Etiket arşivi: Kadının

BOŞANMA DAVASI AÇILDIKTAN SONRA DAVACI KADININ BAŞKA ERKEKLERLE GÖRÜŞMESİ

“YARGITAY 2. Hukuk Dairesi
2016/10424 E.
2016/12629 K.

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, müşterek çocuk… ve…’in velayeti, tedbir nafakasının miktarı, reddedilen tazminat istekleri, yoksulluk nafakası ve erkek lehine hükmedilen manevi tazminat yönünden, davalı erkek tarafından ise; müşterek çocuk…. ve…’in velayeti ve manevi tazminatın miktarı yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 01.03.2016 günü duruşmalı temyiz eden davacı … ve karşı taraf temyiz eden davalı … geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle müşterek çocuk …’nin temyiz inceleme tarihinde ergin olduğunun anlaşılmasına göre davalı erkeğin velayete yönelik, davacı kadının ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda, davacı kadının internetten facebook üzerinden başka erkeklerle görüştüğü ve buluştuğu böylelikle sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği kabul edilerek ağır kusurlu bulunmuştur. Ne var ki, her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davadan sonra oluşan olaylar boşanma kararında esas alınamaz, ancak yeni bir davanın konusu olur. Davacının mahkemece kabul edilen sadakatsizlik eylemi dava tarihinden sonra olup kusur belirlemesinde bu davada nazara alınamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmeyen, müşterek çocuklardan…’ye fiziksel şiddet uygulan davalı erkek tamamen kusurludur. Davacının kusurlu bir davranışı kanıtlanamamıştır. Hal böyle iken davacı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davacının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) isteklerinin reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebep olan olaylarda kadının daha ağır kusurlu olmadığı, düzenli bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, davacı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası (TMK m. l75) takdiri gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiştir.

4-Boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tamamen kusurlu olduğuna göre davalı erkeğin manevi tazminat isteğinin (TMK m. 174/2) reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir

5-Mahkemece 29.01.2001 doğumlu müşterek Çocuk…’in velayeti babaya bırakılmıştır. Mahkemece alınan sosyal inceleme raporlarında müşterek çocuk…’in velayetinin anneye bırakılmasının çocuğun yararına olacağı belirtildiği gibi idrak çağında olan müşterek çocuk uzmana da annesi ile yaşamak isteğini beyan etmiştir. Bu durumda müşterek çocuk…’in velayetinin anneye bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3., 4. ve 5. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı erkeğin manevi tazminatın miktarına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.16.06.2016(Prş.)”

(www.ictihatlar.net, çevrimiçi: 08.09.2016)

FacebookTwitterGoogle+LinkedInWhatsAppEmailBlogger PostPaylaş

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • BOŞANMA, NAFAKA, ASGARİ ÜCRETLE İŞ BULAN KADININ NAFAKASI KALDIRILAMAZ

YARGITAY 3. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/17968
KARAR: 2014/191
8

Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı dava dilekçesinde; boşanma ilamı ile davalıya yoksulluk nafakası bağlandıktan sonra davalının işe başladığını belirterek, yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalı cevabında; asgari ücretle geçici bir işe başlandığını, babasının yardım ettiğini, hayat standardının yükselmediğini beyan etmiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile davalı kadına boşanma ilamı ile verilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

Taraflar arasında görülen boşanma davasının 16.12.2010 tarihinde karara çıktığı, boşanma ilamı ile 150 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği, kararın 2.Hukuk Dairesinin onama ilamı ile 05.04.2012 tarihinde kesinleştiği, bu davanın ise 07.09.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

SGK’nun yazısına göre davalı Fatma, Mayıs 2012 tarihinde, başka bir deyişle boşanma ilamından sonra K…. Ltd. Şti’nde işe başlamış ve aylık 777 TL maaş alıp, kira ödemektedir. Davacı ise ….Otosanda çalışmakta olup, net 1.327,43 TL maaş almaktadır.

TMK’nun 176/3.maddesinde; irat şeklinde hükmolunan nafakanın yoksulluğun ortadan kalkması halinde mahkeme kararıyla kaldırılacağı düzenlenmiştir. Davacı yukarıdaki yasa hükmü gereğince; davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı iddiasıyla nafakanın kaldırılmasını istemektedir. Bu durumda, öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durmak gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında "asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması" yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir (HGK.07.10.1998 gün, 1998/2-656 E, 1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 01.05.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları).

Davalı (kadın) boşanma sırasında bir işte çalışmamaktadır. Boşanmadan sonra asgari ücret düzeyinde (aylık 777 TL maaşla) işe girmiştir. Aldığı nafaka ile geçinmesi günümüz ekonomik koşullarında mümkün görülmediğine göre; işe girip çalışması zorunluluk arzetmektedir. Aldığı nafaka miktarı ile, çalışarak elde ettiği asgari ücret miktarı toplamı ise, onu, yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir. Zira yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Davacının aylık asgari ücret düzeyinde (777 TL) gelir durumuna göre değerlendirme yapıldığında; davalının (kadının) çalışarak elde ettiği gelir ile aldığı nafaka miktarı toplamının, davalıyı yoksulluktan kurtaracak nitelikte bulunmadığının kabulü gerekir.

Bu durumda, davalı kadının yoksulluk durumunun ortadan kalkmadığı ve sürekli olduğu anlaşıldığına göre, mahkemece; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — Çrş Mar 18, 2015 11:08 pm


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları • BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN KADININ BAŞKA KİŞİDEN HAMİLE KALMASI, KUSUR DURUMU

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS: 2013/604
KARAR: 2014/38

Taraflar arasındaki “boşanma, velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya/Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesince (Aile Mahkemesi sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair verilen 07.02.2012 gün ve 2010/640 Esas-2012/53 Karar sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 05.12.2012 gün ve 2012/9585 E-2012/29349 K. sayılı ilamı ile;

(…1-Mahkemece davalı koca tam kusurlu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı kocanın birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine hakaret ettiği, davacı kadının ise Türk Medeni Kanununun 185/son maddesi gereğince boşanma davası devam ederken bir başkası ile ilişkiye girip karardan önce 06.09.2011 tarihinde Poyraz isimli bir çocuğunun olduğu, bu durumda sadakatsiz olan davacının boşanmaya neden olan olaylarda daha ziyade kusurlu olup, boşanma davası yönünden Türk Medeni Kanununun 166/2.maddesi koşullarının oluştuğu anlaşılmıştır. Hal böyle iken davalı koca tam kusurlu kabul edilmesi doğru olmadığı gibi davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının da reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Toplanan delillerden davacı kadının ağır kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 175.maddesi koşulları oluşmamıştır. Davacı kadının yoksulluk nafakası isteminin reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

3-Davacı kadının ağır kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Ağır kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Davacı kadının maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

4-Türk Medeni Kanununun 174/1.maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini, 186. maddesi, eşlerin evi birlikte seçeceklerini, birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılacaklarını öngörmüştür. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade ve eşit kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (TMK. md. 4 TBK. md. 50 ve 52 ) dikkate alınarak davalı yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

Türk Medeni Kanununun 174/2.maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK. md. 4 TBK. md. 50, 51, 52, 58) dikkate alınarak davalı yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma, velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davalı kocadan kaynaklanan nedenlerle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu kabul edilerek davacı tarafından açılan davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, davacının yoksulluk ve iştirak nafakası taleplerinin kabulüne, maddi ve manevi tazminat taleplerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuş; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanma davasında dava açıldıktan sonra gerçekleşen sadakatsiz davranışların mevcut davada eşlerin kusur durumlarının belirlenmesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 185/3.maddesi uyarınca “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Kanunda belirtilen bu sadakat yükümlülüğü, evliliğin yasal olarak son bulmasına kadar devam edecektir. Başka bir deyişle, mahkemelerce boşanma kararı verilmiş olmasına rağmen bu karar henüz kesinleşmediği sürece evlilik birliği devam ettiğinden bu aşamada eşlerin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarının dikkate alınmasının gerektiği kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir (Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 26.11.2008 gün ve 2008/2-698 E., 2008/711 K.; 22.12.2010 gün ve 2010/2-636- 680 E., K., 13.07.2011 gün ve 2011/2-403- 509 E., K.; 12.12.2012gün ve 2012/2-526-1102 E., K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir).

Somut olayda; davalı kocanın temyiz aşamasında 29.11.2012 havale tarihli dilekçesine eklediği Konya/Ereğlisi Cumhuriyet Savcılığının 2012/761 soruşturma nolu evrakı içeriğine göre, davacı kadının Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan beyanında evlilik birliği sırasında üçüncü kişi ile birlikteliklerinden 06.09.2011 tarihinde bir çocuk dünyaya getirdiğini beyan etmiş, yine doğum raporuna göre de, davacı kadının 06.09.2011 tarihinde çocuk dünyaya getirdiği anlaşılmaktadır.

O halde, sadakat yükümlüğünün ihlali nedeniyle taraflar arasındaki ortak hayatı temelinden sarsacak ve evlilik birliğinin devamına imkân vermeyecek derecede bir geçimsizlik bulunduğu sabit olduğundan davacı kadının daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gereklidir.

Görüşmeler sırasında bir kısım üyeler davadan sonra gerçekleşen olayların kusur değerlendirmesine esas alınamayacağını, ayrıca davalının savunmasını ancak karşı tarafın açık muvafakati ya da ıslahı ile genişletmesinin mümkün olduğunu, böyle bir usul işleminin de gerçekleşmediğini belirterek davalının dava açıldıktan sonra gerçekleşen bir vakıayı daha sonra ileri sürmesinin mümkün olmadığı yönünde görüş beyan etmiş iseler de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.

Bu itibarla; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “ Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440/1.maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 22.01.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — Pzt Şub 23, 2015 10:01 pm


eşimi seviyorum demiş olması kadının şiddeti hoşgörü ile karşıladığı anlamına gelmez

 

Yargıtay: Sevmek affetmek değildir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.09.2013 tarihli kararı Sabah Gazetesi’nde haber oldu. Kararın tam metnini Yargıtay dan alınca yayınlayacağız. İşte o haber….

Şiddet mağduru kadının “Eşimi hâlâ seviyorum” sözü üzerine mahkeme ‘Tazminata gerek yok’ dedi. Fakat Yargıtay “Sevmesi affettiği anlamına gelmez” diyerek kararı bozdu

İzmir’de yaşayan Özcan ve Öznur Ü. çifti, 2005′te evlendikten bir süre sonra aralarında geçimsizlik başladı. Koca Özcan Ü., 2009′da eşinin çocuklarıyla ilgilenmediği iddiasıyla boşanma davası açtı. Öznur Ü. ise bu iddialara karşı kocasının evin ihtiyaçlarını karşılamadığını ve kendisine şiddet uyguladığını ileri sürdü. Davanın seyrini değiştirense, boşanma süreci devam ederken kadının İzmir 10. Aile Mahkemesi’ne 2010′da verdiği dilekçedeki, “Kocamı hâlâ seviyorum” sözü oldu. Aile Mahkemesi, tarafların tanıklarını dinledikten sonra karı ve kocanın eşit kusurlu olduğu kanaatine vardı. Mahkeme, “Kadın dilekçesindeki ‘seviyorum’ sözüyle kocasının kusurlu davranışlarını affetmiş sayılır” şeklinde değerlendirerek, Öznur Ü.’nün 10 bin TL’lik maddi, 50 bin TL’lik de manevi tazminat talebini reddetti. Kocanın 2 çocuk için aylık 190 TL nafaka ödemesine karar verdi.

Dosya temyiz üzerine önce Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’ne geldi. Daire, Aile Mahkemesi’nin kararının “boşanma” ile ilgili bölümünü onadı. Kadına yoksulluk nafakası verilmemesi ve tazminat ödenmemesini ise yanlış bularak yerel mahkemenin kararını bozdu. Daire, kadının “Kocamı seviyorum” demiş olmasının şiddeti hoşgörü ile karşıladığı anlamına gelmediğini vurguladı. Aile Mahkemesi ilk kararında direnince de dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na geldi. Genel Kurul, 25.09.2013 tarihinde yaptığı toplantıda, yerel mahkemenin kararını aynı gerekçeyle bozdu. Şimdi dosya İzmir Aile Mahkemesi’ne gidecek. Genel Kurul’un verdiği kararlar kesin ve bağlayıcı nitelikte olduğundan koca eşine maddi ve manevi tazminat ödeyecek, eşe yoksulluk nafakası da bağlanacak.

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2013/09/29/yargitay-sevmek-affetmek-degildir

 

Ölen Kocasının Soyadından Vazgeçmeyen Kadının Yargı Zaferi

 

yargitay95295f4e9524c46aby

Ölen Kocasının Soyadından Vazgeçmeyen Kadının Yargı Zaferi
 
Kocasının Ölümünün Ardından Başka Erkekle Beraber Olduğu İddia Edilen Kadının, Ölen Kocasının Soyadından Mahrum Bırakılması İstemiyle Açılan Davayı Kabul Eden Yerel Mahkeme Kararını Bozdu.

 

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, kocasının ölümünün ardından başka bir erkekle beraber olduğu iddia edilen kadının, ölen kocasının soyadından mahrum bırakılması istemiyle açılan davayı kabul eden yerel mahkeme kararını bozdu.Davacı S.P., oğlu T.P.’nin hayatını kaybetmesi üzerine, gelini Y.P.’nin başka bir erkekle gayrı resmi ilişki yaşadığını ve ölen kocasından maaş aldığını ileri sürerek, davalının, P. olan soyadını kullanmasının önlenmesi ve bu soyadın nüfustan silinmesine karar verilmesi istemiyle dava açtı. Davayı görüşen yerel mahkeme, davayı kabul ederek, davalının P. olan soyadını kullanmasının önlenmesine, kocası hanesindeki kaydının kapatılarak baba hanesine döndürülmesine hükmetti.

Bunun üzerine davalı Y.P. yerel mahkeme kararını temyiz etti. Davanın temyiz görüşmesini yapan Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, T.P’nin ölümüyle davalı kadının dul kaldığını ve başka bir kişi ile resmen evliliğinin bulunmadığının anlaşıldığını ifade etti.

Türk Medeni Kanunu’nun 187′inci maddesindeki “kadın evlenmekle kocanın soyadını alır” şeklindeki hükmü anımsatan Daire kararında, şöyle denildi:

“Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 67′nci maddesi hükmüne göre de, kocası ölen kadın, yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalır ve kocasının soyadını taşımaya devam eder. Ancak, kendisinin yazılı istemde bulunması durumunda bekarlık hanesine dönerek, bekarlık soyadını alıp kapanmış olan nüfus kaydı açılabilir. Sözü edilen madde hükümlerinden de açıkça anlaşıldığı üzere, kocası ölen kadın, kendi istemi ile bekarlık soyadını almadıkça veya haklı nedenlere dayanarak soyadının değiştirilmesini isteyip bu yolda mahkemece karar verilmiş olmadıkça, ölen kocasının soyadını taşımayı sürdürür. Kocası ölmekle dul kalan kadının kendisi dışında üçüncü kişilerin onun soyadının değiştirilmesi konusunda dava açma hakları ve dolayısı ile aktif husumet ehliyetleri yoktur.”

Daire, söz konusu olayda da Y.P. hakkında ölen kocasının soyadını kullanmasının önlenmesi ve bu soyadının nüfustan silinmesi davasının üçüncü kişilerce açılamayacağını ifade ederek, yerel mahkeme kararını bozdu