Etiket arşivi: NİSPİ

Yargıtay 5.HD.2015/2672E.2015/5635K 04.11.1983 tar. sonra el atmalarda nispi harç ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir

T.C
YARGITAY
5.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2015/2672
KARAR NO.2015/5635
KARAR TARİHİ. : 23,03,2015
>04.11.1983 tarihinden sonraki döneme ilişkin el atmalarda nispi harç ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.
13.03.2015 gün ve 29294 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 13.11.2014 gün ve 2013/95-2014/176 sayılı kararı nedeniyle
DAVA VE KARAR: Taraflar arasındaki kamulaştırmasız, el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasının kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayılan yazılı hükmün Yargıtay'ca DÜZELTİLEREK ONANMASI hakkında Daireden, çıkan kararı kapsayan 06.11.2014 gün ve 2014/16587 Esas – 2014/25255 Karar sayılı ilama karşı taraf vekillerince verilen dilekçeler ile karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin davanın kabulüne dair mahkemece verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce düzeltilerek onanmış, bu karara, karşı taraf vekillerince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre, davalı idare vekilinin tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan karar düzeltme istemleri HUMK'nun 440.maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirine uymadığından yerinde değildir. Şöyle ki;
13.03.2015 gün ve 29294 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 13.11.2014 gün ve 2013/95-2014/176 sayılı kararı uyarınca davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 06.11.2014 gün ve 2014/16587-25255 saydı ilamının kaldırılmasına karar verildikten, sonra yapılan incelemede;
Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak:
l) Dava konusu taşınmazın el atılan kısmında davacıların payının iptali ve terkini ile yetinilmesi gerekirken infazda tereddüt yaratacak şekilde kime ait olduğu belli olmayan 108/256 pay oranında el atılan kısmın tapu kaydının iptaline karar verilmesi
2) 13.03.2015 gün ve 29294 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 13.11.2014 gün ve 2013/95-2014/176 sayılı kararı ile,
6487 sayılı Yasanın 21. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin on üçüncü fıkrası "09.10.1.956 ile 04.11.1983 tarihlerini kapsayan dönemde oluşan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla getirilen ve malikler aleyhine bir takım hükümler içeren bu istisnai düzenlemenin 04.11.1983 tarihinden sonraki dönem içinde uygulanmasının hukuk güvenliğini zedeleyeceği" gerekçesiyle Anayasanın 2. ve 35. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Bu durumda; 04.11.1983 tarihinden sonraki döneme ilişkin el atmalarda nispi harç ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden,
Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının;
a) 4. bendinden (tapu kaydının 108/256 hisse) ibaresinin çıkartılmasına, yerine (kısmın davacılar hissesi) kelimelerinin yazılmasına,
b) 6. bendinin çıkartılmasına, yerine (Alınması gereken 10.537,63 TL karar ve ilam harcından peşin alınan harcın mahsubu ile eksik kalan 8.295,50 TL harcın davalı idareden alınarak Hazineye gelir kaydına,) cümlesinin yazılmasına,
c) 9. bendinin çıkartılmasına, yerine (Davacı tarafça yapılan toplam 4.332,00 TL yargılama gideri ve peşin, harcın davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,) cümlesinin yazılmasına,
d) 8.bendinin çıkartılarak, yerine (Birleştirilen davalar yönünden, davacılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 13.705,00 TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,) cümlesinin yazılmasına,
Hükmün böylece DÜZELTİLEREK ONANMASINA, davacılardan peşin alınan temyiz harcı ile karar düzeltme harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, davalı idareden peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, H.U.M.K'nun 442. maddesi göz önünde bulundurularak takdiren 250,00-TL para cezasının karar düzeltme isteyen davalı idareden alınarak Maliye Hazinesine gelir kaydedilmesine, davalı idareden peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 23.03.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

davanın feragat nedeniyle reddinde nispi harca değil maktu harca hükmedilir

Yargıtay 6.Hukuk Dairesi, 2013/11938 esas sayılı ve 2014/3620 karar sayılı 25.03.2014 tarihli kararı

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı menfi tespit davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, davacı kiracıtarafından davalı kiralayan aleyhine açılan menfi tespitistemine ilişkindir. Mahkemece, davacının davadan feragat etmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından karar ve ilam harcına hasren temyiz edilmiştir.

Davacı şirket temsilcisi 25.4.2013 tarihli dilekçesi ile davadan feragat etmiştir. Davadan feragat davacının netice-i talebinden vazgeçmesidir. Feragat kat-i bir kararın tüm sonuçlarını doğurur.

Mahkemece davadan feragat nedeniyle davanın reddine, feragatin delillerin toplanmasına ilişkin ara kararın yerine getirilmesinden sonra yapıldığından Harçlar Yasası gereğince “…26.035,05 TL nispi harcın 2/3′ü olan 17.356,70 TL nispi harçtan peşin yatırılan 5.659,80 TL çıkartıldıktan sonra geriye kalan 1 1.696,90 TL nispi harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydedilmesine…”karar verilmiştir.

Ancak 492 sayılı Harçlar Kanununun 22. maddesi ve aynı Kanunda belirtilen 1 nolu harçlar tarifesi uyarınca davadan feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi halinde alınması gereken maktu karar ve ilam harcına 2/3 oranında hükmedilmesi gerektiği ve aynı Kanunun 31. maddesinde ise peşin alınan karar ve ilam harcının işin hitamında ödenmesi gerekenden fazla olduğu anlaşıldığı takdirde fazla olan kısmın istek üzerine geri verileceği hükme bağlanmıştır.

Mahkemece,davanın feragat nedeniyle reddi halinde maktu harç alınması gerekirken yazılı şekilde nispi harç alınması doğru olmadığından hükmün karar ve ilam harcına hasren bozulması gerekmiştir.

SONUÇ;Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmünkarar ve ilam harcına hasren BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 25.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

nispi oransızlık, döviz kredisinde sözleşmenin uyarlanması için yeterli olmaz

 

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2013/11149 esas sayılı ve 2013/26086 karar sayılı 23.10.2013 tarihli kararı

YARGITAY İLAMI

MAHKEMESİ : Uşak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)
TARİHİ : 23/10/2012
NUMARASI : 2011/377-2012/295
DAVACI : B.A. vekili avukat H.U.G.
DAVALI : F. A.Ş vekili avukat K.K.

Taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı bankadan 31.08.2008 tarihinde 5 milyon 850 bin Japon Yeni (JPY) tutarında 63.022,00 TL, 84 ay vadeli konut kredisi kullandığını, taksitlerin 11.09.2008 tarihinde başlayıp aylık 87.153,00 JPY karşılığı TL ödemeli olduğunu, kredi aldığı tarihte 100 JPY 1,07 TL ederken davanın açıldığı 30.12.2011 tarihi itibariyle 100 JYP’nin 2,46TLye ulaştığını, satın aldığı evin değerinde hiçbir artış olmamışken, geri ödeme miktarının yaklaşık 81.000,00 TL arttığını, edimler arasındaki dengenin haksız ve aşırı bozulmuş olması dikkate alınarak sözleşmenin uyarlanmasına, aylık ödemelerin ilk taksit tarihindeki Türk Lirası karşılığına çekilmesi ve bu miktara sabitlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, davacının sözleşme öncesi bilgi formunu imzaladığını, kur riskinin müşteriye ait olduğunu, kredi sözleşmesinin uyarlanmasının davacının haksız zenginleşmesine yol açacağını, davacının aldığı kredi ile konut satın aldığını, uyarlama şartlarının bulunmadığını belirterek, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece davanın kabulüne davacının aylık ödemesinin 1.257,61 TL’ye çekilmek ve bu miktarda sabitlenmek suretiyle sözleşmenin uyarlanmasına, kredinin kullanıldığı tarihten itibaren aylık 1.257,61 TL üzerinde yaptığı ödemelerin 95.481,83 TL borcundan mahsubuna karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava; davacı tarafından kullanılan Japon Yenine endeksli konut kredisinin döviz kurunda meydana gelen artış nedeniyle sözleşmenin yeni hal ve şartlara uyarlanması talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 11.08.2008 ilk taksit tarihinden davanın açıldığı 30.12.2011 tarihine kadar düzenli ödenen kredi sözleşmesinde, Yen- TL paritesinde sonradan ortaya çıkan dalgalanma nedeniyle sözleşmeye müdahale edilmesi gerekip gerekmediği, ödemelerin ilk taksit günündeki kur üzerinden Türk Lirasına sabitlenerek aylık 1.257,61 TL üzerinde kalan ödemelerin borçtan mahsup edilip edilemeyeceği noktasındadır.

Şartlar ne olursa olsun her sözleşme, ifa edilmek amacıyla kurulur. Sözleşmeye bağlılık ilkesi sözleşme hukukuna egemen olan temel kural olmasına karşın; karşılıklı taahhütleri içeren sözleşmelerde, akdin kurulduğu andaki karşılıklı edimler arasında var olan denge, sonradan şartların öngörülemez ve olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede, büyük ölçüde bozulabilir. Sözleşmenin edimleri arasındaki dengeyi bozan olağanüstü hallere, harp, ekonomik krizler, aşırı enflasyon, devalüasyon örnek olarak gösterilebilir. Bu durumda tarafların artık o akitle bağlı tutulmasının adaletsizliğe yol açacağı ve sözleşmeye M.K. 2. maddesindeki dürüstlük kuralının bir gereği olarak hakimin müdahalesinin istenebileceği doktrinde ve uygulamada benimsenmiştir.

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 138. maddesiyle sözleşmelerin uyarlanmasının yasal dayanağı oluşturulmuştur. 6101 sayılı Yürürlük Yasasının 7 m. delaletiyle aşırı ifa güçlüğüne ilişkin m.138 in eldeki davaya uygulanacağı şüphesizdir. Sözleşme şartlarının önemli surette değişmesi ve artık tarafların sözleşme ile bağlı olmaması gerektiği hususunu her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Hemen belirtilmelidir ki; hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde vefa-pacta sund servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalı ve hükümlerine riayet olunmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Yine belirtelim ki, sözleşme serbestliği ilkesi tarafların birbirleri karşısında eşit hak sahibi olarak bulunmalarını gerektirir. Her sözleşme, şartlar ne olursa olsun ifa edilmek amacıyla kurulduğuna göre sözleşme kurulduktan sonra meydana gelen hal ve şartlar, kural olarak edimin ifasını etkilememelidir. “Sözleşmenin kuruluşunda irade serbestisi ilkesi gereğince tarafların sözleşmeyi değiştirmeden aynen uymaları gerektiği görüşü doktrinde de benimsenmektedir. “…irade serbestisi ilkesi de tarafların sözleşmeyi değiştirmeden aynen uygulamalarını gerektirir. Taraflar bu ilkenin hem faydalarından yararlanmalı, hem de mahzurlarına katlanmalıdır. Bu nedenle sözleşme yapıldıktan sonra şartlar değişse bile, yine sözleşme yapıldığı haliyle uygulanmalıdır” (Doç.Dr.İbrahim Kaplan-Hakimin sözleşmeye müdahalesi s.114) Gerçekten de sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır.

Somut olayda; taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca davalı banka davacıya aylık % 0,55, yıllık % 6,6 akdi faizli, 5.850.000,00 Japon Yeni (JPY) tutarında 63.022,00 TL, 84 ay (7 yıl) vadeli ödemeleri 11.09.2008 başlayan 11.08.2015 tarihinde sona ermek üzere aylık 87.153 JPY geri ödemeli kredi kullandırmıştır. Davacı dava tarihine kadar 40 ay, dava açıldıktan sonra ise 7 ay toplam 47 ay süreyle kredinin 76.489,00 TL lik kısmını düzenli ödemiştir. 11.07.2012 tarihi itibariyle kalan borcu 100 JPY=2.291 TL den 66.705, 00 TL dir. Sözleşme tarihinde 100 JPY 1.07 TL, dava tarihinde ise 2.46 TL olmuştur.

Davacı sabit faizli TL kredisi çekseydi; aylık %1.36, yıllık % 16.32 faiz oranıyla en son ödenen tarih itibariyle ödenen toplam borç 59.107,61 TL kalan ise 36.374,16 TL olacaktı.

Dolar, sözleşme tarihinde 1.8510 TL iken dava tarihinde 1.9008 TL olmakla 40 aylık artış oranı ise %60 oranındadır. En son ödeme tarihinde ise 1.8126 TL ye inmiştir.

Euro ise 1.7085 TL den 2.4593 tl ye çıkmakla 40 ayda % 38.12 oranında artmıştır. Bilirkişi incelemesinin yapıldığı tarihte ise Euro TL kuru 2.2246 TL ye inmiştir.

Ülkemizde 1994 ve 2000 yıllarında yaşanan ekonomik krizlerden sonra yabancı para kurlarındaki değişkenlik herkesçe bilinir ve öngörülebilir bir hale gelmiştir. Esasen ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vuku bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığı da toplumun büyük çoğunluğu tarafından bilinen bir olgudur. Ortalama bir tüketici için kurdaki dalgalanma öngörülemez değildir. Türkiye’de belli aralıklarla milli paranın döviz karşısında değer kaybettiği, son 10 yılda en çok kullanılan Dolar ve Euro karşısında toplumun tüm kesimlerinin katlanamayacağı bir devalüasyon yaşanmadığı kabul edilmekte olup diğer ülkelerde dahi döviz paritelerinin günlük değiştiği de keza herkesçe bilinmektedir. Kaldı ki son yıllarda ekonomi uzmanlarının milli paraya güven telkin eden yaklaşımlarına itibar edilmeyerek sözleşme tarihinde TL ile konut kredisi kullanmak yerine uzun süredir kur artışı yaşamayan JPY1 ne endeksli konut kredisine yönelmek, sözleşmede yer alan “kur artışının müşteriye ait olacağı” yolundaki kaydın haksız şart olmadığı gerçeği karşısında davacının dövizdeki dalgalanmayı öngörmeyeceği söylenemez. Davacı yukarıdaki tablodaki riski önceden tahmin edecek durumda olmasına rağmen riski yüksek 7 5 ay vadeli dövizle kredi kullanmıştır. Bu nedenle uyarlama şartlarından olan “öngörülmezlik” şartı olayda gerçekleşmediği gibi, kur artışları sebebiyle kalan borç miktarının nimet külfet dengesi açısından katlanılması gerektiği, kredi ile alınan evin değerinin de artacağı, yendeki yıllık ortalama % 25 e denk gelen artışın da fahiş olmadığı, dava süresince Japon yeninin değer artış oranının gün geçtikçe azaldığı göz önüne alındığında davacıya gelen yükün katlanılamaz nitelikte olduğundan da söz etmek mümkün değildir.

Bu bakımdan az yukarıda açıklandığı üzere dövizde günlük artışların yaşandığı bir ortamda davacının başlangıçta seçme özgürlüğü varken serbest iradesiyle kredi türünü belirleyerek yasak olmayan döviz ile borçlanmayı tercih ettiği ve uzun süreli bir sözleşmeyi imzaladığı anlaşılmakta olup, davalı bankanın davacıyı yönlendirdiği iddiası da ispatlanamamıştır. Öte yandan dava kredi geri ödemesinin başladığı tarihten yaklaşık 3 yıl 7 ay sonra açılmış olup, ödenen taksitler yönünden talep edenin temerrüde düşmediği de dikkate alındığında davacının sözleşmeyi benimsediğinin de kabulü gerekir. Sözleşmenin kuruluşundan sonra değişen hal ve şartların olağanüstü ve objektif nitelikte olmayan nispi bir oransızlığın, tek başına sözleşmenin uyarlanması için yeterli olmadığı sözleşme tarihinde ödenen taksitler ile ülkemizdeki yatırım enstrümanlarının özelliğine göre TL bazında olan borçlanma arasında fahiş bir farkın oluşmadığı, risk aralığında kaldığı kabul edilmeli, sözleşme şartlarının gelinen noktada davacı için tahammül edilemez olmadığı ve uyarlama şartlarının oluşmadığı gözetilmeden davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 708.55 TL harcın istek halinde iadesine, 28.10.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi

Başkan Üye Üye Üye Üye
R.Ünal M.K.Tunç N.Güleç A.S.Erkuş N.Özer
(muhalif) (muhalif)

MUHALEFET ŞERHİ

Aşırı ifa güçlüğü başlığını taşıyan ve 6010 Sayılı Yasanın 7. maddesi uyarınca devam eden davalarda da uygulanması gereken 60 98 Sayılı Yasanın 138. maddesinde “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ve borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçlenmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını istemeye bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” hükmü getirilmiş, aynı maddenin 2. fıkrasında ise “Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır” denilmek suretiyle aşırı ifa güçlüğüne düşülmesi halinde yabancı para borçları bakımından da uyarlama talep edilebileceği açıkça belirtilmiştir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun bu açık hükmü karşısında hakim, her somut olayda yabancı para borcundaki dönemsel artışın anılan yasa hükmünde koşulları belirtilen aşırı ifa güçlüğüne yol açıp açmadığını HMK’nun 266. maddesi uyarınca uzman bilirkişiden teknik görüş de almak suretiyle değerlendirmelidir. Somut olayda mahkemece, uzman bilirkişiden rapor aldırılmış ve uzman bilirkişi raporunda davalı bankadan Avro, Amerikan Doları ve Türk Lirası olarak aynı tutar ve vade ile kredi alınmış olması halinde yapılacak ödemelere ait karşılaştırmalı tablolar hazırlanarak değerlendirme yapılmıştır. Mahkemece uzman bilirkişi raporundaki teknik değerlendirme verilerine dayanılarak Japon Yen’indeki artışın davacı bakımından beklenmeyen hal oluşturduğu, öngörülebilir olmadığı, sözleşmenin kuruluşu sırasında var olan dengenin davacı aleyhine bozulduğu ve uyarlama koşullarının oluştuğu, uyarlamanın dava tarihindeki sabit faizli Türk Lirası kredilere uygun olarak yapılmasının yerinde olacağı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Uyarlama konusu borç miktarının aşırı ifa güçlüğüne yol açıp açmadığı taksit tutarlarına ve kişilerin ödeme güçlerine göre değişkenlik göstereceğinden her somut olayda, o olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu itibarla, mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.

Üye Üye

YARGITAY HGK 2010/13-571E.2010/550K. VEKALET ÜCRET SÖZLEŞMESİ BULUNMAMASI -AVUKATLIK ÜCRETİNİN NİSPİ OLARAK BELİRLENMESİ GEREĞİ

YARGITAY HGK 2010/13-571E.2010/550K. 

 

Esas No:2010/13-571  Karar No:2010/550 

 

 

 

 

 

Dava: Taraflar arasındaki alacak ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

 

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.10.2008 gün ve 2007/452 E., 2008/321 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı asil ve davalı vekili istenilmesi üzerine,

 

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 17.06.2009 gün ve 2009/1541 E., 2009/8334 K. sayılı ilamı ile,

 

(Davacı, davalı tarafından Ankara 38. Noterliğinin 05/01/2007 tarih ve 245 yevmiye sayılı vekaletname ile Ankara 6.İcra Müdürlüğünün 2006/14184 Esas sayılı dosya alacağından dolayı üzerine haciz konulan Ankara-Çankaya 4. Bölge-Büyükesat imarın 2895 ada ve 11 parselde kayıtlı olan taşınmazın Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğündeki satış işlemlerini yapmak üzere görevlendirildiğini, bir vekil olarak görevini büyük bir titizlikle yaptığını, ancak davalının satış işlemleri bittikten sonra hiçbir haklı sebep yokken sırf vekalet ücretini ödememek için kendisini azlettiğini ve vekalet ücretini de ödemediğini belirterek, haksız azil nedeniyle 5.000 YTL. manevi tazminat ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 29.082 YTL. vekalet ücretinin tahsiline, 22/10/2008 havale tarihli ıslah dilekçesi azil tarihi olan 07/09/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı, davacının görevini iddia ettiği gibi titizlikle yapmadığını, kısa sürede işlemi tamamlayacağını belirttiği halde işi sürüncemede bırakarak satış işlemlerini uzattığını, satış ile ilgili işlemleri yaptığını, ilk satış gününü bildirdiğini, ancak satış yerinde davacının bulunmadığını, ihalenin satış ilanında ada parsel numarasını yanlış yazılması sonucu iptal edildiğini, davacının bu durumu takip etmediğini, ihalenin uzamasına neden olduğunu, ihale işlemlerinin yeniden yapıldığını, zararına neden olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

 

Mahkemece, manevi tazminat isteminin reddine, alacak talebi ile ilgili davanın kısmen kabulüne karar verilmiş;

 

hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

 

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 

2- Davacı, 6. İcra Müdürlüğünün 2006/14184 Esas sayılı dosya alacağından dolayı üzerine haciz konulan Ankara-Çankaya 4. Bölge – Büyükesat imarın 2895 ada ve 11 parselde kayıtlı olan taşınmazın Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğündeki satış işlemlerini yapmak üzere davalıyı vekili olarak temsil etmiş, 4.9.2007 tarihinde de satışın yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece karara esas bilirkişi raporunda, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin üçüncü kısmına göre toplam 24.047,72 YTL ücreti vekalet hesaplanmıştır.

 

Taraflar arasında ücreti vekalet sözleşmesi bulunmadığından ve davacı avukatın yaptığı işin niteliği gereği AAÜTnin ikinci kısım birinci bölüm gereğince vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir)

 

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

Karar: Dava, avukatın müvekkil tarafından vekaletten haksız olarak azli nedenine dayalı alacak ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

 

Davacı avukat, davalı tarafından 05.01.2007 tarihli vekaletname ile Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2006/14184 Esas sayılı dosya alacağının takibi ile görevlendirildiğini, anılan takip dosyası nedeniyle üzerine haciz konulan taşınmazın Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğündeki satış işlemleri sonunda davalı müvekkile, alacağına mahsuben teminatsız ihale edilmesi ve davalı tarafından satın alınması ile takibin sona erdiğini, bir vekil olarak verilen vekalet görevini büyük bir titizlikle yaptığını, ancak davalının satış işlemleri bittikten sonra hiçbir haklı sebep yokken kendisini azlettiği ve vekalet ücretini ödemediğini belirterek, haksız azil nedeniyle manevi tazminat ile vekalet ücretinin tahsilini istemiştir.

 

Davalı, davacı avukatın üzerine haciz konulan taşınmazın satış işlemlerini sürüncemede bırakarak işi uzattığını, ilk ihalenin satış ilanında ada parsel numarasının yanlış yazılması sonucu iptal edildiğini, davacının bu durumu takip etmediği için ihalenin uzamasına neden olduğunu, ihale işlemlerinin yeniden yapıldığını, ilk ihale için gerekmemesine rağmen davacı avukatın kendisini bu konuda bilgilendirmemesi nedeniyle teminatı karşılayabilmek amacıyla borç aldığı için zararı olduğunu, kendisine bildirilmesine rağmen her iki ihale gününde de satış yerinde bulunmadığından davacıdan satış sırasında hukuki yardım alamadığını, davacı avukatın görevini iddia ettiği gibi titizlikle yapmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

 

Yerel mahkemece davacı avukatın manevi tazminat talebinin reddine, alacak talebinin ise bilirkişi raporu uyarınca kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 

Özel Dairenin yukarıda yazılı bozma kararı üzerine; mahkemece, davacı avukata verilen vekaletnamenin genel vekaletname olduğu, gayrimenkul satışına ilişkin olarak verilmediği, senet alacağından kaynaklanan takip dosyasını yürüttüğü ve işlemlerin ortaklığın giderilmesi talebi ile ilgisi olmadığı belirtilerek direnme kararı verilmiştir. Hükmü temyize her iki taraf da getirmektedir.

 

Bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamlarına göre Özel Daire ile yerel mahkeme arasında davacının azlinin haksız olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

 

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının haksız azil nedeniyle hak ettiği ücretin vekaletnamenin ve yapılan işin kapsamına göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hangi kısmına göre hesaplanacağı, noktasında toplanmaktadır.

 

Öncelikle belirtilmelidir ki, vekalet sözleşmesi karşılıklı güvene dayalıdır.

 

818 sayılı Borçlar Kanununun 396/1. maddesine göre, müvekkilin vekilini azletmesi veya vekilin vekillikten istifa etmesi her zaman caizdir.

 

Bu hükme göre; vekalet sözleşmesi, her iki tarafça da, belirli bir neden gösterilmesine gerek olmaksızın, tek taraflı bir irade beyanıyla her zaman ortadan kaldırılabilir. Söz konusu irade beyanı, karşı tarafa ulaşmakla, geleceğe yönelik olarak hükümlerini hemen doğurur.

 

Hizmet sözleşmesinden farklı olarak, vekalet sözleşmesinde bu hakkın kullanılması, haklı bir nedene dayanmak zorunda olmadığı gibi bir süreyle sınırlı da değildir.

 

Borçlar Kanununun azil veya istifa konusundaki bir irade bildirimine bağladığı tek sonuç, azil veya istifanın münasip olmayan bir zamanda gerçekleşmiş olması halinde, diğer tarafın bundan dolayı uğradığı zararı tazmin yükümlülüğüdür.

 

Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 174. maddesi, davaya vekalette azil veya istifaya, bunların haklı nedenlere dayalı olup olmamasına göre değişen, farklı sonuçlar bağlamaktadır. Anılan madde uyarınca üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.

 

1136 Sayılı Kanunun 174. maddesine göre avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz ise de haksız azil halinde; anılan madde uyarınca avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Haksız azledilen vekilin avukatlık ücreti, ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin tamamıdır.

 

Ücret sözleşmesi yapılmamış veya yapılmış olmasına rağmen sözleşme veya ücrete ilişkin hükmü hukuken geçersiz ise Avukatlık yasasının 163/son maddesi hükmünce Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanacak ücretin ödenmesi gerekir.

 

Yeri gelmişken Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerine göre vekalet ücretinin ne şekilde belirlendiği hususunun da açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

 

Yargılama gideri olan vekalet ücreti HUMKnun 423. ve Avukatlık Kanununun 169. maddelerine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerine göre hesaplanır. Bu ücretin belirlenmesinde avukatın emeği, çabası, işin önemi ve niteliği göz önünde tutulur.

 

Bilindiği üzere dava ve icra takibini hangi aşamada olursa olsun kabul eden avukat vekalet ücretinin tamamına hak kazanır.

 

Avukatlık yasasının 163/son maddesi delaletiyle tarife hükümleri gereğince hesaplanacak ücret, avukat ile takip edilen dava ve icra taleplerinde, avukatın bu dava ile takiplere hangi tarihte katıldığına bakılmaksızın dava ve takip tarihlerinde yürürlükte olan tarifeye göre dava ve takibin konusu esas alınarak ayrı ayrı hesaplanır.

 

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12. maddesine göre hukuki yardımların konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hallerde avukatlık ücreti, tarifenin üçüncü kısmına göre, diğer bir ifade ile hukuki yardımın para ile değerlendirilebilen konusuna göre nispi olarak belirlenir.

 

Öte yandan, hukuki yardımın konusu para ile değerlendirilemiyorsa avukatlık ücreti tarifenin ikinci kısım ikinci bölümüne göre, diğer bir ifade ile maktu olarak belirlenir. Kaldı ki, yargı yerlerinde, icra ve iflas dairelerinde yapılan ve konusu para olsa veya para ile değerlendirilebilse bile maktu ücrete bağlı işler tarifenin ikinci kısım birinci bölümünde ayrıca belirtilmiştir. Bunlar, görülmekte olan bir dava içinde olmamak koşuluyla ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, delillerin tespiti, icranın geri bırakılması, ödeme ve tevdi yeri belirlenmesi işleri; ortaklığın giderilmesi için satış memurluğunda yapılacak işler ile ortaklığın giderilmesi ve taksim davalarıdır. Sayılan bu hallerde avukatlık ücreti yine maktu olarak belirlenecektir.

 

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

 

Davacı avukatın davalı tarafından haksız olarak azledildiği konusunda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmadığından, taraflar arasında vekalet ücretine dair bir sözleşme bulunmadığı hususu da gözetilerek davacı avukatın 1136 Sayılı Kanunun 174. maddesi uyarınca vekalet ücretinin tamamına hak kazandığı açıktır.

 

Öte yandan davalı tarafından davacı avukata verilen vekaletname genel vekaletname olup; icra takip dosyasındaki işlemleri yürütmek üzere görevlendirilmiş, bu amaçla takip konusu senet alacağı nedeniyle üzerine haciz konulan taşınmazın yine davalıya satışı sağlanmış, diğer bir ifade ile davacı avukat icra dairesindeki hukuki yardım görevini yerine getirmiştir.

 

Davalı tarafından verilen vekalet ve görevlendirmenin kapsamı, maktu vekalet ücretini gerektiren ve tarifede açıkça sayılmış olan ihtiyati haciz; ihtiyati tedbir; delillerin tespiti; icranın geri bırakılması; ödeme ve tevdi yeri belirlenmesi, ortaklığın giderilmesi için satış memurluğunda yapılacak işler veya ortaklığın giderilmesi ve taksim davasına ilişkin de değildir.

 

Belirtilen nedenlerle icra dairesinde yapılan takip konusunun para ile değerlendirilmesi karşısında davacı avukatın haksız azil nedeniyle hak ettiği avukatlık ücretinin tarifenin üçüncü kısmı dikkate alınarak; daha açık ifade ile nispi olarak belirlenmesi gerekmektedir.

 

Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında yerel mahkemenin avukatlık ücretinin nispi olarak belirlenmesi yönündeki direnme kararı isabetli bulunmaktadır.

 

Ne var ki, Özel Dairece takdir edilen vekalet ücreti miktarına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiş olup, bu inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.

 

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan takdir edilen vekalet ücretinin miktarına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, oybirliği ile karar verildi.