, daha önce or­man sınırlandırması yapılmamış olanlarda 2/B maddesi uygulaması da mümkün değildir. 3402 saylı Yasanın 22. maddesi “evvelce tespit, tescil ve­ya sınırlandırma suretiyle kadastrosu veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci bir defa kadastroya tabi tutulmuşsa ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır”. 2/B uygu­lamasıyla ilgili yönetmeliğin 26. maddesi de, “mülkiyet anlaşmazlığının or­man sayılıp yapılmama yönünden tetkik ve halli mahkemeye intikal etmiş sa­halarda itiraz davası açılmamış olsa dahi mülkiyet durumu dava sonunda belirlenir”hükmünü içermektedir.
Mevcut yasal düzenlemeler karşısında tesbite itiraz davası devam eder­ken, suça konu yerin 2/B uygulamasına tabi tutulup kesinleştirilmesinin hu­kuki bir sonucu olamaz. “Suça konu yerin niteliği Kadirli 1. Kadastro Mah­kemesinin Yargıtay Yirminci Hukuk Dairesinin 09.12.1996 tarih ve 96/118487-15-132 sayılı ilamıyla onanarak 07.02.1997 tarihinde kesinleşen 1992/142-304 sayılı ilamına göre orman olarak belirlenip bu vasfıyla tapu si­ciline Hazine adına kaydedildiğinden sanığın mahkeme kararının kesinleşti­ği ve tapuya kayıt tarihi olan 07.02.1997 tarihinden sonraki eylemlerinde suç kastının yokluğundan sözedilemeyeceği ve atılı suçun subut bulacağı göze­tilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, müdahii idare vekili ve Yerel Cumhuriyet Savcısı­nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu se­beplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 27.03.2006 gününde oybirli­ğiyle karar verildi.

MÜKERRER KADASTRO

T.C

YARGITAY
Onyedinci Hukuk Dairesi
E: 2006/1455
K: 2006/2766
T: 31.03.2006
MÜKERRER KADASTRO
ÖZET: Somut olayda daha önce 2981 sayılı Yasa uyarın­ca yapılan kadastro işlemlerinin kesinleşmemiş olması kar­şısında, sonradan 3402 sayılı Kanuna göre yapılan kadast­ro tespiti, ikinci (mükerrer) kadastro sayılamaz.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 22]
Taraflar arasındaki tapu iptali, tescil davası üzerine yapılan yargılama so­nunda: davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı Hazine tarafından süre­si içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı hazine, 2981 sayılı Yasa uygulamasından sonra aynı yerde 3402 sayılı Yasa gereğince yapılan kadastro çalışmasının ikinci kadastro işlemi ol­duğunu ileri sürerek genel kadastro sonucu davalı Kiyasettin adına oluşan Tapu kaydının iptali ve tescil istemiyle Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ile kayıt maliki aleyhine dava açmıştır. Mahkemece, davanın reddine karar ve­rilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici ne­denlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, gerek dava di­lekçesindeki açıklamalardan ve gerekse son oturumda alınan beyanlardan Hazinenin davasının ikinci kadastronun iptali isteğine yönelik olmasına, da­ha önce 2981 sayılı Yasa uyarınca yapılan kadastro işlemlerinin kesinleşme­miş olması karşısında sonrada 3402 sayılı Kadastro Yasası hükümlerine gö­re yapılan kadastro tespitinin ikinci (mükerrer) kadastro sayılamayacağına, davada tapu idaresini hasım gösterilmiş olması doğru değil ise de verilen kararın tapu idaresi yönünden kesin hüküm oluşturacağından söz edilmeye­ceğine ve bunun sonucu olarak hüküm ile aleyhinde bir durum yaratılmadı­ğına ve kararda yazılı diğer gerekçelere göre yerinde olmayan temyiz itiraz­larının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün (ONANMASINA) ve 492 sayılı Harçlar Yasasının 13/J maddesi uyarınca Hazineden harç alınmaması­na 31.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

FENNİ HATALARIN DÜZELTİLMESİ / KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ

T.C.
YARGITAY
Yirminci Hukuk Dairesi
E:2006/5308
K:2006/9349
T:26.06.2006
FENNİ HATALARIN DÜZELTİLMESİ
KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
Özet: Fenni hataları düzeltmek üzere kurulan orman ka­dastro komisyonu, yasada belirtilen sayı ve nitelikteki kişilerden kurulmadığından yaptıkları işlemlerin de hukuken değeri yoktur.
Ayrıca anılan komisyonun mülkiyet değişikliği doğuracak bi­çimde işlemler yapması da yasaya aykırıdır.
6831 s. ORMAN KANUNU (1) (2) [Madde 7]
6831 s. ORMAN KANUNU (1) (2) [Madde 9]
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Orman Bakanlığı, müdahiller ve bir kısım davacı gerçek kişiler tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı Orman Yönetimi vekili 25.11.2004 tarihli dava dilekçesi ile Çevre ve Orman Bakanlığı aleyhine açtığı davada Ç… Köyünde önceki yıllarda yapılıp kesinleşen orman kadastrosu hakkında 6831 sayılı Yasa’nın 4999 sayılı Yasa ile değişik 7. ve 9. maddelerine göre fenni hataların düzeltilmesi işlemi sırasında yasa hükümlerine uyulmadan vasıf ve mülkiyet değişikliği yapılarak orman sınırlarının değiştirildiğini, bu nedenle 38 nolu Orman Kadastro Komis­yonu tarafından yapılan sınır düzeltmesinin kaldırılmasını istemiştir. Durmuş ve arkadaşları ise dava konusu yerde zilyetliklerinde olan taşınmazlar bulun­duğunu, düzeltme işleminin yararlarına olduğunu bildirilip, davaya katılarak ve davanın reddini, davacılar Bekir ve arkadaşları düzeltme işlemi sırasında zil­yetliklerinde bulunan bir kısım taşınmazlarının orman sınırı içine alındığını, davacı Ç… Köyü Tüzelkişiliği de bu çalışmalar sonucu köye ait bir kısım taşınmazların orman sınırları içinde bırakıldığını bildirerek, işlemin iptalini aç­tıkları ayrı davalarla istemişlerdir. Mahkemece dava dosyaları birleştirildikten sonra; Orman Yönetimi’nin davasının kabulüne, davacı kişiler tarafından açılan davaların konusuz kalması nedeniyle bu davalar hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı Orman Bakanlığı, müdahiller ve bir kısım davacı gerçek kişiler tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 38 nolu Orman Kadastro Komisyonu’nun 6831 sayılı Yasa’nın 4999 sayılı Yasa ile değişik 7 ve 9. maddeleri gereğince yapıp, 28.10.2004 tarihinde ilan ettiği Ç… Köyünde önceki yıllarda yapılarak kesinleşen orman kadastro sınırlarındaki ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hataların düzeltilmesi işleminin iptaline ilişkindir.
05.11.2003 gün ve 4999 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasa’nın 7/1. maddesi ile “…kadastrosu kesinleşmiş yerlerde tespit edilen fenni hataların düzeltilmesi işleri orman kadastro komisyonları tarafından yapılacağı” hükmü getirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasında, orman kadastro komisyonlarının Bakanlıkça atanacak bir orman yüksek mühendisi veya mühendisinin baş­kanlığında, bir orman mühendisi, bir ziraat yüksek mühendisi, bir ziraat odaları temsilcisi, bir köy veya belediye temsilcisi olmak üzere bir başkan ile dört üyeden oluşturulması öngörülmüştür. Sözü edilen hükümlerden anlaşılacağı gibi, yasanın değişik 7/1. maddesi fenni hataların düzeltilmesi işlemleri orman kadastro komisyonları tarafından yapılacak; ancak, ölçü, tersimat ve standart harita yapma işlerinde harita ve kadastro mühendisleri Orman Kadastro Yönetmeliği’nin 3/son maddesi gereğince orman kadastro komisyonlarına teknik ekip olarak yardımcı olacaklardır.
Somut olayda;4999 sayılı Yasa’ya göre fenni hataları düzeltme iş­lemlerini yapmak üzere kurulan 38 nolu Orman Kadastro Komisyonu, yasada belirtilen sayı ve nitelikteki kişilerden kurulmadığından, yaptığı işlemlere değer verilemeyeceği gibi; Yasa’nın değişik 7/7. maddesinde “orman kadastrosu yapılıp ilan edilerek kesinleşmiş yerlerde, vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında aplikasyon, ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hatalar tespit edildiğinde, bu hatalar … orman kadastro komisyonları tara­fından düzeltilir.” hükümlerine de uyulmamış, bu hükmün dışına çıkılarak ke­sinleşen orman sınırlarının genişletilmesi ya da daraltılması suretiyle mülkiyet değişikliği doğuracak biçimde işlemler yapılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; yasa hükmüne uygun kurulmayan komisyonun yaptığı işlemler yok hükmünde olduğu bir yana, komisyon yasada öngörülen ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hataların düzeltilmesi işlemlerini değil, yasanın yasakladığı vasıf ve mülkiyet değişikliği yapmıştır. Her ne kadar diğer davacıların davaya konu ettikleri yerler belir­lenmemişse de yapılan işlemin niteliğine göre bu konu sonuca etkili olma­yacağından 38 nolu Komisyonun Ç… Köyünde yaptığı ve 28.10.2004 tarihinde ilana çıkardığı tüm çalışmaların iptaline karar verilmesi gerekirken, sadece Orman Yönetimi’nin dava açtığı paftalardaki çalışmalar yönünden kısmen iptale karar verilmesi doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onan­ması uygun görülmekle, 24.10.2005 günü hükmün A fıkrasının 1 ve 2 nu­maralı bentleri kaldırılarak, bunun yerine “1- Tüm davacıların davasının kabulüne, 2- Ç… Köyünde 38 nolu Orman Kadastro Komisyonu’nun 6831 sayılı Yasa’nın 4999 sayılı Yasa ile değişik 7. ve 9. maddelerine göre yaparak 28.10.2004 tarihinde ilan ettiği fenni hataların düzeltilmesi işlemlerinin tümünün iptaline” cümlelerinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün HYUY’nin 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle (ONANMASINA), kararı gerekçesine göre davacı gerçek kişilerin davası konusuz kaldığından temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek olmadığına, onama harcının temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine, Hazine’den harç alınmasına yer olmadığına, 26.06.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.