Etiket arşivi: olur

Ayrı yaşam hakkını kazanan kadına tedbir nafakası verilmeli geliri miktara etkili olur

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2011/3-635 esas ve 2011/688 karar sayılı 23.11.2011 tarihli kararı

Ayrı yaşam hakkını kazanan kadın için tedbir nafakası verilmesi gerekir. Kadının gelir durumu ancak takdir edilecek nafaka miktarına etkili olabilecektir.

 

Özet

Taraflar arasındaki “nafaka” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karadeniz Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesince(Aile Mahkemesi sıfatıyla) davanın davacı eş yönünden reddine, davacı çocuk yönünden kabulüne dair verilen 08.04.2010 gün ve 2009/203 E.,-2010/227 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 12.10.2010 gün ve 12248 E., 16417 K. sayılı ilamı ile;

(…Davacı vekili dilekçesinde, tarafların evli olup ayrı yaşadıklarını, davalının evi ve ailesi ile ilgilenmediğini beyan ederek, davacı kadın için 1200 TL. ,müşterek çocuk için 500 TL. tedbir (reşit olduktan sonra yardım nafakası olarak devam etmek üzere ) nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, davacı kadın yönünden, her ne kadar ayrı yaşamda haklılık varsa da , tarafların gelir durumlarının aynı olup, davacı kadının nafakaya ihtiyaç duymadığı gerekçesi ile davanın reddine, müşterek çocuk yönünden ise aylık 750 TL. nafakaya karar verilmiştir.

TMK’nun 195. maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine Kanunda öngörülen önlemleri alır.Aynı yasanın 197. maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.

Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.

Tedbir nafakasında eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katkıda bulunmaları gerekir ( TMK md. 186/son ). Davacı eşin ekonomik durumunun davalı ( kocadan )daha iyi olması ya da aynı olması, davalı kocayı tedbir nafakası yükümlülüğünden kurtarmaz. Ancak, hükmedilecek nafakanın miktarını tayinde bu husus dikkate alınmak zorundadır. Böylece “hakkaniyet” ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir ( TMK. md. 4 ).

Öyle ise mahkemece, yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek davacı kadın yararına uygun bir nafakaya karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

Kabule göre de, davacı anne de müşterek çocuğun eğitim ve diğer giderlerine de, katılmak mecburiyetinde olduğundan dolayı, müşterek çocuk yararına hükmedilen nafaka tutarı da fahiş bulunmuştur. ..)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:Taraf vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, eş için tedbir, çocuk için reşit olana kadar iştirak, reşit olduktan sonra yardım nafakası istemine ilişkindir.

Davacı, davalı eşinin kendisini sadakatsizlikle suçlayıp, hakaret ettiğini bu nedenle ayrı yaşamaya başladıklarını müşterek çocuk için aylık 1.200.00 TL, kendisi için aylık 500.00 TL tedbir, iştirak ve yardım nafakasının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; davacı eşin ayrı yaşamakta haklı olduğunun anlaşıldığı, ancak davacı eşin açtığı davanın niteliği itibarıyla tedbir nafakası davası olduğu, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının araştırılması sonucunda ekonomik durumlarının aynı olduğunun belirlendiği, davacı eş için alınacak bir tedbir ya da ayrı yaşamakta haklı olması nedeniyle davalının maddi katkı yapmasını gerektirir bir durum olmadığı, davacı eşin mevcut ekonomik durumu itibarıyla nafakaya ihtiyacı bulunmadığı, kusur durumunun boşanma halinde tazminat açısından değerlendirilebileceği anlaşıldığından davacı eşin kendisi yönünden açtığı davanın reddine; ancak tarafların ayrı yaşadıklarının ve davacı çocuğun diğer davacı anne yanında kaldığının sabit olması karşısında bu davacının açtığı davanın kısmen kabulü ile davacı reşit olana kadar iştirak, reşit olduktan sonra yardım nafakasının davalıdan alınmasına karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece, davacı kadın yararına uygun bir nafakaya karar verilmesinin gerektiği, ayrıca “kabule göre” başlığı altında da, davacı annenin de müşterek çocuğun eğitim ve diğer giderlerine katılmak mecburiyetinde olması nedeniyle, müşterek çocuk yararına hükmedilen nafaka tutarının fahiş olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkeme; her iki bozma nedenine karşı önceki kararında direnmiş; hükmü davacı vekili tedbir nafakası, davalı vekili de iştirak nafakası, noktalarından temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı kadın yararına uygun bir nafakaya hükmedilmesinin gerekip gerekmediği; ayrıca müşterek çocuk yararına hükmedilen nafaka tutarının fahiş olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

I-Ön soruna ilişkin değerlendirme:

Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşme sırasında öncelikle; Hukuk Genel Kurulu’nun usulüne uygun kararları inceleyeceği, kabule göre bozma olamayacağı; Özel Daire bozma ilamının içeriğine göre son cümlesinin başında yer alan “kabule göre” ibaresinin sehve dayalı olup olmadığı, metinden çıkarılması gerekip gerekmediği oylanmış; mahkeme kararının iki ayrı nafaka istemine ilişkin olup, ilk açıklamaların davacı kadının nafaka istemiyle ilgili olduğu, kabule göre ibaresiyle başlayan bozma nedeninin ise iştirak nafakasına ilişkin bulunduğu, bu bozma nedeninin ilk bozma nedeniyle bağlantılı olmamasına göre kabule göre başlığı altında yapılmasına gerek bulunmadığı; sehve dayalı kullanılan bu ibarenin metinden çıkarılması gerektiği, “kabule göre” ibaresi ile başlayan bölümün ayrı bir bozma nedeni olarak bozma kapsamına dahil olduğu, oyçokluğu ile kabul edilmiştir.Bozma ve direnme kararları bu kapsamda ele alınarak; incelenmiş ve işin esası üzerinde görüşülmüştür.

II-İşin esası yönünden değerlendirme:

A-Davacı vekilinin tedbir nafakasına yönelik temyizi yönünden:

İlkin, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun:

“Birliğin Korunması” üst başlıklı ve genel düzenleme içeren 195. maddesinde:

” Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler. Hâkim, eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir. Hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.”

“Birlikte Yaşamaya Ara Verilmesi” başlıklı 197.maddesinde:

“Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.”

“Hak ve Yükümlülükler” üst başlıklı 185.maddesinin ikinci fıkrasında:

“Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.”

“Konutun Seçimi, Birliğin Yönetimi ve Giderlere Katılma” başlıklı 186.maddesinin son fıkrasında:

“Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar”

“Hakimin Takdir Yetkisi” başlıklı 4.maddesinde ise:

“Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.”

düzenlemeleri yer almaktadır.

Tüm bu hükümler göstermektedir ki, eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir ve birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Ayrıca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, bu halde de gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine Kanunda öngörülen önlemleri alır. Tedbir ve iştirak nafakası da hakimin alacağı bu önlemler arasındadır. Hakim, Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hukuka ve hakkaniyete göre karar verecektir.

Diğer taraftan, ayrılık durumunda evlilik birliği hukuken devam ettiğine göre, eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katkıda bulunmak durumundadır. Bu nedenle, ayrı yaşamda haklı olan eş, diğer eşten tedbir nafakası isteyebilir. Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği davalı (koca), birliğin giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır (TMK md.186/3). Davacının (kadının) gelirinin bulunması, davalının (kocanın) ortak giderlere (elektrik, su, telefon, kira, yakıt parası vs) katılma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz; bu durum sadece nafaka miktarının takdirinde etkili olabilir. Davacının (kadının) gelirinin bulunması, ona tedbir nafakası bağlanmasını engelleyici bir hal değildir.Hâkim, eşlerin birlikte yaşarken sürdürdükleri hayat seviyesini ayrı yaşamaları halinde de korumaları gerektiğini gözetmeli; “hakkaniyet” ilkesine uygun bir nafaka takdir etmelidir.

Somut olay yönünden yapılan değerlendirme sonunda çoğunlukça; açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler ile yargısal uygulama gözetildiğinde, özellikle ayrı yaşam hakkını kazanan kadın için tedbir nafakası verilmesinin yıllardır kabul gördüğü; ayrı yaşayan eşin ekonomik durumu iyi olsa dahi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yukarıda açıklanan hükümlerine göre az veya çok katkıda bulunacağı; kadının gelir durumunun ancak takdir edilecek nafaka miktarına etkili olabileceği görüşü benimsenerek, sonuçta davacı kadın yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği oy çokluğu ile kabul edilmiştir.

Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar gözetilerek, ayrı yaşamakta haklı olan davacı eş için de hakkaniyet uygun bir miktar tedbir nafakasına hükmolunması gerekirken, istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekir.

B-Davalı vekilinin çocuk için hükmedilen iştirak (reşit olunmakla yardım) nafakasına yönelik temyizine gelince;

Yukarıda açıklandığı üzere yapılan ilk oylamada bozma ilamının son cümlesindeki “kabule göre” ibaresi çıkarılarak bozma kapsamına alınan bu bozma nedenine yönelik temyiz incelemesinde çocuk hakkında hükmedilen nafaka miktarının fahiş olup olmadığı hususunun ayrıca oylanması sonucunda; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca da Özel Daire bozma kararı benimsenmiş olmakla; bozmaya uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle de direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Yukarıda;

1- (I). bölümde açıklanan nedenlerle bozma ilamının son cümlesinde sehven yer verilen “kabule göre” ibaresinin bozma metninden çıkarılmasına, oyçokluğu ile;

2- (II).bölümde (A) başlığı altında açıklanan gerekçelerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; tedbir nafakasına ilişkin direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3″ atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oyçokluğu ile;

3- (II).bölümde (B) başlığı altında açıklanan gerekçelerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; iştirak (reşit olunmakla yardım) nafakasına ilişkin direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3″ atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oyçokluğu ile; 23.11.2011 gününde karar verildi.

Basından Hukuk Haberleri • Eşe ‘tacizin’ basiti olur mu?

Gemlik Hakimi Levent Dağdeviren, yargıladığı sanığa Yargıtay’ın ‘basit cinsel saldırı’ya yönelik kararı nedeniyle ceza veremedi. Hâkim bunun üzerine ‘beraat’ kararı verdiği sanık için ‘yaralama’dan suç duyurusunda bulundu

Ayrı yaşadığı eşiyle zorla birlikte olmak istediği iddiasıyla yargıladığı sanığa, Yargıtay’ın ‘basit cinsel saldırı’ya yönelik kararı nedeniyle ceza veremeyen gemlik Hakimi Levent Dağdeviren, hakkında ‘beraat’ kararı verdiği sanık için ‘yaralama’dan suç duyurusunda bulundu. Hakimi suç duyurusuna iten, Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin, “Cinsel saldırı suçunun basit halinin eşe karşı işlenmesi suç olarak düzenlenmemiştir” şeklindeki yorumu oldu.

Bursa’nın Gemlik ilçesinde yaşayan N.Z., 3 yıldır ayrı yaşadığı 20 yıllık eşi Y.Z.’nin kendisiyle zorla ilişkiye girmek istediği iddiasıyla polise başvurdu. N.Z., eşi eve geldiğinde kendisini kilitlediği odanın kapısının, çocuklarının okula gitmesinin ardından eşi tarafından zorlanarak açıldığını ve saldırıya uğradığını öne sürdü.

Eşinin elbiselerinin üzerinden vücudunu okşadığını ve boyun ile gerdan kısmından kendisini öptüğünü anlatan Z., kendisini kollarından tutarak yatağa yatıran eşinin regl döneminde olması nedeniyle eylemini tamamlayamadığını söyledi. Taciz sırasında eşinin elbiselerini çıkardığını da anlatan Z., sevk edildiği hastanede sağlık kontrolünden geçirildi. Hastaneden verilen rapora göre, Z.’nin vücudunun çeşitli bölgelerinde sıyrık, morluk ve ekimozlar oluştu.

‘Suç olarak düzenlenmemiştir’

Polise yapılan bu başvuru 20 Mayıs 2014 tarihinde hazırlanan iddianameyle yargıya taşındı. Koca Y.Z. ise, ayrı yaşadığı eşiyle zorla ilişkiye girmeye çalışmadığını, kapıyı da zorlamayıp anahtarla açtığını kaydetti. Y.Z., polisteki ifadesinde eşler arasında cinsel taciz suçunun da oluşmayacağını belirtti. Gemlik 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘basit cinsel saldırı’ suçlamasıyla yargılanmaya başlayan Z., mahkemedeki ifadesinde ise nafaka ödememesi nedeniyle eşinin avukatıyla birlikte kendisine Oyun oynadığını öne sürdü. Yapılan yargılama sonucu koca Z. hakkında ‘beraat’ kararı verildi. Beraate gerekçe ise Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin “Cinsel saldırı suçunun basit halinin eşe karşı işlenmesi suç olarak düzenlenmemiştir” kararı oldu.

İŞTE O KARAR!

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, Antalya’da görülen bir davada, “Eşe karşı işlenen cinsel suçlarda cinsel saldırının sadece nitelikli halinin TCK 102/2. maddesinin 2. cümlesinde şikâyete tabi suç olarak düzenlenmesi, cinsel saldırı suçunun basit halinin eşe karşı işlenmesinin ise suç olarak düzenlenmemesi karşısında, olay tarihinde mağdure ile resmi evli olan sanığın eşinin rızası hilafına onu kendisine çekerek sarılıp öpmesi şeklindeki eyleminin TCK 102/1 maddesindeki suçu oluşturmadığı gözetilmeden sanığın mahkumiyetine karar verilmesi nedeniyle” yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararını bozdu.

‘Cinsel saldırı’ suçunu düzenleyen TCK’nın 102. maddesinin 1 ve 2. bentleri şöyle:

(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.”

‘Cinayetlere giden yol böyle işliyor’

Yargıtay’ın içtihatı nedeniyle eşinin vücut dokunulmazlığına yönelik saldırıda bulunan sanığa ceza veremeyen Gemlik 1. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Levent Dağdeviren, beraat kararının ardından koca Z. hakkında ‘eşe karşı yaralama’ suçundan suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Yargı mensupları, kadına yönelik şiddet vakalarında karşı karşıya kaldıkları Yargıtay kararının, “vücuda organ veya sair cisim sokulması halini cezalandıran TCK’nın 102/2 maddesi kapsamı dışında kalan” her türlü cinsel eylemin eşin rızasına aykırı da olsa yapılabileceği anlamı taşıdığı görüşünde.

‘Dar bir bakış açısı’

Ceza hukuku uzmanı Prof. Dr. Ersan Şen ise, Yargıtay kararına ilişkin şunları söyledi; “Yargıtay’ın kararı tamamıyla hatalı ve yanlış. Suçta ve cezada kanunilik prensibi nedeniyle bu karara katılmıyorum. Sen kendini kanun koyucunun yerine koyamazsın. ‘Basit cinsel saldırı eşe karşı işlenemez’ diye kanunun neresinde yazıyor. Ama sen bunu yorumla yapıyorsun ve kıyas yapıyorsun. TCK’ya göre kıyas yapmak yasaktır. Basit cinsel saldırının şikâyete bağlı olduğu tüm insanlık için düzenlenmiş. 1. fıkrada eşi ayırmaması normal. Zaten bütün insanlara karşı suç olarak düzenlenmiş. Bunun eşe karşı suç olmadığını öngörseydi kanun koyucu bunu belirtirdi. Sen kanun koyucunun yerine geçemezsin. İlgili maddenin hangi ibaresinden bunu söylüyorsun. Aksi yazıyor bence. 2. fırkada eşi ayırması çok doğal. Bu düzenlemeyle, cinsel saldırı nitelikli olsa da evlilik birliğine yönelik saygıdan dolayı eşin şikâyetçi olması istenmiş. Karar o kadar dayanaksız ki 3 satırdan oluşuyor. Bu bakış açısıyla zorla gırtlağına basar, döver ve her türlü cinsel istek ve arzusunu gerçekleştirir. İlla ki cisim mi sokması lazım. Böyle dar bir bakış açısı olur mu?”

‘Karar hatalı’

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Yöneticisi Dr. Gülsüm Kav, “Bu TCK’da eksik olup tamamlanmasını istediğimiz konu. Çünkü koca ancak kadının hayati organından yaralandığını kanıtlaması halinde tutuklanıyor veya ceza alabiliyor. Mevcut kanuna göre durum bu. Cinayete kadar varan evre de, yaralama, taciz, hürriyetinden yoksun bırakma, tehdit gibi adım adım ilerliyor. Şiddetin her basamağı için cezanın yarı oranında arttırılması için teklifimiz var ama Meclis’te bekliyor. Yargıtay’ın bu yorumu da mahkemenin verdiği bu karar da hatalıdır. Bu memlekette her gün bir kadın öldürülüyorsa bu somut olgunun ışında düşünülmesi ve karar verilmesi gerekir. Sadece kanun böyle diye birebir kanuna uymak zorunda değiller” dedi.

Kaynak: Milliyet

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 08 Oca 2015, 03:02


Radar uyarı levhası olmayan yolda kesilen hız ihlali cezası iptal olur

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 

Trafikte radar uygulamasına yakalanan sürücünün itirazı üzerine verilen iptal kararını onaylayan Yargıtay, radar uygulamasını “tuzak” olarak nitelendirerek “Devlet vatandaşına tuzak kurmaz” dedi. Ve cezayı iptal etti.

Uzun zamandır trafik polislerinin özellikle hız limitlerinin aşılmasını radar tuzakları kurarak saptaması ve sürücülere yüklü cezalar gelmesini tartışan adalet mekanizması Yargıtay tarafından kesinleştirilen bir karar ile sürücüleri haklı çıkarttı. Radar uygulamasını “tuzak” olarak değerlendiren Yargıtay itiraz eden sürücüye verilen 343 TL tutarındaki cezayı iptal etti. Avukat Arabulucu Umut Metin, birçok vatandaşın isyan ettiği trafik cezalarına yönelik olarak Yargıtay’dan emsal nitelikte bir karar verildiğini beliterek;bir sürücüye radar sebebi ile kesilen 343,00 TL’lik cezaya dair Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesince verilen cezanın iptaline yönelik kararın onanmasını “Devlet vatandaşına tuzak kuramaz” sözleriyle yorumladı.

‘KABUL EDİLEMEZ’

Hukukçu gözüyle kararı yorumlayan Metin, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin verdiği  bu kararda dikkat çeken en önemli ifadenin, ‘kişilerin mal ve can güvenliğini sağlamak amacıyla yapılması gereken trafik denetimlerini yol kullanıcılarına ceza vermek amacıyla bilgilendirme yapmadan kural ihlali yapmasını beklemek trafik kurallarının konuluş amacına uygun olmadığı gibi araç sürücülerine tuzak kurulması anlamına gelecektir ki bu durum, çağdaş hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmaz ve kabul edilemez’ ifadesi olduğunu belirtti.

Arabulucu Avukat Umut Metin kararı şöyle değerlendirdi: “Yargıtay’ın vermiş olduğu bu karar ile esas anlatmak istediği trafik cezalarında özellikle de hız sebebi ile verilen cezalarda yeterli uyarıların sürücünün görebileceği yerlerde bulunması zaruretidir. Sürücünün radardan dolayı ceza düzenlenebileceği ihtimalini bilebilecek konuma getirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde bir nevi trafik polislerinin tuzak kurar gibi, araçları ters döndürerek yol kenarında beklemeleri, hiçbir hız sınırlamasının uyarı levhaları ile belirtilmediği yerlerde bir anda çeviri yaparak sürücülere hız limiti aşımı nedeniyle ceza tesis etmeleri hukuk devletine yakışır bir yöntem olmadığının da altını çizmiştir.

‘TEŞVİK EDİCİ OLMALI’

Yargıtay’ın önem arz eden bu kararı ile hukuk devletinin gerektirdiği şekilde vatandaşı tuzağa düşürür gibi ceza kesme değil, vatandaşın can güvenliğinin öncelikli sayılmasının gerektiği sonucuna ulaşmak doğrudur. Bu karardan sonra birçok sürücü bu şekilde kesilen cezalara itiraz edebilmeli, haklarını aramak suretiyle açıkça radar uyarısının belirgin ve açıkça yapılmadığı yollarda kesilen cezaların iptalini isteyebilmelidir.
Çağdaş hukuk devleti’nin ceza hevesli olması, vatandaşlarına cezalar yağdırması değil, vatandaşını toplumsal düzene uyması yönünde teşvik edici olması gerekmektedir. Bu haliyle belirtilen karara imza atan yargıçlar, yalnızca bir kararı imzalamamışlar, cezalandırma değil topluma bir kültür kazandırma adına örnek ve güzide bir hukuk hediyesini topluma sunmuşlardır.”

Arabulucu Avukat Umut Metin, tatil dönüşü hız limiti aşımı nedeniyle radar cezası alan vatandaşları öncelikle yasal hakları kullanmaları ve cezaya itiraz etmeleri konusunda bilgilendirirken; “Ancak bu kararın hız limitlerinin yasallığını ortadan kaldırmadığını, trafik canavarının kurbanı olmamak için trafik kurallarına ve hız limitlerine uymanın zorunlu olduğunun unutulmaması gerekiyor” dedi.

Elektronik ortamdan elde edilen her türlü veri diğer delillerle desteklenirse hükme esas “delil” olur

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 2013/19577 esas ve 2014/1926 karar sayılı 05.02.2014 tarihli kararı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Mahkemece; davacı tarafından dosyaya sunulan elektronik ortamdan elde edilen resimler ve elektronik ortamda (sosyal paylaşım sitesi kullanılarak) yapılan görüşmelere ilişkin çıktılar esas alınarak, kocanın güven sarsıcı davranışları sabit kabul edilmiş, buna bağlı olarak boşanma kararı verilmiştir.

Elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar, diğer delillerle desteklendikleri takdirde “delil” olarak hükme esas alınabilir. Bu veriler tek başına vakıaların ispatına yeterli değildir. Hükme esas alınan elektronik ortamdan elde edilen görüntülerdeki şahısların kocanın yakınları olduğu anlaşılmaktadır. “Facebook” isimli sosyal paylaşım sitesi kullanılarak kocanın, dayısıyla görüşmelerine ilişkin iletişim kayıtlarının da; davacının, sosyal paylaşım sitesinde kendisini “kocanın dayısı” yerine koymak suretiyle “dayısı ile koca” yazışıyormuş görüntüsü verilerek davacı tarafından oluşturulduğu, davacının da bunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde, sosyal paylaşım sitesi üzerinden yapılan görüşme kayıtları da vakıaların ispatında dikkate alınamaz (HMK md. 189/2).

Dosyada sözü edilen elektronik veriler dışında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizliği kabule elverişli ciddi sebep ve deliller tespit edilememiş, Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde yer alan çekilmezlik ve temelden sarsılma olgusu davada gerçekleşmemiştir. Bu durumda davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.05.02.2014