Etiket arşivi: USULÜNE

Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları • HIRSIZLIK,SİGORTA BEDELİ TAHSİLİ TALEBİ,TİCARİ DEFTERLERİN USULÜNE UYGUN TUTUL..

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2003/13281
KARAR NO. 2004/9840
KARAR TARİHİ. 14.10.2004

> İŞYERİ HIRSIZLIK SİGORTA BEDELİNİN TAHSİLİ TALEBİ— TİCARİ DEFTERLERİN USULÜNE UYGUN TUTULMAMIŞ OLMASI— FAİZ ORANININ TEREDDÜDE YER VERMEYECEK AÇIKLIKTA BELİRLENMESİ GEREĞİ

6762/m.82, 1299/2
3095/m.2/2

ÖZET :1- Dava, işyeri sigorta poliçesi ile hırsızlık rizikolarının sigorta örtüsüne alınmış olmasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda poliçe özel koşullarının 5 nci maddesi ile zararın tespitinin giriş, çıkış ve envanter kayıtları ile yapılacağı, belge ile kanıtlanamayan emtialar için tazminat talebinde bulunulamayacağı benimsendiğine göre, bilirkişi raporunun da öncelikle bu çerçevede düzenlenmesi gerekmektedir. Ne var ki, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda davacının defterlerinin TTK.nun ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun biçimde tutulmadığı belirtilmiş, varsayımlara dayalı olarak da rizikodan bir gün önceki stok durumu belirlenmeye çalışılmış olup, bu tespitin de yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, sigorta poliçesi özel koşullarındaki zarar tespitine ilişkin delil sözleşmesi de dikkate alınmak suretiyle davacının uğradığı gerçek zararın inandırıcı bir şekilde belirlenebilmesi için varsayıma dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.

2- Hüküm fıkrasında, tazminata yasal ticari faiz uygulanmasına karar verilmiş olup, faizin niteliği ve oranının tereddüde yer vermeyecek biçimde açıklanmamış olması da bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 3.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29.05.2003 tarih ve 2001/1784-2003/672 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.10.2004 günde davacı avukatı Nurhayat T ile davalı avukatı Berk D gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalının işyeri sigorta poliçesi ile hırsızlık rizikolarına karşı da sigorta güvencesi verdiği müvekkilinin işyerinde 19.04.2001 tarihinde hırsızlık yapılması sonucu 4.500.000.000.-TL zarar oluştuğunu ileri sürerek, bu miktarın riziko tarihinden itibaren %84 ticari faiz ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, olay sonrasında görevlendirilen eksperce davacının defterlerinin incelendiğini ve defter giriş ve çıkış kayıtlarının sağlıklı tutulmadığının, faturasız mal giriş ve çıkışı bulunduğunun saptanıp herhangi bir hasar tespit edilemediğini, istenen faizin yüksek olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, hırsızlık sonucunda sigortalı işyerinden 4.500.000.000.-TL.lık zarar oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, bu miktarın 20.04.2001 tarihinden itibaren yasal ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, işyeri sigorta poliçesi ile hırsızlık rizikolarının sigorta örtüsüne alınmış olmasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Taraflar arasındaki 23.02.2001 tarihli sigorta poliçesinin özel koşulları 5 nci maddesinde hasar gerçekleştiğinde tazminatın, ancak giriş-çıkış ve envanter kayıtları ile diğer bütün evrakın inceleme ve saptanması sonucunda ödeneceği, sigortalının varlığını belge ile kanıtlayamadığı emtia ve demirbaşlar için herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacağı belirtilmiştir.

Somut olayda poliçe özel koşullarının 5 nci maddesi ile zararın tespitinin giriş, çıkış ve envanter kayıtları ile yapılacağı, belge ile kanıtlanamayan emtialar için tazminat talebinde bulunulamayacağı benimsendiğine göre, bilirkişi raporunun da öncelikle bu çerçevede düzenlenmesi gerekmektedir. Ne varki, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda davacının defterlerinin TTK.nun ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun biçimde tutulmadığı belirtilmiş, varsayımlara dayalı olarak da rizikodan bir gün önceki stok durumu belirlenmeye çalışılmış olup, bu tespitin de yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, sigorta poliçesi özel koşullarındaki zarar tespitine ilişkin delil sözleşmesi de dikkate alınmak suretiyle davacının uğradığı gerçek zararın inandırıcı bir şekilde belirlenebilmesi için varsayıma dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.

2- Ayrıca, hüküm fıkrasında, tazminata yasal ticari faiz uygulanmasına karar verilmiş olup, faizin niteliği ve oranı tereddüde yer vermeyecek biçimde açıklanmamış, infazda duraksamaya yol açacak bir ifade biçimi kullanılmıştır. O halde, davalının bu yöne ilişen temyiz itirazının da kabulü gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 375.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgiler: Tarih-Gönderici: hukukçu — Pzr Mar 15, 2015 4:46 pm


YARGITAY 4. CD E.2010/21275 K.2012/13997 *ADİL YARGILANMA HAKKI *İDDİANAMENİN USULÜNE UYGUN DÜZENLENMESİ *İFTİRA SUÇU UNSURLARI

T.C.

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ

ESAS NO. 2010/21275

KARAR NO. 2012/13997

KARAR TARİHİ. 11.6.2012

 

 

DAVA :

 

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

 

KARAR :

 

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

 

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

 

Ancak;

 

1 )CMK’nın 170/3-6 maddesi uyarınca iddianamede “Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeler, mevcut delillerle ilişkilendirilerek yüklenen suçu oluşturan olaylar” gösterilecek, aynı Yasa’nın 225. maddesine göre de hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilecektir.

 

Yasal düzenlemelerde açıkça belirtildiği gibi, hükmün konusu iddianamede gösterilen eylemdir. İddianamede açıklanan fiilin dışına çıkılarak dava konusu yapılmayan bir eylem nedeniyle yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması yasaya aykırıdır. Bu nedenle iddianamenin ayrıntılı olması, sanığa yüklenen fiilin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek şekilde açıklanması zorunludur. Sanık sorgusundan önce iddianame okunduğunda üzerine atılı suçun ne olduğunu anlamalı ve buna göre savunmasını yapabilmeli, kanıtlarını sunmalıdır. Yüklenen suç belirsiz olmamalı, açık ve net olarak belirlenmeli, savunma hakkı kısıtlanmamalıdır.

 

Yargılamaya konu somut olayda; iddianamede, sanığın iftira suçunu oluşturan herhangi bir eyleminden bahsedilmeksizin sadece mağdur ve sanıkların ifadelerine yer verilerek, Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişinin iddialarla ilgili işlem yapılmasına yer olmadığına dair raporundan bahsedilerek sevk maddelerine göre cezalandırma isteme şeklindeki iddianamenin suç yükleme niteliğinde sayılamayacağı, dolayısıyla anılan belgenin hukuken iddianame sayılamayacağı gözetilmeden usulüne uygun açılmamış bir davada hüküm kurularak AİHS’nin adil yargılanmayı düzenleyen 6. maddesine aykırı davranılması,

 

2 )Kabule göre de;

 

a )İftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekir. Yargılamaya konu somut olayda; sanığın, Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verdiği dilekçede, eski nişanlısı olan katılan hakkında, katılanın kendisine anlattığını ileri sürdüğü açıklamalarla desteklediği bir kısmı fiili olgulara dayanan açıklamalara yer vermesi karşısında; şikayetine konu iddialarının ispat edilememiş olmasının tek başına suçun oluşumu için yeterli sayılamayacağı gözetilip Anayasal bir hak olan şikayet hakkını kullanıp kullanmadığı tartışılıp değerlendirilmeden ve iftira özel kastı ile hareket ettiğine ilişkin kanıtlar gösterilmeden, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçe ile hükümlülük kararı verilmesi,

 

b )5271 sayılı CMK’nın 5728 sayılı Yasa ile değişik 231/5. maddesi uyarınca, mahkemece hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; sanığın, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyetinin bulunmaması, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi ve nihayet sanığın kabulü gerekmektedir. Önceki hükümlülük kararının yargılamaya konu suçtan sonra kesinleşmiş veya silinme koşullarının gerçekleşmiş olması, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel oluşturmamaktadır. Maddenin 6/c fıkrasında belirtilen zarar kavramı ise, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 11-250/13 sayılı kararında da kabul edildiği gibi belirlenebilir, ölçülebilir, somut maddi zarar olup manevi nitelikteki zararı kapsamamaktadır.

 

İncelenen dosyada, sanığa yükletilen iftira suçunun mağdurunun, ne şekilde maddi nitelikte bir zararının olduğu açıklanarak sanığın hukuksal durumunun, belirtilen yasal ölçütlere göre değerlendirilmesi yerine “mağdurun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle giderilmediği” şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

 

SONUÇ :

Yasaya aykırı ve sanık Ş.Aylin müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.