Etiket arşivi: KAZANDIRICI

KAMU MALI NİTELİĞİNDE MERA / KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI / TAŞINMAZ EDİNME KOŞULLARI

T.C.
YARGITAY
Yedinci Hukuk Dairesi
E: 2006/826
K: 2006/879
T: 27.3.2006
KAMU MALI NİTELİĞİNDE MERA
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI
TAŞINMAZ EDİNME KOŞULLARI
ÖZET: TAŞINMAZIN DAVA VE TEMYİZE KONU KESİMLERİNİN 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 16/B MADDESİ HÜKMÜ UYARINCA MERA NİTELİĞİ İLE SINIRLANDIRILMASINA KARAR VERİLMESİ GEREKİR.
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Mahkemece, dava konusu 118 ada 21 parsel sayılı taşınmazın dava ve temyize konu uzman bilirkişi Necati tarafından düzenlenen haritada (A), (B), (C) ve (D) harfleri ile işaretli zilyetleri davacılar adına tescile karar verilen bölümlerinin kamu malı niteliğinde mera olmadığı, sözü edilen dava ve temyize konu kesimler üzerinde tespit gününde adlarına tescile karar verilen zilyetleri davacılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Dava konusu 118 ada 21 parsel sayılı taşınmaz, kadastro sırasında tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmadığı gibi yargılama sırasında davacılar bir kayıt ve belgeye dayanmamışlardır. Dava konusu 118 ada 21 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi haritasında (A), (B), (C) ve (D) harfleri ile işaretli temyize konu bölümleri ile, 118 ada 21 parsel sayılı taşınmazın dava ve temyize konu olmayan kesimleri arasında ayırıcı unsur olarak doğal yada yapay bir sınır yeri tarif edilmemiştir. Hal böyle olunca 118 ada 21 parsel sayıl taşınmazın dava ve temyize konu kesimlerinin sınırındaki eylemli meraya el atılarak kazanıldığının kabulü gerekir. Kural olarak, bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davaların reddine 118 ada 21 parsel sayılı taşınmazın dava ve temyize konu kesimlerinin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi 118 ada 28 ve 29 parsel sayılı taşınmazların davaya konu olmadığı, tespitlerinin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malikhaneleri açık bırakılmak suretiyle tespit edilmedikleri gözönüne alınarak 118 ada 28 ve 29 parsel sayılı taşınmazların tutanak ve eki belgelerin kütüklerin devri halinde Tapu Sicil Müdürlüğüne, aksi halde Kadastro Müdürlüğüne geri çevrilmesine karar verilmesi gerekirken taraflar hakkında kesin hüküm oluşacak biçimde dava dışına çıkılarak yazılı şekilde hüküm kurulması dahi isabetsiz davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 27.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / BİLİRKİŞİ RAPORUNDA ÇELİŞKİ

T.C.

YARGITAY
Onaltıncı Hukuk Dairesi
E: 2006/1999
K: 2006/2493
T:03.04.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
BİLİRKİŞİ RAPORUNDA ÇELİŞKİ
ÖZET: Hükme esas alınan bilirkişi raporu kendi içinde çe­lişkili olduğu gibi Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen harita ve mazbatalara da uygun düşmemekte­dir. Yöntemince yeniden keşif yapılarak bu aykırılıklar gi­derildikten sonra karar verilmelidir.
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde ol­duğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görü­şüldü:
Kadastro sırasında 127 ada 162, 148 ada 192 ve 196 parsel sayılı 13.607.31, 4692 ve 5300 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, 6831 sa­yılı Yasa’nın 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılması nede­niyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı Ali, yasal süresi içinde ir­sen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava aç­mıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda;davanın kabulüne ve çekiş­meli parsellerin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazların tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, kamu yararına tahsis edilen, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan veya yasalar gereğince Devlete intikal eden yerlerden olmadığı, zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı taraf yararına gerçekleştiği kabul edilmek su­reti ile hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama ka­rar için yeterli bulunmamaktadır. Çekişmeli taşınmazlar öncesi orman olup bu niteliklerini kaybettiklerinden bahisle ve 6831 sayılı Yasa’nın 2/B maddesi gereğince orman dışına çıkarılan yerlerden oldukları gerekçesiyle Hazine adına tespit edilmiş; davacı, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece hükme esas alınan orman bilirkişisi Abdullah’ın 23.01.2005 tarihli raporu kendi içerisinde çelişkili olduğu gibi Orman Ka­dastro Komisyonu tarafından düzenlenen harita ve mazbataları da uygun düşmemektedir. Orman Kadastro Komisyonu çalışmaları ile hükme esas alı­nan bilirkişi raporunun çeliştiği açıktır. Bu çelişki giderilmeden hüküm kurul­ması doğru değildir. Sağlıklı sonuca varılabilmesi için öncelikle çekişmeli ta­şınmazlara komşu tüm parsellerin tutanak ve dayanağı olan belgelerle Or­man Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen orman tahdidi ve 2/B maddesi uygulaması ile ilgili tüm harita ve belgeler celbedilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yerel ve uzman orman mühendisleri kurulu ara­cılığı ile keşif icra edilmelidir. Keşif sırasında tarafların dayandığı kayıtlarla -orman kadastro komisyonu tarafından düzenlenen tüm harita ve belgeler uygulanıp kapsamları belirlenmeli, uzman orman mühendisleri kurulundan uygulanan kayıtlara göre taşınmazın niteliği ile ilgili gerekçeli rapor alınmalı, uzman bilirkişiler raporunun kadastro komisyonu çalışmalarına ve önceki bi­lirkişi raporuna aykırı düşmesi halinde bu aykırılığın nedeni üzerinde durulup giderilmesine çalışılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazların niteliği, intikali ve tasarrufu ile ilgili maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, teknik ve uzman bilirkişilerden uygulanan kayıtların kapsamını ve arazinin niteliğini belirtir, taşınmazların Orman Kadastro Komisyonu tarafından düzenlenen haritalardaki konumunu gösterir krokili rapor alınmalı, bilirkişi ve tanık sözle­ri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmen, tespite aykırı sonu­ca varıldığı takdirde tespit bilirkişileri tanık sıfatı ile ve gerekirse yüzleştirme yapılmak suretiyle dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalı bundan son­ra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmadan karar veril­mesi isabetsiz olduğu gibi değerlendirme yapılırken 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesindeki sınırlamanın nazara alınmaması ve celbedilen bilgilere göre davacı adına salt zilyetlikten 95.864, 35 metrekarelik susuz arazinin tespit edildiğinin göz ardı edilmesi de usul ve yasaya aykırı, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün (BOZUL­MASINA), 03.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E:2006/8-248
K:2006/216
T:19.4.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 713]
Taraflar arasındaki “tapu iptal, tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kahramanmaraş 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 1.6.2004 gün ve 2003/369 E., 2004/372 K. sayılı kararın incelenmesi davalı hazine ve belediye vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 4.10.2004 gün ve 2004/5524-6391 sayılı ilamı ile,
( … Davacılar vekili, kadastro çalışmaları sırasında Hüseyin kızı Hatice Kartal ve arkadaşları adına paylı olarak tespit ve tescil edilen dava konusu 266 parselde 1971 yılından bu yana vekil edenleri ve miras bırakanının zilyet olduğunu, isimleri yazılı kayıt maliklerinin belli olmayan kimseler olduğunu, tapu kaydının TMK.713/2 fıkrası uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine ve Belediye vekilleri, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, toplanan deliller gereğince davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Belediye ve Hazine vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK.nun 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyedlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkca izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK.nun 713/2 maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş yada hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyeti de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Açıklandığı üzere mülkiyetin aktarılmasına ilişkin bu tür uyuşmazlıklarda davanın kayıt malikinin mirasçılarına hiç mirasçı bırakmama halinde son mirasçı sıfatı ile Hazineye karşı açılması gerekir. Dava TMK.nun 713/1 maddesindeki tapusuz taşınmazın tesciline ilişkin bulunmadığına ve belediyenin mirasçılık sıfatı da söz konusu olmadığına göre belediye hakkındaki davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru değildir.
Belediye vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerindedir.
Hazine vekilinin temyiz itirazlarına gelince;Dava dilekçesi pek açık olmamakla birlikte TMK.nun 713/2 maddesinde yazılı “… maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” sebebine dayanmışlardır. Kadastro tutanağındaki açıklamalara göre kayıt malikleri anılan maddede yazılı tapu kütüğünden anlaşılamayan kimseler değildir. Anılan madde de yazılı “…maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan kimse…” ile bu kişilerin kimliğine ve adreslerine ait bilgilerin belirlenmemesi farklı olgulardır. Kayıt maliki ve mirasçılarının kimliklerinin ve adreslerinin belirlenmemesi o kişilerin tapu kütüğünde yazılı “… maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan kimse olarak..” kabul edilemez. Bu durumda kayıt maliklerinin mirasçılık belgelerinin alınması, ölüm tarihlerinin belirlenmesi, ölüm tarihinden dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre geçmiş ise davanın mirasçılarına yöneltilmesi, iddia ve savunma çerçevesinde delillerin toplanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın TMK.nun 713/1 maddesi kapsamında kalan tapusuz bir taşınmazın tescili olarak nitelendirilmesi suretiyle hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Kabul şekline göre de bu tür davalar başarıya ulaştığı takdirde geriye kalan harcın davacılardan alınmasına karar verilmesi gerekirken davalılara yükletilmiş olması da doğru değildir… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 19.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

OLAĞANÜSTÜ KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI / TESCİL DAVASI

T.C.

YARGITAY
Sekizinci Hukuk Dairesi
E: 2006/1973
K: 2006/2645
T: 18.4.2006
OLAĞANÜSTÜ KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI
TESCİL DAVASI
ÖZET: DAVA, TMK.NUN 713/1. MADDESİNE DAYANILARAK AÇILMIŞ OLAĞANÜSTÜ KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİNE DAYALI TESCİL DAVASI OLDUĞUNDAN HAZİNE VE İLGİLİ KAMU TÜZEL KİŞİLERİ AÇILAN BU DAVADA TMK.NUN 713/3. MADDESİNE GÖRE KANUNİ HASIM DURUMUNDADIRLAR. BU NEDENLE ALEYHLERİNE VEKALET ÜCRETİ TAKTİR EDİLEMEZ. MAHKEMENİN DAVALI HAZİNE ALEYHİNE VEKALET ÜCRETİ YÜKLETMESİ DOĞRU OLMAMIŞTIR.
Abdulkadir (dava sırasında ölümü nedeniyle) mirascıları ile Hazine ve H… Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Afşin Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 21.06.2005 gün ve 83/425 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve hudutları yazdığı bir parça taşınmaz üzerinde 50 yılı aşkın süredir süren zilyetliği bulunduğunu açıklayarak müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili dava konusu taşınmazın Göksu çayının terk ettiği yerlerden olup zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını açıklayıp davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın 1978 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında çay yatağı ve kum olması nedeniyle boşluk olarak bırakıldığı Kadastro Müdürlüğünün 29.3.2000 tarihli yazısında bildirilmektedir. Böyle bir yer 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17.maddesine göre Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, kamu hizmetine tahsis edilmediği taktirde masraf ve emek sarfıyla imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilmesi halinde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesindeki şartlar da gerçekleştiği taktirde zilyetlikle iktisap edilebilir. Mahkemece taşınmaz üzerinde imar-ihya işlemlerine hangi tarihte başlandığı, imar-ihya işlemlerinin ne şekilde yapıldığı ve hangi tarihte tamamlandığı hususunda araştırma yapılmamış, bu husus mahalli bilirkişi, ziraat mühendisi bilirkişi ve davacı şahitlerinden sorulmamıştır. İmar-ihya işlemlerinin tamamlandığı tarih belirlendikten sonra, başlayacak zilyetliğe değer verilebilecektir. Zilyetlik süresi, imar-ihya işlemlerinin tamamlandığı tarih belirlendikten sonra dava tarihine kadar 20 yılı doldurduğu taktirde TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesindeki şartlar birlikte değerlendirilerek tescile karar verilebilir. Eksik incelemeyle karar verilemez.
Davacı Abdulkadir dava sırasında vefat etmiş, mirasçıları davaya iştirak edip, kendilerini vekille temsil ettirmişlerdir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesine göre davacı Abdulkadir mirasçıları yönünden de zilyetlikle iktisap ettikleri taşınmaz bulunup bulunmadığı hususunun araştırılması gerekir. Mahkemece bu amaçla Tapu Sicil Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü ve Mahkemeler Yazı İşleri Müdürlüğüne yazılacak müzekkerelerle davacı Abdulkadir mirasçılarının zilyetlik yoluyla iktisap ettikleri taşınmaz bulunup bulunmadığı sorulmalı ve elde edilecek cevaba göre karar verilmelidir.
Dava, TMK.nun 713/1. maddesine dayanılarak açılmış olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tescil davası olduğundan Hazine ve ilgili kamu tüzel kişileri açılan bu davada TMK.nun 713/3. maddesine göre kanuni hasım durumundadırlar. Bu nedenle aleyhlerine vekalet ücreti taktir edilemez. Mahkemenin davalı Hazine aleyhine vekalet ücreti yükletmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile eksik incelemeye dayalı usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / ÖNCESİ ORMAN OLAN YERLER

T.C.

YARGITAY

Sekizinci Hukuk Dairesi
E:2006/2068
K:2006/2696
T:20.04.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
ÖNCESİ ORMAN OLAN YERLER
ÖZET: Öncesi orman olup nitelik kaybı nedeniyle, kanun­lar uyarınca, Devlete kalan taşınmazlar tapuda kayıtlı ol­sun olmasın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla ka­zanılamazlar.
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 713]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 16]
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 18]
Muhammet ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulü­ne dair (Ortaca Sulh Hukuk Hakimliği)nden verilen 30.12.2005 gün ve 9/284 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, miras yoluyla intikal, bağış ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 105 ada 8 parselin Hazine üzerindeki tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca zilyetlikle kazanılamayacağını, Kanunlar uyarınca Devlete geçen yerlerden olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
105 ada 8 parsele ait kadastro tutanağının incelenmesinde;6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dışına çıkarılan yer­lerden olduğu açıklanarak 05.05.1999 tarihinde 3402 sayılı Kadastro Kanu­nu hükümleri uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tarla niteliğiyle tespit edildiği görülmüştür.
Davacı vekili, dava konusu yerin Hazine adına tapuya tescil edildiği tari­he kadar vekil edeni tarafından 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun ola­rak tasarruf edildiğini bildirmiş, yerel bilirkişi ve davacı tanıklarının iddiayı doğrular mahiyette anlatımda bulunmaları üzerine mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Dosya arasında bulunan yetkili Orman Kadastro Komisyonunca düzenle­nen sınırlama ve çıkarma işlemine ilişkin belgeler ve ormancı bilirkişi tarafın­dan düzenlenen 28.11.2005 günlü raporda, dava konusu taşınmazın 1944 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca yapılan sınırlandırma çalışmaları sırasında orman sayılan yerlerden iken 1975 yılında yapılıp 1976 yılında kesinleşen 6831 sayılı Orman Kanunu’nun değişik 2/B maddesi uy­gulaması uyarınca nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan yerlerden bulunduğu açıklanmıştır.
Dava konusu taşınmaz öncesi itibariyle kesinleşen orman sınırlandırma hattının içerisinde kalan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi hükmü uyarınca orman sayılan yerlerdendir. Ormanların olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Çıkarma tarihinden önce bu yerler üzerinde sürdürülen zilyetlik kazanma bakımından herhangi bir değer taşımaz. Somut olayda; dava konusu yerin çıkarma tarihinden önce davacı ve miras bırakan babası tarafından tasarruf edildiği bildirilmiş ise de, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi hükmü karşısında zilyetlik ve tasarruf herhangi bir değer taşımaz.
Nitelik kaybı sebebiyle çıkarma tarihinden sonraki evreye gelince: Nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma 20.06.1973 tarihinde kabul edilen . 1744 sayılı Kanunla getirilmiştir. Anılan Kanunun 1. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesi değiştirilmiş, 15.10.1981 gününden önce bi­lim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan yerlerin or­man sınırları dışına çıkarılacağı hüküm altına alınmıştır. 1744 sayılı Kanunda öngörülen çıkarma işlemlerinin süresinde yerine getirilmemesi üzerine 23.09.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2896 ve 05.06.1986 tarihinde yürürlü­ğe giren 3302 sayılı Kanunla 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesi hükmü yeniden değiştirilmiş, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmiş olan yerlerden Devlete ait olanların Hazine adına, hükmü şahsiyeti haiz kamu kurumlarına ait yerlerin bu kurumlar adı­na, hususi ormanların ise sahipleri adına orman dışına çıkartılacağı, uygula­ma kesinleştikten sonrada tapuda kesin düzeltme ve tescil işleminin yapıla­cağı hüküm altına alınmıştır. Az öncede açıklandığı üzere; dava konusu yer 1975 yılında nitelik kaybı sebebiyle Hazine lehine orman dışına çıkarılan yer­lerdendir. Kanunlar uyarınca Hazineye intikal eden yerler olağanüstü zama­naşımı ve zilyetlik yoluyla kazanılmaz. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18. maddesi hükmü uyarınca, Devlete kalan taşınmaz mallar tapuda kayıtlı ol­sun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilemezler. 6831 sayılı Or­man Kanunu’nun 2/B maddesi hükmü uyarınca nitelik kaybı sebebiyle dışa­rı çıkarılan yerler de kanunlar uyarınca Devlete kalan taşınmazlardandır. Ka­nunlar uyarınca Devlete kalan yerler üzerinde olağanüstü zamanaşımı işle­meyeceğinden davacının süresi neye ulaşırsa ulaşsın böyle bir yerdeki zil­yetliği iktisap bakımından bir değer taşımaz. Belirtilen nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yerinde bulunmadığından davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün (BOZULMASINA), 20.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

EL ATMANIN ÖNLENMESİ / KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / İRTİFAK HAKKI

T.C.
YARGITAY
Sekizinci Hukuk Dairesi
E: 2006/2191
K: 2006/2690
T: 20.04.2006
EL ATMANIN ÖNLENMESİ
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
İRTİFAK HAKKI
ÖZET: Taşınmazın üzerine teleferik tesisi kurarak el atıl­dığına ilişkin görülmekte olan davada davalı bu yerden te­leferik sistemi kurmak suretiyle yararlandığını ve davacıya zarar vermediğini ileri sürdüğüne göre, olağanüstü zama­naşımı yoluyla irtifak hakkının kazanılmasına ilişkin koşul­ların davalı yararına oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekir.
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 780]
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 713]
Sultan ile Abdurrahman aralarındaki elatmanın önlenmesi ve yıkım dava­sının kabulüne dair (Rize Sulh Hukuk Hakimliği) nden verilen 27.12.2005 gün ve 502/1415 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı, davalının taşınmazın üzerinden geçirdiği teleferik nedeniyle ta­şınmazın veriminin düştüğünü, mal ve can güvenliği yönünden tehlikeye ya­rattığını açıklayarak teleferiğin kaldırılması suretiyle elatmanın önlenilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının taşınmazı üzerinden geçirdiği teleferiğin herhangi bir zarar yaratmadığını davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller göz önünde tutularak davanın kabulüne, teknik bilirkişinin düzenlediği 12.12.2005 günlü krokide gösterilen yüksekli­ği 2,5-3 m, uzunluğu 50 m. olan teleferik hattının kaldırılmak suretiyle elatmasının önlenilmesine karar vermiş, hüküm davalı tarafından temyiz edil­miştir.
Dava, davalının, davacının tapusuz taşınmazı üzerinden geçirmiş olduğu teleferik sisteminin kaldırılması ve elatmanın önlenilmesi isteğine ilişkindir. Davalının, davacının taşınmazı üzerinden teleferik hattı çektiği ve kullandığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yerel bilirkişi ve tanıklar davalının 10 seneyi aşkın bir zamandan beri teleferik sisteminden yararlanmak sure­tiyle elde ettiği ürünleri naklettiğini bildirmiş, ziraat ve inşaat mühendisinden oluşan bilirkişi kurulunun düzenlemiş olduğu 14.12.2005 günlü raporda ay­nen “…bölgenin coğrafi konumu ve arazilerin fiziki yapısı göz önüne alındı­ğında söz konusu yerde ve benzer yerlerde yaşayan ve tarımsal faaliyetler­de bulunan aileler için teleferik sistemlerinin tesisi kaçınılmaz olmaktadır. Gerçekten de söz konusu sistemin bu gibi arazi yapısına (çok meyilli) sahip olan yerlerde aynı işleri yapabilecek bir başka sistem (alternatif) henüz bulu­namamıştır. Zaten bilindiği kadarıyla Rize ili ve ilçeleri ile köylerinde hep bu sistemin kullanıldığı bilinmektedir…”denilmiştir.
TMK.nun 718. maddesine göre arazi üzerindeki mülkiyet kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ile altındaki arz tabakalarını kapsar. Da­vacının yararlanma ölçüsünde taşınmazının üstündeki katmanların mülkiyet kapsamında olduğunun kabulü gerekir. Görülmekte olan davada davalının 10 seneyi aşkın bir zamandan beri bu sistemi kurduğu ve yararlandığı bildir­miştir. Her ne kadar tanık Reşit davacı Sultan’ın rızası ile davalının bu siste­mi kurduğunu anlatmışsa da, bilgilerinin tahmine dayandığını açıklamıştır. Davacının rıza ve izni olmaksızın bu yerde teleferik sisteminin kurulması ve kullanılması mülkiyet hakkına elatmanın önlenilmesi mahiyetindedir. Mahke­mece toplanan deliller ve dosya içeriği göz önünde tutularak yazılı şekilde hüküm kurmuş olmasında kanuna aykırı bir yön yok ise de, davalının telefe­rik sistemini geçirmek suretiyle irtifak hakkını kazandığı da düşünülebilir. Bu durumda TMK.nun 780. maddesinin son fıkrası hükmü göz önünde tutula­rak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Gerçekten de anılan mad­dede irtifak hakkının kurulması için tapu kütüğüne tescil şarttır vurgulaması yapıldıktan sonra son fıkrasında da “…İrtifak hakkının zamanaşımı yoluyla kazanılması, ancak mülkiyetin bu yolda elde edilebilecek taşınmazlardan mümkündür…”denilmiştir. TMK.nun 780. maddesinin son fıkrasındaki yol­lama nedeniyle aynı kanunun 713/1. maddesinde yazılı koşullar altında da­vacı taşınmazı üzerinde teleferik sisteminin kurulması ve bundan yararlanıl­ması sonucu olağanüstü zamanaşımı yoluyla irtifak hakkının kazanılması da mümkün olabilir. Üzerinde teleferik sistemi geçirilen taşınmazın bulunduğu çalışma alanında tapulama ve kadastro faaliyetleri yapılmamıştır. Ancak Da­iremize intikal eden diğer dava dosyalarındaki belgelere göre Rize, Merkez ilçesinde kadastro faaliyetlerine başlanılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu­nun 33. maddesinin son fıkrası hükmüne göre, bu Kanunun zilyede tanıdığı haklar kadastrosuna başlanan bölgede zilyedin leh veya aleyhine açılan da­valarda iddia ve defi olarak ileri sürülebilir. Görülmekte olan elatmanın ön­lenilmesi davası üzerine davalı bu yerden teleferik sistemi kurmak suretiyle yararlandığını ve davacıya zarar vermediğini ileri sürdüğüne göre olağanüs­tü zamanaşımı yoluyla irtifak hakkının kazanılmasına ilişkin koşulların davalı yararına oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bakımdan mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Gerekirse yeniden keşif yapılmak suretiyle yukarıda belirtilen esaslar çerçe­vesinde taraf delillerinin yeniden toplanması, davalının TMK.nun 780. mad­desinin son fıkrası hükmü uyarınca olağanüstü zamanaşımı yoluyla irtifak hakkı edinip edinmediğinin göz önünde tutulması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Davalının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428. maddesi uyarınca (BO­ZULMASINA) ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TAPU İPTALİ VE TESCİL / OLAĞANÜSTÜ KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI / KÖY TÜZEL KİŞİLİĞİNİN DAVADA HASIM GÖSTERİLMESİ ZARURETİ / GENEL HARMAN YERİ OLARAK SINIRLANDIRILAN TAŞINMAZ

T.C.
YARGITAY
Sekizinci Hukuk Dairesi
E:2006/2174
K:2006/2698
T:20.4.2006
TAPU İPTALİ VE TESCİL
OLAĞANÜSTÜ KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI
KÖY TÜZEL KİŞİLİĞİNİN DAVADA HASIM GÖSTERİLMESİ ZARURETİ
GENEL HARMAN YERİ OLARAK SINIRLANDIRILAN TAŞINMAZ
4721 s. TÜRK MEDENÎ KANUNU [Madde 713]
N. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ( S. Asliye Hukuk Hakimliği )nden verilen 01.l2.2005 gün ve 47/130 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı, satın alma, miras yoluyla intikal ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedenleriyle 101 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı
Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu, 101 ada 11 parsel 25.6.1999 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Harman yeri niteliğiyle orta malı olarak sınırlandırılmış, tutanak 10.11.2000 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Dava Hazine hasım gösterilerek açılmış, taşınmazın bulunduğu Z. köyü tüzel kişiliği davada yer almamıştır. Genel harman yeri olarak sınırlandırılan taşınmazın tescili talebini içeren davada ilgili yerel tüzel kişinin TMK.nun 713/3.maddesi gereğince davaya dahil edilmesi gerekir. Bu itibarla davada lehine sınırlandırma yapılan ve köy halkının kullanımına terk edilen dava konusu taşınmaz yönünden bulunduğu yer itibariyle Z. köyü tüzel kişiliği hasım gösterilmeden açılan davanın mahkemece sonuçlandırılması doğru olmamıştır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulüyle eksik incelemeye dayalı usul ve kanuna aykırı hükmün HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 20.4.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ / BİLİRKİŞİ / TANIK SÖZLERİ / MEZARLIKLARIN ZİLYETLİKLE İKTİSABININ MÜMKÜN OLMAMASI

T.C.
YARGITAY
Onaltıncı Hukuk Dairesi
E. 2006/3943
K. 2006/4684
T. 16.6.2006
KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ
BİLİRKİŞİ
TANIK SÖZLERİ
MEZARLIKLARIN ZİLYETLİKLE İKTİSABININ MÜMKÜN OLMAMASI
3402 s. KADASTRO KANUNU [Madde 14]
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 111 ada 14 parsel sayılı 3700.89 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 111 ada 12 parsele uygulanan vergi kaydı miktar fazlası olması nedeniyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı, yasal süresi içinde irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve çekişmeli parselin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunduğu kamu yararına tahsis edilen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan veya yasalar gereğince Devlete intikal eden yerlerle ilgisinin olmadığı zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı yararına gerçekleştiği kabul edilmek sureti ile hüküm kurulmuş ise de; değerlendirme dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Çekişmeli taşınmaz 111 ada 12 parsele revizyon gören 936 tahrir yıllı 292 tahrir numaralı vergi kaydı miktar fazlası olduğundan bahisle Hazine adına tespit edilmiş, davacı vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Hudutları çay, orman, yol ve mezarlık olan vergi kaydının 111 ada 12 numaralı parsele ait olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Vergi kaydında çay ve mezarlık hudutlarının yer değiştirilerek yazıldığı kaydın 12 numaralı parsele ait olduğu mahkemece yapılan araştırma ile de belirlenmiş bulunmaktadır.
Bu durumda vergi kaydı doğuda mezarlık okumakta eylemli durumda da halen mezarlık olarak kullanılan 13 numaralı parselin bulunduğu anlaşılmaktadır. Mezarlık hududu gayrisabit hudutlardan olup genişletilmesi mümkün olan sınırlardandır.
Mezarlıkların zilyetlikle iktisabı mümkün değildir. Dayanılan vergi kaydı 12 numaralı parsele revizyon gördüğüne vergi kaydı taşınmaz yönünü mezarlık okuduğuna ve mezarlık hududu da gayrisabit nitelikte bulunduğuna göre kayıt miktar fazlasının mezarlıktan elde edildiğinin kabulü zorunludur.
Her ne kadar dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın mezarlık veya mezarlığa ait bir arazi bölümü olmadığını davacı ve atasının çok uzun süreli zilyetliğinin bulunduğunu ifade etmişler ise de; resmi kayda ve özellikle davacı tarafın dayandığı vergi kaydına ve eylemli duruma aykırı düşen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez.
Hal böyle olunca; davacının davasının reddine, taşınmazın tespitte olduğu gibi Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekir.
SONUÇ : Mahkemece resmi kayda aykırı düşen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilerek hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 16.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.