Etiket arşivi: TİCARİ

Danıştay İdare ve Vergi Daireleri Kararları • GAYRİMENKUL ALIM SATIMI, TİCARİ KAZANÇ OLARAK VERGİLENDİRME

DANIŞTAY 4. Daire
ESAS: 2011/9055
KARAR: 2014/911

İstemin Özeti : Davacının 2008 yılında yaptığı birden fazla gayrimenkul alım satımı nedeniyle elde ettiği ticari kazancını beyan etmediği ileri sürülerek bulunan matrah üzerinden salınan gelir vergisi, 2008/10-12’nci dönemi için salınan geçici vergi ile kesilen vergi ziyaı cezaları, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353/1’inci maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezası ile işe başlamayı bildirmediği iddiasıyla aynı Kanun’un 352/I-7 gereğimce kesilen usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Sivas Vergi Mahkemesinin 20/07/2011 günlü ve E:2010/634, K:2011/475 sayılı kararıyla; davacının, 2008 yılında Antalya Yeşilbayır Köyü Belediyesi’nden ihale ile beş taksitle aldığı beş arsayı aynı yıl içinde farklı alıcılara sattığının tespit edildiği, ticari faaliyet kapsamında olduğu ileri sürülen söz konusu arsaların alım ve satım bedelleri arasındaki farkın davacının beyanlarına dayalı olarak belirlendiği belirtilerek bu farkın matrah farkı olarak dikkate alınarak dava konusu cezalı gelir vergisinin salınıp, aslı aranmayan geçici vergi üzerinden vergi ziyaı cezasının kesildiği, anılan satışlar için fatura düzenlenmediği için özel usulsüzlük cezası ile işe başlamayı zamanında bildirilmemesi nedeniyle usulsüzlük cezası kesildiği, davacının 2008 yılı içerisinde çok sayıda gayrimenkul üzerinde yine çok sayıda tapu işlemine taraf olduğu ve gayrimenkul alım-satım işlemlerindeki yoğunluğu ticaret boyutuna vardırdığı sonucuna ulaşıldığından davacı adına salınan gelir vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezalarında ve işe başlamayı zamanında bildirmemesi nedeniyle kesilen usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı, uyuşmazlıkta özel usulsüzlük cezası kesilmesini öngören ve bu cezanın kesilmesine dair koşulları düzenleyen maddede belirtilen unsurların bir arada gerçekleşmediğinden davacı adına kesilen özel usulsüzlük cezasında yasal isabet görülmediği gerekçesiyle davanın kısmen reddine, kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulmasını istemektedirler.

Savunmanın Özeti : Davalı İdare temyiz isteminin reddi gerektiğini savunmuş, davacı, savunma vermemiştir.

Tetkik Hakimi Yavuz Şen’in Düşüncesi : Taraflarca temyiz dilekçelerinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından taraflar temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:

Davacının 2008 yılında yaptığı birden fazla gayrimenkul alım satımı nedeniyle elde ettiği ticari kazancını beyan etmediği ileri sürülerek bulunan matrah üzerinden salınan gelir vergisi, 2008/10-12’nci dönemi için salınan geçici vergi ile kesilen vergi ziyaı cezaları, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353/1’inci maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezası ile işe başlamayı bildirmediği iddiasıyla aynı Kanun’un 352/I-7 gereğimce kesilen usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davanın kısmen reddine, kısmen kabulüne karar veren Vergi Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

Davalı İdarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.

Davacının temyiz istemine gelince;

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3’üncü maddesinde, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu; vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği hükme bağlanmıştır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesinin 1’inci fıkrasında, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 3’üncü maddesinde, bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin ticari işlerden olduğu açıklanmış, Ticaret Sicili Tüzüğü’nün 14’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında ise, bir gelir sağlamayı hedef tutmayan veya devamlı olmayan faaliyetlerin ticari işletme sayılmayacağı belirtilmiş, 193 sayılı Kanun’un 37’nci maddesinin 2’nci fıkrasının 4’üncü bendinde de, gayrimenkullerin alım-satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri gelirin ticari kazanç olduğu öngörülmüştür. Buna göre, gayrimenkul alım satımının ticari faaliyet sayılabilmesi için ticari amaçla yapılması ve bu muamelelerin devamlılık arz etmesi gerekmekte olup, bu unsurun saptanmasının ise işin niteliği, özellikleri, organizasyonu ile muamelelerin sayısal çokluğu dikkate alınarak yapılabilecektir.

Davacı hakkında düzenlenen inceleme raporunda, 2008 yılında Antalya Yeşilbayır Köyü Belediyesi’nden ihale ile beş taksitte aldığı beş arsayı aynı yıl içerisinde farklı alıcılara sattığının tespit edildiği, söz konusu alım ve satım işlemlerinin ticari faaliyet kapsamında olduğu ileri sürülerek arsaların davacının ifadesine göre belirlenen alım ve satım bedelleri arasındaki farkın matrah farkı olarak esas alınarak dava konusu tarhiyatın yapıldığı, Vergi Mahkemesince, davacının 2008 yılı içerisinde çok sayıda gayrimenkul üzerinde yine çok sayıda tapu işlemine taraf olduğu ve gayrimenkul alım-satım işlemlerindeki yoğunluğu ticaret boyutuna vardırdığı sonucuna ulaşıldığından davacı adına salınan gelir vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezalarında ve işe başlamayı zamanında bildirmemesi nedeniyle kesilen usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık bulunmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.

Ancak, uyuşmazlık döneminde alınan beş taşınmazı ihale yoluyla satın alan davacının bu gayrimenkulleri aynı dönem içinde satması dışında taşınmaz alım satımı faaliyetine yönelik başka bir tespitin bulunmaması karşısında, yalnızca bir yıl içinde gerçekleşen söz konusu alım satımların devamlılık arz ettiğinin kabulü mümkün olmadığından 193 sayılı Kanun’un 37’nci maddesinin 2’nci fıkrasının 4’üncü bendinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bakımdan, söz konusu gayrimenkullerin elden çıkarılması ticari faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceğinden davacı adına salınan vergiler ve kesilen cezalarda hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle, Sivas Vergi Mahkemesinin 20/07/2011 günlü ve E:2010/634, K:2011/475 sayılı kararının redde ilişkin kısmının bozulmasına, davalı İdarenin temyiz isteminin reddiyle kararın kabule ilişkin kısmının onanmasına 17/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: admin — 23 Oca 2015, 17:21


İnternet Siteleri, Hukuki Yazılım ve Programlar • Ticari, Tıbbi ve Edebi Çeviri

Ticari, Tıbbi ve Edebi Çeviri

Teknolojinin çığır açtığı bilgisayar ve internet dünyası sayesinde iş olanaklarınızı olumlu yönde etkileyecek olan yabancı dil seçeneklerine daha kolay ulaşabilmeniz mümkün. Örneğin ticari metin çevirisi yapabilmek için http://www.protranslate.net/tr/ticari-ceviri/ ile çeviri yapmak ya da edebi çeviriler için http://www.protranslate.net/tr/edebi-ceviri/ tercümeleri yapmak kadar farklı seçeneklerde sitemizde mevcut ve sizleri beklemektedir. Online tıbbi çeviri seçenekleri de bu örneklerden biri.

Sadece kitap çeviri sayfası yeterli olmuyorsa diğer seçeneklere de platformumuzdan kolayca ulaşabilirsiniz. Doğru seçeneklerle çeviri yapmak istiyorsanız http://www.protranslate.net/tr/tibbi-medikal-ceviri/ seçeneklerine göz atabilirsiniz. Yabancı dil seviyenizi geliştirdikçe göreceksiniz ki okul hayatınızda da iş hayatınızda da rakiplerinizin bir adım önünde olacaksınız. Gelişen dünyada, küreselleşen dünyada yerinizi almak istiyorsanız siz de yabancı dilinizi geliştirmelisiniz. Bunun için de yapmanız gereken yabancı dil çalışırken güvenebileceğiniz bir siteyle çeviri yapmak. Gerçekten göreceksiniz ki kaliteli bir siteyle çalıştıkça yabancı diliniz gelişecek ve size çok şey katacak. Bunun için yapmanız gereken istediğiniz dil seçeneklerinin bulunduğu bağlantılarımızı kullanmak.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: Editör — 19 Oca 2015, 14:54


KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ / TACİR SIFATI / ÖZEL HUKUK KURALLARININ UYGULANACAĞI / TİCARİ İŞLETME İŞLETEN KAMU KURUMU

T.C.

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E: 2006/4-12
K: 2006/95
T: 22.3.2006
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ
TACİR SIFATI
ÖZEL HUKUK KURALLARININ UYGULANACAĞI
TİCARİ İŞLETME İŞLETEN KAMU KURUMU
3533 s. UMUMİ MÜLHAK VE HUSUSİ BÜTÇELERLE İDARE EDİLEN DAİ… [Madde 1]
233 s. KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE… [Madde 1]
233 s. KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE… [Madde 57]
Taraflar arasındaki “Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kumluca Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.5.2003 gün ve 2002/361-2003/159 E.K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 27.5.2004 gün ve 3802-6822 sayılı ilamı ile
( … 3533 sayılı Yasanın 1. maddesine göre genel, katma ve özel bütçelerle yönetilen daireler ve belediyelerle, sermayesinin tamamı devlete veya belediyelere yahut özel idarelere ait olan daire ve müesseseler arasında çıkan uyuşmazlıklardan adalet mahkemelerinin görevi içinde bulunanlar o yasada yazılı tahkim usulüne göre çözümlenir.
Davacının genel bütçeye dahil olması, davalının ise sermayesinin tamamı devlete ait bir müessese olması gözetildiğinde; dava konusu uyuşmazlığın çözümünün açıklanan yasal düzenleme karşısında hakeme ait olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla dava dilekçesinin görev yönünden reddedilmesi gerekirken, mahkemece işin esasının incelenmesi bozmayı gerektirmiştir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yemden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, tazminat istemine ilişkindir.
Davacı Orman Genel Müdürlüğü vekili; davalı şirkete ait elektrik dağıtım şebekesinin hatalı işletilmesi nedeniyle çıkan orman yangını sonucunda müvekkilinin, ağaçlandırma gideri ve yangın söndürme masrafı olmak üzere toplam 1.183.765.000 TL zarara uğradığını ileri sürerek, 1.183.765.000 TL tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı TEDAŞ Antalya Elektrik Dağıtım Müessesesi A.Ş vekili, olayda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı TEDAŞ Genel Müdürlüğü vekili, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin, “davalı Tedaş Genel Müdürlüğü’nün husumet sıfatının bulunmadığı diğer davalı Tedaş Antalya Elektrik Dağıtım A.Ş’nin olayda kusurunun saptanamadığı”oluşturulmuştur.
TEDAŞ Ana Statüsünün 4. maddesinde, bu teşekkülün elektrik dağıtımı yanında, faaliyet konulan ile ilgili menkul, gayrimenkul almak ayni ve fikri haklara tasarruf etmek için işletme, iştirak kurarak çalıştırabileceği ve bütün bunları bir ticari işletme kurup işleten tacir gibi verimlilik ve karlılık esaslarına göre yapabileceği belirtilmiştir. 29.2.1984 gün ve 2983 sayılı Kanun ile bu teşebbüs ve müesseselerin hisse senedi çıkarabileceği benimsenmiş ve bu Kanunun Anayasaya aykırı olmadığı Anayasa Mahkemesinin 18.2.1985 gün E: 1984/9. K: 1985/4 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları Hakkındaki Kanunun 9/2 ve 3. fıkralarında. KİTlerin kurduğu müesseseler ticari işletme olarak kabul edilmiş; bunların, faaliyette bulundukları yerin Ticaret ve Sanayi Odalarına kayıt olmaları hükme bağlanmıştır. Türk Ticaret Kanunu’nun 18/1. maddesinde, ticaret şirketleriyle gayesine varmak için ticari bir işletme işleten derneklerin ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kurulan teşebbüslerin tacir sıfatını taşıdıkları belirtilmiştir. Buradaki ‘Teşebbüsler” teriminin, 233 sayılı KHK’de belirtilen Kamu İktisadi teşekküllerini de kapsadığı; bu maddede “Kuruluş Kanunlarından” söz edilmekteyse de, bugün için Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kendi kuruluş kanunları bulunmadığı ve onların yerine Yüksek Planlama Kurulu tarafından ana statüler hazırlanıp bunlar Resmi Gazete’de ilan edildikleri için, anılan hükmü “Ana Statüleri gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek üzere kurulmak” şeklinde anlamak gerektiği benimsenmektedir. Buna göre, bir Kamu İktisadi Teşebbüsünün tacir sayılabilmesi için, ticari şekilde işletilmek üzere kurulması yeterlidir. Burada sermayenin kime ait olacağı bir kıstas olarak alınmamıştır. TTK Md. 18/1 uyarınca teşebbüslerin tacir sayılması için kanunda öngörülen iki şart birlikte aranmamakla, kendi kuruluş kanunları ( ana statüleri ) gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek cümlesinden sonra VEYA eki getirilerek “Ticari şekilde işletilmek üzere kurulan” teşebbüslerin de tacir sayılacakları belirtilmektedir. Öğretide baskın görüş de. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin tacir oldukları yönündedir ( Bkz. Ali Bozer, Sosyal Sigortalar Kurumunun Tacir Sıfatı, Batıder, 1962. C.L, s.4, sh.576; Yaşar Karayalçın, Ticari işletme, sh. 209; Öcal Akar, TTK’nın 18/1. Maddesinin Uygulanması Hakkında Bazı Düşünceler. Esader, 1975 sa: L sh. 238; Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 4. Baskı sh, ll8 vd., Ercüment Erdem, KİTlerin Tacir Sıfatı, 1992. sh. 49 vd ). Yine uygulamada Kamu İktisadi Teşebbüsü olmamakla birlikte Belediye. Vilayet gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan ve kuruluş kanunları uyarınca hususi hukuk hükümleri dairesinde yönetilecekleri açıklanan, aslında Kamu İktisadi Kuruluşu gibi tekel niteliğinde mal ve hizmet üreten ve kendilerini meydana getiren Belediye. Vilayet ve Kamu tüzel kişileri tacir sayılmadığı halde, kendileri TTK Md. 18/1 kapsamına giren birer tacir sayılan müesseselerin kendi aralarında ve üçüncü şahıslarla olan ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların zorunlu tahkime tabi olmayıp, adli yargıda görüleceği benimsenmektedir. ( Bu kurumlara örnek olarak: 205 sayılı Kanun ile kurulan Ordu Yardımlaşma Kurumu; 2560 sayılı Kuruluş Kanunu ile oluşturulan İSKİ, ASKİ, İzsu müesseseleri gösterilebilir. ) 28 Mart 1945 tarih ve 1/6 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde “Devlet İktisadi Teşekkülleri özel hukuk prensiplerine tabi olmak üzere kurulmuş müesseselerdir. Bu müesseselerin hukuk hayatında görülen sair teşekküllerden farkının sermayelerinin devlete ait olması ve bazı yönetim organlarının tayin usullerinde mevcut hususiyetten ibarettir. Gerçi bu teşekküllerin görecekleri vazifelerden bir kısmı devletin ekonomik politikasıyla ilgilidir. Ancak bu keyfiyet, iktisadi Devlet Teşekküllerine kamu hukuku müessesi vasfı vermeyip sadece kurucusunun devlet oluşundan ve kuruluşunun bir kanuna dayanmakta bulunmasından ileri gelmektedir” denilerek bu kuruluşların özel hukuk tüzel kişisi oldukları belirtilmiştir ( RG. 9 Şubat 1946 s. 6228 ). Yine 15 Mart 1950 tarih ve 29/5 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde de “Toprak Mahsulleri Ofisinin kendi çalışanları gerekçesiyle “davanın reddine” dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme, “davalının 3533 Sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı” gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir.
Bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalının 3533 sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadığı; bu konudaki saptamaya bağlı olarak da, eldeki davaya anılan Kanun çerçevesinde mecburi Hakem tarafından mı, yoksa genel mahkemece mi bakılacağı noktasında toplanmaktadır. Bir uyuşmazlığın 3533 sayılı “Umumi Mülhak ve Hususi Bütçelerle İdare Edilen Daireler ve Belediyelerle Sermayesinin Tamamı Devlete veya Belediye veya Hususi İdarelere Ait Daire ve Müesseseler Arasındaki İhtilafların Tahkim Yolu İle Halli Hakkında Kanun” çerçevesinde çözülebilmesi için, anılan Kanunun 1. maddesindeki açık hükme göre, uyuşmazlık; umumi, mülhak ve hususi bütçelerle idare edilen daireler ve belediyelerle sermayesinin tamamı Devlete veya belediye veya hususi idarelere ait olan daire ve müesseseler arasında çıkmış olmalı ve adli yargının görev alanı içerisinde bulunmalıdır. Uyuşmazlığın her iki tarafının da bu hüküm kapsamında olması zorunludur; aksi takdirde, davaya anılan Kanun çerçevesinde Mecburi Hakem Sıfatı ile bakılamaz. ”
Somut olayda davacının anılan Kanun kapsamında bulunduğu çekişmesizdir. Keza, uyuşmazlığın adli yargının görev alanı içerisinde olduğunda da kuşku ve duraksama yoktur. Antalya’da kurulu “Antalya Elektrik Dağıtım Müessesesi A.Ş” nin, 3533 Sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadığının aydınlığa kavuşturulabilmesi için, bu davalının tabi olduğu mevzuat ve hukuksal statüsü ortaya konulmalıdır.
Davalının 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında bulunduğu açıktır. Anılan KHK, Kamu İktisadi Teşebbüslerini İktisadi Devlet Teşekkülleri ve Kamu İktisadi Kuruluşları olmak üzere iki gruba ayırmıştır. Bunlardan iktisadi Devlet Teşekkülleri, sermayesinin tamamı Devlete ait olmak, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek ve hususi hukuk hükümlerine tabi bulunmak üzere; Kamu İktisadi Kuruluşları ise, yine sermayesinin tamamı Devlete ait olmak ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mallar ve hizmetler üretmek, pazarlamak üzere kurulmuşlardır. 233 sayılı KHK’nin 1. maddesinde İktisadi Devlet Teşekküllerinin ticaret şirketleri gibi verimlilik ve karlılık ilkeleri doğrultusunda çalışacakları vurgulanmış, sonraki hükümlerde Teşebbüslerin Kuruluş ve müesseseler biçimde teşkilatlanacakları açıklanmış, 16. maddede kurulacak müesseselerin statülerini veunvanlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirecekleri, bunların özel hukuk hükümlerine tabi olacakları, sorumluluklarının sermayeleri ile sınırlı bulunduğu, Genel Muhasebe Kanunu ile İhale Kanunu hükümlerinin bunlara uygulanmayacağı, Sayıştay denetimine tabi olmadıkları hükme bağlanmıştır. Kanun koyucunun özel hukuk hükümlerine tabi tutmak suretiyle, bunların birer ticaret şirketi veya tacir olduklarını benimsediği anlaşılmaktadır. 233 sayılı KHK’nin 5.7/2. maddesindeki, teşebbüslerin taşınır ve taşınmaz her türlü mallarının haczedilemeyeceğine dair hüküm 14.9.1994 gün 4011/1 sayılı Kanun ile iptal edilerek, bu teşebbüslerin mallarının haczedilebileceği hükmü getirilmiştir. Öte yandan, Vergi Usul Kanunu’nda da, müesseselerin tacirler gibi defter tutacakları ve gelirlerinin kurumlar vergisine tabi bulunduğu kabul edilmiştir.
233 sayılı KHK hakkındaki bu kısa açıklamadan sonra, davalı TEDAŞ’ın ana statüsü bakımından incelenmesinde yarar görülmüştür.
Türkiye Elektrik Kurumu 233 sayılı KHK’nin verdiği yetki ile Resmi Gazetenin 9 Kasım 1984 sayısında yayımlanan Ana Statü ile kurulmuş olup, Statünün 3. maddesinde kurumun tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk, hususi hukuk hükümlerine tabı ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu açıklanmıştır. 12.8.1993 gün ve 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Elektrik Üretim İletim A.ş. ( TEAŞ ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. ( TEDAŞ ) unvanı ile İktisadi Devlet Teşekkülleri ile aralarında hizmet bağıtı bulunduğuna göre, mevcut münasebetin hususi hukuk icaplarına ve aradaki bağıt hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği” vurgulanarak bu kuruluşların sermayesi Devlet tarafından konulsa bile özel hukuk tüzel kişisi oldukları ve doğan uyuşmazlık hakeme gitmeden özel hukuk hükümlerine göre genel adli yargı içinde çözümlenebileceği açıklanmıştır.
Yargıtay’ın kararlılık gösteren uygulamasında da, 3533 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlarla KİTler arasında çıkan uyuşmazlıkların 3533 sayılı Kanun çerçevesinde Zorunlu Tahkimde değil, Genel mahkemelerde görüleceği benimsenmiştir ( Hukuk Genel Kurulu’nun 25.2.2004 gün ve E: 2004/4-410, K: 2004/113; 19.10.2005 gün ve E:2005/3-560, K:2005/587; 7.12.2005 gün ve E: 2005/4-650, K: 2005/711 sayılı kararları bu yöndedir ).
Buraya kadar söylenenlerin ortaya koyduğu sonuç şudur: Kamu İktisadi Teşebbüsleri ticari işletme kurup işlettikleri için, tacirdirler. Sermayelerinin Devlete ait olması ve bazı yönetim organlarının tayin usullerinin özellik arz etmesi, bu kurumlara kamu hukuku müessesi vasfı kazandırmaz; özel hukuk tüzel kişileridirler ve haklarında hususi hukuk hükümleri uygulanır. Bu nedenlerle olayda 3533 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Önemle belirtilmelidir ki; mecburi tahkim, istisnai bir yoldur ve bu nedenle de, aralarındaki uyuşmazlıkların bu yolla çözülebileceği kurumlar özel bir kanunla, tahdidi ( sınırlayıcı ) bir biçimde gösterilmiştir. Kanunun sınırlayıcı yöntemle belirlediği bir kapsamın yorum yoluyla genişletilmesi ve bu meyanda, herhangi bir kurumun, salt sermayesinin Devlete ait olması ve bazı yönetim organlarının tayin usullerinin özellik arz etmesi gibi unsurlar göz önünde tutularak Kanun kapsamına dahil edilmesine çalışılması, en başta yorum ilkelerine ters düşer. Hal böyle olunca, davaya genel mahkeme sıfatıyla bakılıp sonuçlandırılması usul ve kanuna uygun olup, yerel Mahkemenin bu konuya ilişkin direnmesi yerindedir. Ne var ki, işin esasına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ : Açıklanan gerekçeyle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için, dosyanın 4. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 22.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

MENFİ TESPİT DAVASI / SENET İPTALİ TALEBİ / TİCARİ VEKİL

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU
E. 2006/19-165
K. 2006/213
T. 19.4.2006
MENFİ TESPİT DAVASI
SENET İPTALİ TALEBİ
TİCARİ VEKİL
2004 s. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [Madde 67]
Taraflar arasındaki “menfi tespit ve senet iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 5.Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.10.2003 gün ve 2002/401-2003/885 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04.11.2004 gün ve 2004/1379-11057 sayılı ilamı ile;
( … Davacı vekili, davalı tarafın toplam 23.370.000.000.- TL. bedelli dört adet bonoya dayalı olarak üç ayrı icra dosyası üzerinden müvekkili aleyhine takibe geçtiğini, bonolardaki keşideciye ait imzaların müvekkili şirketi temsile yetkili kişiye ait bulunmadığını belirterek bonolardan dolayı müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tesbitine ve bonoların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, takibe konu bonoların müvekkili tarafından dava dışı Barut Mühendislik Ltd.Şti.nden ciro yolu ile devralındığını, bonoları keşide eden Sıtkı Talas’ın davacı şirketi temsile yetkili bulunduğunu bildirerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuş ve %40 oranında tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, bonoları keşide eden dava dışı Sıtkı Talas’ın davacı şirketi temsile yetkili olduğu gerekçesiyle davanın reddine, bono bedelleri toplamının %40’ı oranında tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava konusu, lehdarı dava dışı Barut Mühendislik Mak.İnş.San.Tic.Ltd.Şti. hamili davalı olan 16.9.2002 vade tarihli 10.800.000.000.-TL. bedelli bononun davacı şirket adına Sıtkı Talas tarafından düzenlenip imzalandığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık adı geçen kişinin davacı şirket adına kambiyo senedi düzenlemeye yetkili olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı şirket tarafından Sıtkı Talas’a İzmir 23.Noterliğince düzenlenen 11.02.2002 tarihli vekaletname uyarınca “şirket adına her türlü ihaleye katılma, ihale gereklerini yerine getirme”konusunda yetki verildiği halde kambiyo senedi düzenleme yetkisi verilmemiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde anılan vekaletname içeriğine göre dava dışı Sıtkı Talas’ın ticari vekil mi yoksa ticari mümessil mi olduğunun saptanması önem arz etmektedir. Zira B.K.nun 453/2. maddesine göre ticari vekil açık yetki verilmedikçe kambiyo taahhütlerinde bulunamayacağı halde aynı yasanın 450/1. maddesi uyarınca ticari mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı müessese sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunma yetkisini haiz sayılır.
Somut olayda yukarıda sözü edilen vekaletnameye göre bonoyu düzenleyen Sıtkı Talas’ın davacı şirketin ticari mümessili olduğunun kabulü mümkün değildir. Adı geçen B.K.nun 453/2. maddesi hükmüne göre ticari vekildir. Kendisine kambiyo taahhütlerinde bulunma yetkisi verilmemiştir.
Mahkemece açıklanan bu yön gözetilmeden yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, icra takibine konu edilen bonolardaki imzaların, borçlu şirketi kambiyo taahhüdü altına sokmaya yetkili olan kişiye ait bulunmadığı iddiasına dayalı, menfi tespit ve senet iptali istemine ilişkindir.
Davacı Güney Mutfak San. ve Tic.Ltd.Şti. vekili, davalı tarafından davacı aleyhine üç ayrı dosya üzerinden icra takibi yapıldığını, takiplere konu edilen bonolardaki imzaların, davacı şirketi kambiyo taahhüdü altına sokmaya yetkili kişi olan Vedat Kocabaş’a ait bulunmadığını ileri sürerek, takibe konu senetlerden dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine ve senetlerin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Aydın Özkahraman vekili, davaya konu senetlerdeki imzanın, davacı şirketin yetkilisi Vedat Kocabaş’a değil, onun tarafından 11.02.2002 tarihli vekaletnameyle şirket temsilcisi olarak geniş yetkilerle donatılan Sıtkı Talas’a ait olduğunu, vekaletnamede verilen yetkilerin şirket adına bono tanzimini de içerdiğini; dava konusu senetlerin, dava dışı bir firma ile davacı arasında mutfak yapımına ilişkin alım ve monta£ sözleşmesi işinin bedeli karşılığında düzenlendiğini ve davalıya alacağına karşılık olarak senet lehdarınca ciro edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davacı vekili, cevaba cevap dilekçesinde, vekaletnamede vekil Sıtkı Talas’a senet düzenleme ve borçlanma yetkilerinin verilmediğini, bu kişinin ticari mümessil de olmadığını ileri sürmüştür.
Yerel Mahkemece; davacı şirketi temsile yetkili Vedat Kocabaş tarafından, Sıtkı Talas’a verilen vekaletnamede Sıtkı Talas’ın davacı şirket adına her türlü işlemi yapmak üzere en geniş yetkilerle senet imzalamaya, ahzu kabza yetkili kılındığı, dolayısıyla davacı iddialarının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; Özel Daire bu kararı yukarıdaki gerekçeyle bozmuştur.
Davalı tarafından, davacı şirket aleyhine İzmir 12.İcra Müdürlüğünün 2002/15352, 15353, 15354 esas sayılı takip dosyaları üzerinden 19.09.2002 tarihli takip talepnameleriyle kambiyo senetlerine mahsus yolla başlatılan icra takiplerinde, tümünün borçlusu davacı şirket, alacaklısı ise dava dışı Barut Mühendislik Makine İnş. San. ve Tic. Ltd.Şti. olan ve davalıya ciro edilen bonolara dayanıldığı; bu bonolarda davacı borçlu şirket adına atılan imzaların, davacı şirketi temsile yetkili Vedat Kocabaş’a değil, onun tarafından şirket adına verilen 11.02.2002 tarihli vekaletnameyle vekil olarak atanan dava dışı Sıtkı Talas’a ait olduğu, çekişmesizdir.
Bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamlarına göre, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, vekaletname kapsamına ve tanınan yetkilere göre, Sıtkı Talas’ın davacı şirketin ticari vekili mi, yoksa ticari mümessili mi olduğu; bu konuda yapılacak saptamaya göre de, takip ve dava konusu bonoları düzenleme yetkisine sahip bulunup, bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Söz konusu 11.02.2002 tarihli vekaletnamenin, vekil Sıtkı Talas’a verilmiş olan yetkilerle ilgili bölümü aynen “…Her nevi ihalelere, pazarlıklara, artırma ve eksiltmelere, müzayedelere şirketimizi temsilen iştirak etmeye, dilediği miktar kadar arttırma ve eksiltmelerde bulunmaya pey sürmeye, teminat bedellerini yatırmaya geçici teminatı kati teminata dönüştürmeye, gerektiğinde yatırmış bulunduğumuz teminat bedelleri ile banka teminat mektuplarını geri istemeye, almaya, ahzu kabza yatırılması gereken vergi resim, harç ve ceza ücretleri ile sair ücretleri yatırmaya, fazla yatırılanları veya iadesi gerekenleri geri almaya, ahzu kabza, sulh ve ibraya, ihalesi şirketimiz uhdesinde kalmış ve kalacak olan işler ile ilgili olarak ihale makam ve mercileri ile karşılıklı olarak düzenlenecek sözleşme, şartname, tutanak, mukavelename ve eklerini imza etmeye, neticelerini istemeye, teslim almaya, ihale konusu malların tesliminde hazır bulunmaya, kurulacak komisyon nezdinde alınacak kararları kabule veya redde, tutanak ve raporlarını imza etmeye, istihkak ve hak ediş rapor ve belgelerini düzenlemeye, imza almaya şirketimiz adına tahakkuk ettirilmiş veya ettirilecek olan istihkak hak ediş bedellerini istemeye, ahzu kabza, sulh ve ibraya, gerektiğinde ihalelerden çekilmeye, bu konuda beyan ve taahhütlerde bulunmaya, ihale konusu işlerle ilgili olarak ilgili idarelerce tarafımızdan düzenlenmesi istenilecek olan her türlü evrak kayıt ve kuyudatları beyan ve taahhütname, muvafakatname ve eklerini düzenlemeye, imzalar atmaya, ücretlerini ödemeye, ihale bedelleri çek olarak verildiğinde çekleri ilgili bankalardan tahsil etmeye, ahzu kabza, imzaya istihkak bedellerini dilediğine dilediği bedel ve şartlarla devir- teslim etmeye, sözleşmelerini imza etmeye, ilgili mercilere kayıt ve bildirimlerini yaptırmaya, imzalar atmaya,
Keza şirketimizin imal ederek satışını yapmış olduğu veya ileride satışını yapacak olduğu mallar ile ilgili olarak dilediği özel ve tüzel kişiler, şirketler, resmi kurum ve kuruluşlar, kooperatifler ve sair resmi kuruluş ve merciler ile ilgili sözleşmeler ( imal, satış ve monta£ sözleşmeleri ), protokoller yapmaya, şartlarını tayin ve tespite ek ve düzeltmeler yapmaya, dilerse sözleşmeleri feshetmeye, fesihnameleri imzalamaya, taahhütlerde bulunmaya, sözleşme mukabili satılacak olan malları nakil ettirmeye, satım ve nakli yapılmış ve yapılacak olan mallar ile ilgili olarak doğmuş ve doğacak belgeli ve belgesiz her türlü alacaklarımızı tahsil etmeye, ahzu kabza, sulh ve ibraya, imzalanması gereken evrak ve belgeleri imzalamaya, ibra vermeye, icabında çek kabul etmeye, çekleri ilgili bankalardan tahsil etmeye, ahzu kabza, alacaklarımızın havale edilmesi durumunda ilgili bankalardan havaleleri tahsile, ahzu kabza, yukarıda yazılı hususlar veya sair hususlardan dolayı ihtarname, ihbarname keşide etmeye, cevap vermeye, tebliğ ve tebellüğe, teslim ve tesellüme mezun ve yetkili olmak üzere…Sıtkı Talas’ı şirketimiz adına vekil olarak tayin ettim…” şeklindedir.
Bu vekaletnamede dava dışı vekile verilen yetkilerin iki ana grupta toplandığı; vekaletnamenin birinci bölümünde davacı şirket adına ihalelere katılma ve gereklerini yerine getirme, ikinci bölümünde ise davacı şirketin imal ve satışını yaptığı mallar yönünden ve bu kapsamlarla sınırlı olmak üzere gerekli işlemleri yapma konusunda yetkiler verildiği;ancak, davacı şirket adına kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisinin tanınmadığı açıkça görülmektedir.
Uyuşmazlığın üzerinde toplandığı yön itibariyle, öncelikle ticari vekil ve ticari mümessil kavramları hakkında şu genel açıklamaların yapılmasında yarar görülmüştür:
Ticari hayattaki yoğunluk ve karmaşıklık, ticari işletme sahibinin, belirli bir büyüklüğe ulaşmış olan işletmesini tek başına yönetmesini neredeyse imkansızlaştırdığı için, çeşitli yardımcıların kullanması zorunlu hale gelmektedir. Ticari mümessil ve ticari vekil, bu yardımcılardan ikisidir.
Gerek ticari mümessillik ve ticari vekillik;gerekse diğer yardımcılıklar ( örneğin komisyoncu, acente gibi ) Borçlar Kanunu’nun 32. maddesinde düzenlenmiş olan temsil müessesesinin, ticari hayatın söz konusu gereklerinden kaynaklanan, bu gerekliliklere uydurulmuş özel türleridir. Önemli bir ortak yön olarak, hem ticari mümessillik ve hem de ticari vekillik, tek taraflı bir hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerirler ve bu temsil yetkisinin verilmesinde etken olan alt ilişkiden bağımsız bir nitelik taşırlar.
Ticari mümessil, Borçlar Kanunu’nun 449/1. maddesinde, “Bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimse” olarak tanımlanmış; maddenin 2.fıkrasında, “Müessese sahibi, vekaletnameyi ticaret siciline kaydettirmeye mecburdur. Ancak kayıttan evvel dahi mümessilin muameleleri ile mülzemdir.” hükmüne yer verilmiştir.
Ticari vekil ise, Borçlar Kanunu’nun 453/1. maddesindeki tanıma göre, “Ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimse”dir. Maddenin 2. fıkrasında, ticari vekilin yetkilerinin mutad işlerin tümünü kapsadığı, ancak, açık bir yetki verilmedikçe ticari vekilin bazı işlemleri yapamayacağı belirtilmiştir. Tahdidi olarak gösterilen, özel yetkiyi gerektiren işlerden biri de, kambiyo taahhüdünde bulunmaktır.
Borçlar Kanunu’nun bu tanımlamaları itibariyle, ticari mümessil ve ticari vekil arasında ( görülmekte olan davaya konu uyuşmazlıkla sınırlı olarak ), ana hatlarıyla şu farkların bulunduğu görülmektedir:
Ticari mümessilin, bir işletmenin tüm işlerini idareyle görevlendirilmesine ve böylece, işletmenin belirli yetkilere sahip “idarecisi” niteliğinde olmasına ve adeta işletmenin sahibi imiş gibi işletme konusuna giren tüm işlemleri ( BK.nun 451. maddesindeki sınırlamalar dışında ) yapabilme yetkisine sahip bulunmasına karşın, ticari vekilin temsil yetkisi, işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır; ticari vekil, işletmenin yönetimine ve yürütülmesine ilişkin yetkilere sahip değildir. Dolayısıyla, ticari mümessil işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma yetkisine sahip olduğu halde, ticari vekil, kural olarak sadece olağan işleri yapabilir; ticari vekilin, olağan işler dışında kalan alanlarda işletmeyi temsilen işlem yapabilmesi, ancak, işletme sahibince o konuda özel olarak yetkilendirilmesiyle mümkündür. Bir başka fark da şudur: Ticari temsilcinin tersine ticari vekil, ticaret siciline tescil edilemez.
Borçlar Kanunu’nun 453/2. maddesindeki açık hükme göre de, ticari vekilin müvekkilini kambiyo taahhüdü altına sokabilmesi için, bu konuda kendisine açıkça yetki verilmiş olması şarttır. Oysa, ticari mümessilin kambiyo taahhüdünde bulunabilmesi, o yönde açık ve ayrıca verilmiş bir yetkinin varlığına bağlı değildir ( Tacir yardımcıları, ticari mümessil ve ticari vekil kavramları hakkında, bu kararın yazımında da yararlanılan ayrıntılı açıklamalar için, bkz: Prof. Dr. Feyzi Necmeddin Feyzioğlu, Ticari Mümessiller ve Diğer Ticari Vekiller, Ord. Prof. Dr. Halil Arslanlı’nın Anısına Armağan, İ.Ü.H.F. Yayını, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1978, sh: 407 ve devamı; Prof. Dr. Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 6. Baskı, Sözkesen Matbaası, Ankara 2001, sh: 167 ve devamı; Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Kambiyo Senetlerinde Temsile İlişkin Bazı Sorunlar, Temsil ve Uygulamada Vekalete İlişkin Sorunlar Sempozyumu, 14-16 Haziran 1976, İÜHF Yayını, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul 1977, sh: 35 ve devamı; Dr. İsmail Kırca, Ticari Mümessillik, Yetkin Yayınları, Ankara 1996, sh: 33 ve devamı ).
Yukarıda değinildiği üzere, gerek ticari mümessilin ve gerekse ticari vekilin temsil yetkisi, işletme sahibinin ( tüzel kişiliğe sahip işletmelerde, temsile yetkili olanın ) taraflı bir hukuki işlemine dayalıdır. Herhangi bir şekil şartına tabi olmamakla birlikte, Yasal düzenlemeler çerçevesindeki yerleşik uygulamada, işletme sahibinin bu konudaki tek taraflı hukuki işleminin, genellikle yazılı bir vekaletname verilmesi şeklinde tezahür ettiği bilinmektedir. Nitekim, somut olayda da, davacı şirket yetkilisince dava dışı Sıtkı Talas’a verilmiş bir vekaletname söz konusudur.
Vurgulanmalıdır ki; yukarıda yapılan açıklamaların da ortaya koyduğu gibi, bir kişinin ticari vekil mi, yoksa ticari mümessil mi olduğunun çekişmeli bulunduğu hallerde, öncelikle, o kişiye işletme sahibi ( veya işletmeyi temsile yetkili kişi ) tarafından verilen yetkilerin içerik ve kapsamları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır.
Eğer, verilen yetkiler, işletmenin hem olağan ve hem de olağanüstü nitelikteki bütün işlerinin idare edilmesine olanak tanıyan bir içerik ve genişlikte ise, ortada ticari mümessilin bulunduğu; buna karşılık, sadece olağan işlerle sınırlı bir yetki verilmiş ise, ticari vekilden söz edilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Yeri gelmişken şu da belirtilmelidir ki;olağan işlerin neler olduğunun belirlenmesinde, hem işletmenin niteliği, iş hacmi gibi unsurlar, hem de, yapılacak işlemlerin türü ve değeri göz önüne alınmalıdır. Örneğin, işletmenin satış politikasında değişikliğe gitmek, işletmede kullanılan makineleri daha yeni teknolo£iyle üretilmiş olanlarla değiştirmek konusunda sözleşmeler yapmak, olağanüstü nitelikteki işlemlerden sayılmaktadır.
Somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde:
Davacı şirket yetkilisi Vedat Kocabaş tarafından, davadaki menfi tespit istemine konu bonoları davacı şirket adına imzalayan dava dışı Sıtkı Talas’a verilen 11.2.2002 tarihli vekaletnamede tanınan yetkiler;davacı şirket adına ihalelere katılıp, ihalelerin gerektirdiği işlemleri gerçekleştirmekle ve davacı şirketin imal ederek sattığı mallarla ilgili bazı işleri yapmakla sınırlıdır. Bu kapsama göre, Sıtkı Talas’ın işletmenin tüm işlerini idareyle görevlendirilmiş olduğundan ve böylece, işletmenin belirli yetkilere sahip “idarecisi” niteliğini taşıdığından söz edilemez. Dolayısıyla, anılan kişinin ticari mümessil olmadığının, şirketin ticari vekili durumunda bulunduğunun kabulü zorunludur. Verilen vekaletnamede, kendisine, mutad işler yönünden geniş yetkiler tanınmış olması da bu sonuca etkili değildir.
Ticari vekil, yukarıda değinildiği üzere, açıkça yetki verilmedikçe, müvekkili adına kambiyo taahhüdünde bulunamaz. Yine yukarıda değinildiği gibi, anılan vekaletnamede, ticari vekil durumundaki Sıtkı Talas’a, davacı şirket adına kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi verilmemiştir.
Hal böyle olunca, Sıtkı Talas tarafından düzenlenen davaya konu bonoların, davacı Şirketi borç altına sokması mümkün değildir.
Yerel Mahkemece, aynı gerekçeye dayalı Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 19.04.2006 gününde, bozmada oybirliğiyle, bozma sebebinde oyçokluğuyla karar verildi.