Etiket arşivi: Oranının

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları • SİGORTA KASKO POLİÇESİ,KUSUR ORANININ DİLEKÇEDE BELİRTİLMESİ

T.C.

T.C
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO. 2012/17-1581
KARAR NO. 2013/76
KARAR T. 23.1.2013

> KASKO SİGORTA POLİÇESİNE DAYALI TAZMİNAT– KUSUR ORANI– DAVA DİLEKÇESİNDE KUSUR ORANININ AÇIKÇA BELİRTİLMESİ– FAZLAYA İLİŞKİN HAKKIN SAKLI
TUTULMAMASI– ISLAH– FERAGATLE SONLANAN HAK— TAZMİNAT MİKTARINI ARTTIRMAK İÇİN VERİLEN ISLAH DİLEKÇESİ

6100/m.176
6762/m.1301

ÖZET : Dava, kasko sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; dava dilekçesinde davalıya atfedilen kusur oranına karşılık gelen tazminat miktarının ıslah dilekçesiyle artırılıp artırılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Davacı vekili, aracın hasarlanmasına neden olayda davalının % 50 oranında kusurlu olduğunu dava dilekçesinde açıkça belirtmiştir. Bu ifade ile davacı, kusur oranı yönünden talebini sınırlandırmış olup, davalının bu oranı aşan kusur oranı yönünden zımni feragatta bulunduğunun kabulü gereklidir. Zira davacı, dava dilekçesinde belirttiği kusur oranı yönünden fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı gibi ıslah dilekçesinde kusur oranını ıslah ettiği yönünde bir beyanda da bulunmamıştır. Tazminat miktarını artırmak için vermiş olduğu ıslah dilekçesiyle kendi feragatiyle sonlanan bir hakkı talep etme imkânı bulunmamaktadır.

DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkeme`since davanın kabulüne dair verilen 15.07.2009 gün ve 2009/304-1547 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi`nin 18.03.2010 gün ve 2009/8891 E., 2010/2378 K. sayılı ilamı ile;
( … Davacı vekili, müvekkili şirkete kasko sigortalı araç seyir halinde iken davalıya ait olan ve kapağı olmayan rögar çukuruna düşerek hasarlandığını ve hasar bedelinin sigortalılarına ödendiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kusur oranına isabet eden 972,50 TL`nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 12.5.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini 1.552,50 TL`ye yükselttiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili, hasarın müvekkili kurum ile ilgisinin bulunmadığını savunarak husumet itirazında bulunmuş, esas yönünden de davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan delillere göre, davanın kabulü ile 1.552,50 TL`nin 26.8.2008 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, TTK`nun 1301. maddesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Davacı sigorta şirketi, sigortalısına ödemiş olduğu 1.945,00 TL hasar miktarından davalı tarafın % 50 kusur oranına isabet eden 972,50 TL`nin tahsilini talep etmiş, bilahare bilirkişi raporu ile belirlenen tazminat miktarı ile kusur oranı yönünden ıslah dilekçesi vererek tazminat talebini 1.552,50 TL`ye yükseltmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalı taraf %75 oranında kusurlu bulunup sigortalı araç için toplam 2.070,00 TL gerçek zarar belirlenmiş ise de; davacı vekili dava dilekçesinde sigortalıya ödenen 1.954 TL zararın %50`sine isabet eden 972,50 TL tazminatı talep ettiğine göre, bu miktara karar verilmesi gerekirken, HUMK`nun 74. maddesine aykırı biçimde talep aşılarak yazılı olduğu şekilde fazla tazminata hükmolunması doğru görülmemiştir… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, kasko sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili tarafından kasko sigorta poliçesiyle sigortalanan aracın yolda seyir halinde iken davalı tarafa ait kapağı olmayan rögara düşmek suretiyle hasarlandığını, sigortalı araçta 2.245,00 TL hasar meydana geldiğini, davalının olayda % 50 kusurlu bulunduğunu, müvekkili şirketçe sigortalıya 26.8.2008 tarihinde 1.945,00 TL ödendiğini, hasar miktarının % 50 kusur nispetine isabet eden 972,50 TL`nin ödeme tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiş, 12.05.2009 havale tarihli ıslah dilekçesiyle de talebini bilirkişi raporuyla tespit edilen % 75 kusur oranına göre belirlenen 1.552,50 TL`ye yükseltmiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporuyla belirlenen % 75 kusur oranına göre davacının talep edebileceği tazminat tutarının ıslah dilekçesinde belirtilen 1.552,50 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde davalıya atfedilen kusur oranına karşılık gelen tazminat miktarının ıslah dilekçesiyle artırılıp artırılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

1- Davacı vekili, aracın hasarlanmasına neden olayda davalının % 50 oranında kusurlu olduğunu dava dilekçesinde açıkça belirtmiştir. Bu ifade ile davacı, kusur oranı yönünden talebini sınırlandırmış olup, davalının bu oranı aşan kusur oranı yönünden zımni feragatta bulunduğunun kabulü gereklidir. Zira davacı, dava dilekçesinde belirttiği kusur oranı yönünden fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı gibi ıslah dilekçesinde kusur oranını ıslah ettiği yönünde bir beyanda da bulunmamıştır. Bu nedenle de, tazminat miktarını artırmak için vermiş olduğu ıslah dilekçesiyle kendi feragatiyle sonlanan bir hakkı talep etme imkânı bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulu`nun 03.10.2007 gün ve 2007/4-613 E., 2007/713 K.sayılı ilamında da aynı ilke benimsenmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`ndaki görüşmeler esnasında birkısım üyelerce, somut olayda davacının davasını ıslah etmiş olduğu, dava dilekçesinde ileri sürdüğü kusur oranına karşılık gelen tazminat miktarını ıslah yolu ile artırmasının mümkün bulunduğunu belirtilmişler ise de, çoğunluk tarafından bu görüş kabul edilmemiştir.
2- Her ne kadar Özel Daire bozma ilamının ( 2 ) nolu bendindeki bozma kapsamının içinde “…HUMK`nun 74. maddesine aykırı biçimde talep aşılarak” hüküm kurulduğu belirtilerek yerel mahkeme kararı bu sebeple de bozulmuşsa da, yerel mahkemece davacı tarafın ıslah dilekçesinin geçerli olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş olduğundan somut olayda HUMK 74. madde hükmü anlamında bir talep aşımından söz edilemeyecektir. Bu nedenle, bozma ilamının ( 2 ) nolu bendinde yer alan “HUMK`nun 74. maddesine aykırı biçimde talep aşılarak” kelime dizininin ilamdan çıkartılmasının gerektiği Genel Kurul çoğunluğunca benimsenmiştir.
Bu itibarla direnme kararı yukarıda belirtilen gerekçe ile bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda ( 1 ) numaralı bentte gösterilen ilave nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenle Özel Daire bozma ilamında yer alan “HUMK`nun 74. maddesine aykırı biçimde talep aşılarak” kelimelerinin karar metninden çıkartılmasına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23.01.2013 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 03 Şub 2015, 17:56


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2010/12-124 K. 2010/110 T. 03.03.2010 *REESKONT FAİZ ORANININ “İSKONTO” ORANI OLDUĞU HAKKINDA

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2010/12-124

K. 2010/110

T. 03.03.2010

 

KARAR ÖZETİ :

 

  Nitekim, şikayete konu takip dayanağı ilamda yer alan asıl ve birleşen davaya konu alacaklar yönünden temerrüt ve dava tarihlerinden başlamak üzere "reeskont faizi"ne hükmedilmekle, bu faizin ticari işler için söz konusu olan yasal temerrüt faizi olarak hükme bağlandığı ve uygulanacak oranın da, T.C. Merkez Bankası'nın reeskont işlemlerinde uyguladığı oran olduğunun kabulü gerekir. İlamın infaz edilecek kısmı hüküm bölümü olduğuna ve hükmün yukarıda açıklanan içeriğinin aynen infaz edilmesinin gerekmesine göre, icra mahkemesinin yukarıda açıklanan hususlara değinen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup; onanması gerekir.

 

DAVA : 

 

Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesi'nden verilen 19.08.2009 gün ve 2009/1101 E. 2009/1269 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 25.11.2009 gün, 2009/12-504 Esas, 2009/548 Karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi karşı taraf/alacaklı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kâğıtlar okunduktan sonra, gereği görüşüldü:

 

KARAR : 

 

İstek, icra müdürlüğü işlemini şikayete ilişkindir.

Alacaklı şirketçe tazminattan kaynaklanan alacağın tahsili için Milli Savunma Bakanlığı aleyhine ilamlı takibe girişilmesi üzerine; borçlu eldeki şikayeti ile takibe konu alacak kalemlerinden faiz kalemini şikayetine konu etmiş; hesabın yanlış ve ilama aykırı olduğundan bahisle icra emrinin geçersizliğine ve dolayısıyla da iptaline karar verilmesini istemiştir.

 

Mahkemece; işin ticari olduğu saptanarak ticari reeskont ( temerrüt ) faizi uygulanmak sureti ile hesap yapan bilirkişi raporu esas alınarak şikayetin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Şikayetçi/borçlu vekilinin temyizi üzerine özel dairece;

( … 5335 Sayılı Kanunun 14. maddesi ile 3095 Sayılı Yasanın 1. maddesi ile değiştirildiğinden reeskont faizi yasal faiz olmakla yasanın yürürlük tarihi olan 01.05.2005 tarihi itibarı ile %12 ve değişen oranlarda uygulama yapılması gerekir. Zira 3095 Sayılı Yasanın 1. maddesinde belirttiği kriterlere göre Merkez Bankası'nın reeskont oranlarını belirtme yetkisi 5335 Sayılı Yasa ile kaldırılmıştır. Bu durumda diğer daire görüşlerine ve uygulamaya uygun olarak yeniden oluşturulan içtihatlarımız doğrultusunda somut olayın incelenmesinde; alacağa 23.06.2006 tarihi itibarı ile faize hükmedildiğinden ve bu tarih itibarı ile 3095 Sayılı Kanunun 5335 Sayılı Kanun ile değişik 1. maddesi yürürlükte bulunduğundan bu madde hükümlerinin tatbiki ile faiz oranlarının hesaplanması gerekir iken, bilirkişice işin ticari olduğu saptanarak ticari reeskont ( temerrüt ) faizi uygulanmak sureti ile sonuca gidilmesinin yerinde olmadığı… )

 

Gerekçesiyle karar bozulmuştur.

 

Karşı taraf/alacaklı vekilinin karar düzeltme istemi de oyçokluğuyla reddedilmiş; mahkemenin önceki kararda direnmesi üzerine şikayetçi/borçlu vekili hükmü temyiz etmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulu'nca, özel daire kararında yer alan gerekçelerle, direnme kararı oyçokluğu ile bozulmuş; karşı taraf/alacaklı vekili karar düzeltme isteminde bulunarak, direnme kararının onanmasını istemiştir.

Maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının içerikleri itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri ile 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 32 ve devamı maddeleri karşısında, takip dayanağı ilamın hüküm fıkrasında yer alan "reeskont faizi" ibaresinin, icra müdürlüğünce "yasal faiz" olarak yorumlanması ve uygulanmasına olanak bulunup bulunmadığı; varılacak sonuca göre de, faize ilişkin alacak kaleminin "yasal faiz" oranından mı, yoksa Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont oranı üzerinden mi hesaplanması gerektiği, noktasında toplanmaktadır.

 

Görülmektedir ki, eldeki uyuşmazlık, takip hukukuna ilişkin olup; ilama dayalı takipten ve bu takibe konu ilamda yer alan faizin hesaplanma biçiminden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlığın bu niteliği itibariyle, öncelikle, "ilam" ve "ilamların icrası" kavramları ile bunlara ilişkin hükümler, ardından da "yasal faiz", "yasal temerrüt faizi" kavramları ve bunların yasal dayanakları üzerinde durulmalıdır.

 

Alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilamı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir.

 

İlam, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ( HUMK )'nun 392. maddesinde: "Karar tahrir ve imza olunduktan sonra suretleri bir hafta içinde başkatip tarafından iki taraftan her birine makbuz mukabilinde verilir ve bir nüshası da dosyasında hıfzolunur. Suretler asılları gibi imza olunmakla beraber bunlara mahkemenin mühürü vazedilmek lazımdır. İki taraftan her birine verilen suretler ilamdır." şeklinde açıklanmıştır. Buna göre, kısaca ilam; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, 2004 sayılı îcra ve İflas Kanunu ( ÎÎK )'nun 38. maddesinde, gerçekte ilam olmadıkları halde yasa gereği "ilam mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilam niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

 

İlamların icrası ise, İİK'nun ikinci babında 24 ilâ 41'inci maddeler arasında düzenlenmiş; para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrasına ilişkin hükümlere de kanunun 32 ve ardından gelen maddelerinde yer verilmiştir. İİK'nun32. maddesinde; "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24'üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir" hükmü yer almaktadır.

 

İlam ve ilamların icrası özel bir öneme sahiptir. İlamlı takipte, mahkeme tarafından yazılıp, imza olunan ve mahkeme mührü ile mühürlenerek taraflara verilen ve böylece ilam niteliğini alan karar dayanak gösterilir ve bu şekliyle icra takibine esas alınır; icra emri de buna göre düzenlenir. Öyle ki, icraya konulan ilamdaki hükmün tavzihinin istenip, tavzihe karar verilmesi ve icra emrinde değişiklik yapılması gerektiğinde dahi borçluya yeni bir icra emri gönderilmesi gerekir. Ne icra müdürünün ne de bir başkasının ilamın hüküm fıkrasının değiştirilmesi anlamına gelecek işlem ya da yorum yapması olanaklı değildir. Para alacağını içeren bir ilamda faize de hükmedilmiş ise, alacaklının takip talebinde faiz oranını ve faizin başladığı günü göstermek suretiyle faizi istemesi olanaklıdır. Faiz istenmişse, bu halde icra emrinde bu talep de yer alır ve İİK'nun 32. maddesinin, hükmolunan şeyin cinsi ve miktarının icra emrinde gösterileceğine ilişkin açık hükmü gereğince, hükmolunan faizin de ilamın hüküm fıkrasında yazılı cins, miktar veya hesap tarzına uygun olması gerekir.

 

Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise, borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikayet yoluna başvurabilir ( İİK'nun 41, 16. maddeleri ). Şikayeti inceleyecek icra mahkemesinin yetkisi ise sınırlıdır.

 

Bu nedenledir ki, yerleşik yargısal uygulamada, ilamların infaz edilecek kısmının, hüküm bölümü olduğu, hükmün içeriğinin aynen infazı gerektiği ve gerek icra dairesi ve gerekse sınırlı yetkili icra mahkemesinin ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip olmadığı kabul edilmiştir ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.10.1997 tarih ve 1997/12-517 E. -1997/776 K.; 22.03.2006 gün ve 2006/12-92 E.-2006/85 K.; 25.06.2008 gün ve 2008/12-451 E. – 2008/453 K. sayılı ilamları ).

 

Şu durumda, ilamlı takibe konu ilamın hüküm fıkrasında faize ilişkin bölüm var ise, bunun ilama uygun biçimde hesaplanması gerekir. Hükme konu faiz, davadaki talep ve kararın mahiyetine göre yasal faiz olabileceği gibi, işin ticari olup olmamasına göre yasal ticari temerrüt faizi ya da yasal ticari olmayan temerrüt faizi olabilir. Buna göre takip dayanağı ilamı veren mahkeme hüküm fıkrasında yer vereceği faizi ve oranını 3095 Sayılı Kanun hükümlerine göre belirleyecek; bu ilamın icrasında da bu belirleme esas alınacaktır.

 

Yeri gelmişken, "yasal ( kanuni ) faiz" ve "temerrüt faizi" kavramlarının ayrı ayrı ele alınıp, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin değişiklik seyriyle birlikte irdelenmesinde yarar vardır:

 

Bilindiği üzere, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gerekip de miktarı sözleşme ile tespit edilmemiş olan hallerde gerek "yasal faiz" ve gerekse "yasal temerrüt faizi" yönünden uygulanması gereken hükümler, 19.12.1984 gün ve 18610 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanun ( 3095 Sayılı Kanun ) ile getirilmiştir.

 

Kanunun 1. maddesinde "yasal faiz", 2. maddesinde ise "yasal temerrüt faizi" düzenlenmiş; 2. maddede de ikili ayrıma gidilerek "ticari olmayan yasal temerrüt faizi" birinci fıkrada, "ticari olan yasal temerrüt faizi" ise üçüncü fıkrada olmak üzere ayrı ayrı hüküm altına alınmış; ticari olmayan temerrüt faizi yönünden açıkça 1. maddede yasal faiz için belirlenen orana atıf yapılmıştır.

 

3095 Sayılı Kanunun "Kanuni Faiz" başlıklı 1. maddesinin ilk hali aynen;

 

"Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse faiz ödemesi senelik yüzde otuz oranında yapılır.

 

Bakanlar Kurulu, ekonomik şartları dikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar arttırma ve eksiltme yapabilir. Bakanlar Kurulu'nun bu konudaki kararı, kararın alınmasını izleyentakvim yılı başından itibaren uygulanır."

"Temerrüt Faizi" başlıklı 2. maddesinin ilk hali ise;

 

"Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1'inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

 

Bakanlar Kurulu Kararı ile bu oran 1'inci maddesindeki oran dahilinde artırılabilir veya eksiltilebilir.

Ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosu yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile, ticari işlerde temerrüt faizi, TC. Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranına göre istenebilir.

 

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz" şeklindedir.

 

Bu hükümlere göre; 3095 Sayılı Kanun, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gerekip de, bu faizin miktarının sözleşme ile tespit edilmemiş olduğu hallerde uygulanacak "yasal ( kanuni ) faizi", 19.12.1984- 01.01.2000 arasındaki dönemde "senelik yüzde otuz oranında" olmak üzere belirlemiş ve Bakanlar Kurulu'nun ekonomik şartları dikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar arttırma ve eksiltme yapabileceğini, bu kararın alınmasını izleyen takvim yılı başından itibaren uygulanacağını düzenleme altına almıştır. Yasal temerrüt faizi yönünden ise ticari olmayan işler yönünden 1. maddeye atıf yapmış; ticari olan işlerde ise, ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosunun maddenin birinci ve ikinci fıkralarında açıklanan miktardan fazla olması halinde, arada sözleşme olmasa bile TC. Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranına göre istenebileceği, düzenlemesini getirmiş; temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarının yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde olması halinde ise, temerrüt faizinin, akdi faiz miktarından az olamayacağını hükme bağlamıştır.

3095 Sayılı Kanunun bu şekli karşısında; mahkeme, bir davada yasal faiz talep edilmişse kanunun 1. maddesine; yasal temerrüt faizi talep edilmişse de işin ticari olup olmamasına göre kanunun 2. maddesinin birinci ya da üçüncü fıkralarına göre hükmedeceği faizin cinsini ve oranını belirleyecektir.

 

Bu düzenleme, 01.01.2000 tarihine kadar uygulanmıştır.

Anılan kanunda 15.12.1999 tarih ve 4489 Sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış; bu değişiklikler 01.01.2000 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

Yapılan değişiklikle 3095 Sayılı Kanunun "Kanuni Faiz" başlıklı 1. maddesi aynen;

 

"Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme, yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur."

 

Şeklini almış; böylece yasal ( faiz ) ödemesinin yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ( TCMB )'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılacağı ve bu reeskont oranının belirlenmesinde o yılın 30 Haziran günü uygulanan reeskont oranının bir önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş veya daha fazla puan fazla olması halinde yılın ikinci yarısında bu fazla oranın geçerli olacağı kabul edilerek, belirlenen şartlarda iki dönem için ayrı oran uygulanacağı kabul edilmiştir.

Durum bu olunca, yasal faizin hesaplanmasında, yasanın önceki şeklinde gösterilen belli ve Bakanlar Kurulu'nca artırılabileceği kabul edilen oran uygulamasından vazgeçilerek; yasal faiz oranının hesabının TCMB'nın kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılması esası kabul edilmiştir.

 

Yine, 4489 Sayılı Kanunla "Temerrüt Faizi" başlıklı 2. maddesi de değişikliğe uğramış;

"Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1'inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

 

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz" düzenlemesi getirilmiştir.

Bu düzenleme ile madde üç fıkraya indirilmiş; öncesinde dördüncü fıkra iken ikinci fıkranın kalkması ile üçüncü fıkra halini alan ortak düzenleme ve ticari olmayan işler için temerrüt faizine ilişkin birinci fıkra aynen korunmuşken; ikinci fıkrada ticari temerrüt faizi oranının belirlenme şekli yeni bir yönteme bağlanmıştır. Bu yönteme göre, ticari işlerde taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece istenebilecek ticari temerrüt faizi oranı, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ( TCMB )'nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranıdır. Bu oran üzerinden temerrüt faizine hükmedilmesinin istenebilmesi için, TCMB'nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranının, maddenin birinci fıkrasındaki atıfla kanunun 1. maddesinde yer alan reeskont oranından fazla olması gerekir.

 

Kanunun bu şekli, 01.01.2000 – 01.05.2005 tarihleri arasında uygulanmış; bu dönemde yasal ( kanuni ) faiz ve ayrıca ticari olmayan işler için uygulanacak yasal temerrüt faizinin hesabında, TCMB'nın kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı esas alınmıştır. Ticari işlerde uygulanacak yasal temerrüt faizinin hesabında ise, ikinci maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve az evvel açıklanan hususlar gözetilmiştir.

3095 Sayılı Kanun son halini, 27.04.2005 gün ve 26798 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp, 01.05.2005 tarihinde de yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 14. maddesi ile yapılan değişiklik ile almış; bu Kanunun 29/c maddesiyle 2005 Mali Yılı Bütçe Kanunu'ndaki kanuni faiz oranını tespit eden 37/e maddesi de yürürlükten kaldırılmıştır.

5335 Sayılı Kanunun getirdiği ve halen yürürlükte bulunan bu değişiklikle, 3095 Sayılı Kanunun "Kanuni Faiz" başlıklı 1. maddesi aynen;

"Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır.

 

Bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir."

 

Şeklini almış; "Temerrüt Faizi" başlıklı 2. maddede ise değişiklik yapılmamıştır.

Ne var ki, 5335 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik, sadece 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesinde düzenlenen yasal faize ilişkin olmakla birlikte, kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasındaki açık yollama nedeniyle, ticari olmayan işlerde uygulanması gereken yasal temerrüt faizi oranlarını da etkilemiştir. 2. maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve ticari işler için söz konusu olan yasal ( akde dayanmayan ) ticari temerrüt faizi oranlarına ilişkin düzenleme ise aynen varlığını korumuştur.

Böylece, 01.05.2005 tarihinden itibaren uygulanmak üzere 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesinde yapılan düzenleme ile, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu' na göre faiz ödenmesi gerekip de bunun miktarının sözleşmeyle tespit edilmediği hallerde kanuni faiz oranı yıllık "yüzde oniki" olarak tespit edilmiş; bu oran, aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan hüküm gereğince, Maliye Bakanlığı'nın 16.12.2005 tarih ve 43953 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu'nun 19.12.2005 tarihli 2005/9831 sayılı kararı ile, 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık "yüzde dokuz" a indirilmiştir. Bu karar 30.12.2005 gün ve 26039 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

Şu hale göre; 5335 Sayılı Kanun ile "yasal faiz" ve buna yapılan açık atıf nedeniyle "ticari olmayan yasal temerrüt faizi" yönünden 3095 Sayılı Kanunun ilk şeklindeki hesap tarzına dönülmüş; 01.05.2005 tarihinden geçerli olmak üzere, yasal faizin hesabında TCMB'nın reeskont oranlarının esas alınması yönteminden vazgeçilmiştir.

Ticari işlerdeki temerrüt faiz oranına ilişkin yasal düzenleme ise değişikliğe uğramamıştır.

 

Önemle vurgulanmalıdır ki, 3095 Sayılı Kanunda yapılan değişiklikle yasal faiz ve ticari olmayan yasal temerrüt faizi yönünden hesap tarzı değiştirilerek yeni bir hesap tarzının belirlenmesi, böylece reeskont oranının madde metninden çıkarılması, onun varlığının tümüyle yok edildiği anlamına gelmemekte; dolayısıyla kanunun 1. maddesinde reeskont oranına yer verilmemesi, T.C. Merkez Bankası'nın reeskont işlemlerinde uygulanacak faiz oranını belirleme yetkisinin ortadan kalktığı sonucunu da doğurmamaktadır.

Zira, T.C. Merkez Bankası anılan oranları belirleme yetkisini kendi kanunundan almaktadır. 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nun 25 Nisan 2001 tarih ve 4651 Sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde temel görevi; "Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisi belirler. Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler….." olarak ifade edilmiş; maddenin devamında bankanın temel görev ve yetkileri detaylandırılmış; reeskont ve avans işlemleri yapmak da bunlar arasında sayılmıştır. Yine aynı kanunun "İlan Edilecek Hususlar" başlıklı 39. maddesinde: "Banka, Banka Meclisince zaman zaman tespit edilecek kendi işlemlerinde uygulayacağı reeskont, iskonto ve faiz hadlerini ve açık piyasa politikasının şartlarını ilan eder." denilmektedir.

Nitekim, 20.12.2005 tarih ve 26029 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca Uygulanacak Iskonto ve Avans Faiz Oranları Hakkında Tebliğ ile bu oranlar; "Bankamızca, vadesine en çok 3 ay kalan senetler karşılığında yapılacak reeskont işlemlerinde uygulanacak iskonto faiz oranı yıllık % 23, avans işlemlerinde uygulanacak faiz oranı ise yıllık % 25 olarak tespit edilmiştir." şeklinde belirlenmiş; bu oranlarda yapılan değişiklikler düzenli olarak ilan olunmaya devam edilmiştir.

Kısacası, T.C. Merkez Bankası'nca, kendi kanunundan aldığı yetki ile, vadesine en çok üç ay kalan senetler karşılığında yapılan reeskont işlemlerinde uygulanan yıllık iskonto oranlan ile avans işlemlerinde uygulanan yıllık faiz oranları halen tespit edilmekte ve düzenli olarak da ilan olunmaktadır.

 

Diğer taraftan, takip hukukunun gözetilmesini gerektiren eldeki şikayet, takibe konu ilamın hüküm fıkrasında yer alan faizin doğru hesaplanmadığına ilişkin olmakla, yapılacak inceleme, mahkemenin hüküm fıkrasında yer alan faizin hesaplanmasında ilama ve buna bağlı olarak yasaya aykırı bir yön bulunup bulunmadığı ile sınırlıdır. Bu sınır dışına çıkılarak ilamda hükmedilmesi gereken faizin ne olduğunun denetlenmesine olanak bulunmamaktadır, icra aşamasını ilgilendirmeyen bu denetlemeyi yapacak olan mercii ise kararın esası yönünden temyiz incelemesini yapacak olan ilgili dairedir.

Kaldı ki, avans işlemlerinde uygulanan yıllık faiz oranında faiz talep edebilecek olan alacaklı tacirin, çoğun için de azın da olduğu kuralıyla, bundan daha düşük orandaki faizi talep edebilmesi gerekir.

 

Mahkeme bu talebi yerinde görmüş ve hükmetmişse ilamın icrası bu oran üzerinden gerçekleştirilmelidir; bu karar bozularak faize ilişkin hüküm değişmedikçe, icra müdürlüğünün ve şikayet üzerine de dar yetkili icra mahkemesinin hükmü farklı yorumlaması ve değiştirmesi olanağı bulunmamaktadır.

 

Tüm bu açıklamalar, ortaya konulan yasal süreç ve konuya ilişkin hükümler ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

 

Ankara 13. icra Müdürlüğü'nün 2005/359 Esas sayılı takip dosyasında; alacaklı T…….inşaat Sanayi İhracat ithalat ve Tic. Ltd. Şti. tarafından, borçlu Milli Savunma Bakanlığı aleyhine ilamlı takibe girişilmiş; 30.03.2007 tarihli takip talebinde Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 23.11.2006 gün ve 2006/261 Esas, 2006/379 Karar sayılı ilamı dayanak olarak gösterilmiştir.

 

Takibe konu miktar 253.077.63.-YTL asıl alacak ile bu miktara 23.06.2003 dava tarihinden takip tarihine kadar işlemiş temerrüt faizi 343.102,97.-YTL'den ve diğer kalemlerden oluşan toplam 613.893,70.-YTL'dir. Aynı hususların yer aldığı icra emrinin 09.04.2007 tarihinde tebliği üzerine borçlu tarafından, 10.04.2007 tarihli eldeki şikayet yapılmış ve "takip dayanağı ilamda geçen reeskont faizinin yasal faize eşit olması nedeniyle yasal faizin uygulanması gerektiği, ilam ile icra emrinin çelişkili olduğu,.. 5335 Sayılı Kanundan sonraki dönem için de yasal faiz uygulanması gerektiği ve sonuçta da hesap yanlışları nedeniyle icra emrinin geçersizliğine karar verilmesi" istenmiştir.

 

 

Takip dayanağı ilama göre davacı tacir; dava ise, eser sözleşmesine dayalı alacak istemidir. Asıl ve birleşen davalar 23.06.2003 ve 23.10.2003 tarihlerinde açılmış olup; her iki tarih itibariyle de 3095 Sayılı Kanunun 4489 Sayılı Kanunla değişik şekli yürürlüktedir. Dava dilekçelerinde ise temerrüt olgusu açıklanarak reeskont faiz oranı üzerinden ticari temerrüt faizine hükmedilmesi istenmiştir.

Dava sürerken 3095 Sayılı Kanunun yasal faizi düzenleyen 1. maddesi 5335 Sayılı Kanunun 14. maddesiyle değiştirilmiş; bu değişiklik 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe girmekle, yerel mahkemece dosya bu tarihten sonra 23.11.2006 tarihinde hükme bağlanmıştır.

 

Mahkeme, reeskont oranı üzerinden faiz istemini kabul etmiş ve hüküm fıkrasında faize ilişkin olarak aynen; "..Asıl davada; davanın, 48.296,49.-YTL'lik kısmının kabulü ile işbu meblağın temerrüt tarihi olan 08.08.2003 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine… Birleşen davada; davanın, 253.077,63.-YTL'lik bölümünün kabulü ile işbu meblağın dava tarihi olan 23.06.2003 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine …, her iki dava yönünden de fazla istemlerin reddine.." hükmetmiştir.

Bu şekliyle ilamın hüküm fıkrasında yer alan faize ilişkin hüküm, yasal ticari temerrüt faizine ilişkin düzenleme içeren 3095 Sayılı Kanunun 2/2. maddesine dayanmaktadır.

 

Bu madde gereğince avans işlemlerinde uygulanan yıllık orana göre faiz talep edebilecek olan tacir, bu oranın altında bulunan reeskont faizi üzerinden karar verilmesini istemiş; mahkemece de bu faize hükmedilmiştir. Hüküm fıkrasında ticari temerrüt faizi ibaresinin kullanılmamış olması hükmedilen faizin yasal faiz olarak kabulünü gerektirmemektedir.

 

Yasal faize ilişkin 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesinde 5335 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle hesap tarzının değiştirilmesi ve artık yasal faizin hesabında reeskont oranının hesaplamada dikkate alınmaması, ticari olmayan temerrüt faizinin de yine aynı usulle belirlenecek olması, aynı kanunun değişikliğe uğramayan 2/2. maddesine dayalı istemi ve bunu kabul eden hükmü ortadan kaldıracak bir unsur olarak görülemez.

 

Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşmelerde özel daire sözcülerince savunulan ve bozma ilamında da işaret olunan "Merkez Bankası'nın reeskont oranlarını belirtme yetkisinin 5335 Sayılı Yasa ile kaldırıldığı, bu nedenle artık reeskont oranında faize hükmedilemeyeceği" ve "takip dayanağı ilamda hükmedilen faizin ticari temerrüt faizi olduğuna ilişkin bir belirleme olmadığından, bunun yasal faiz olarak uygulanması gerektiği" yönündeki görüşlerine, çoğunluk katılmamıştır.

 

Yukarıda ayrıntısıyla açıklanan yasal süreç ve ilgili yasa maddeleri karşısında sonuç itibariyle; 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'da 5335 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik, kanunun 1. maddesinde düzenlenen yasal faize ilişkin olmakla birlikte, yasanın 2. maddesinin birinci fıkrasındaki atıf nedeniyle ticari olmayan işlerde uygulanacak yasal temerrüt faizi oranlarını da etkilemektedir.

5335 Sayılı Kanunla 2. maddenin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmamış; ticari işlerde uygulanması gereken ve kısa vadeli avanslar için uygulanan faiz oranı üzerinden belirlenen yasal temerrüt faizi 4489 Sayılı Kanunla değişik şekliyle aynen korunmuştur.

5335 Sayılı Kanun ile 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesinde yapılan düzenleme ile yeni hesap tarzının getirilerek T.C. Merkez Bankası'nın belirlediği reeskont oranları üzerinden faiz hesap yönteminin bırakılması, sadece 3095 Sayılı Kanun yönünden söz konusu olup; bu kanun dışındaki uygulamalar yönünden bankanın reeskont oranlarını belirleme yetkisi devam etmektedir.

 

Gerek eldeki davadaki gibi hükme konu olması, gerekse taraflarca sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması hallerinde, TCMB'ca belirlenmekte ve ilan edilmekte olan reeskont oranı üzerinden faiz hesaplanabilecektir. Hükmün faize ilişkin bölümünün açıkça "Reeskont faizi" olarak adlandırılarak kurulmuş olmasına rağmen, yorumla bunun hükümde ifade edilmeyen yasal faizi ifade ettiğini kabule olanak bulunmamaktadır.

Dava açıldığı tarihte yasal faizin oran olarak reeskont faizine eşit olması davacının dava dilekçesinde talep ettiği reeskont faizinin yasal faiz olarak kabulü sonucunu doğurmaz.

 

Nitekim, şikayete konu takip dayanağı ilamda yer alan asıl ve birleşen davaya konu alacaklar yönünden temerrüt ve dava tarihlerinden başlamak üzere "reeskont faizi"ne hükmedilmekle, bu faizin ticari işler için söz konusu olan yasal temerrüt faizi olarak hükme bağlandığı ve uygulanacak oranın da, T.C. Merkez Bankası'nın reeskont işlemlerinde uyguladığı oran olduğunun kabulü gerekir. İlamın infaz edilecek kısmı hüküm bölümü olduğuna ve hükmün yukarıda açıklanan içeriğinin aynen infaz edilmesinin gerekmesine göre, icra mahkemesinin yukarıda açıklanan hususlara değinen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup; onanması gerekir.

SONUÇ : Karşı taraf/alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulu'nun 25.11.2009 gün, 2009/12-504 Esas, 2009/ 548 Karar sayılı bozma kararının kaldırılmasına; yerel mahkeme direnme hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 03.03.2010 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

 

KARŞI OY :

 

Takibe dayanak yapılan ilam içeriği uyuşmazlıkta davacı taraf 4489 Sayılı Yasa ile değişik 3095 Sayılı Yasanın 2/2. maddesi uyarınca avans faizi nisbetinde temerrüt faizi isteme hakkını haiz olduğu halde, anılan yasanın 2/1. maddesi uyarınca o tarihte yasal temerrüt faizi karşılığı olan reeskont faizi talebinde bulunmuş ve mahkemece de gerekçede bu hususta herhangi bir tartışmaya ve açıklamaya yer verilmeksizin hükmedilen alacağa reeskont faizi yürütülmesine karar verilmiştir. Derecattan da geçmek suretiyle kesinleşen ilamda uygulanan temerrüt faizinin türü ile ilgili herhangi bir gerekçe ve ibare yer almadığından hükmolunan faizin 3095 Sayılı Yasanın 2/1. maddesi uyarınca hükmedilmiş bir yasal faiz olduğunun kabulü yasal ve zorunluluktur.

 

Kaldı ki, kararda hükmedilen faizin yasal faizin üzerinde avans faizinin altında bir faiz olduğu açıklanmamıştır. O halde yürütülen faiz yasal faizdir. Takip sırasında bu hususta çekişme çıkarıldığında da elbette uyuşmazlığı inceleyen icra mahkemesince bu yönde bir tahlil yapılmak zorunluluğu vardır, icra mahkemesi kararında, yukarıda da belirtildiği üzere dayanak ilamda farklı bir gerekçe ve ibare yer almadığından temerrüt tarihinden itibaren hükmedilen faizin o tarihte reeskont faizinin yasal faiz karşılığı olması sebebiyle yasal faiz olduğunu kabul etmek zorundadır. Çünkü bu ihmal edilemeyecek bir yasal zorunluluktur. Uygulanan faizin yasal faiz karşılığı olduğu kabul edildiğinde de yasal faizin ileride olacak oransal değişikliklerinin icraca nazara alınması da mecburidir, icra memuru başlangıç faizinin oransal değişimlerini nazara alarak hesaplama yapacak ve şayet yapmaz ise bunun şikayet yoluyla düzeltilmesi yoluna gidilecektir. Somut olayda 5335 Sayılı Yasanın 14'üncü maddesi değişikliği ile 3095 Sayılı Yasanın kapital faizini düzenleyen 1. maddesindeki kanuni faiz oranı % 12'ye ve bilahare de % 9'a düşürüldüğünden 01.05.2005 tarihinden itibaren alacağa bu oranlarda temerrüt faizi yürütülmek gerekecektir. Takibe dayanak ilamda hükmedilen faizin ticari faiz karşılığı ve HUMK'nun 74'üncü maddesi uyarınca takiple bağlı kalınarak hükmedilen bir faiz olduğu hususunda açıklık olmadığından icra mahkemesince bu yönde aksine verilmiş bir karar, kesinleşmiş ilamın dolanılması sonucuna götürecektir.

 

Diğer taraftan, 3095 Sayılı Yasanın 1. ve 2. fıkralarında aksine bir sözleşme olmadığında TL üzerinden hükmolunacak alacaklara uygulanacak temerrüt faizi türleri yasal faiz ve ticari faiz olarak kararlaştırılıp başkaca bir temerrüt faizi türü öngörülmediğinden mahkemelerce bu anlamda 3'üncü tür bir temerrüt faizi uygulanamaz. Zira, yasa koyucu anılan kanunla yüksek enflasyon vs. faktörlerin de etkisiyle yeni bir kapital faizi ve temerrüt faizi rejimi getirmiş, özel kanunlardaki bir kısım faizlerin saklı olduğu belirtilerek Borçlar Kanunu'nun ve Türk Ticaret Kanunu'nun faizle ilgili hükümlerini ortadan kaldırmıştır. Bunlara TTK'nun 1461'inci maddesinde düzenlenen banka iskonto faizi ile ilgili düzenleme de dahildir. Bu itibarla, avans faizi oranında temerrüt faizi isteyebilecek olanların bu oranın altında yasal faiz oranının üzerinde bir faizi temerrüt faizi olarak istemeleri olanaklı değildir. Kaldı ki, usul hukuku kuralları da buna elvermemektedir. Ticari faiz karşılığı avans faizi isteyebilecek olan davacı taraf yasal faiz karşılığı reeskont faizi istemekle ticari faiz karşılığı avans faizi istemekten zımnen feragat etmiştir. Yani temerrüt faizi türü bakımından zımmi feragat gerçekleşmiştir. Zımnen feragatla düşmüş bir hak, feragat aynı zamanda bir maddi hukuk işlemi olduğundan geri kazanılamaz. Yasa koyucu 3'üncü tür bir temerrüt faizi türü kabul etmediğinden de feragatin avans oranı ile reeskont oranı arasına ilişkin olduğunun savunulması da mümkün olmayacaktır. Kaldı ki, somut uyuşmazlıkta davacı tarafın bu yönde bir talebi ve açıklaması da dayanak kararda yer almamaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nce benzer uyuşmazlıklarda TL bazında alacaklar için sözleşme olmadığında 3'üncü tür bir temerrüt faizi türü olmadığı içtihad olunmuştur. ( 2007/10737 E., 2008/14015 K" 15.12.2008 T., 2007/807 E., 2008/2514 K" 03.03.2008 T., 2006/14226 E., 2008/1041 K" 04.02.2008 T., 2008/7793 E., 2009/13138 K" 22.12.2009 T., 2008/5172 E., 2009/12749 K" 10.12.2009 T. ).

 

T.C. Merkez Bankası'nın 01.05.2005 tarihinden sonra kısa vadeli krediler için uyguladığı reeskont faizi oranı da bir sözleşmesel faiz olmadığı sürece, temerrüt faizi uygulamasında hiçbir önemi haiz değildir. Hukuken bu faizin bir derneğin üyelerinden aldığı aidatlar için kabul ettiği yasal faizin üzerinde ticari faizin altında gecikme faizinden farkı yoktur. Kaldı ki, böyle bir kabul uygulamada birçok soruna neden olacaktır. Zira başlangıçta avans faizi altında olan yasanın düzenlemediği 3'üncü tür bir temerrüt faizin oranının ileride avans faizinin üzerine çıkması imkansız değildir. Bu hususun kabulü yargılama sürecinin gereksiz şekilde uzamasına da neden olacak, mahkemelerce hangi faiz oranının daha yüksek olduğunun araştırılması külfetine girilecektir.

 

Açıklanan tüm bu nedenlerle davacı tarafın karar düzeltme isteminin reddi gerektiğinden sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

 

KARŞI OY :

 

Alacaklı tarafından ödenmeyen hak edişlerin tahsili için 2003 yılında açılan davaya ilişkin olarak Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce alacak bir ticari alacak olmasına rağmen ve ticari faizin talep edilmesi mümkün iken alacaklı taleple bağlı olarak ve dava tarihi itibarı ile yürürlükte olan 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesi dikkate alınarak madde tanımı içinde yer alan reeskont faizi ile tahsiline karar verilmiştir. Faiz kavramı genel olarak kanuni ve iradi olarak uygulanır. Yani taraflar arasında iradi olarak kararlaştırılmış sözleşme yapılmış bir faiz belirlemesi var ise hakim buna göre şayet yok ise kanunlarında öngörülen faiz oranlarını, şayet kendi özel kanunlarında bir faiz düzenlemesi yok ise genel düzenlemeyi içeren 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'u uygulayarak faize hükmeder. Aksi halde bunun dışında kanunda öngörülmeyen bir faize hükmedemez. 3095 Sayılı Kanuna göre ister adi ister ticari olsun taraflar sözleşme ile temerrüt faiz oranını emredici hükümlere aykırı olmamak şartıyla istedikleri gibi tespit edebilirler. Şayet sözleşme ile böyle bir oran tespit edilmemiş ise 3095 Sayılı Kanunun 2/1. maddesi hükmü gereğince kanuni faiz oranı temerrüt faiz oranı olarak uygulanır. 3095 Sayılı Kanunun 2/2. maddesine göre ticari işlerde temerrüt faizi avans faizi üzerinden istenebilir. Somut olayımızda taraflar arasında bir sözleşme olmadığından ve bu alacağa ilişkin olarak da yasal özel bir faiz düzenlemesi bulunmadığından hakim taleple bağlı kalarak dava tarihi itibarı ile 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesinde atıf yapılan reeskont tabirini dikkate alarak reeskont faizine hükmetmiştir. Şunu özellikle vurgulamak isterim ki, yasalarımızda ve Merkez Bankası'nın faize ilişkin açıklamalarında avans faizi adı altında bir faiz var ise de reeskont faizi diye bir faiz yoktur. Reeskont işlemine esas teşkil eden oran vardır ki, bu da iskonto oranıdır. Yani reeskont işlemleri Merkez Bankası'nca açıklanan iskonto oranları üzerinden gerçekleştirilmektedir. 3095 Sayılı Kanun 4.12.1984 tarihinde kabul edilmiş olup 1. maddesinde kanuni faiz % 30 olup bu oranı yasanın verdiği yetkiye binaen Bakanlar Kurulu belirliyordu ancak yasanın 1. maddesinde 15.12.1999 tarihinde değişiklik yapılarak aynen faiz ödemesinin Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont üzerinden yapılır düzenlemesi getirilmiştir. Söz konusu reeskont oranı 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur şeklinde düzenleme yapılarak reeskont oranlarının faiz uygulamasında dikkate alınmasını getirilmiştir. Bu sebepledir ki, uygulamada bu atıf sebebi ile uygulanan faize reeskont faizi tabiri kullanılmakta olup bunun doğru bir tabir olup olmadığını takdire bırakıyorum. 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesinde 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 Sayılı Kanunla değişiklik yapılmış ve ekonominin gerekleri dikkate alınarak borçlunun mağduriyetinin önlenmesi amacı ile yasa koyucu tarafından reeskont oranlarına yapılan atıf kaldırılarak borçlu lehine yeni bir düzenlemeye gidilmiş ve bir oran belirlenerek yasal faize dönüştürülmüş ve faiz oranlarını belirleme yetkisi de Bakanlar Kurulu'na verilmiştir. Bu oran % 9 olarak uygulanmakta olup halen Merkez Bankası'nın belirlediği reeskont oranı % 18'dir. Dolayısı ile yasa koyucu 3095 Sayılı Kanunun ilk uygulamasına dönmüş olmaktadır. Kanun değişikliği yayımı tarihinde yürürlüğe girdiğinden 01.05.2005 tarihinden itibaren uygulanması gerekir. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ise; adi işlerde gerek kanuni ve gerekse temerrüt faiz oranı aynıdır. 3095 Sayılı Yasanın 15.12.1999 gün ve 4489 Sayılı Kanunla değişik 2/1. maddesindeki düzenlemesi 1. maddeye atıf da bulunduğundan ve 1. madde de 5335 Sayılı Yasa ile değiştirildiğinden bu durumda temerrüt faizi eşittir yasal faiz olmuştur. Yani bu yasa değişikliğinin yürürlüğe girmesi ile ticari olmayan işlerde reeskont haddi üzerinden temerrüt faizi uygulanmasına son verilmiş olmaktadır. 5335 Sayılı Yasa ile ticari işlere ilişkin olarak 3095 Sayılı Kanunun 2/2. maddesinde herhangi bir değişiklik yapılmadığından taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça uygulanması gereken temerrüt faiz oranı Merkez Bankası'nca belirlenen kısa vadeli avanslar için uygulanan faiz oranı avans faiz oranıdır. Yasa koyucu zaman zaman ekonomik hayatın gereksinimine göre veya başka nedenlerle faiz uygulamasına müdahale etmektedir. Örneğin 2003, 2004 ve 2005 yıllarına ait bütçe kanunlarında yaptığı düzenleme ile öngördüğü faiz oranlarının genel bütçeye dahil daireler ile katma bütçeli idarelerin ilama bağlı borçları hakkında uygulanacağını belitmiş ve bu uygulama anılan bütçe kanunlarının Anayasa Mahkemesince iptal edilinceye kadar ve Anayasa Mahkemesi'nce verilen süre sonuna kadar uygulanmıştır. Şöyle ki; mahkemelerce genel bütçeye dahil daireler ile katma bütçeli idarelerin aleyhine ilama istinaden verilen kararlarda faiz olarak reeskont faizi, avans faizi ve bunun gibi başka bir faiz öngörülmüş olsa bile faiz ile ilgili yapılan düzenleme gereği bütçe kanununda öngörülen faizin uygulanmasına devam olunmuştur. Burada kanunun yürürlük tarihi itibarı ile mahkeme kararında belirlenen faiz dışında bir faiz uygulaması yapılmıştır. Takip konusu kararda avans faizine hükmedilmiş olsa bile yasa koyucunun müdahalesi ile avans faiz uygulaması sona erdirilmiş ve yeni belirlenen faiz oranları uygulanmıştır bu durumda yorum yapılmamıştır. Kanun uygulanmıştır. Olayımıza döndüğümüzde 5335 Sayılı Kanun uyarınca yapılan değişiklik ile reeskont oranlarına yapılan atıf kalkmış olmakla faiz belirlemesinde reeskonta esas teşkil eden iskonto oranlarının uygulanması da kaldırılmıştır. Bundan sonra mahkemelerce 3095 Sayılı Yasaya istinaden hükmedilecek faizlerde reeskont oranlarının uygulanması mümkün değildir. 5335 Sayılı Yasa ile atıf kalkmış olduğundan hakimin kararında hükmettiği reeskont faizine reeskont oranının uygulanmasına ilişkin dayanak kalmadığından burada reeskont oranları uygulanamaz. Hakim 3095 Sayılı Yasanın 1. maddesine göre hüküm tesis ettiğinden reeskont oranlarının uygulanması yasanın değişiklik tarihi olan 01.05.2005 tarihi itibarı ile yeni yapılan düzenlemeye göre yasal faiz oranları dikkate alınarak faiz miktarı tespit edilir. Bu yorum değildir. Değişen kanunun yürürlülük tarihi itibarı ile uygulanmasıdır. Aksi halde şöyle diyebilirmiyiz; hakim dava ve talep tarihi itibarı ile 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesindeki reeskont oranlarını dikkate alarak reeskont faizine hükmetmiştir ancak karar tarihinde de yasa yürürlükte olduğundan 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesinde yapılan değişikliği de bilmesine rağmen hakim reeskont oranlarının uygulanmasına devam edileceğini kabul etmiştir. Dersek işte yorum budur. Hakim tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda böyle bir yorum yapılarak faizin 01.01.2000 – 30.04.2005 tarihleri arasında 3095 Sayılı Yasanın yürürlükte olduğunu bu tarihler arasında 3095 Sayılı Yasanın 1. maddesine göre uygulama yapılacağını 01.05.2005 tarihinden sonra ise Merkez Bankası'nın belirlediği süre ve oranlara göre hesaplama yapıldığı belirtilmiştir. Kanuni faizin uygulanması gereken bir durumda hakim kanuni olmayan bir düzenleme uygulayarak sonuca gidebilir mi? Yukarıda belirttiğim üzere reeskont oranlarının uygulanmasına ilişkin madde değişmiştir. Yani reeskont oranlarının 3095 Sayılı Kanunun 1. maddesine göre uygulanmasına bir bakıma yetki veren düzenlemeyi yeni yasa ortadan kaldırmıştır. Bu nedenlerledir ki 3095 Sayılı Yasada yapılan değişiklikten sonra da olsa mahkeme kararında reeskont denilmiş olması yapılan bu değişiklik yürürlülük tarihi itibarı ile yasal faiz olarak anlaşılması gerekir.

 

Açıklanan nedenlerle dairemizin bozma kararının doğru ve yerinde olduğu kanaatindeyim ve değerli çoğunluğun görüşlerine arz ettiğim sebeplerle katılamıyorum.

 

*İş bu karar sayfamız tarafından yayıma hazır hale getirilmiştir.

YARGITAY 12.HD E.2010/100 K.2010/12367*Reeskont Faizinden MB’nın Reeskont İşlemlerinde Uygulanan İskonto Oranının Anlaşılması

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/100

K. 2010/12367

T. 13.5.2010

 

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyiz en tetkiki taraf vekillerince istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-) Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE;

2-) Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Takibin dayanağı olan İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27.3.2009 tarih ve 2005/661 esas, 2009/126 karar sayılı ilamı ile asıl ve birleşen davalarda toplam 339.325,95 TL'nin ilamda belirtilen tarihlerden itibaren değişen oranlarda ticari faizi ( reeskont faizi ) ile birlikte tahsiline karar verildiği görülmektedir.

5435 Sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 3095 Sayılı Kanun'un 1. maddesi değiştirilmiş ve 1.5.2005 tarihinden itibaren maddedeki reeskont oranı ibaresi kaldırılmış olup, icra mahkemesi kararının gerekçesinde de, 3095 Sayılı Kanunun mevcut halinde reeskont faizinin öngörülmediği ve ticari faizden kastedilenin 3095 Sayılı Kanunun 2. maddesindeki ticari işlerde uygulanan avans faiz oranı olduğu belirtilerek avans faiz oranları üzerinden hesaplama yapılmış ise de, HGK'nun 3.3.2010 tarih ve 2010/12-124 E., 2010/110 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere, 5435 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu 3095 Sayılı Kanun'un 1. maddesinden kaldırılmış olsa da reeskont oranının, Merkez Bankası tarafından reeskont işlemlerinde uygulanan iskonto oranı olarak tespit ve ilan edilmeye devam olunduğu da bir gerçektir. Bu durumda dayanak ilamda belirtilen reeskont faizi ibaresinden, Merkez Bankası'nın reeskont işlemlerinde uygulanan iskonto oranının anlaşılması gerekmektedir.

O halde mahkemece işlemiş faizin Merkez Bankası'nın reeskont işlemlerinde uyguladığı iskonto oranları üzerinden hesaplanması gerekirken, yazılı gerekçe ile faiz hesabında avans faiz oranları esas alınarak sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle mahkeme kararının yukarda ( 2 ) numaralı bentte yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.'nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 13.5.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.