Etiket arşivi: ŞARTA

Yargıtay HGK E. 2013/22-1158 K. 2014/743 * İşverenin işçiye işe başlaması için yaptığı şarta bağlı çağrının hukuki niteliği

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2013/22-1158
K. 2014/743
T. 1.10.2014
DAVA : Taraflar arasındaki “işçilik alacakları ve tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 4.İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.06.2009 gün ve 2007/496 E. 2009/541 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22.Hukuk Dairesi'nin 05.12.2011 gün ve 2011/12316 E.-2011/6707 K. sayılı ilamı ile;
( … 1- )Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- )Davacı işçi, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli olmayan nedenlerle feshedildiğini, iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespitine ilişkin işe iade davasının lehine sonuçlanarak kesinleştiğini süresi içerisinde işe başlama talebine rağmen davalı işveren tarafından sınav şartının ileri sürüldüğünü dolayısıyla aynı şartlarda işe başlatılmadığını belirterek işe iade davasında hüküm altına alınan 4 aylık ücret karşılığı tazminat, boşta geçen süreye ilişkin ücreti ile kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının faizleri ile ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde davacının işe başlatılmaya ilişkin talebinin tebliği üzerine 02.04.2007 tarihinde görev bölgesinde aynı görevle ve aynı şartlarla göreve başlamasının bildirilmesine rağmen davacının 02.04.2007 tarihinde iş yerine gelerek “Deniz Ticaret Odası bilgi işlem bölümünde çalışmakta olduğunu ancak bir hafta sonra 09.04.2007 yada 10.04.2007 tarihinde iş başı yapabileceğini belirterek iş yerini terk ettiğini davacının sınav şartını ileri sürüldüğü konusundaki iddasının gerçeği yansıtmadığını davacını işe davet edilmesine rağmen işe başlamadığını dolayısıyla iş sözleşmesini davacı tarafından sona erdirilmiş sayılacağını bu sebeple davanın reddine karar verilmesi istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı yasal süresi içinde davalı işveren tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücretler yönlerinden taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 21.maddesinin 5.fıkrasına göre, işçi kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. Aksi halde işverence yapılan fesih geçeri bir feshin sonuçlarını doğurur.
4857 sayılı İş Kanununda işçinin şahsen başvurması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. İşçi, işe başlatılma konusundaki iradesini bizzat işverene iletebileceği gibi, vekili ya da üyesi olduğu sendika aracılığı ile de ulaştırabilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen görüşü bu yöndedir. ( Yargıtay HGK, 17.06.2009 gün ve 2009/9-232E, 2009/278K. )
İşveren işe iade için başvuran işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde en az 4, en çok 8 aylık ücret tutarında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile boşta geçen süreye ait en çok 4 aya kadar ücret ve diğer hakları ödenmelidir.
İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. İşçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı İş Kanununun 21/5.maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir. ( Yargıtay 9.HD. 14.10.2008 gün 2008/ 29383 E, 2008/ 27243 K. ).
İşe iade yönündeki başvurunun 10 iş günü içinde işverene bildirmesi gerekmekle birlikte tebligatın postada gecikmesinden işçinin sorumlu olması düşünülemez.
İşverenin de işçinin işe başlama isteğinin kabul edildiğini 1 ay içinde işçiye bildirmesi gerekmekle birlikte, tebligat sorunları sebebiyle bildirimin süresi içinde yapılamaması halinde bundan işveren sorumlu tutulamaz. İşverence yasal süre içinde gönderilmiş olsa da, işçinin bir aylık işe başlatma süresi aşıldıktan sonra eline geçen bildirim üzerine makul bir süre içinde işe başlaması gerekir. Burada makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla 2 günlük süre olarak değerlendirilebilir. İşçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alması halinde ise, 4857 sayılı İş Kanununun 56.maddesinin son fıkrasında izinler için öngörülen en çok 4 güne kadar yol süresi makul süre olarak değerlendirilebilir. Bu durumda işçinin en fazla 4 gün içinde işe başlaması beklenmelidir.
İşverenin işe davete dair beyanının da ciddi olması gerekir. İşverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.
İşçinin işe iade sonrasında başvurusuna rağmen işe başlatılmaması halinde, işe başlatılmayacağının sözlü ya da eylemli olarak açıklandığı tarihte veya bir aylık başlatma süresinin sonunda iş sözleşmesi işverence feshedilmiş sayılır.
Somut olayda davacının işe iadesine ilişkin Bakırköy 2.İş Mahkemesinin 2006/1560 E-1226 K sayılı 24.08.2006 tarihli kararı 9.HD'ce 29.01.2007 tarihinde onanmak suretiyle kesinleşmiş davacı vekilince onama ilamı 12.03.2007 tarihinde tebellüğ edilmiş 10 günlük yasal sürede davacı 15.03.2007 tarihli noter ihtarnamesi ile işe başlatılma başvurusunda bulunmuştur. Davacının bu ihtarı üzerine davalı işveren 30.03.2007 tarihli noter ihtarnamesi ile fesih tarihi itibariyle çalışmakta olduğunuz görev bölgenizde aynı görevle ve aynı şartlarla çalışmanızı uygun bulunmuştur. 02.04.2007 tarihi itibariyle İstanbul adresindeki merkez ofisine başvurması gerektiği bildirilmiş, davacının 02.04.2007 tarihinde bildirilen adrese gelmesine rağmen halen dava dışı “Deniz Ticaret Odası bilgi işlem bölümünde çalışması nedeniyle bu işyerinden istifası için belirli ihbar sürelerini sonunda 09-10 Nisan 2007 tarihinde başlayabileceğini bildirerek iş yerineden ayrıldığına ilişkin İnsan Kaynakları müdürü, bu bölüm çalışanı, Veteriner bölümü ürün yöneticisi ve yine bu bölümün ruhsatlandırma sorumlusunun imzasını taşıyan tutanağın düzenlendiği yine davacının saat 9.30‘da işe başlamadan işyerinden ayrıldığına ilişkin 5 güvenlik görevlisinin imzasının bulnduğu tutanağın düzenlendiği görülmüştür. Tutanak tanığı Tahir Tuğrulcan Sağlam duruşmada verdiği ifadesinde tutanak içeriğini aynen tekrarla davacının başka bir yerde çalıştığını söylemesi üzerine tutanak tutulduğunu belirtmiştir.
Davacı Tanıkları Y. S., A. Z. G. yeminli ifadelerinde kendilerinin de işe iade davası ile işe döndüklerinde davalı işverenin eğitim ve sınav şartını ileri sürdüklerini ancak sınavda başarılı olunsa da olunmasa da işe başlatıldığını bu konuda işverenin iyi niyetli olduğunu sınavda başarılı olunmasa bile tekrar eğitime tabi tutulduklarını, esası itibariyle yeni ürün çıkması halinde zaten eğitime tabi tutulduklarını, sınavın resmi bir sınav konumunda olmadığını davalı tanığı S. S.ise ilaç sektörünü birebir insan sağlığını ilgilendirmesi nedeniyle ve çalışan personelini belirli bir dönemin geçirilmesi halinde bilgi güncellemesi yaptıklarını, sınavı geçmeyen için yeniden eğitim verildiğini salt sınavı geçmemenin işten çıkarılma nedeni olmadığını davacının işten çıkarılıp yeniden işe iadesi sırasında uzun süre geçmesi nedeniyle bilgi güncellemesi kapsamında eğitime tabi tutulmak istendiğini belirtmiştir.
Gerek davacı tanığı gerekse davalı tanığı anlatımlarından davacının işe iade sırasında eğitime ve eğitim sonucunda bir sınava tabi tutulma işleminin işin işleyişi ile ilgili bir prosedür olduğu, sınavda başarılı olunmaması halinde bile çalışanın işte kalmaya devam ettiği, dolayısıyla davacının işveren tarafından aynı şartlarla ve aynı görevle işe davet edildiği, davacı işçinin başka yerde çalışması nedeniyle işe başlamadığı, bu durumda davalı işveren tarafından yapılan feshin geçerli hale geldiği, fesih 4857 sayılı Yasanın 21/5.maddesi uyarınca geçerli bir feshin sonuçlarını doğuracağından davanın boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı talebi yönünden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- )Davalının yapmış olduğu 11.04.2005 tarihli ilk fesih geçerli hale gelmişse de, işe iade davasında da kabul edildiği gibi haklı sebebe dayanmadığından davacı kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacaktır. Ancak kıdem tazminatı hesaplanırken çalışılmayan dört aylık sürenin ilave edildiği hesaplamaya itibarla kıdem tazminatı isteğinin kabulü ayrı bir bozma sebebidir… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, boşta geçen süre ücreti, işe iade tazminatı ile ihbar ve kıdem tazminatı istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı işverenin işe kabulü sırasında davacının eğitim görmesi ve sınava girmesi gerektiğine ilişkin yeni şartlar ileri sürdüğünü, işverenin işe iade kararında yer almayan yeni şartlar ileri sürmesi nedeniyle işe davetin usulüne uygun olmadığını, dolayısıyla işe kabul edilmediğini belirterek, ihbar ve kıdem tazminatı ile işe iade kararında belirlenen boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatının davalı işverenden tahsilini, talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının işe giriş talebinin kabulü ile işyerinde hazır bulunmasının istendiğini, işyerine gelen davacının halen başka bir işte çalışmakta olduğunu, işe ancak bir hafta sonra başlayabileceğini bildirerek işyerini terk ettiğini, davacıya işe başlatılması için eğitim görerek sınavda başarılı olması şeklinde bir şart ileri sürülmediğini, tıbbi mümessillerin çalışma tarzı gereği eğitimin çalışmanın doğal bir parçası olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece “davalının işçiyi önce eğitime sonra sınava tabi tutmak istemesinin işe başlatmayı şarta bağlamak olduğu” gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece, davacı ile aynı konumdaki kişinin davasında verilen kabul kararının onanması nedeniyle bozmaya uyulmasının Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olacağı gerekçesiyle ve önceki gerekçe tekrarlanmak suretiyle davanın kabulüne ilişkin kararda direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında, mahkemenin bozma kararı sonrasında Bakırköy 4.İş Mahkemesinin 2006/2812 E. sayılı dava dosyasını celbederek inceledikten sonra, gerekçesinde incelediği bu dosyaya da yer vermesi nedeniyle direnme olarak adlandırılan kararın gerçekte yeni delile dayalı yeni bir hüküm niteliğinde olup olmadığı ön sorun olarak incelenmiş, mahkemenin bozma sonrasında aslını celbettiği dava dosyasına ait tanık beyanları ve karar örneğinin bozma öncesinde de dosya içerisinde yer alması karşısında, anılan dosyanın mahkeme veya Özel Daire tarafından incelenmemiş yeni bir delil niteliğinde olmadığı, önsorun bulunmadığı oyçokluğuyla kabul edilerek, işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalı işverenin işe başlatmayı şarta bağlayıp bağlamadığı, varılacak sonuca göre işveren tarafından yapılan feshin geçerli hale gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun “Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları” başlıklı 21. maddesi uyarınca,
“İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.
Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler.
Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.
İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret ile kıdem tazminatı, yukarıdaki fıkra hükümlerine göre yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir.
İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur…”
Görüldüğü üzere, işverence yapılan feshin geçersizliği ve işe iadenin geçerlilik kazanabilmesi için işçinin yasal süre içinde işe başlatılma isteğiyle işverene başvurması gerekir. Başvuru koşulu yerine geldiği takdirde fesih geçersiz hale gelir. Ancak işçinin işe başlaması için işverenin başvurudan itibaren bir ay içinde onu işe başlatması beklenir. İşveren işçiyi mutlak biçimde işe başlatmak zorunda değildir, kanun işverene seçimlik hak tanıyarak, işçiyi çalıştırma veya maktu bir tazminat ödeyerek sözleşmeyi sona erdirme imkanı tanımaktadır.
Belirtilmelidir ki, işçinin işe başlama yönündeki iradesinin samimi olması gerektiği gibi, işverenin işe davete dair beyanının da ciddi ve samimi olması gerekir. İşverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.
Bu nedenle işverenin işe davet ederken, işçinin hangi işte nerede ve ne şekilde, hangi şartlarla işe başlatılacağını, işe davet yazısında belirtmesi gerekir. Davette başlatılacak iş, başlatılacak işyeri, iş şartları, hazır olunması gereken tarih, verilen süre belirtilmemiş ise davetin ciddi ve samimi olup olmadığı tartışma konusu olacaktır.
Öte yandan, işverenin işçiyi işe başlatması şarta bağlı tutulmamalıdır. İşveren işe başlatmayı şarta bağlı tutmuşsa, bu işe başlatma daveti usulüne uygun sayılamayacağından, işveren işe başlatmamanın hukuki sonuçlarından, diğer bir ifade ile 4857 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre feshin geçersizliği davasında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile çalıştırılmadığı en çok dört aylık süre ücreti ve feshe bağlı diğer haklarının ödenmesinden sorumlu olacaktır.
Somut olayın incelenmesinde, dosya içeriği ve özellikle birbiri ile uyumlu tanık beyanları uyarınca; davacının işe başlamak üzere işverinin davetinde belirtilen yerde, belirtilen gün ve saatte hazır bulunduğu ancak, işverenin işe başlatmadan önce işe iade kararına aykırı olan ve işe davet yazısında belirtmediği bir eğitim ve sınava tabi kılma şartını dile getirdiği, bunun üzerine davacının işyerinden ayrıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan maddi ve hukuki açıklamalar doğrultusunda, davalı işverenin davacıyı işe başlatmadan önce eğitime tabi tutarak sonrasında yapılacak sınavda başarılı olma şartını ileri sürmesi nedeniyle işe başlatmayı şarta bağladığı, buna göre işverinin davacıyı işe başlatma amacı olmadığı, işe başlatma yönündeki iradesinin samimi olmadığı benimsenmiştir.
Buna göre; işverenin işe başlatma yönünde yaptığı şarta bağlı çağrının gerçek bir işe başlatma daveti olarak kabulü mümkün değildir.
Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.
Bu nedenle, direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı ( 561,81 TL ) bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 01.10.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İBRANAMENİN ŞARTA BAĞLANMASI VE GEÇERLİLİĞİ

T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2013/4759
KARAR NO. 2013/5807
KARAR TARİHİ. 11.11.2013

ÖZET : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için yapılan ilâmsız icra takibine itirazın iptâli ve takibin devamı istemine ilişkindir. Çek teslim ve ibraname başlıklı belgede çek bedeli ile avukatlık ücreti ve masraflarının ödenmesi süreye bağlandığı ve ödenmemesi halinde icra işlemlerine kaldığı yerden devam edileceği kararlaştırıldığından bu belge geciktirici taliki şarta bağlı bir ibranamedir. Çek vade tarihinden bir gün sonra ödenmekle birlikte avukatlık ücreti ve masraf olarak kararlaştırılan borç 12 gün sonra ödenmiştir. Bu suretle taliki şart gerçekleşmediğinden sözkonusu belge ibraname olarak geçersiz hale gelmiştir. Davacı iş sahibinin alacağının icra dosyası ve dava dosyası kapsamındaki delillere göre tespiti, yapılan ödemeler 818 Sayılı BK’nın 84. maddesi hükmünce öncelikle faiz ve icra masraflarından düşülerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için yapılan ilâmsız icra takibine itirazın iptâli ve takibin devamı istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın konusu kalmaması sebebiyle hüküm kurulmamasına dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2-Davacı yüklenici, davalı iş sahibi aleyhine İstanbul 2. İcra Müdürlüğü’nün 2010/4483 sayılı takip dosyasında 12.10.2009 gün 1744 sıra nolu 56.640,00 TL, 17.10.2009 gün 1745 sıra nolu 27.169,50 TL, 24.10.2009 gün 1746 sıra nolu 79.650,00 TL, 28.10.2009 gün 1747 sıra nolu 26.461,50 TL meblağlı faturalara istinaden 189.921,00 TL asıl alacak 14.632,55 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 204.553,55 TL alacak için asıl alacağa yıllık %27 faiz uygulanması istemiyle ilâmsız icra takibinde bulunmuştur. Davalı borçlu vekilinin süresinde yaptığı yetki ve borca itirazı üzerine alacaklı tarafından yetki itirazı kabul edilmekle dosya Bakırköy 3. İcra Müdürlüğü’ne gönderilerek 2010/4218 Esas numarasını almış, davalı vekilinin süresinde yaptığı borca itirazı ile takip durmuştur.

Davacı alacaklı vekili ile davalı şirket yetkilisi tarafından imzalanan 18.03.2010 tarihli çek teslimi ve ibraname başlıklı belge ile taraflar borcun tasfiyesi konusunda anlaşmışlardır. Borç miktarı, avukatlık ücreti ve masraflar hariç 192.000,00 TL olarak tespit edilmiş, bu borç için 07.04.2010 keşide tarihli 192.000,00 TL’lik çek davacıya verilmiş, avukatlık ücreti ve masraf olarak 07.04.2010 tarihinde 10.177,00 TL’nin alacaklı vekilinin banka hesabına yatırılması kabul edilmiştir. İbranamenin beşinci paragrafında ibraname şartlarına uyulduğu takdirde dava konusu bakım ve onarım yenilenmesi işiyle ilgili sözleşmenin taraflarca karşılıklı olarak feshedilmiş olacağı, son paragrafında da borçlu şirket tarafından bahsedilen çek bedeli ile 10.177,00 TL süresinde ödendiği takdirde Bakırköy 3. İcra Müdürlüğü’nün 2010/4218 sayılı dosyasında iş sahibinin borcu kalmadığı ve tüm sonuçları ile ibra edildiği, aksi halde alacaklı tarafından icra işlemlerine kaldığı yerden devam edileceği kararlaştırılmıştır. Sözkonusu çek teslim ve ibraname başlıklı belgede çek bedeli ile avukatlık ücreti ve masraflarının ödenmesi süreye bağlandığı ve ödenmemesi halinde icra işlemlerine kaldığı yerden devam edileceği kararlaştırıldığından bu belge geciktirici taliki şarta bağlı bir ibranamedir. 192.000,00 TL’lik çek 07.04.2010 tarihinden bir gün sonra 08.04.2010 tarihinde ödenmekle birlikte 10.117,00 TL borç kararlaştırılan 07.04.2010 tarihinde değil daha sonra 19.04.2010 tarihinde ödenmiştir. Bu suretle taliki şart gerçekleşmediğinden sözkonusu belge ibraname olarak geçersiz hale gelmiştir. Davacı iş sahibinin alacağının icra dosyası ve dava dosyası kapsamındaki delillere göre tespiti, yapılan ödemeler düşülerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Bu durumda mahkemece süresinde ödeme yapılmaması nedeniyle çek teslimi ve ibraname başlıklı belge, ibra belgesi olarak geçersiz hale geldiğinden takip dayanağı faturalarla ilgili davacının davalıyı temerrüde düşürüp düşürmediği araştırılıp yeniden alınacak bilirkişi raporu ile davacı alacağı hesap ettirilip davalının davada önce 08.04.2010 tarihinde yaptığı 192.000,00 TL ödeme 818 Sayılı BK’nın 84. maddesi hükmünce öncelikle faiz ve icra masraflarından düşülerek dava tarihi itibariyle davacı yüklenicinin kalan alacağı bulunup, davadan sonra 19.04.2010 günü yapılan 10.117,00 TL ödemenin icra müdürlüğünce infaz aşamasında dikkate alınacağı belirtilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, 11.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2002/13018
KARAR NO: 2003/5455
KARAR TARİHİ.: 26.05.2003

MÜDAHELENİN ÖNLENMESİ DAVASI
– ECRİMİSİL TALEBİ
– KOOPERATİFTEN ÇIKARILMA
– ÇIKARMA KARARININ İPTALİ İSTEMİ
– DAVADAN FERAGAT
– FERAGATİN ŞARTA BAĞLI OLARAK YAPILAMAYACAĞI

ÖZET: Davadan feragat, davacının dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan vazgeçmesidir. Feragat, şarta bağlı olarak yapılamayacağından açık ve anlaşılabilir ve kesin şekilde yapılmalıdır. Somut olayda, 21.6.2001 tarihli İbraname yukarıda açıklanan anlamında feragate yönelik olarak açık ve kesin değildir. Mahkemece, bu yön üzerinde durulmadan ve davadan feragat edilmiş olduğundan bahisle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir.

(1086 S. K. m. 91)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 1. Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19.06.2002 tarih ve 2002/232-2625 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi D. Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğunu, haksız olarak ortaklıktan çıkarıldığını ileri sürerek, çıkarma kararının iptalini talep etmiş, birleştirilen dava dosyasında, müvekkiline tahsis edilen dairenin davalı Ayhan Ö.’e tahsis edildiğini bu nedenle müvekkilinin dairesine yapılan haksız müdahalenin önlenmesini, ayrıca 1991 yılından itibaren hesaplanacak ecrimisilin tahsilini, daire verilmeyecekse bedelinin tazminini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, ihraç kararının iptaline ve davacıya verilecek konut bulunmadığından 6.091.350.659 lira tazminatın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalı kooperatiften tahsiline, davacının diğer işlemleriyle, davalı Ayhan Ö. hakkındaki davanın reddine dair verilen karar, Dairemizin 09.04.2001 tarih 2001/843-2889 sayılı kararı ile bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davacı asilin noterlikten vaki feragati sebebiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Davacı vekili, 30.9.1993 tarihli ilk dava dilekçesinde ihraç kararının iptalini istemiş, 27.11.1997 tarihli birleştirilen dava dilekçesinde ise, daire teslimini olmadığı takdirde bedelinin tazminini talep etmiştir. Mahkemece, davalı tarafından sunulan Bakırköy 2. Noterliğine ait 14565 yevmiye nolu İbraname uyarınca, feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosyada bulunan ve davacı tarafından inkar edilmeyen İbraname başlıklı belgede, davacı kooperatif aleyhine açtığı davalardan I Blok 39 nolu daire (tapu bağımsız bölüm nosu 86) karşılında feragat ettiğini beyan etmiş, yine, bu dairenin kendisine verilmediği takdirde eski haklarının baki olduğu belirtmiştir. Ayrıca, kooperatife olan borçlarının ödeme şekli düzenlenmiştir.
Davadan feragat, davacının dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan vazgeçmesidir. Feragat, şarta bağlı olarak yapılamayacağından açık ve anlaşılabilir ve kesin şekilde yapılmalıdır. Somut olayda, 21.6.2001 tarihli İbraname yukarıda açıklanan anlamında feragate yönelik olarak açık ve kesin değildir. Mahkemece, bu yön üzerinde durulmadan ve davadan feragat edilmiş olduğundan bahisle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 16 Ara 2014, 23:51


Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • İBRA NAMENİN ŞARTA BAĞLANMASI VE GEÇERLİLİĞİ

T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2013/4759
KARAR NO. 2013/5807
KARAR TARİHİ. 11.11.2013

> İLAMSIZ İCRA TAKİBİ ( İtirazın İptali İstemi – Geciktirici Taliki Şarta Bağlı İbranamede Çek ve Masrafların Ödenmesinin Süreye Bağlandığı Çekin 1gün Masrafların 12 Gün Sonra Ödenmesi/Taliki Şart Gerçekleşmediğinden Belgenin İbraname Olarak Geçersiz Hale Geldiği )

> ESER SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN İŞ BEDELİ ALACAĞI ( Geciktirici Taliki Şarta Bağlı İbranamede Çek ve Masrafların Ödenmesinin Süreye Bağlandığı Çekin 1gün Masrafların 12 Gün Sonra Ödenmesi/Taliki Şartın Gerçekleşmediği İbranamenin Geçersiz Hale Geldiği – İlamsız İcra Takibine İtirazın İptali ve Takibin Devamı İstemi )

> İBRANAME ( Geciktirici Taliki Şarta Bağlı/Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan İş Bedeli Alacağı İçin Çek ve Masrafların Ödenmesinin Süreye Bağlandığı Çekin 1gün Masrafların 12 Gün Sonra Ödenmesi – İlamsız İcra Takibine İtirazın İptali ve Takibin Devamı İstemi/Taliki Şart Gerçekleşmediğinden Belgenin İbraname Olarak Geçersiz Hale Geldiği )

• GECİKTİRİCİ TALİKİ ŞARTA BAĞLI İBRANAME ( Çek ve Masrafların Ödenmesinin Süreye Bağlandığı Çekin 1gün Masrafların 12 Gün Sonra Ödenmesi – Taliki Şart Gerçekleşmediğinden Belgenin İbraname Olarak Geçersiz Hale Geldiği/İlamsız İcra Takibine İtirazın İptali ve Takibin Devamı İstemi )

> ÇEK TESLİMİ VE İBRANAME ( Geciktirici Taliki Şarta Bağlı İbranamede Çek ve Masrafların Ödenmesinin Süreye Bağlandığı Çekin 1gün Masrafların 12 Gün Sonra Ödenmesi/Taliki Şart Gerçekleşmediğinden Belgenin İbraname Olarak Geçersiz Hale Geldiği – İlamsız İcra Takibi )

2004/m. 68

818/m. 84

ÖZET : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için yapılan ilâmsız icra takibine itirazın iptâli ve takibin devamı istemine ilişkindir. Çek teslim ve ibraname başlıklı belgede çek bedeli ile avukatlık ücreti ve masraflarının ödenmesi süreye bağlandığı ve ödenmemesi halinde icra işlemlerine kaldığı yerden devam edileceği kararlaştırıldığından bu belge geciktirici taliki şarta bağlı bir ibranamedir. Çek vade tarihinden bir gün sonra ödenmekle birlikte avukatlık ücreti ve masraf olarak kararlaştırılan borç 12 gün sonra ödenmiştir. Bu suretle taliki şart gerçekleşmediğinden sözkonusu belge ibraname olarak geçersiz hale gelmiştir. Davacı iş sahibinin alacağının icra dosyası ve dava dosyası kapsamındaki delillere göre tespiti, yapılan ödemeler 818 Sayılı BK’nın 84. maddesi hükmünce öncelikle faiz ve icra masraflarından düşülerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için yapılan ilâmsız icra takibine itirazın iptâli ve takibin devamı istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın konusu kalmaması sebebiyle hüküm kurulmamasına dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2-Davacı yüklenici, davalı iş sahibi aleyhine İstanbul 2. İcra Müdürlüğü’nün 2010/4483 sayılı takip dosyasında 12.10.2009 gün 1744 sıra nolu 56.640,00 TL, 17.10.2009 gün 1745 sıra nolu 27.169,50 TL, 24.10.2009 gün 1746 sıra nolu 79.650,00 TL, 28.10.2009 gün 1747 sıra nolu 26.461,50 TL meblağlı faturalara istinaden 189.921,00 TL asıl alacak 14.632,55 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 204.553,55 TL alacak için asıl alacağa yıllık %27 faiz uygulanması istemiyle ilâmsız icra takibinde bulunmuştur. Davalı borçlu vekilinin süresinde yaptığı yetki ve borca itirazı üzerine alacaklı tarafından yetki itirazı kabul edilmekle dosya Bakırköy 3. İcra Müdürlüğü’ne gönderilerek 2010/4218 Esas numarasını almış, davalı vekilinin süresinde yaptığı borca itirazı ile takip durmuştur.

Davacı alacaklı vekili ile davalı şirket yetkilisi tarafından imzalanan 18.03.2010 tarihli çek teslimi ve ibraname başlıklı belge ile taraflar borcun tasfiyesi konusunda anlaşmışlardır. Borç miktarı, avukatlık ücreti ve masraflar hariç 192.000,00 TL olarak tespit edilmiş, bu borç için 07.04.2010 keşide tarihli 192.000,00 TL’lik çek davacıya verilmiş, avukatlık ücreti ve masraf olarak 07.04.2010 tarihinde 10.177,00 TL’nin alacaklı vekilinin banka hesabına yatırılması kabul edilmiştir. İbranamenin beşinci paragrafında ibraname şartlarına uyulduğu takdirde dava konusu bakım ve onarım yenilenmesi işiyle ilgili sözleşmenin taraflarca karşılıklı olarak feshedilmiş olacağı, son paragrafında da borçlu şirket tarafından bahsedilen çek bedeli ile 10.177,00 TL süresinde ödendiği takdirde Bakırköy 3. İcra Müdürlüğü’nün 2010/4218 sayılı dosyasında iş sahibinin borcu kalmadığı ve tüm sonuçları ile ibra edildiği, aksi halde alacaklı tarafından icra işlemlerine kaldığı yerden devam edileceği kararlaştırılmıştır. Sözkonusu çek teslim ve ibraname başlıklı belgede çek bedeli ile avukatlık ücreti ve masraflarının ödenmesi süreye bağlandığı ve ödenmemesi halinde icra işlemlerine kaldığı yerden devam edileceği kararlaştırıldığından bu belge geciktirici taliki şarta bağlı bir ibranamedir. 192.000,00 TL’lik çek 07.04.2010 tarihinden bir gün sonra 08.04.2010 tarihinde ödenmekle birlikte 10.117,00 TL borç kararlaştırılan 07.04.2010 tarihinde değil daha sonra 19.04.2010 tarihinde ödenmiştir. Bu suretle taliki şart gerçekleşmediğinden sözkonusu belge ibraname olarak geçersiz hale gelmiştir. Davacı iş sahibinin alacağının icra dosyası ve dava dosyası kapsamındaki delillere göre tespiti, yapılan ödemeler düşülerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Bu durumda mahkemece süresinde ödeme yapılmaması nedeniyle çek teslimi ve ibraname başlıklı belge, ibra belgesi olarak geçersiz hale geldiğinden takip dayanağı faturalarla ilgili davacının davalıyı temerrüde düşürüp düşürmediği araştırılıp yeniden alınacak bilirkişi raporu ile davacı alacağı hesap ettirilip davalının davada önce 08.04.2010 tarihinde yaptığı 192.000,00 TL ödeme 818 Sayılı BK’nın 84. maddesi hükmünce öncelikle faiz ve icra masraflarından düşülerek dava tarihi itibariyle davacı yüklenicinin kalan alacağı bulunup, davadan sonra 19.04.2010 günü yapılan 10.117,00 TL ödemenin icra müdürlüğünce infaz aşamasında dikkate alınacağı belirtilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, 11.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
11.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2002/13018
KARAR NO: 2003/5455
KARAR TARİHİ.: 26.05.2003

MÜDAHELENİN ÖNLENMESİ DAVASI
– ECRİMİSİL TALEBİ
– KOOPERATİFTEN ÇIKARILMA
– ÇIKARMA KARARININ İPTALİ İSTEMİ
– DAVADAN FERAGAT
– FERAGATİN ŞARTA BAĞLI OLARAK YAPILAMAYACAĞI

ÖZET: Davadan feragat, davacının dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan vazgeçmesidir. Feragat, şarta bağlı olarak yapılamayacağından açık ve anlaşılabilir ve kesin şekilde yapılmalıdır. Somut olayda, 21.6.2001 tarihli İbraname yukarıda açıklanan anlamında feragate yönelik olarak açık ve kesin değildir. Mahkemece, bu yön üzerinde durulmadan ve davadan feragat edilmiş olduğundan bahisle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir.

(1086 S. K. m. 91)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 1. Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19.06.2002 tarih ve 2002/232-2625 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi D. Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğunu, haksız olarak ortaklıktan çıkarıldığını ileri sürerek, çıkarma kararının iptalini talep etmiş, birleştirilen dava dosyasında, müvekkiline tahsis edilen dairenin davalı Ayhan Ö.’e tahsis edildiğini bu nedenle müvekkilinin dairesine yapılan haksız müdahalenin önlenmesini, ayrıca 1991 yılından itibaren hesaplanacak ecrimisilin tahsilini, daire verilmeyecekse bedelinin tazminini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, ihraç kararının iptaline ve davacıya verilecek konut bulunmadığından 6.091.350.659 lira tazminatın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalı kooperatiften tahsiline, davacının diğer işlemleriyle, davalı Ayhan Ö. hakkındaki davanın reddine dair verilen karar, Dairemizin 09.04.2001 tarih 2001/843-2889 sayılı kararı ile bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davacı asilin noterlikten vaki feragati sebebiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Davacı vekili, 30.9.1993 tarihli ilk dava dilekçesinde ihraç kararının iptalini istemiş, 27.11.1997 tarihli birleştirilen dava dilekçesinde ise, daire teslimini olmadığı takdirde bedelinin tazminini talep etmiştir. Mahkemece, davalı tarafından sunulan Bakırköy 2. Noterliğine ait 14565 yevmiye nolu İbraname uyarınca, feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosyada bulunan ve davacı tarafından inkar edilmeyen İbraname başlıklı belgede, davacı kooperatif aleyhine açtığı davalardan I Blok 39 nolu daire (tapu bağımsız bölüm nosu 86) karşılında feragat ettiğini beyan etmiş, yine, bu dairenin kendisine verilmediği takdirde eski haklarının baki olduğu belirtmiştir. Ayrıca, kooperatife olan borçlarının ödeme şekli düzenlenmiştir.
Davadan feragat, davacının dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan vazgeçmesidir. Feragat, şarta bağlı olarak yapılamayacağından açık ve anlaşılabilir ve kesin şekilde yapılmalıdır. Somut olayda, 21.6.2001 tarihli İbraname yukarıda açıklanan anlamında feragate yönelik olarak açık ve kesin değildir. Mahkemece, bu yön üzerinde durulmadan ve davadan feragat edilmiş olduğundan bahisle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — 16 Ara 2014, 23:51


DANIŞTAY İDDK İtiraz No: 2012/720 SAĞLIK ÖZRÜ NEDENİYLE YER DEĞİŞTİRMENİN ŞARTA BAĞLANAMAYACAĞI

T.C.

DANIŞTAY.İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU.

YD İtiraz No: 2012/720.

 

İstemin Özeti : Danıştay İkinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunca verilen yürütmenin durdurulması istemi hakkında kısmen karar verilmesine yer olmadığına, kısmen ise reddine ilişkin 08/06/2012 günlü, E:2010/2883 sayılı kararın, yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin kısmına, davacı itiraz etmekte ve kararın kaldırılmasını istemektedirler.

 

Danıştay Tetkik Hakimi___________ :Ayşe Çakırca Rutbil

Düşüncesi_____________________ : Davacı itirazının reddi gerektiği düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

 

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Dava; 6.5.2010 günlü, 27573 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı

 

Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (n) bendinde yer alan “atanan kişileri” ibaresinin (sözleşmeli öğretmenleri kapsamadığını ileri sürerek eksik düzenleme nedeniyle), 9. maddesinin 2. fıkrasının, 14. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “… askerlik dahil…” ibaresinin , 15. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “… askerlik dahil…” ibaresinin, 19. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…bir defada…” ibaresinin, 26. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “… en az üç yıl…” ibaresinin, 26. maddesinin 2. fıkrasının, 26. maddesinin 4. fıkrasının, 28. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “… toplam 3 yıl süreyle…” ibaresinin, 32. maddesinin 1. fıkrası (p) bendinin, 33. maddesinin 3. fıkrasının, 34. maddesinin 1. fıkrasının (eksik düzenleme nedeniyle), 35. maddesinin 3. fıkrasının, 35.maddesinin 4. fıkrasının, 38.maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…zorunlu çalışma yükümlülüğünü tamamlayan öğretmenlerden…” ibaresinin, 38. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “… norm kadro açığı…” ibaresinin, 40. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “… yerleşim yeri dışındaki…” ibaresinin, 40. maddesinin 3. fıkrasında yer alan özür durumu da dahil olmak üzere…” ibaresinin, 45. maddesinin 2. fıkrasının ve 45. maddesinin 3. fıkrasının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılmıştır.

Danıştay İkinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunun 08/06/2012 günlü, E:2010/2883 sayılı kararıyla; Yönetmeliğin 40. maddesinin 3. fıkrasında yer alan özür durumu da dahil olmak üzere…” ibaresine karşı açılan davada yürütmenin durdurulması isteminin Danıştay İkinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunun 08/06/2012 günlü, E: 2010/2779 sayılı kararıyla kabul edildiği anlaşıldığından, aynı konuda yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca karar verilmesine yer bulunmadığına, dava konusu diğer maddeler yönünden ise yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar vermiştir.

 

Davacı, anılan kararın yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin kısmına itiraz etmekte ve yürütmenin durdurulmasını istemektedir.

 

Dava konusu Yönetmeliğin 35.maddesinin 3. ve 4.fıkraları dışınaki kısımlarına yönelik yürütmenin durdurulması isteminin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27/2. maddesindeki koşulların gerçekleşmemiş olması nedeniyle reddedildiği, davacılar tarafından öne sürülen nedenlerin de kararın bu kısımlarının kaldırılmasınıgerektirecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır.

 

Davacının Yönetmeliğin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına yönelik itiraz istemine gelince;

 

06/05/2010 günlü, 27573 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin “Özür durumuna bağlı yer değiştirmeler” başlıklı 35. Maddesinin 3.fıkrasında; “Özür durumuna bağlı yer değiştirme isteğinde bulunanlardan öğretmenlikte ve Devlet memurluğunda adaylıklarının kaldırılmış olması şartı aranır. Aday öğretmenlerin yer değiştirme istekleri değerlendirmeye alınmaz.” hükmüne yer verilmiş, 35. maddesinin 4. fıkrasında ise; “Bu Yönetmeliğin 14 ve 15 inci maddeleri kapsamında öğretmenliğe atananların, özür durumundan yer değiştirme isteğinde bulunabilmesi ipin son atandıkları görev yerlerinde en az bir yıl süreyle görev yapmış olmaları gerekir.” düzenlemesi yer almış, 31/08/2012 günlü, 28397 sayılı Yönetmelikle 35. maddenin 4.fıkrasındaki “14 ve 15 inci maddeleri” ibaresi “14 üncü maddesi” olarak değiştirilmiş, Yönetmeliğin “Açıktan ve kurumlar arası yeniden atama” başlıklı 14. maddesinde; eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfına dahil öğretmen unvanlı kadrolarda adaylıklarının kaldırılmış olması kaydıyla; Bakanlık kadrolarındaki görevlerinden ayrılanların, halen kamu kurum ve kuruluşlarında öğretmen veya başka unvanda görev yapanların; Devlet üniversitelerinde en az iki yıl süreyle öğretim üyesi, öğretim görevlisi, okutman, uzman ve araştırma görevlisi olarak halen çalışmakta olanlar ile bu unvanlarda aynı sürelerde çalışmış olup da bu görevlerinden ayrılmış olanların öğretmen olarak atanmak üzere bu kapsamda başvuruda bulunabilecekleri düzenlenmiş; öte yandan, Yönetmeliğin “sağlık durumu özrü” başlıklı 36. maddesinin 5. fıkrasında ise, sağlık özrüne bağlı olarak yapılacak yer değiştirmelerin zamana bağlı olmaksızın yapılacağı hükme bağlanmıştır.

 

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu fıkrada belirtilen yaşama hakkını doğrudan doğruya ilgilendiren hukuki kuralların oluşturulması sırasında gözönünde bulundurulması gereken temel husus, insan sağlığının korunmasının birincil öncelikli hedef olduğudur. Dolayısıyla, sağlık sorunlarının etkin ve süratli bir biçimde çözülmesini sağlayacak tüm hukuki ve tıbbi olanakların oluşturulması, istisna kabul etmeyen bir gerçektir.

 

Dava konusu, sağlık durumu özrüne bağlı yer değiştirme suretiyle atanma isteğinde bulunabilmeyi aday öğretmenler açısından ortadan kaldıran ve Yönetmeliğin 14. maddesine göre atananlar yönünden son atandıkları görev yerlerinde en az bir yıl süreyle görev yapmış olma şartına bağlayan dava konusu düzenlemeler; Anayasa’nın güvenceye aldığı “yaşama hakkının hukuka aykırı bir biçimde sınırlandırılması niteliğindedir. Bu nedenle, Yönetmeliğin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkralarının “sağlık durumu özrü” yönünden getirdiği engellemenin hukuka aykırılık oluşturması karşısında 35. maddesinin 3. ve 4. fıkralarında (sağlık durumu özrü yönünden) hukuka uyarlık görülmemiştir.

 

Açıklanan nedenlerle; dava konusu Yönetmeliğin 35. maddesi 3. ve 4. fıkraları yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinde öngörülen ve yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için gerekli olan koşulların gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından bu kısma yönelik davacı itirazının KABULÜ ile Danıştay İkinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunca verilen kararın bu kısmının kaldırılmasına ve davacının dava konusu Yönetmeliğin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına yönelik yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne, diğer kısımlar yönünden davacının itirazının REDDİNE, 06/06/2013 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

 

Başkan Sinan YÖRÜKOĞLU

KARŞI OY

X- Yönetmeliğin 35. maddesinin 3. fıkrası yönünden, yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi ipin. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinde öngörülen koşulların bakılan uyuşmazlıkta gerçekleşmediği anlaşıldığından, yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin Danıştay İkinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunca verilen karara yapılan itirazın reddi gerektiği oyuyla, karara bu madde yönünden katılmıyoruz.

Üye Kadir ÖZKAYA

Üye Yalçın EKMEKÇİ

KARŞI OY

XX-Yönetmeliğin “Hizmetin gereği olarak yapılacak yer değiştirmeler” başlıklı 40. maddesinin 2.fıkrasında; “Bu kapsamda II ipinde görev yerleri değiştirilmesi gerekenler, o il ipinde görevli oldukları yerleşim yeri dışındaki diğer eğitim kurumlarına, o il ipinde alanlarında ihtiyap bulunmaması halinde diğer illerde alanlarında ihtiyap bulunan eğitim kurumlarına.. zorunlu palışma yükümlülüğünü tamamlamamış olanlar zorunlu palışma yükümlülüklerini tamamlayabilecekleri hizmet alanlarına atanırlar.” kuralı yer almaktadır.

Dava konusu düzenleme ile Yönetmeliğin “Hizmetin gereği olarak yapılacak yer değiştirmeler” başlıklı 40. maddesi kapsamında yapılacak yer değiştirmelerin mutlaka öğretmenin görevli olduğu yerleşim yeri dışındaki bir eğitim kurumuna yapma zorunluluğu getirildiği, oysa hizmetin gereği olarak yapılan yer değiştirmelerin idari bir önlem olduğu hususu dikkate alındığında, dava konusu düzenlemenin bu kapsamda yer değişikliği yapılanların cezalandırılması niteliği taşıdığı anlaşıldığından, Yönetmeliğin 40. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “yerleşim yeri dışındaki” ibaresinin yürütülmesinin durdurulması gerektiği oyuyla, karara bu madde yönünden katılmıyorum.

Üye Namık Kemal ERGANİ