Etiket arşivi: OLACAĞI…

Yargıtay Ceza Daireleri Kararları • İNTERNET SİTESİNE YÜKLENEN İÇERİKTEN KİMİN SORUMLU OLACAĞI

YARGITAY 12. Ceza Dairesi
Esas: 2014/7338
Karar: 2014/24862

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanığın, internette cinsel içerikli bir arkadaşlık sitesinin yöneticisi olduğu, ilgili sitede, katılanın, arkadaş ortamında çekilen özel bir fotoğrafının erkek aradığı biçimindeki ifadeler ile birlikte yayımlandığının iddia edildiği olayda; internet sitesine alan adı sağlayan şirketin cevabi yazısında, siteye veri yükleyen kişilerin bilgileri ve IP numaralarının kendilerinde bulunmadığının, siteye yer sağlayıcı hizmeti vermediklerinin, hizmet ilişkisinin alan adı kaydından ibaret olduğunun, sitenin alan adının tescili sırasında müşteri tarafından verilen bilgilerin doğru olup olmadığının teyit edilemediğinin, sitenin alan adı yöneticisinin sanık olduğunun belirtildiği, sanığın aşamalardaki beyanlarında, katılanı tanımadığını, gece kulübü olduğunu, internet siteleri kurduğunu, sitenin isim hakkının önce kendisinde olduğunu, daha sonra siteyi sattığını, katılanın resmini yayımlamadığını, hakkında hiçbir yazı veya reklam yapmadığını, suçla ilgisinin olmadığını savunduğu, alınan bilirkişi raporuna göre de, yayına ait ekran görüntüsünün dosyada bulunmadığı, sitenin halen faal olduğu, inceleme tarihi itibariyle katılana ait herhangi bir fotoğraf ve kişisel bilgi olmadığı, resim ya da kişisel ilgiler katılanın beyan ettiği şekilde daha önceden var ise, muhtemelen silindiği ya da yayımdan kaldırıldığı, siteye site yöneticisi dışında herkes tarafından üye olmak suretiyle ilan oluşturulup resim yüklenebildiği, buna göre, internet sitesine fotoğraf yüklemesi yapan kişi veya kişilere ait bilgiler ile IP adreslerinin tespit edilemediği gibi aradan geçen süre de gözetildiğinde tespitinin mümkün görülmediği, sanığın, katılanı tanımadığı da dikkate alınarak, internetteki arkadaşlık sitesi yöneticisi olmasının fotoğraf yüklemesinin de sanık tarafından yapıldığının kabulüne imkan vermeyeceği anlaşılmakla, sanığa atılı suç sabit olmadığından beraatine dair kabulde isabetsizlik görülmemiş; suça konu yayının benzerinin yabancı kaynaklı sitelerde yayımlandığına ilişkin sayfa görüntüleri dosyada bulunduğundan ve yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu hükme yeterli görüldüğünden; tebliğnamedeki bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin eksik inceleme ve araştırmaya, sübuta ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraata ilişkin hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 08.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 29 Oca 2015, 13:12


Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları • MAHKEMENİN VERDİĞİ DİRENME KARARININ ŞEKLİNİN NASIL OLACAĞI

YARGITAY Ceza Genel Kurulu
ESAS: 2013/12-652
KARAR: 2014/131

Taksirle ölüme neden olma suçundan sanık Ş…’ın cezalandırılmayı gerektirir bir kusurunun bulunmadığından bahisle beraatına ilişkin, …10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.01.2009 gün ve 1030-34 sayılı hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 16.01.2013 gün ve 7497-1231 sayı ile;

"Sanığın olay tarihinde kullandığı araçla meskun mahalde gündüz saatlerinde 15 metre genişliğindeki düz yaya geçidi olmayan üç şeritli yolda giderken sağ taraftan yola giren 1938 doğumlu yayaya sol şeritte çarparak ölümüne neden olduğu olayda, mahkeme, bilirkişi raporlarıyla bağlı olmamakla beraber tüm bilirkişi raporlarında sanığa tali kusur atfedilmesine, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bile sanığın 500 metre mesafede görüşünün açık olduğu ve öleni görmüş olması gerektiği belirtilmesine, ölendeki çok sayıdaki parçalı kemik kırıkları ile yine sanığın aşamalarda tutarsız beyanlarına neden üstünlük tanındığı yeterince tartışılmadan dosya kapsamı itibariyle sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde beraatine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece 16.05.2013 gün ve 141-304 sayı ile;

"…Sübut yönüyle, sanık tarafından yapılan savunmanın aksinin kanıtlanamadığı ve aksi kanıtlanamayan savunma çerçevesinde bilirkişi raporlarıyla, savunmanın aksinin kanıtlanması yönüyle karar verme tekeline sahip olan yargı merci sıfatı olan ve bilirkişi raporlarıyla bağlı bulunmayan ve kusurun tespiti yönüyle asıl kararı vermekte yetkili olan mahkememizde oluşan yasal ve vicdani kanı çerçevesinde kurulmuş olan önceki hükmümüzde yöntem ve yasaya aykırılık bulunmadığından" gerekçesiyle direnilerek, ilk hükümdeki gibi sanığın beraatına karar verilmiştir.

Bu hükmün de katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istekli 16.09.2013 gün ve 242474 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; eylemin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, önceki hükümde direnilmesine karar vermekle yetinen yerel mahkemenin, kısa kararda hüküm fıkrasını yeniden kurma zorunluluğu bulunup bulunmadığı hususu, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak öncelikle ele alınıp değerlendirilmelidir.

İncelenen dosya kapsamından; yerel mahkemece Özel Daire bozma kararından sonra yapılan yargılamada, duruşmanın bitirildiği açıklandıktan sonra önceki kararda direnildiğinin belirtildiği, ancak kısa kararda herhangi bir hüküm kurulmadığı, buna karşılık gerekçeli kararın hüküm fıkrası bölümünde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CMK’nun "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin birinci fıkrası; "Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür",

"Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" başlıklı 231. maddesinin birinci fıkrası; "Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.",

"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinin üçüncü fıkrası; "Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.",

Aynı maddenin altıncı fıkrası ise; "Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." hükümlerini içermektedir.

Anılan bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, duruşmanın bittiği bildirildikten sonra 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hüküm verilmesi zorunludur. Bu hükümde gerekçeye yer verilmese dahi, anılan kanunun 232. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme imkanının bulunup bulunmadığının, başvuru imkanı varsa süresi ve merciinin mutlaka belirtilmesi gerekmektedir. Uygulamada bu şekilde gerekçesi açıklanmadan hüküm verilmesine kısa karar denilmektedir. Kısa karar olarak adlandırılan bu hüküm fıkrasının tümüyle duruşma tutanağına geçirilmesi, akabinde okunarak, gerekçesinin ana hatlarıyla anlatılması gerekmektedir.

Gerekçeye yer verilmeden sadece kısa karar olarak adlandırılan "hüküm-sonuç" bölümünün açıklanmasından sonra, maddi olayın açıklandığı "sorun" bölümü ile delillerle sonuç arasındaki bağın, yani neden bu sonuca ulaşıldığının anlatıldığı ve hukuki nitelendirmenin yer aldığı "gerekçe" bölümünün hüküm fıkrasına da yer verilmek suretiyle, kısa kararın açıklanmasından itibaren on beş gün içinde yazılması gerekmektedir. Bu şekilde sorun, gerekçe ve hüküm-sonuç bölümünden oluşan karara ise uygulama da gerekçeli karar denilmektedir.

Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş uygulama ve kabullerine göre, hükmün esasını kısa karar oluşturmaktadır. Kısa kararda yer verilmeyen hususlara gerekçeli kararda yer verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, gerekçeli kararın kısa karar ile uyumlu olması zorunludur.

Bozulmakla yerel mahkeme hükmü tümüyle ortadan kalktığından, direnme kararı verildiğinde, öncelikle hükmün esasını oluşturan kısa kararda yeniden tüm unsurlarını içerecek şekilde hüküm kurulması gerekmektedir. Kısa kararda hüküm kurulmayıp sadece önceki kararda direnilmesine denilerek, gerekçeli kararda ayrıntılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve kanuna aykırıdır.

Bu konuda öğretide, "Gerekçe ile birlikte hüküm fıkrası tekrar yazılırken, duruşmada yazılıp, okunmuş olan hüküm fıkrasında, yani kısa karada hiçbir değişiklik yapılamaz. Esas olan, duruşmada okunmuş bulunan hüküm fıkrasıdır." (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 2013, 10. Baskı, s. 714), "Sonradan yazılıp dosyaya konulacak olan sadece mesele ve gerekçe olduğuna göre, evvelce yazılmış ve okunmuş olan hüküm fıkrasında yani kısa kararda hiç bir değişiklik yapılamaz." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 2008, 16. Baskı, s. 1304) şeklinde görüşler bulunmaktadır.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Önceki hükümde direnilmesine karar veren yerel mahkemece, hükmün esasını oluşturan kısa kararda 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu gösterilmeyerek usulüne uygun hüküm kurulmayıp, sadece gerekçeli kararın hüküm fıkrası bölümünde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme kararının, hükmün esasını oluşturan kısa kararda hüküm kurulmaması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- …10. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.05.2013 gün ve 141-304 sayılı direnme kararının, hükmün esasını oluşturan kısa kararda hüküm kurulmaması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİNE, 11.03.2014 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 21 Oca 2015, 14:52


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • EL YAZISI İLE ATILACAK İMZANIN NE ŞEKİLDE OLACAĞI…

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS: 2013/11512
KARAR: 2013/17566

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Borçlu T.C hakkında 05.07.2007 tanzim tarihli bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapılmıştır. 10 örnek ödeme emrinin tebliğ edilmesinden sonra borçlunun süresinde icra mahkemesine başvurduğu ve imzaya itiraz ettiği görülmektedir. Yaptırılan Adli Tıp incelemesinde, takip dayanağı senette T.C atfen atılmış imzalar ile adı geçen şahsın mevcut mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif,…baskı derecesi bakımından yapılan karşılaştırmada söz konusu imzaların T.C gösterir bulgu saptanmadığı, inceleme konusu senette isim yazıları ile T. C"nin mukayese yazıları arasında; yukarıda sayılan tanı unsurları bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu yazıların T.C" nin eli ürünü olduğu sonucuna varıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece anılan rapor esas alınarak, isim ve soyadı yazılmak suretiyle de imza atılması mümkün bulunduğundan ve senedin davacı tarafından doldurulduğu anlaşıldığından bahisle imzaya itirazının reddine karar verilmiştir.

BK.nun 14. maddesi (imza, üzerine borç alan kimsenin el yazısı olması lazımdır) düzenlenmesini getirmiştir. El yazısı ile atılacak imzanın ne şekilde olacağı konusunda ayrı bir şekil şartı yoktur. Kişi, kendisine özgü, belirli karakteri içeren sembolleri göstererek imza atabileceği gibi ad ve soyadını yazmak suretiyle de imza atabilir. Ancak kişi, bu şekilde karakterleri ve sembolleri kullanırken veya ad veya soyadını yazarken imza atmayı amaç edinmelidir. Bu husus kişinin uygulamada hangi imza şeklini benimsediğinin tespiti ile anlaşılabilir. O halde mahkemece davanın niteliği gözetildiğinde ispat külfetinin alacaklıya ait olduğu düşünülerek borçlu T. C ad ve soyadını yazmak suretiyle imza atmak şeklinde bir uygulaması olup olmadığı tespit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 02 Oca 2015, 23:44